Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

1993 Öncesinde Hakkari ve Kuzey Irak Dağlarındaki Askerler

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

1993 Öncesinde Hakkari ve Kuzey Irak Dağlarındaki Askerler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 22:16

1993 ÖNCESİNDE Hakkari ve Kuzey Irak Dağlarındaki Askerler

"Ey oğul, bir gün yazıcı olursan,
Kuşkunun, birikmenin ve beklemenin yazıcısı,
Saten masal anlatma ülkemin çocuklarına."

1974-1975 yıllarında Kars-Iğdır'da Hudut Bölük Komutanıydım, Üsteğmendim. Bölük merkezi, Taşburun isimli bir köyün yakınında olduğundan, bölük, Taşburun Hudut Bölüğü olarak tanımlanır. Bölük merkezi, SSCB'nin Ermenistan sınırına 6 km. mesafedeydi. Araş Nehrinin çizdiği sınırdan 19 ve 25 numaralı hudut taşları arasında kalan 46 km'lik bir hudut hatundan sorumluydum.

Elimdeki güç, 7 subay-astsubay, 225 asker1, 25 at, 13 katır, 7 motorlu araçtan ibaretti. Bu mevcutla 7 karakol ve müfreze halinde siyasi hudut boyunca tertiplenmiş durumdaydık. Genel coğrafi konumumuz Büyük ve Küçük Ağrı Dağları ile Araş Nehri arasıydı. Tam karşımızda ise geniş bir alana dağılmış olan Ermenistan'ın başkenti Erivan şehri bulunuyordu.

Bölgede Türk ve Kürt vatandaşlar birbirinden ayrı köylerde yaşıyorlardı. Geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktı. 1975 baharında bölüğün at, katır ve koyunlarını taze otlaklarda bir kaç ay beslenmeleri için Ağrı Dağlarının ortasında kalan Serdarbulak yaylalarına göndermiştim. Aradan bir aya yakın bir zaman geçince durumlarını görmek için Serdarbulak yaylasına gitmeye karar verdim. İki saate kadar yakın ciple tırmandık, fakat öyle bir yere geldik ki artık cipin devam etmesi imkansızdı. Şoförü ve aracı bıraktım. Yanımdaki piyade tüfeği ve av tüfeğinden, av tüfeğini alarak yaya olarak tırmanmaya başladım. Bir saat sonra yaylanın düz kısmına ulaştım. Diz boyu ot vardı, sanki bir ot denizinin içindeydim. Yarım saat kadar geçmişti ki karşıma ismini önceden bildiğim Rus süvari kışlasının kalıntıları çıktı. Iğdır ovasının büyük bir bölümü ve Erivan şehri ayaklar altındaydı. Büyük Ağrı istikametinde ilerledim, arazi otlaklıktan kayalıklara şeklinde değişiyordu. Görünürde bizim hayvanlı müfrezeden eser yoktu. Her yer keklik kaynıyordu. Kimse bu kadar kekliğin bir arada bulunabileceğini hayal bile edemezdi. Bütün kayalıklar keklik doluydu. Şaşırdığımdan ve kaybetme duygusu olmadığından uzun bir süre ateş bile edemedim. Artık büyük kayalıklarla kaplı bir alandaydım, birden yukarılardan birinin beni gözedediği hissine kapıldım. Bir süre sonra tepedeki kayalıklar arasında saklanıyor izlenimi bırakan bir insan başı gördüm. Kendimi kayalıklar arasında onun göremeyeceği gibi önce gizledim, gidiş yönümü değiştirerek tamamen farklı bir yerden, gizlenerek yukarı tırmandım. Kayalıklar bitip de düzlüğe çıktığımda 25-30 m. ileride arkası bana dönük silahlı biri duruyordu.

Sert bir ses tonuyla:

- Yarım saattir beni gözedeyen sen miydin?

Döndü:

- Bendim kumandan bey, keklikler ürkmesin diye ses çıkarmadım. Yaşı 60'ların üzerindeydi. Sol gözü yoktu, kıyafetinden yoksul biri olduğu belliydi. Zayıf ve kemikli bir yüzü vardı.
- Hiç silah sesi duymadım. Gördüğüm kadarıyla bir şey vuramamış-sın, dedim.
- Ben 10-15 kekliği bir arada görmeden ateş etmem, fişekler çok pahalı, o kadar param yok, kumandan bey.
- Diyelim o kadar kekliği uzaktan gördün, tüfeğin menziline kadar seni yaklaştırırlar mı? Sürünün gözcülerinden nasıl saklanacaksın?
- Bunların çaresi var, dedi.
20-30 m. kadar öteden kayalık bir kovuktan, kenarları 1,5 m. olan çıtaya çakılmış bezden bir çerçeve getirdi. Bez, arazinin doğal renkleriyle kamufle edilmişti. Çerçevenin tam ortasından beze iki göz deliği, göz deliklerinin 20 cm. altında da daha büyükçe tüfeğin atış deliği açılmıştı.

- Böylece onlara 30 metreye kadar yaklaşıyorum. Geçen hafta bir atışta 9 keklik vurdum.
- Gözle ilgili şeyleri halletmişsin ama, senin bir yılan sessizliğinde onlara yaklaşabilmen de herkesin yapabileceği iş değil, dedim.
- Sen kaç yaşındasın amca?
- 64. Yalnız nüfus kaydım 7-8 yıl sonra alınmış.
- Nerde oturuyorsun? Ailende kimler var?
- Büyüklerim öldü. Kardeşlerim şurada burada. Ben yalnız yaşıyorum. Aşağıda, Aralıkta (Türk-Ermenistan-İran sınır birleşim noktasındaki üçe) mevsimlik çobanlık yapıyorum. Kumandan bey ben seni ilk defa görüyorum, Aralık'taki zabitleri uzaktan tanının.

- Ben Taşburun Hudut Bölük Komutanıyım. Bu yaylaya bölüğün hayvanlarının durumuna bakmak için geldim.
- Aman aman, senin Taşburun Bölüğü çetin bir bölüktür kumandan bey, Karaköse (Ağrı) başkaldırmasında ele avuca sığmadı. Birçok karakol çözüldü, ama senin bölük Nuh dedi Peygamber demedi. Yiğit askerlerdi.
- Sen o zaman kaç yaşlarındaydın? Öncesi 13
- 16-17 var veya yoktum.
- Ne oldu da isyan çıktı? Alınıp verilemeyen ne? Siz bunu yaşamış insanlarsınız.

- Kumandan bey, siz bunları bizden iyi bilirsiniz. Ne zaman bu bölgelerde bir hareket olduysa, bunun arkasında, bilin ki ya İngiliz, ya Moskof (İran taraflarını göstererek) ya da bu Farslar, biri biri mutlaka vardır. Sonra bu Farslar ikili oynar. Önce Kürtlerden yanaydılar, kışkırttılar, desteklediler sonra birden dönüp T.C. Hükümeüyle anlaştılar. Ben ne diyeyim. Ateş kendi kendine yanar mı? Halk cahil, yoksul. Ne denirse hemen kanıyor. Bu kafirler her zaman bol vaatlerde bulunmuşlardır.

- Baban o zaman sağ mıydı?
- Sağdı kumandan bey. Babam o çatışmalarda ayağını kaybetti. Ne kıyamet koptu, ne kıyamet. Mustafa Kemal Paşa başımıza taş yağdırdı. Başka türlü de sükunet sağlanamazdı.
- Sizin gözünüze ne oldu?

- Avda oldu, bir canavarla (ayı) boğuşmak zorunda kaldım.
Pek inandırıcı gelmemişti. Ayıyla boğuşan iki kişi tanırdım. Yüze indirilen bir pençe darbesi sadece gözün işini bitirmekle kalmaz, yanağı da parçalardı. Israr etmedim, her şeyi içtenlikle anlatıyordu.
- Peki şimdi ne oluyor? Gene bu bölgede sağ sol diye ayrılmışlar, fırsat bulsalar birbirlerini acımadan boğazlayacaklar. Harman yakmalar, köy basmalar neyin nesi?

- Evveliyatı vardır. Devlet birini yakalayıp mahpusa koyunca her şeyi halletmiş gibi rahatlıyor,
- Sebep sadece bu mu?
- Esas sebebi soruyorsun, anladım. Bu rey işi var ya. Reyini bana ver işi, her şey bu kağıttan çıkıyor. Yüz buluyorlar, benim adamım, senin adamın oluyor. Bu defaki çatışmaları çıkaranlar Ankara'da oturuyor.
İkindi vakti olmuştu. Torbasından iki elma çıkardı. İki küçük sarı elma, birini bana uzattı.

- Başka elman var mı?
- Birini sabahleyin yedim, üç taneydi.
- Sağol, ben acıkmadım, dedim. Almamak için birkaç adım uzaklaştım. İsrar etti, aldım. Kırılabilirdi.
Uzaktan otları yara yara bize doğru biri yaklaşıyordu. Gelen cipin şoförü onbaşıydı. Tüfekleri sırüna asmış, iki elinde de tipe konmuş olan kumanya (yiyecek) paketleri vardı.

- Neden cipi bırakıp geldin?
- Geç oldu, merak ettim komutanım, acıkmış olacağınızı düşündüm.
- Kendi kumanyanı da mı getirdin?
- Siz yemeden yiyemem.
- Cipin başına bir iş gelirse, ne olacak senin halin?
- Cesaret edemezler komutanım, aküyü de kimsenin bulamayacağı yere sakladım. Yaşlı adamın bütün karşı koymalarına rağmen her iki kumanyayı da orada bırakıp, İran tarafına doğru yanından ayrıldık.

"Gölgede güneşlenilmez"

Niyetleri, amaçlan, hedefleri, yürüttükleri strateji ve taktikleri hakkında, kuruluş bildirisi, kongre kararlan ve yazılı dokümanlarıyla, Partiye Karkeran Kürdistan / Kürdistan İşçi Partisi (PKK):

"Partinin taktiği gerilladır. Siyasi gelişmeleri bu yönlendirecektir. Gerilla çekirdeği, parti çekirdeğimizin daha da yoğunlaştırılmış ifadesidir. Sağlam partililer gerillayı geliştirecektir. Savaşı kurmaylık yürütür. Bizde savaş kurmayı partidir.
PKK, program, manifesto ve burada dile getirdiği görevlerinin altından başanyla çıkmada, ancak Marksizm-Leninizm'e, dünya sosyalist güçlerine inanır. Ama en önemli nokta...Parti ve cephe faaliyetlerinin temelinde gerilla olmasıdır. Burada gerilla cephe ve parti faaliyederinin özüdür, odak noktasıdır. Dolayısıyla bunlar iç içedir.

Gerilla Botan bölgesine (Hakkari- Şırnak) oturduktan sonra burada kızıl bölge doğacaktır. Bu ne anlama gelir? Her şeyden önce köyler düşürülecektir. Halkımızın başına bir karabasan gibi çökmüş olan bu alçak ... düşmanla, ideolojik, kültürel vs. her alanda tam ve kesin bir kapışmayı gerçekleştirerek, düşmandan sinmiş olan her türlü pislikten kurtulacağız.

Kürdistan'ın tüm zengin kaynaklarını, sularını, toprak ürünlerini çılgınca şöminen Türk burjuvazisi, kendi ekonomisini canlandırmaya hizmet ettirmektedir. Kürdistan halkının karşı karşıya olduğu düşman gücün azgın karakterinden ve halklar düşmanlığından kaynaklanan bu uygulamaların, karşılığı da gerektiği gibi verilmelidir. PKK hareketinin ortaya çıkışını kavramak, Kürdistan gerçeğini de kavramak için zorunludur. Halkımız, bin yıllık acı ve öfkesini ulusal bağımsızlık savaşında bir silah olarak düşmana çevirmelidir.

Bütün devlet kuruluşları düşmandır. Bütün düzen partileri Kürt kurtuluş mücadelesinin düşmanıdır. Türk burjuvazisi, kurduğu Cumhuriyet Ordusu ile 19251940 yıllan arasında Kürdistan'ı güçlü bir askeri işgal harekatına girişmiştir. Türk olmayı sınıf çıkarına daha uygun bulan Türkleşmiş hain Kürtlerden oluşan bu tabaka, Türk burjuvazisinin Kürdistan'daki en önemli sosyal dayanağıdır. Kürdistan kurtuluş hareketi bu tabakayı tamamen ortadan kaldıracaktır. Kürt uluslaşması... ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi ve askeri alanlarda, Türk sömürgeciliğiyle dişe diş bir mücadele vermekten geçer.

Cumhuriyet Devrinde Çıkan İsyanlar:

- Nasturi İsyanı: 1924, Hakkari
- Raçkotan ve Raman İsyanı: 1925, Siirt, Sason, Silvan
- Şemdinli İsyanı: 1925, Hakkari
- Sason İsyanı: 1925, Siirt
- Şeyh Sait İsyanı: 1925, Diyarbakır, Kulp, Varto, Bingöl, Çapakçur
- Beytüşşebap İsyanı: 1926, Hakkari
- Koçuşağı İsyanı: 1926, Ovacık, Hozat
- Mutki İsyanı: 1927, Bitlis
- Bicar İsyanı: 1927, Hani, Lice, Kulp
- Zeylan İsyanı: 1930, Tendürek, Muratbaşı, Erciş

- Ağrı İsyanları:

1. Ağrı: Mayıs 1926
2. Ağrı: Eylül 1927
3. Ağrı: Eylül 1930

Tunceli isyanları:

İ. Tunceli: Mart-Ekim 1937
2. Tunceli: Haziran-Ağustos 1938 Bütün bu isyanlarda asilerin silahlı gücü 150 kişiden 5000 kişiye kadar değişmiştir. Şeyh Sait'te 5000 silahlı, Tunceli'de 3000 silahlı, Ağrı'da 800-1500 silahlı olduğu tahmin edilmektedir.

İsyanların bastırılması Tunceli'de yedi ay, Şeyh Sait'te 4,5 ay sürmüş, diğerleri iki gün ile azami bir ay içerisinde bitirilmiştir.

"Denizi sonsuz olarak düşün artık, Bir gün beni hatırlayabilirsin ancak, Oradayım hep ben, orada, derinde, Gemilerin yorgun köpüklerinde PKK ile yapılan mücadelenin boyutlarını ve şiddetini doğru ve iyi anlayabilmek için bizim yakın tarihimizde yer alan savaşlarda verdiğimiz kayıpları hatırlamak ve bilmekte yarar vardır.

1912-1913, Balkan Savaşı: 4307 şehit
1919-1922, İstiklal Savaşı: 10.885 şehit

Yaralı iken ölen 1718 asker dahil, hastanede hastalıktan ölenler hariç.
1. ve 2. İnönü Muharebelerinde şehit olan 219 asker yukarıdaki toplama dahildir.

- 1950-1953, Kore Savaşı: 731 şehit
- 1. Tugay 498'dir. 2., 3. ve 4. Tugayların şehit sayısı 233'dûr.
- 1974 Kıbrıs Barış Harekatı: 486 şehit

"Tanrı gafile doğruyu söyleyenle, Eylemde emeği olanı sever." PKK'nın silahlı eylemlere başladığı 15 Ağustos 1984'deki Şemdinli ve Eruh baskınlarında, Şemdinli'de bir subay, bir astsubay ve bir er yaralanmıştır. PKK ile mücadelede Türk Ordusunun ilk subay şehidi 1963 doğumlu, Mustafa oğlu, Ankara nüfusuna kayıtlı Piyade Üsteğmen Adnan ŞEN'dir. 30 Ağustos 1984'de Hakkari Yüksekova ilçesinin Yürekli yaylasında şehit düşmüştür.

Gene Türk Ordusunun ilk toplu şehitleri Hakkari Çukurca ilçesindeki Zap suyu üzerindeki Sorti köprüsünde olmuştur. Biri Çavuş sekizi er, 9 asker şehit düşmüştür, tarih 9 Ekim 1984'dür.

PKK'nın Hakkari bölgesinde gücünü ve şiddetini her geçen yıl nasıl artırdığını göstermesi bakımından ilk baskından itibaren Hakkari'deki şehit asker miktarı, 1984'de 11, 1985'de 12,1986'da 1,1987'de 6, 1988'de 1, 1989'da 15, 1990'da 6, 1991'de 71 ve 1992'de 122'dir.

Mücadelenin başladığı 1984'den itibaren 1992 dahil 9 yılda, Hakkari'deki şehit miktarı 245 askerdir. 1993-1995 arasında ise 365 subay, astsubay ve asker şehit olmuş, 804 subay, astsubay ve asker yaralanmıştır. 1993-1995 arasında 60 geçici köy korucusu ve 2 polis şehit düşmüş, 48 geçici köy korucusu ile 1 polis yaralanmışın. Sonuç olarak, 1993-1995 döneminde Hakkari'de 427 şehit verilmiş, 853 yaralanma olmuştur.

PKK 1993-1995 yıllarında Hakkari'de 37 vatandaşı öldürmüş (dördü çocuk ve kadın), 39 vatandaşı yaralamış, 76 vatandaşı da kaçırmıştır.
Aynı dönemde PKK, 28 karakola eylem düzenlemiş, 148 kez karakol, üs, kışla, köy ve mezraya ağır ve hafif silahlarla saldırmıştır. Yüzlerce mayına basma ve yol kesme olayı yaşanmıştır. Yüksekova ve Çukurca ilçelerinde ikişer defa ayaklanma girişiminde bulunmuştur.

"Ben bu destana başlamadan önce, Babamdan duyduğum anılar vardı. Babam anlatmaya başlayınca Annem sessizce ağlardın 1993-1995 döneminde Hakkari'de şehit düşen Türk ordusunun 365 subay, astsubay ve askerlerinin illere göre dağılımı şöyledir:

15 ve üzerinde şehit veren iller:

- Adana 30,
- Konya 24,
- Sivas 23,
- Yozgat 20,
- Tokat 19,
- Ankara 18,
- Erzurum 18,
- İstanbul 18,
- Kayseri 17,
- Çorum 15.

10 -15 şehit veren iller:

- Kastamonu 14,
- Hatay 14,
- Samsun 13,
- Eskişehir 13,
- Balıkesir 13,
- Gaziantep 12,
- Aydın 12,
- Ordu 12,
- İzmir 12,
- Amasya 11,
- Çankırı 11,
- Bolu 11,
- Kahramanmaraş 11,
- Manisa 11,
- Kütahya 11,
- Ağrı 10,
- Aksaray 10,
- Niğde 10.

5-10 şehit veren iller:

- Malatya 9,
- Zonguldak 9,
- Kars 8,
- Kırıkkale 8,
- Gümüşhane 8,
- Karaman 8,
- Trabzon 7,
- Sakarya 7,
- Rize 7,
- Kırklareli 7,
- Giresun 7,
- Bayburt 6,
- Bursa 6,
- Elazığ 6,
- Erzincan 6,
- Sinop 6,
- Bilecik 5,
- Çanakkale 5,
- Artvin 5,
- Isparta 5,
- Muğla 5,
- Tekirdağ 5.

Tunceli, Siirt ve Bitlis hariç Türkiye'nin diğer tüm illerinden de şehitler olup, sayılan 1 ila 4 arasında değişmektedir.

1993 yılının Temmuz ayı başında Hakkari'deki durum şuydu:

Bir tohum, 1984 Ağustos'unda verimli bir toprağa atılmış, tomurcuk olmuş, fide olmuş, ağaç olmuş, dala budağa sarmış, umulan meyveleri vermiş, toprak altındaki kökleri de alabildiğince derinliklere yayılmış haldeydi. Bu koca gövdeli ağacı kollarımızla kucaklayacaktık. Bütün subaylar birbirlerine "Burada bize ait ne kalmış?" diye sorduklarında, herkes de iyi biliyordu ki, bu cevap koskoca bir "hiç"ti.

Hakkari'de Ağustos 1993 ile Ağustos 1995 arasında PKK teşkillerine manevra gücü olarak 1000-2000 askerden oluşan 779 harekat, manevra gücü 3000-5000 askerden meydana gelen 78 harekat yapıldı. 23 kez 1000-5000 askerden oluşan kuvvetlerle Kuzey Irak'taki PKK kamplarının birkaçına aynı zamanda taamız edildi. Coğrafi zorluklar, kötü iklim koşulları, derin kar, şiddetli soğuk, gece gündüz farkı demeden en kıdemsiz askerden komutanına kadar herkes mecalsiz kalıncaya, düşüp kusuncaya kadar durmadan dinlenmeden saldırdı, hücum etti. Türk askeri Türk Milletinin başı belaya girdiğinde tarih boyunca kanıtladığı fedakarlık, cesaret ve dayanıklılığını bir kez daha doğal haliyle sergiledi, muharebe sahasında kendisi ile kimsenin mertlik denemesine giremeyeceğini bellekleri zayıf olanlara gösterdi.

1993-1995 yıllarında Hakkari ve Kuzey Irak'ta yapılan muharebe ve çatışmalarda 2256 PKK'lı yok edildi. 202 PKK'lı teslim oldu (26'sı kadın), 1989 kişi yardım ve yataklıktan yakalandı, 476'sı tutuklandı.

Aynı tarihler arasında, 1231 piyade tüfeği, 91 makineli tüfek, 14 uçaksavar makineli tüfeği, 14 havan topu, 6114 havan mermisi, 193 roketatar silahı, 5054 roketatar roketi, 4081 mayın, 729 tahrip kalıbı, 4152 fûnye, 1.096.688 hafif silah mermisi, 20.110 ağır silah mermisi, 39 telsiz, 68 dürbün ve 297.040 kg. erzak Hakkari ve Kuzey Irak PKK kamplarında ele geçirilmiştir. Bu silah ve mermiler ile mayınların sadece beşte birinin bile harekete geçirilmesi binlerce insanın ölümü demektir.

Çok kısa da olsa Dağ ve Komando Tugayının tarihinden ve komutanlarından bilgi vermenin faydalı olacağını düşünüyorum. 1984'deki Şemdinli baskınından sonra Bolu'daki Komando Tugayı Hakkari'ye intikal ettirilmiş ve adı Hakkari Dağ ve Komando Tugayı olarak değiştirilmiştir. Olayların başlamasından iki ay sonra Bolu Komando Tugayının hızlı ve yerinde bir kararla Hakkari'ye intikal ederek, orada konuşlanması, PKK mücadelesiyle yakından ilgili olan herkesin kabul ettiği, en isabetli ve en doğru karardır. Tarihi bir öngörüdür.

1984-1986 yılları arasındaki Tugay Komutanı rahmetli Ahmet Baş-yurt Paşa bu görevinden yedi yıl sonra amansız bir hastalıktan hakkın rahmetine kavuşmuştur. 1986-1987 tarihlerindeki Tugay Komutanı bir yıl içinde görevden alınmıştır. 1989-1991'deki Tugay Komutanı rahmetli Kamil Başar Paşa, görev esnasında kalp krizi geçirmiş ve daha sonra vefat etmiştir.

1991-1993 yılında Dağ ve Komando Tugayı ve Hakkari Güvenlik Komutanı Utku Güney Paşa görevden dönüşünden altı ay sonra ağır bir kalp krizi geçirmiştir. 1993-1995'de komuta ve sorumluluk bende olmuştur. Ben de komutayı 20 Ağustos 1995'de Tuncay Kavuncu'ya teslim ettim.

1997'de görevden dönüşünden bir yıl sonra da Kavuncu Paşa yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak rahmetli oldu.
"En iyi rehber bir kural hitabı değil, tecrübedir."

1990-1992 yılları arasında Edirne'nin Uzunköprü ilçesinde konuşlu bulunan 42nci Piyade Alayında Alay Komutanlığı görevindeydim. 1992 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Karargahına atandım. Kurmay Binbaşılığımdan Kurmay Kıdemli Albaylığıma kadar geçen atamalar safahatında ilk defa, Mayıs ayında yapılan genel subay ve astsubay atamalar dokümanında adım geçiyordu.

42nci Piyade alayına bir yıl içerisinde atanan 3ncü Alay Komutanıydım. Zamansız bir şekilde mesajla atanmıştım. Bir yılda bir alaya birbiri ardına üç Kurmay Albayın atanması örneği barış koşullarında ne görülmüş ne de işitilmiş bir şeydir. Alaya atandığım yer olan Piyade Okulu Kurmay Başkanlığına da gene bir mesajla son baharda görevlendirilmiştim. Buraya gelmiş olduğum 6ncı Piyade Tümeni Kurmay Başkanlığına da yine bir sonbaharda mesajla atanmıştım. Mesajla nereye atandıysam atanılan yerde bir mesele veya meseleler vardı. Böyle bir atanma ve görevlendirme ne rastlanır, ne de bilinen bir durumdur. Bu nedenle yıllar sonra herkes gibi tayin kitabında ismimin görünmesi mucizevi bir şeydi. Fakat devamı gelemedi, 11 ay sonra da yine bir mesajla Dağ ve Komando Tugayı ve Hakkari Güvenlik Komutanlığına atandım.

42nci Piyade Alay Komutanlığından ayrılıyor fakat, Kara Kuvvetlerinin yeniden teşkilatlanma planı gereği Alayı ve Sancağını teslim edemiyordum. Çünkü, alaylar lağvediliyordu. 42nci Piyade Alayının son komutanı olarak lağvetmeyle ilgili tüm çalışmaları bitirdikten sonra yeni görevime katılacaktım. 29 Mayıs 1992 günü öğleden sonra 42nci Piyade Alayını Sancağı açılmış, madalyaları ve Kuran-ı Kerim'i gönderine, atlas kumaşına takılmış halde Ergene düzlüğünde içtima düzenine aldırdım. Bu son beraberliğimizdi, 1 Haziran'dan itibaren Alayın, personel, silah, araç ve malzemeleri başka yerlere dağıtılacaktı. Mazisi Türk Milletinin yakın tarihinin ta kendisi olan 42nci Piyade Alayına son kez yaptı ğım konuşmayı aşağıya alıyorum: "42nci Piyade Alayı'nın mümtaz subay, astsubay ve askerleri, 113 yıl önce, 1879'da Bağdat'ta kurulan 42nci Piyade Alayı, 1912'de başlayan Balkan Savaşı'na kadar, bu günkü Irak'ın Güneyinde Bağdat, Basra, Kerbela, Kütülamare bölgelerinde isyanlar bastırmış ve muhtelif muharebelere katılmıştır. 1912 Balkan Savaşı'nda Yunanistan'da Struma Kolordusunun içerisinde Selanik bölgesini savunma görevini üstlenmiştir. Selanik kuzeyinde tertiplenen 42nci Piyade Alayı Yunan asıl kuvvetlerinin taarruzları kendi cephesine yönelmi ş olmasına rağmen, mevzilerini terk etmediği gibi, zaman zaman da mevzilerden çıkarak düşman içlerine baskınlar düzenlemiştir. Ancak, genelde harbin kaybedilmesi üzerine antlaşma gereği, Alay 9 Kasım 1912'de ve hiç terk etmediği Selanik'te silahlarını teslim etmek zorunda kalmıştır. 42nci Alay 1915'de bu defa Çanakkale'de, Kerevizdere muharebelerinde, düşmanların bile büyük takdirlerine mahzar olacak ölçüde savaşarak Çanakkale zaferinin birinci derecede kahramanları sırasına geçmiştir. Çanakkale'de dört taburlu olarak muharebe eden 42nci Piayde Alayının zayiatı, subay ve er olarak 991 şehit, 2486 yaralı ve 168 kayıptır. Alay, Osmanlı ve Mecidiye madalyaları ile taltif edilmiştir.

1916 vılında Alay Hicaz cephesine 12nci Kolordu emrinde olarak Suudi Arabistan'da görevlendirilmiş ve iki yıl Arabistan'ın cehennemi güneşi altında susuz ve gıdasız Mekke ve Medine bölgelerinde muharebelere katılmıştır. İngiliz ve Araplara karşı Medine'yi yoksulluk içerisinde, insan gücünün üzerinde bir direnç ve cesaretle savunan 42nci Alaya "Medine Muhafızları" unvanı verilmiştir. Çok kanlı geçen muharebelerde Alay Komutanı düşmanın eline geçmesin diye Alay Sancağını yaktırmıştır. Muharebelerin devamı sırasında Alay Komutanı dahil bütün subaylar şehit olmuş, geriye 156 er kalmıştır. Alay İnci derece altın savaş ve üstün cesaret madalyaları ile taltif edilmiştir.

42nci Alay 1921 'de 15nci Kafkas Tümenine bağlı olarak yeniden kurulmuştur. Alay Koçkiri Aşireti ayaklanmasını bastırmış, daha sonra katıldığı Rum çetelerinin tenkis harekatında 42nci Piyade Alayı büyük bir ün kazanmıştır. Ağustos 1921'de 42nci Alay bu kez 4ncü Piyade Tümeninin kuruluşunda Sakarya muharebelerine katılmıştır. Alay bu muharebelerde de parlak geçmişine yakışır cesaret ve kahramanlıklar sergilemiştir. Sakarya'da Mangal dağına Yunanlılar hiçbir zaman erişememiştir. Sakarya'da Alay Komutanı Hüseyin Avni Bey, Tabur ve Bölük Komutanları dahil bütün subaylar ile erbaş ve erlerin tamamına yakını şehit olmuş, muharebe bittiğinde 42nci Piyade Alayından, büyük kısmı yaralı olmak üzere geriye bir asteğmen ve 79 er kalmıştır.

Ağustos 1922'de 42nci Alay Büyük Taarruza iştirak etmiş, kendisine hedef olarak verilen Elvanlar bölgesini ele geçirmiş, Güzelim dağ muharebelerini kazanmış ve Ege istikametinde muharebelere devamla kaçan düşmanı takip ederek 400 km. yol yürümüştür.

42nci Piyade Alayı, Selanik'te, Çanakkale'de, Medine'de, Rum Pon-tus imhasında, Sakarya'da, Büyük Taarruzda çok sıkıntılar çekmiş fakat bunların hepsine cengaverliği, yüksek morali ve disiplini sayesinde göğüs germiştir. Şimdi Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlı ğı belgelerinden 42nci Alaya ait bölümü aynen okuyorum: "Yüksek alınlı, yüksek şerefli, kahraman 42nci Piyade Alayı daima askerlik tarihinin birincisidir. Ve bu Alay ebediyen iftihar edilecek tarihi bir şöhrete maliktir." Alayın bugünkü sancağı ve İstiklal Madalyası 54 yıl önce Edremit'te iken, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk adına İnci Ordu Komutanı General Fahrettin Altay tarafından verilmiştir. Alay, geçen son iki yılda barış şartlarında bir alaya verilebilecek bütün vazifeleri almış ve örnek şekilde kusursuz bir uygulamayla yerine getirmiştir. Birleşik garnizon ve kışla hizmederine rağmen, ikmal kaynaklarından uzaklığına, kış tatbikatlarına, alay muharebe grubu tatbikatlarına, atışlı tatbikatlarına binlerce asker, yüzlerce silah ve araçla katılmamıza, gece ve gündüz tempoyu dorukta tutmamıza rağmen 24 ay içerisinde bir tek askerin saçının teli bile kopmamış, bir aracın dahi tekeri çukura düşmemiş, emir dışı bir silah dahi patlatılmamıştır. 1991-1992 Eğitim ve Öğretim yılında Kara Kuvvetleri birincisi olarak Üstün Birlik Şilt ve Beratı ile ödüllendirilmiştir. Bütün bunlar 42nci Piyade Alayının disiplin, eğitim ve moral seviyesinin göstergesi ve tam kanıtıdır.
Bu tarihi günde 42nci Piyade Alayının 46ncı ve son Alay Komutam olarak Sancağımız altındaki son beraberliğimizde ne kadar gururluysam o kadar da hüzünlüyüm. Böyle bir Alaya mensup olmanın şerefi size ve çocuklarınıza ömür boyu yeter.

Hepinizi minnetle kucaklar, gözlerinizden öperim. Mazisi, Türk Milletinin yakın tarihi ile özleşmiş olan bu büyük Alayın Sancağını ve sizleri son defa saygıyla selamlıyorum, yolunuz ve bahtınız açık olsun."

"Sıladan geliyorsunuz,
Ne var, ne yok oralarda?
Çiçek açmış mıydı faş erikleri,
Örgü perdeli pencerenin altında?"
Cahit Sıtkı Tarana

Kaynakça
Kitap: Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok, Hakkari ve Kuzey Irak Dağlarındaki Askerler
Yazar: Osman Pamukoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir