Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dışişleri İstihbarat Dairesi

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

Dışişleri İstihbarat Dairesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 19:57

YURTDIŞI MEMUR YAĞMASI

Türkiye'nin dışarda etkisiz oluşunun sorumluları da bu politikaların yürütücüleri olsa gerektir. Neden mi ?

Bakın bu konuda yönelttiği sert eleştirileriyle tanınan, eski bakanlardan, Bitlis Milletvekili, eski büyükelçi Kamran İnan neler diyor:

"Türkiye'nin dış temsilciliklerinin son derece dağınık ve son derece verimsiz bir teşkilat olduğunu söylemek mecburiyetindeyim. Dünyanın hiç bir memleketinde bizimki kadar bürokrasinin dışarıya taştığı görülmemiştir. Hemen hemen bütün devlet kuruluşları dışarda temsilcilikler kurdular. Dünyanın hiç bir memleketinde dışarda kültür müşaviri artı onun yanında eğitim müşaviri yok. Dışarda hiç bir memleketin maliye, hazine, planlama, ticaret teşkilatı yoktur ama bizde var. Hatta DPT Teşkilat Kanunuda dışarda eleman bulundurma kadrosunu bulunmadığı halde gizli formüllerle dışarıda eleman bulundurur. Hazine ve Dış Ticaret müsteşarlıkları, bunlar yeni birer Dışişleri Bakanlığı olmak iddiasında. Dünyanın her tarafına insan göndermekte. Giden insanlar kaliteli mi, gittikleri konuyu bilmekteler mi, bunun gerektirdiği dil bilgisine sahipler mi? Hayır malesef değiller. bunların gönderdikleri dış temsilcilerin yüzde 90'ı hiç bir yabancı dil bilmemektedirler. Ama buna mukabil bugün Paris'de 11 müşavir bulunmaktadır. Kalkınma ve işbirliği teşkilatı OECD Pariste'dir. Bunun içindeki fert başına milli geliri en düşük olan Türkiye'dir. Ama delegasyondaki memur sayısı itibariyle Amerika ve Japonya'dan sonraki en kalabalık olanı Türkiye'ninkidir. Cenevre Birleşmiş Milletler Ofisi neznindeki daimi delegeliğimizde 7 müşavir bulunuyor. Bütün bu müşavirlerin dışarıda ortalama 7-9 bin dolar aylık maaşları vardır. Ve bugün Dışişleri bakanlığının personel sayısını aşmıştır. Bir başka yönü daha var bu olayın: Bunların hepsi kendi başına buyruktur. Bunlar büyükelçilerin otoritesine tabi değillerdir. Tam bir dağınıklık vardır. Türkiye'nin içindeki koordinasyon noksanlığı, otorite boşluğu , aynen dışarıya da yansımıştır. Tayin edilen insanların büyük bir kısmı bir hizmet icabı değil, sadece o insanın yurtdışında ve döviz olarak maaş alması için orada bulunmaktadırlar. Almanya'nın Münih şehrinde tam 4 tane Hazine ve Dış Ticaret Müşaviri var. Sabahtan akşama kadar gezmekten başka bir görevleri yok. Müstakil konsolosluk dışına açtıkları büronun da telefonları kesilmiş vaziyettedir. Bu devlete onur kırıcı bir durum oluşturmaktadır. Bu durumu hiç bir hükümet disiplin altına alamamıştır. Peki bunlar gerçekten devlete faydalı olabiliyorlar mı? Türkiye aleyhine olan propaganda faaliyetini göğüsleyebiliyorlar mı?

Bugüne kadar size üzülerek söyleyeyim televizyon ekranlarında gözüken Büyükelçi sayısı ikiyi geçmez. Almanya'da Büyükelçi arkadaşımız Onur Öymen büyük başarı ile çalışmıştır. Bunun dışındakilerin hepsi sanki hücum edilen tenkit edilen memleket kendi memleketleri değilmiş gibi davranıyorlar. Ama aybaşında Türkiye'yi düşünmek herkesin aklına geliyor. Bütün dünyada bir usüldür cevap verme hakkı. Bizde bunlar yok. Hiç bir şekilde saat 10.30'dan evvel açılan bir Türk temsilciliği veya müşavirliği bulamazsınız. Oysa bunlar milyonlarca dolara malolmaktadırlar. Türkiye'de maalesef bürokratik bir diktatorya vardır. Siyasi güçler havada kalmaktadır."

DIŞİŞLERİ NE YAPAR

Evet bir ülke düşününüz ki yurt dışında gizli servisinin bütün eleman kadrosundan daha fazla bir insan kaynağı bulundurup en üst düzeyden para ödesin, ama bunların hiç bir yararını görmesin! Belki bunların büyük bir kısmı olmasa, yol açtıkları zararları da önlenebilecekken, siyasi kaygılarla bunların oluşturdukları saadet zincirine dokunulamamaktadır. Yurtdışındaki "beleşçilerin" sayısı bugün MİT'in kadrolarının çok üzerindedir. bunların istihbarat veya diğer faaliyetlerimize de bir katkıları söz konusu olmamaktadır. Gerçi yurtdışındaki MİT görevlilerinin de önemli bir bölümü klasik işleriyle uğraşmakta ve pasif durumda bulunmaktadır . Bütün bunların yeniden ve acilen gözden geçirilmesinde kaçınılmaz yararlar vardır.

Şimdi Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ama biz bunlara zaten karşıyız diyebileceklerdir. Onlara karşısınız da ne yaptınız? Karşı olmadığınız kendi kadrolarınız ne yapabiliyor diye sormakta büyük yarar bulunmaktadır. Sorun bir etkinlik mücadelesi olarak ortaya konmaktadır. Bu soruların yanıtları malesef ki hem bizim hem de diplomatlarımız için olumsuzluklarla dolu olmaktadır. Sovyetler birliği yıkılmadan bir kaç ay önce Dışişleri Bakanlığının resmi tezi "Sovyetler yıkılmaz" şeklindedir. Bu da dönemin Dışişleri Bakanı tarafından televizyonda dile getirilmiştir. Dışişleri Bakanlığı görevlileri ile büyükelçiliklerdeki MİT görevlileri arasındaki ilişkiler çok da sıcak değildir. Örneğin MİT elemanlarının odasının dinlendiğinden kuşku duydukları bir Atina Büyükelçisi odasında arama yapılmasına şiddetle karşı çıkmıştır. Bunun üzerine Ankara'dan yardım isteyen MİT elemanına gerekli destek verildiğinde ve büyükelçinin odası arandığında duvarına yerleştirilmiş ve faal durumdaki dinleme aleti ele geçmiş, büyükelçi de bir süre sonra görevini yeni elçiye devretmek zorunda kalmıştır. MİT, Sovyetler dağılmadan önce Doğu Blokundaki hemen bütün büyükelçiliklerimizde bu tür dinleme aletlerini bulmuştur. Gerçi dünyanın diğer ülkelerinde de gizli servisler ile dışişleri mensupları arasındaki anlaşmazlıklar hep süregelmiştir. Ancak Türkiye nedense dış istihbarat alanındaki açığını kapatabilecek bir büyüklükte bulunan temsilciliklerini kullanarak bunu kapatamamaktadır. Diğer ülkelerden farklı olarak başarısız kalmaktadır. Diplomatlar açık istihbarat alanında gösterecekleri kapasitenin çok altında faaliyet göstermektedirler. Büyükelçilerin yüzde 90'ı istihbarat toplamada ve Türkiye için bulundukları ülkede etkin mücadele vermede yetersiz , hatta bazıları zararlı bulunmaktadır.

DIŞİŞLERİ İSTİHBARAT DAİRESİ

1980 yılında kurulan Dışişleri Bakanlığı İstihbarat Araştırma Dairesi de ASALA terörünün , PKK ile yer değiştirmesinin ardından başarısız olmuştur. İstihbarat dairesi 1986 yılına kadar ASALA'nın izlenmesi ve fikir bazındaki ideolojik çıkışlarının ortadan kaldırılmasında kullanılmıştır. Çünkü Türk Diplomatlarından 30'u ASALA tarafından öldürülmüştür. Türkiye öldürülen diplomatlarının hakkının aranmasında da yine sınıfta kalmıştır. Ancak Dışişleri Bakanlığı bu alandaki mücadelesini kendi dışındaki üniversite öğretim üyelerine havale ederek Dünya'da bir Türk tezinin oluşumunun sağlanmasında başarılı olmuştur. Yani memurlar elini çekince iyi seçilen hocalar Ermeni terörünün tarih tezini yıkmayı başarmışlardır. ASALA'nın ardından PKK ile mücadelede bu birim sınıfta kalmıştır. Bu birim Türkiye'nin başındaki diğer terör örgütleriyle de mücadelede başarısızlığın ötesinde bilgisiz bulunmakadır. Çünkü bu birimin elemanları kendilerini dış ilişkilerle ve bir örgütle sınırlamışlar olayın iç gelişmelerini izlememişler ve istihbarat bilgilerini büyütememişlerdir. Tabi bu arada Dışişleri Bakanlığı'nın bir başarısına değinmeden geçmemek gerekmektedir. Çok iyi gazete takip eden dışişleri mensupları arasında, bugünkü MİT Müsteşarı Sönmez Köksal'ı ayrı bir yere getiren bu olay, Körfez krizidir. Irak'ın , Kuveyt'e saldıracağını Dünya'da en önce öğrenip devletini uyaran Büyükelçi, o zamanın Bağdat büyükelçiliği görevini yürüten Sönmez Köksal olmuştur. Köksal bu görüşlerini aktardığı Ankara tarafından takdir edilmiştir. Turgut Özal Köksal'dan aldığı bu bilgiyi Amerikan Başkanı Bush'a iletmiş ve büyük sükse yapmıştır. MİT'in başına bir sivil aranırken de akla ilk gelen isimlerden biri Köksal olmuştur. Köksal Irak'ın Kuveyt'e saldırısının yanı sıra sonrasındaki gelişmeler konusunda da çok başarılı bir senaryo çizmeyi başarmıştır. MİT'in başına gelen ikinci diplomat Sönmez Köksal'dır. Köksal'dan önce Kahire'de Büyükelçilik yapmış olan Celalettin Tevfik Karasapan 1958 yılında Bükreş Büyükelçiliği'nden alınarak MAH'ın başına getirilmiştir. Bunlara karşılık MİT'den de bir Büyükelçi çıkmıştır. O da 12 Mart muhtırasıyla MİT'in başından uzaklaştırılıp Lizbon'a Büyükelçi olarak atanan Fuat Doğu'dur.

ORTADOĞU VE AMERİKA'NIN TÜRKİYE İÇİN BİÇTİKLERİ

Aslında Ortadoğu da, Türkiye'nin bölgeyle olan tarihi ve kültürel bağları ve bölgeden Türkiye'ye yönelen tehditler gözönüne alındığında, Dışişleri Bakanlığı'na önemli görevler düşmektedir. Ama bunların koordinasyonsuzluk, eleman seçimindeki ve yetiştirilmesindeki hatalar yüzünden, layıkıyla yapılabildiğini söylemek mümkün değildir. İslami terörün hedeflerinden birisi haline gelen Türkiye ne yazık ki bu tür olaylara hazırlıksız yakalanmıştır. Örneğin 1993 yılı Haziran ayında bir komisyona bilgi veren Dışişleri Bakanlığı İstihbarat Dairesi Başkanı Cenk Duatepe o dönem Türkiye'de kasırga gibi esen Hizbullah ve İslami terör konusunda bilgisi olmadığını itiraf etmiştir. Buna gerekçe olarak da " Dış bağlantılarının saptanamaması ve kendilerinin iç olaylarla ilgili bilgi akışında etkin olmadıklarını" göstermiştir. Yani istihbarat toplamamakta gelenleri değerlendirmektedirlir. Hizbullah ve İslami terörü de ne yazık ki bu anlayış nedeniyle atlamışlardır. Aslında bu değerlendirme de atlayan sadece dışişleri olmamıştır. İslami terör değerlendirmesinde en çok hatalı olan 1980 dönemi ve sonrası askeri ve siyasi iktidarlarıdır. Sınıfta kalmışlardır. İstihbarat servislerinin uyarılarına kulak asmamışlardır. Bugün Türkiye İslami terör örgütlerinin rahatça kök salabildiği ve eylem yapabildikleri bir ülke haline gelmiş durumdadır. Bu dönemde ANAP iktidarının önüne getirilen İslami terör uyarıları dinlenmemiş ve MİT tarafından dönemin ANAP'lı yöneticilerine verilen İslami terör brifingi gülünerek izlenmiş, sonra da gereği yerine getirilmemiştir. Gerçi İslami terör ile ilgili ilk gelişmeler, DP iktidarı sırasında Amerika'nın baskılarıyla oluşturulmuştur. Dönemin lideri Adnan Menderes'e Amerikan yönetimi tarafından Ortadoğu'daki etkinliklerini arttırabilmek için ılımlı İslamı yaygınlaştırması yönünde baskılar yapılmıştır. Bu dönemden sonra da ,Türkiye'de İslam noktasından hareket eden çeşitli gruplar yaygın bir şekilde gelişmişlerdir. Bu gelişmenin sonucu olarak radikal İslami örgütler Türkiye için bugün büyük bir tehdit unsuru haline gelmiş bulunmaktadırlar. Aynı ılımlı İslam tezi, Amerika'nın bugün de Türkiye üzerindeki baskıları arasında önceliğini korumaktadır. Bu tezin Güneydoğuda ki PKK uygulaması Türkiye'ye daha ağır zararlar verdirmiştir. Türkiye'nin dış politika ve istihbarat ile uluslarası ilişkileri açısından ekonomik bağımlılıklarının, herşeyi temelinden etkilediğini de belirtmekte büyük yarar bulunmaktadır. Uluslararası ekonomik ilişkiler bugün herşeyi belirleyen bir güç noktasıdır. Uluslarası siyaset , ekonominin altında bir konumdadır. Türkiye'nin IMF, GATT, OECD, AT ve Amerikan askeri ve sivil yardımları ile uluslararası ekonomik ilişkilerdeki bağımlılığı , ulusal siyasal karar mekanizmalarını temelden etkilemektedir. Çünkü ulusal ekonomi kaynakları bu sayılan uluslararası ekonomik güç merkezlerinin cenderesi veya bağımlılığı altında faaliyet göstermektedir. Bu, Türkiye'nin uluslararası faaliyetleri üzerindeki en büyük ipoteği oluştumaktadır. Bütün bunlara karşın Batı da etkin olamayan Türk istihbarat servisinin Ortadoğu'da bir etkinliği yok mudur? Bu sorunun yanıtı bir not olarak verilecek ise istihbarat uzmanları tarafından "iyi" olarak tanımlanabilmektedir. Dış istihbarat alanında hemen herşeyiyle Batılı istihbarat servislerine bağımlı olan Türkiye, bir tek Ortadoğu konusunda, bazı alanlarda Batılı servisleri geçen ilişkiler ağına sahip bulunmaktadır. Türkiye bölge ülkelerini ve buralarda iktidarı ellerinde tutan kişiler ile ailelerini de çok iyi tanıdığı için Batılı haberalma servislerin Ortadoğu'daki iyi partnerlerinden birisi olmaktadır. Burada hatalarını aktarırken MİT'in bölgedeki Arap serviseriyle kıyaslanmayacak kadar demokratik ve iyi istihbarat birimlerinden birisi olduğunu da inkar etmemek gerekir. Aslında elindeki, kolundaki bağlar çözülse belki de en iyisi olacakatır. Bundan önceki bölümlerde bölgedeki Türk istihbarat etkinliğine ilişkin örnekler ortadadır. Ancak Ortadoğu denilence akla gelen İsrail gizli servisi MOSSAD ile ilişkiler olmaktadır. İlişkilerin kaybeden tarafında Türkiye yer almaktadır. Bölgedeki istihbarat etkinliğini MOSSAD ele geçirmiştir. İsrailden daha iyi oynanabilecek bir istihbarat kartı iyi oynanamadığı için yitirilmiştir.

MİT'e Hiram Abas'ın dönüşünden sonra 1986 ve sonraki yıllarda, bu alanda belirgin bir ataklık gözlenir. Özellikle dış istihbarat birimleriyle ortak operasyonlar konusunda gözle görülen gelişmeler vardır. Ayrıca Ortadoğu'da MİT, özellikle PKK nedeniyle yeniden etkinliğini arttırma arzusundadır.

ALMANLAR MİT'İ DİNLİYOR MU

Bu sırada Almanlarla da iyi ilişkiler geliştirilmektedir. Aslında 1970 yılından buyana Almanlarla ilişkiler çok iyi düzeydedir. MİT'e bilgisayar ağının kurulması sırasında Almanlar yardımcı olmuşlardır. Bu yardımın teknik ekipman olarak yapılması o dönem tehlikeli sonuçlar doğuracağı gerekçesiyle kabul edilmemiştir. Bu bilgisayar sistemi Alman gizli servisinin kullandığı sistemin aynısıdır. Alman gizli servisi BND'nin teknik eleman eğitimi amacıyla MİT mensuplarını Almanya'da eğittiği ve kullanım konusunda bilgi aktardığı bilinmektedir. Sistem ihraç eden ülke olarak Almanların , bu yolla MİT'in faaliyetlerini dinlediği ve izlediği Alman gizli servisini konu edinen Almanya kaynaklı araştırmalarda dile getirilmektedir. Bu konuyla ilgili olarak görüştüğümüz MİT yetkililerinin kesin ve peşinen bir yalanlamadan çok, konuya teknolojik üstünlük açısından yaklaşmaları, soğukkanlı tutum sergilemeleri bu alandaki alış-verişlerde , veya ilişkilerde işlerin öyle gizli kapaklı yürütülemeyeceğini göstermesi bakımından ilginçtir. Almanlar veya Amerika'lılar , aktardıkları teknik malzeme açısından hiç bir zaman birinci sınıf, kontrol edemeyecekleri ekipmanı hiç kimseye vermemektedirler. Bütün gizli servisler bir diğerine aktardıkları malzeme ve teknik ekipmanda karşı tarafı herzaman denetleyebilecekleri araçları yeğlemektedirler. Verilen teknik yardım son teknolojiyi kapsamamaktadır. Demode olmuş aletler teknik yardım veya pazarlama kapsamında hibe edilmekte veya satılmaktadır. Casusluk teknolojisi dünyada en etkin kontrol edilen ürünlerin başında gelmektedir. Bunların ürün patentleri veya teknik özellikleri sıkı sıkıya korunmaktadır. Teknoloji yetersizlikleri de Türkiye gibi gelişmekte olan veya pek çok gelişmiş ülkede olduğu gibi casusluk alanında bu konudaki tekelleri oluşturan Amerika, Rusya, İsrail, Almanya, İngiltere, Fransa gibi ülkelere bağımlılığı arttırmaktadır. Japonya bile sanayi teknolojisindeki mükemmeliyetine rağmen casusluk teknolojisinde Almanlardan yardım almak durumunda kalmıştır.

Türkiye dış istihbarat açısından başka ülkelere hep bağımlı kalmış bir ülkedir. Bu bağımlılık Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya ve İsrail gizli servislerine karşı olmuştur. Onlardan gelen dış istihbarat çoğunlukla çekedilememiş ve doğru kabul edilmiştir. Oysa bu pek çok alanda hatalı bilgilenmenin ötesinde, yanlış yönlendirilmelere açık olunmasını ortaya çıkarmıştır.

Almanlarla ilişkilerde 1980 askeri darbesi sırasında Ruslara karşı ortak üsler oluşturulduğu ve buraların teknik ekipmanını Almanların karşıladığı da ortaya çıkmıştır.Aynı durum Amerikalılarla da yaşanmıştır. Amerikalılar özellikle dinleme alanında Türkiye'yi Ruslara karşı neredeyse donatmışlardır. Özellikle İran'ın Humeyni ile Amerikan karşıtı yapılanmaya gitmesi ve buradaki dinleme istasyonlarını söktürmesi Türkiye'ye yönelinmesine yol açmıştır. Amerikalılar daha sonra

kullanamadıkları eski teknoloji ürünü bu tesislerden bazılarını Türkiye'ye hibe ederek "çöplük"lerinden kurtulmuşlardır. MİT'e Alman gizli servisi'nin dış istihbarat ve Almanya'daki aşırı sağ veya sol örgütler hakkında bilgi sağladığı ve bunlara karşı operasyonlarda kontrollü yardımcı olduğu saptanmış bulunmaktadır. Alman Dışişleri Bakanlarından Klaus Kinkel Alman gizli servisi BND'nin başkanlığından bu noktaya gelmiş bir siyasetçidir. Kinkel'in Türkiye'deki partneri Hiram Abas'dır. Almanların İkinci Dünya Savaşı sırasında da Türk Büyükelçiliklerinin ve gizli servisinin şifrelerini çözmeyi başardıklarını ve dinlediklerini daha önce ele almıştık.

Bugün de bunun yapılması elbetteki olanaklı gözükmektedir. Ancak bu durumlara karşı bütün gizli servisler ve ülkeler çok etkin önlemler almaktadırlar. Dışişlerinin haberleşmesi açısından bu önlemlerin bir ölçüde aşılabirdiği ortadadır ve her zaman bu beklenmektedir. Ancak MİT'in bilgisayar teknolojisi açısından Almanya'dan bilgi ve eleman eğitiminde yardım alarak 1977 yılında kurduğu sistem ile, 1995 yılının sonlarına kadar bir haberleşme faaliyeti gerçekleştirmediğini belirtmek gerekmektedir. MİT'in bu yolla dinlendiği yolundaki Almanya kaynaklı iddialar bu açıdan çok inandırıcı olmamaktadır. Çünkü MİT merkez binaları dışında hiç bir birimiyle bu bilgisayarlar ağıyla iletişim kurmamakta ve bilgi nakletmemektedir. Bu durumda Almanya'nın Türk gizli servisinin bilgisayarlarındaki bilgilere ulaştığını savlamak olanakları büyük ölçüde ortadan kalkmaktadır. Ayrıca burada alınan güvenlik önlemlerini de buna eklersek, Almanların gizli servisin bilgisayarlarına ulaşarak, bilgilere elde ettikleri iddasının gerçekleşme yüzdesi çok aşağılara inmektedir. Ancak 1996 yılından sonra MİT, bilgisayarla haberleşme şebekesini devreye sokacağından, bu aşamada ortaya çıkacak sorunların neler olacağını kestirmek mümkün değildir. Bu sistemin başka gizli servisler tarafından ele geçirilip geçirilemeyeceği konusunda bir şey dile getirmek ise kahinliğin sınırlarını bile zorlamak anlamına gelecektir. MİT dış temaslarında ve kontrespiyonaj, yani casusluğa karşı mücadelesinde elinden geldiğince etkin olmaya çabalamaktadır. Ancak bunda öylesine büyük bir başarı sayılmasa da azımsanmayacak kadar casus yakalanmıştır. MAH'dan buyana Türk gizli servisi bugüne kadar 132 casus yakalayabilmiştir. Bunların büyük kısmı Bulgar, Sovyet ajanlarıdır.

Genelkurmay Askeri Mahkemelerinde yargılanan bu casuslar ve aldıkları cezalar şöyledir:

MİT TARAFINDAN TESBİT EDİLEN CASUSLAR SIRA NO ADI SOYADI UYRUĞU
HİZMET ETTİĞİ ÜLKE
HAKKINDA YAPILAN İŞLEM


1.
İBRAHİM ÖZYÜKSEL TC
BULGARİSTAN
29.01.1944 yılında mahkemeye sevkedilmiş delil yetersizliğinden beraat etmiştir.

2.
NAİL ŞEKERCİ BULGAR
1945 yılında mahkemeye sevkedilmiş delil yetersizliğinden beraat etmiştir.

3.
SALİH TANDIR TC
1945 yılında mahkemeye sevkedilmiş delil yetersizliğinden beraat etmiştir.

4.
ALİ KARADUTLU TC
II
1946 yılında mahkemeye sevkedilmiş delil yetersizliğinden beraat etmiştir.

5.
HAKKI ŞİNASİ ARSAL TC
II
06.06.1946 yılında mahkemeye sevkedilmiş 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.

6.
HASAN CANDAR TC
II
11.09.1948 yılında mahkemeye sevkedilmiş 9 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmıştır.

7.
OSMAN ŞİRİNLER TC
II
1948 yılında mahkemeye sevkedilmiş 30 yıl hapse mahkum edilmiştir.

8.
AHMET ÖZDEMİR
ROMEN
II
1950 yılında mahkemeye sevkedilmiş 23 yıl 4 ay hapse mahkum edilmiştir.

9.
ALİ TEKEFE TC
II
06.01.1951 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 10 yıl hapse mahkum edilmiştir.

10.
ALİ AKTUNA TC
II
13.04.1951 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş delil yetersizliğinden beraat
etmiştir.

11.
İSMET KURTULUŞ
TC
II
1951 yılında mahkemeye sevkedilmiş 6 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.

12.
HÜSEYİN DURMAZ TC
II
16.01.1951 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 17 yıl 6ay hapse mahkum edilmiştir.

13.
RAMİZ TOPÇU TC
II

edilmiştir.

14.
HÜSEYİN YAVUZ
TC
II
1951 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 3 ay hapse mahkum edilmiştir.

15.
MEHMET EĞRİOĞULLARI BULGAR
II
26.04.1952 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl hapse mahkum edilmiştir.

16.
OSMAN HASAN OSMAN BULGAR
II
31.08.1952 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 20 yıl hapse mahkum edilmiştir.

17.
KEMAL KUNETLİ TC
II
11.04.1952 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl hapse mahkum edilmiştir.

18.
RECEP MEHMETOV
BULGAR
II
31.08.1952 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 20 yıl hapse mahkum edilmiştir.

19.
KADİR ATEŞLİ TC
II
09.05.1953 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl hapse mahkum edilmiştir.

20.
NASUH GÖÇLER BULGAR
II
16.05.1953 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 24 yıl hapse mahkum edilmiştir.

21.
PETER NANOF GUREF BULGAR
II
07.08.1953 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl hapse mahkum edilmiştir.

22.
HÜSEYİN GÜMÜŞ TC
II
28.01.1954 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 24 yıl hapse mahkum edilmiştir.

23.
AHMET KURTULMUŞ
TC

30.05.1954 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 24 yıl hapse mahkum edilmiştir.

24.
MAHMUT MİTUŞ
BULGAR
II
20.08.1954 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl hapse mahkum edilmiştir.

25.
MURAT BAKO
TC
II
17.07.1954 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 24 yıl hapse mahkum
edilmiştir.

26.
EMİN HULUSİ AKÇUR TC
II
1954 yılında mahkemeye sevkedilmiş, delil yetersizliğinden beraat
etmiştir.

27.
ALİ DEMİROF BULGAR
II
29.06.1955 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl hapse mahkum
edilmiştir.

28.
ABDİ ŞANSAL BULGAR
II
1955 yılında mahkemeye sevkedilmiş 3 yıl hapse mahkum edilmiştir.

29.
AHMET ERÇETİN
TC
II
1955 yılında mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl hapse mahkum edilmiştir.

30.
DİMİTRİ BUNDUKOS YUNAN
II
05.07.1957 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 6 yıl 3 ay hapse mahkum edilmiştir.

31.
MURAT BAKADUR
TC
II
04.05.1958 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

32.
KAMBER YILMAZ TC
II
06.02.1958 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

33.
MUSTAFA HIZLI

TC
II
04.05.1958 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

34.
SAİM POLAT TC
II
11.10.1958 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

35.
MEHMET GÜMBÜŞOĞLU
TC
II
25.09.1958 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

36.
HASAN SÜLEYMANOV HAFIZOV BULGAR
II
26.10.1958 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl hapse mahkum edilmiştir.

37.
KADİR ÇEKTİ TC
II
18.01.1960 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

38.
HİLMİ ŞİŞMAN TC
II
27.05.1960 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

39.
DAVUT ÇALIŞKAN
TC
II
30.06.1960 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl hapse mahkum edilmiştir.

40.
GALİP YENGİL TC
II
15.08.1960 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

41.
HASAN SUDA TC
II
27.02.1958 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl hapse mahkum edilmiştir.

42.
İSMAİL ODUNCU BULGAR
II

43.
MEHMET AKTAŞ
BULGAR
II
1962 yılında mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

44.
TEVFİK ÖZTOPRAK
TC
II
05.03.1962 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

45.
HALİL ACAR TC
II
1962 yılında mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 8 ay hapse mahkum edilmiştir.

46.
NEJAT EROL
TC
II
15.04.1965 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

47.
MEHMET BEKTAŞ
BULGAR
II
1965 yılında mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

48.
NASUF OSMAN FERHAT BULGAR
II
1965 yılında mahkemeye sevkedilmiş 20 yıl hapse mahkum edilmiştir.

49.
ÜNAL ZÜLKÜFLÜ AKSOY TC
II
19..07.1972 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl hapse mahkum edilmiştir.

50.
MEHMET EREL
TC
II
1972 yılında mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

51.
MÜMİN ALTINAY TC
II
04.02.1980 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş delil yetersizliğinden beraat etmiştir.

52.
MUZAFFER ÇENGİL TC
II
12.11.1980 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 27 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

53.
KAMİL MELİH KIRCA
TC
II
12.11.1980 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 7 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.
54.
MUSTAFA KEMAL DERMENCİ

TC
II
12.11.1980 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 7 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

55.
AZİZ ERKAN TC
II
12.11.1980 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş delil yetersizliğinden beraat etmiştir.

56.
MEHMET ÇİFTCİ
TC
II
12.11.1980 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 7 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

57.
MEHMET BİLGİN
TC
II
12.11.1980 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 7 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

58.
İHSAN VURAL TC
II
12.11.1980 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 7 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

59.
AYHAN ÖZALP
TC
II
12.11.1980 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 7 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

60.
AHMET ÖZCAN
TC
II
15.12.1981 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş delil yetersizliğinden beraat etmiştir.

61.
ENVER UÇAR TC
II
1981 yılında mahkemeye sevkedilmiş 4 yıl 2 ay hapse mahkum edilmiştir.

62.
ENVER ÇİNKO TC
II
11.01.1982 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş delil yetersizliğinden beraat etmiştir.

63.
İSMAİL YILDIZ TC
II
09.07.1982 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

64.
SAADET YILDIZ TC
II
09.07.1982 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

65.
GENO PETROV GENOV BULGAR
II
24.04.1982 tarihinde suçüstü yapılalarak ülkesine dönmesi sağlanmıştır.

66.
VASİL NİKOLOV İVANOV
BULGAR
II
24.04.1982 tarihinde suçüstü yapılalarak ülkesine dönmesi sağlanmıştır.

67.
İVAN PETROV BULGAR
II
26.09.1983 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş delil yetersizliğinden beraat etmiştir.

68.
OSMAN GÜNEŞ TC
II
11.09.1983 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş delil yetersizliğinden beraat etmiştir.

69.
HÜSEYİN BULUT TC
II
11.09.1983 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş delil yetersizliğinden beraat etmiştir.

70.
HÜSEYİNYÜKSEL TC
II
26.09.1984 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 2 sene 6 ay hapse mahkum edilmiştir..

71.
İBRAHİM GEZER TC
II
26.09.1984 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl hapse mahkum edilmiştir..

72.
ZEKİ AKÇAY TC
II

73.
ÇİMŞİT KAYA
TC
II
16.04.1985 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 4 sene 2 ay hapse mahkum edilmiştir.

74.
AHMET İSMAİLOV OSMANOV
BULGAR
II
1985 yılında mahkemeye sevkedilmiş delil yetersizliğinden beraat etmiştir.

75.
ŞEVKET KAFKASLI
TC
SSCB
1940 yılında mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl hapse mahkum edilmiştir.

76.
İBRAHİM HAMZAOĞLU TC
II
1941 yılında mahkemeye sevkedilmiş 7 yıl hapse mahkum edilmiştir.

77.
HIZIR NAKAŞİDZE SOVYET
II
1941 yılında mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl hapse mahkum edilmiştir.

78.
YAKUP AYVAZOĞLU TC
II
1941 yılında mahkemeye sevkedilmiş 18 yıl hapse mahkum edilmiştir.

79.
ALİ BAYAR TC
II
1941 yılında mahkemeye sevkedilmiş 20 yıl hapse mahkum edilmiştir.

80.
İBRAHİM MEMEDOV TC
II
1941 yılında mahkemeye sevkedilmiş 5 yıl hapse mahkum edilmiştir.

81.
HALİL OĞLU SEYFULLAH TC
II
1941 yılında mahkemeye sevkedilmiş 5 yıl hapse mahkum edilmiştir.

82.
BİNNET OĞLU ŞÜKÜR
TC
II
30.11.1941 yılında mahkemeye sevkedilmiş 5 yıl hapse mahkum edilmiştir.

83.
ŞAKİR OĞLU BEDRETTİN TC
II
1941 yılında mahkemeye sevkedilmiş 5 yıl hapse mahkum edilmiştir.

84.
RECEP OĞLU GENÇALİ TC
II
1941 yılında mahkemeye sevkedilmiş 8 yıl hapse mahkum edilmiştir.

85.
YAFET OĞLU NURİ TC
II
1941 yılında mahkemeye sevkedilmiş 6 yıl hapse mahkum edilmiştir.

86.
HATİCE KARAMAHMUTOĞLU TC
II
1941 yılında mahkemeye sevkedilmiş 4 yıl hapse mahkum edilmiştir.

87.
ALİ ÜSTÜNBOĞA TC
II
1941 yılında mahkemeye sevkedilmiş 5 yıl hapse mahkum edilmiştir.

88.
MEHMET EREL
TC
II
1944 yılında mahkemeye sevkedilmiş 10 yıl hapse mahkum edilmiştir.

89.
KAZIM GERZADZE TC
II
1947 yılında mahkemeye sevkedilmiş 10 yıl hapse mahkum edilmiştir.

90.
ARAM CHANNESYAN ERMENİ
II
1949 yılında mahkemeye sevkedilmiş idam cezasına mahkum olmuştur.

91.
GÜLFİDAN LEMZADZE SOVYET
II
1954 yılında mahkemeye sevkedilmiş 6 yıl 3 ay hapse mahkum edilmiştir.

92.
NİKOLAY VASİLYEVİÇ İONÇENKO SOVYET
II
Yapılan suçüstü sonucu 16.05.1956 tarihinde sınırdışı edilmiştir.

93.
VİLFRİED HERBRECHT ALMAN
II
24.09.1957 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş müebbet hapse mahkum edilmiştir.

94.
ARMAN GOSTAN VARTANYAN (ALTAN GÜLOĞLU)
TC
II

95.
KEGAN LEON PULLİ (KERİM MANUKYAN) ERMENİ
II
21.01.1968 yılında mahkemeye sevkedilmiş. müebbet hapse mahkum edilmiştir.

96.
ADOLF SLOVİK AVUSTURYA
II
1969 yılında mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

97.
NECDET MUALLA
SURİYE
II
1969 yılında mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

98.
VLADİMİR MECHTCHERYAKOV SOVYET
II
10.10.1983 tarihinde suçüstü yapılmış, 12.10.1983 günü sınırdışı edilmiştir.

99.
RENAT T.BIKMOULUNE
SOVYET
II
22.04.1983 tarihinde casusluk yapması nedeniyle sınırdışı edilmiştir.

100.
MURAT ÇOBAN
TC
II
1984 yılında mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

101.
İOURİ İVANOV SOVYET
II
24.03.1990 tarihinde suçüstü yapılarak ülkesine dönmesi sağlanmıştır.

102.
NAHİT İMRE
TC
ROMANYA
11.12.1968 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş, önce idama, bilahare 30 yıl hapis cezasına mahkum edilmiştir.

103.
İSMET TELLİOĞLU
TC
ROMANYA
02.11.1971 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 30 yıl hapse mahkum edilmiştir.

104.
FAİK YUSUF
YUNAN
YUNANİSTAN
1972 yılında mahkemeye sevkedilmiş delil yetersizliğinden beraat etmiştir..

105.
MUSTAFA HÜSEYİN KATİP YUNAN
II
05.02.1972 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl hapse mahkum edilmiştir.

106.
NİKOS BARBACİKİS YUNAN
II
15.06.1972 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl hapse mahkum edilmiştir.

107.
BARBAROS ÇALTULUOĞLU TC
II
04.09.1980 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

108.
ALEKSANDR DİAMNDİS YUNAN
II
22.06.1982 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.suçüstü yapılarak, ülkemizi terketmesi sağlanmıştır.

109.
MÜMİN HAFIZ ALİOĞLU
YUNAN
II
22.03.1992 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş,delil yetersizliğinden beraat etmiştir.

110.
SEBAHATTİN SAVAŞMAN
TC
ABD
17.12.1977 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 17 yıl hapse mahkum edilmiştir.

111.
TURAN ÇAĞLAR
TC
ABD
16 Mart 1983'de suçüstü yapılarak Amerikalı yetkiliylebirlikte ele geçirildi. Daha sonra Nisan ayı içinde mahkemeye sevkedileceği sırada intihar olarak nitelendirilebilecek bir şekilde öldü. Ölümünden önce alması gereken ilaçları almadığı ortaya çıktı.

112.
İLHAN BARDAKÇI TC
LİBYA
30.12.1985 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl hapse mahkum edilmiştir.

113.
YUSUF BOZDAĞ TC
LİBYA
11.10.1994 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş yargılanması devam etmektedir.

114.
ETHEM AKİL TC
MISIR
04.10.1960 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 13 yıl 4 ay hapse mahkum edilmiştir.

115.
İBRAHİM ŞEYH İBRAHİM
SURİYE MISIR
14.10.1960 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş yargılanması devam ederken firar etmiştir.

116.
İRFAN KAYA ÜLGER
TC
İRAN
21.12.1990 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.

117.
JAROLLA MUHAMMED
SALİM AHMED
IRAK
IRAK
04.01.1983 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl hapse mahkum edilmiştir.

118.
İBRAHİM ABDULKERİM MUHAMMED EL SİNDİ IRAK
II
04.01.1983 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 15 yıl hapse mahkum edilmiştir.

119.
AHMET ALVER
TC
II
1990 yılında mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

120.
HİCABİ KOÇYİĞİT TC
II
1991 yılında mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

121.
NECATİ OYAN TC
II
1991 yılında mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum edilmiştir.

122.
AHMET EL RUBEY
IRAK
II
08.10.1993 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 6 yıl hapse mahkum edilmiştir.

123.
AHMET YILDIZ
SURİYE
II
1987 yılında mahkemeye sevkedilmiş 8 yıl hapse mahkum edilmiştir.

124.
MUHAMMED ABDO HALLOUM SURİYE
II
1987 yılında mahkemeye sevkedilmiş 20 yıl hapse mahkum edilmiştir.

125.
ABDÜLKERİM YILDIZ SURİYE
II

126.
ASIM AYTEK
SURİYE
SURİYE
12.03.1960 tarihinde mahkemeye sevkedilmiş 12 yıl 6 ay hapse mahkum
edilmiştir.

127.
CEMİL PIRILTI
SURİYE
II
1961 yılında mahkemeye sevkedilmiş, cezaevinden firar etmiştir.

128.
MUHAMMED KHAİR AZKOUR SURİYE
II
Casusluk yapması nedeniyle 1987 yılında sınırdışı eilmiştir.

129.
AHMET EL ŞEYH
SURİYE
II
1978 yılında casuslukyapması nedeniyle sınırdışı edilmiştir.

130.
N.AWFİ HASAN MERİ
SURİYE
II
1978 yılında casuslukyapması nedeniyle sınırdışı edilmiştir.

131.
ŞERAFETTİN EYÜP ABAZA
SURİYE
SURİYE
1977 yılında mahkemeye sevkedilmiş, 15 yıl hapse mahkum edilmiştir.

132.
SABRİ ABBAS SURİYE
SURİYE-SSCB-ABD
1978 yılında casusluk yapması nedeniyle sınırdışı edilmiştir.

MİT RAPORU SKANDALI

Dış istihbarat alanında MİT yeni şeyler yapmak istemektedir. Ya da bu bahane edilerek yeni bir yapılanmaya yolaçılmaktadır. Burada Turgut Özal'ın Suriye gezisi bir dönüm noktasıdır. Suriye gezisi sırasında Hiram Abas Başbakan Turgut Özal tarafından kamuoyuna lanse edilir. MİT'in ilk kendi içinden yetişmiş sivil Müsteşarı'nın Abas olacağı tartışmaları bu gezi sıradanda başlar ve devam eder. Bu tartışmalar sürerken 1988 yılının 7 Şubat'ında 2000'e Doğru dergisinin tam metin yayınıyla MİT raporu olarak kamuoyuna yansıyan skandal patlak verir.
Hiram Abas'ın gördüğü ve iyi olmuş dediği, Cumhurbaşkanlığındaki MİT temsilcisi Erkan Gürvit'in alıp okuduğu ve kayınpederi olan Cumhurbaşkanı Kenan Evren'e sunduğu rapor, pek çok elde dolaştıktan sonra 2000'e doğru dergisinde yayınlanmış ve ortalığı karıştırmıştır. Gerçi raporun ilk ipuçlarını Turgut Özal aylar önce Türkiye ve diğer bazı gazetelerdeki söyleşilerinde rakiplerine gözdağı vermek için dile getirmiştir, ancak böyle bir etki beklenmemektedir.
"Banker Bako olayı, polis içindeki çekişme ve yeraltı-polis-kamu görevlileri ilişkileri" başlığıyla Mehmet Eymür tarafından hazırlanan bu rapor ve içerdiği bigiler, uzun zaman tartışılır. Rapor'un kamuoyuna sızması sonucunda Hiram Abas, Mehmet Eymür başta olmak üzere pek çok MİT mensubu görevlerinden olurlar. Rapor'un doğru olup olmadığından çok, nasıl olup da hazırlandığı ve basına sızdığı üzerinde durulur. Raporda üst düzey askeri yetkililer ile ilgili bilgiler bulunmasına sinirlenen Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in tepkisi raporu yazanlara karşı tutumu sertleştirir. MİT'in iç çekişmeleri, polisteki huzursuzluk ve karışıklık MİT'i yine asli görevinden almış, bir büyük girdabın içine koymuştur. Bu raporun hazırlanması ve kamuoyuna yansımasında elbetteki dönemin Başbakanı Turgut Özal'ın siyasi hesaplarının ve Cumhurbaşkanı olma isteğinin, insanları bu yönde şartlandırmasının, vaadlerinin büyük rolü olmuştur. Ancak olaydan en çabuk sıyrılan ve insanları kaderine terkeden de yine Özal'dır. MİT bunlara alışkındır. Çünkü patronu olan siyasi otorite tarafından böyle çalıştırılmaktadır ve her fırtınada yaralar alması doğal karşılanır. Bu seferki yara da büyük olur. Çünkü raporda Türkiye'nin en üst düzey yöneticilerinden bahsedilmektedir. Banker Bako bir tefecidir. Bako'nun Cindoruk'u finanse ettiği ve işlerin asıl patronunun Cindoruk olduğu iddia edilmektedir. Hüsamettin Cindoruk DYP Genel Başkanı'dır ve Süleyman Demirel'in emanetçisidir. Üst düzey emniyet yöneticileri raporda ilişkileriyle boy boy sergilenirler. MİT'in üst düzey yöneticiliğini yapmış kişilerden, yeraltı dünyasından, İstanbul polisine uzanan bir ilişkiler ağı raporda ortaya konur. Rapor aynı zamanda yıllar sonra Türkiye'yi kasıp kavuracak mafya belasının ipuçlarını da vermesi bakımından ilginçtir. Bu açıdan da yazılanlar doğru çıkmıştır. Rapor tartışmaları sırasında MİT'in bazı görevlilerinin Özal ailesinin özel ilişkilerini düzenlemede; örneğin Zeynep Özal'ın evliliğine mani olunması işinde, kullanıldığı da belirlenir. MİT' in bazı çalışanları yine siyasi oyunların aracı haline gelirler.Yine devletten çok özel ilişkiler ağının emir kumandası altına girerler. Özal ailesi, pragmatizmin acı neşteriyle MİT'i ve diğer güvenlik örgütlerini adeta doğramaktadır.

MİT İLK KEZ DENETLENDİ VE SONUÇ:

BU BÖYLE GİTMEZ

Rapor yarasının ardından MİT yine kabuğuna çekilip, suskunluğa gömülür. Hazırlanan raporla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in ve diğer asker yetkililerin bastırması sonucu Başbakan Turgut Özal bir soruşturma açtırır. Soruşturma nedense raporda suçlananlar için değil ama raporu hazırlayanlar için yapılır.

Konuyu inceleme görevi Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'a verilmiştir. Savaş yanına aldığı ve çok güvendiği iki müfettiş arkadaşı Hikmet Çetin ve Ömer Türk ile birlikte, MİT'de kendilerine ayrılan odaya giderek çalışmalarına başlar. İlk iş MİT gibi sorgu konusunda uzman çalışanların bulunduğu bir kurumda bu profesyonellerin nasıl ifadelerinin alınacağı üzerinde bir karar verilmesidir. Bunun için odalarına gönderilen yeminli daktilo dışarıya çıkartılır ve ifade almalara öncelikle çağırılan kişilerle yapılan uzun havadan-sudan sohbetlerle başlanır:

Kaynakça
Kitap: MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
Yazar: TUNCAY ÖZKAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DIŞİŞLERİ İSTİHBARAT DAİRESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 19:57

ABAS AÇIKLIYOR: RAPORU KİM SIZDIRDI

Örneğin Hiram Abas'ın ifadesinin alınmasından önce 20 dakika o gün havanın kış olmasına rağmen yağmur yağması üzerine yapılan sohbete geçilir. Abas ustadır. Ona ve diğer MİT'çilere göre müfettişlerin bu yöntemlerle bir şey elde etmesi imkansızdır.

Abas ifade verirken bir yandan da dalgasını geçmektedir:

- MİT raporunu kim sızdırdı acaba?

Abas: Kim olacak canım Cumhurbaşkanı Kenan Evren. O daha etüd halindeyken Cumhurbaşkan'lığındaki MİT temsilcisi damadı Erkan Gürvit aracılığıyla raporu istedi ve daha sonra basına sızdırdı.
Nasıl olsa müfettişlerin, ülkenin Cumhurbaşkanı ağzına geleni küfür olarak MİT raporuyla ilgili dile getirdiği bir dönemde gidip kendisine , "Bu raporu damadınızla birlikte siz mi basına sızdırdınız" diyecek halleri yoktur. Ama onların da ellerinde kullanacakları kozları vardır...

Tam 102 aktif operasyona katıldığı ifade edilen Abas espirileri, MİT içindeki hakimiyeti, sorgu tekniğiyle soruşturmacıları etkiler. Ama onlarda az değildir. Kendisine vatan-millet adına katıldığını söylediği aktif çatışmalara hangi yetkiyle girdiği sorulur. Öyle ya 12 Mart döneminden 1992'ye kadar katıldığı çatışmalarda hangi yetki ve sıfatla bulunmuştur? İşte bu sorunun yanıtı yoktur.

MİT TARİHİNDE HAMBURGER'İN ÖNEMİ

MİT raporuyla birlikte gündeme raporun nasıl basına sızdığı sorusu da gelir. Bu sorunun yanıtını arayan Kutlu Savaş ve arkadaşları için düğümü çözecek ipucu bir hamburger yeme öyküsünde yatmaktadır. Basında raporu yazan kişi İrfan Taştemur'dur. Onun açıklamalarına göre rapor kendisi İstanbul'dan Ankara'ya çağırılarak götürüldüğü MİT'de önüne konmuştur. O da bu rapordan öncelikle alıntılar yapmıştır. Bu sırada da MİT mutfağında hazırlanan hamburgerler'den yemiştir.
İşte bu hamburgerlerin önemi raporun basına sızması öyküsünün anahtarı olmalarından kaynaklanmaktadır.

Müfettişler raporun basına nasıl sızdığı soruna hep aynı yanıtı almaktadırlar:

"Basına bu raporu Çankaya Köşkü sızdırdı."

Oysa ortada bir başka iddia vardır. Bu iddianın araştırılmasına öncelikle raporun hangi tarihde hazırlandığı araştırılarak başlanır. Rapor Ağustos ayında hazırlanmıştır. Taslak halindeyken Köske çıkmıştır. Köşke çıkarken hemen hemen aynı tarihlerde İstanbul ve Ankara'da bazı gazetecilerin masasına da konmuştur. Ama gazete patronları bu raporun haberleştirilmesine bir türlü cesaret edememişlerdir. Ancak ilginçtir raporun bitirildiği tarih 10 Kasım 1987'dir . Bu tarih aynı zamanda basına sızdığı tarihdirde. Raporun üzerine tarih konulurken basının şahitliği de sağlanmıştır .

MİT'DE HAMBURGER YEMENİN ZAMANI

Peki ama MİT'de gerçekten hamburger pişirilmekte midir? Raporun pişirildiği bilinir ama ya hamburger?... Müfettişlerin kafasındaki soru budur. Evet MİT'de yapılan araştırmada hamburger pişirildiği de saptanır. Hamburger pişirilmesinin üst düzey sorumluluğunu da çok ünlü bir soyad üstlenmiştir: Doğramacı. Bu Doğramacı, YÖK Başkanı meşhur İhsan Doğramacı'nın yeğenidir.

Müfettişler bir gün dönemin Müsteşarın'a şakayla karışık " MİT'in ünlü hamburger'inden yemek istediklerini " anlatırlar. Bu isteklerinin derhal karşılanacağı ifade edilir. Böylece MİT'de hamburger hazırlandığı da ortaya çıkar. Sorumulusu çağırılır ve hamburger için alınan malzemenin kaç gün bekletilerek hamburger yapıldığı sorulur. O da bir veya iki gün içinde malzemenin hamburger yapıldığını söyler. Bunun üzerine hamburger üretiminin ne zaman başladığı alınan malzemeler için tutulan defter kayıtlardan araştırılır. 1987 yılının Eylül ayından itibaren hamburger yapılmaktadır. Yani MİT raporunu basına açıklayan İrfan Taştemur'un MİT'e getirilerek hamburger yedirildiğini söylediği tarihlerde, MİT hamburger hazırlamaktadır ve İrfan Taştemur'da bu hamburgerlerden yemiş bulunmaktadır. Ama raporun araştırmasında bu tarihten çok önceleri İrfan Taştemur'un raporla ilgili bilgilere sahip bulunduğu da bilinmektedir. Müfettişler bu ayrıntılarla önemli sonuçlar elde etmektedirler.

Kutlu Savaş çalıştıkları odayla ilgili olarak MİT Müsteşarına daha ilk günlerden itibaren şunları söyler:

"Bakın efendim ben askeri okullarda ders verdim. Oralarda ses düzenleri vardır ve sınıflar dinlenir. Bu alenen yapılır. Ben de sizin yerinizde olsam teşkilatımla ilgili çalışan insanların odalarını dinlerim. Bunu da biz hiç yadırgamayız."

MÜFETTİŞLERİN AÇIĞA ALDIĞI MİT' ÇİLER VE EMEL SAYIN OLAYI

Ayrıca ilerleyen zaman diliminde çalışmalar devam ederken bir başka karar da MİT'e bildirilir. Müfettişler sadece ilgilendikleri olaylarla ilgili konularda arşivdeki bilgileri görmek istemektedirlir. Bunun dışındaki bilgileri görmeyi uygun bulmumaktadırlar. Bunun için iki elemanın görevlendirilerek arşivden istenilen bilgilerin gerekli ayıklamasını yapması istenir. Bu böyle de olur. Ama soruşturmaya sekte vurmak isteyenler veya yönlendirme-yanıltma çabasına girenler derhal açığa alınacaktırlar. Bu konudaki ceza iki kişiye de uygulanır. Bunlardan birisi Mehmet Eymür'ün o dönemdeki yardımcısı Korkut Eken'dir. Diğer görevli de aynı dairede bulunan ve ünlü işadamı Ağa Ceylan'nın dünürü olan diğer yardımcıdır. Soruşturmanın seyrini beğenmeyen bu ikili müfettişlere bazı konularda bilgi aktarmamakta direnip soruşturmayı başka yöne çekmek isteyince, Kutlu Savaş ve arkadaşlarının oluruyla açığa alınırlar. Soruşturma sırasında eski Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ ile ilgili Emel Sayın olayı da incelenir. MİT raporunda Üruğ ile Sayın arasında bir gönül ilişkisinden bahsedilmektedir. Buna ilişkin arşivdeki bilgiler incelenir. Evet, MİT bir kaynağından gelen duyumu, rapora, arşivdeki dosyasından alarak aynen aktarmıştır. Ama bu duyum arşive yanlış geçmiştir. Yine dosyalarda olayın doğrusu bulunmaktadır. Sayın ile Gönül ilişkisi bulunan kişi bir başkasıdır. MİT arşivindeki bir hatalı yazımın sonucunda Üruğ paşa ağır yara almıştır. Bir yoruma göre de bu hatalı yazım bilinerek o rapora konulmuş böylece Üruğ'un yıpranması sağlanarak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde etkisizleştirilmesi amaçlanmıştır. Bu da Özal'ın yolunu açmıştır.

Peki ama MİT hangi yetki ve görev anlayışı içinde Necdet Üruğ'u incelemiştir? Üruğ sıkıyönetim döneminde İstanbul MİT Bölge Başkanlığı'nın fiilen en üst düzey idarecisidir. Daha sonra da Genelkurmay Başkanı olmuştur. MİT askeri kişiler ve kurumlar konusunda araştırma yapmak için bu kurumların yetkilileriyle bir uzlaşmaya varmak durumundadır, çünkü yasa böyle demektedir. Ama böyle bir anlaşma da yoktur. MİT Üruğ'u kendi yöneticiliğini yaptığı zamanlar dahil olmak üzere uzunca bir zamandır izlemektedir. Ve bu izlemeyi de MİT'in başındaki asker idareciler bilmektedir. Yani herkes birbiri hakkında bilgi sahibi olmak için MİT'i kullanmaktadır. Çünkü bu izleme bir istihbarat sızması veya şüpheye dayanmamaktadır. Arşivler böylece insanların özel yaşamları dahil pek çok bilgiyle dolmakta ve bunlar da asla yokedilmemektedir. MİT incelenir ve sonuçta iki kişinin açığa alınması ve bir dizi eleştiri ile dolu olan rapor hazırlanır. Raporda askerlerin bir basamak olarak gördükleri MİT Müsteşarlığı görevinin bu işin uzmanlarına ve anlayanlarına bırakılmasının zamanının gelip geçtiği vurgulanır ve MİT'in yetki ve sorumluluk alanlarının dışında faaliyetlerde bulunduğu belirtilir. Acil olarak MİT'in devlet hizmetine sokulmasının kaçınılmazılığı anlatılır. MİT arşivlerinin özel yaşamlarla dolu olduğu da üç sayfalık raporda yeralır ve bu uygulama eleştirilir. Raporda yeralan hayali ihracat savlarının doğruluğunu belgeleyecek gerekli dökümanın da arşivlerde yeraldığı belirtilir.

Bu MİT'in dışardan bir grup tarafından ilk kez denetlenişidir. Ve sonuçları açısından da çok önemlidir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Bing [Bot] ve 1 misafir