Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Küresel Mafyalaşma Döneminde Anarşizmin Görevi

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

Küresel Mafyalaşma Döneminde Anarşizmin Görevi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 19:32

Küresel Mafyalaşma Döneminde Anarşizmin Görevi Yeniden Piyasaya Sürüldü

Anarşizm, emperyalizmin artık mafyalaştığı küreselleşme döneminde, yeniden imal edilmiş ve piyasaya sürülmüştür. Bu olayın hem küresel çaptaki, hem de ulusal düzlemdeki toplumsal-ekonomik temelinin aydınlatılması gerekiyor.
Anarşizme, küresel planda işlev kazandıran olay, ABD'nin milli devletleri tasfiye ederek dünya imparatorluğu kurma peşinde koşmasıdır.

Anarşizme ülke zemininde yol veren olay ise, geniş kitlelerin planlı olarak kaosun içine itilmesidir. Anarşizm, bir yönüyle ezilen dünya ülkelerini devletsizleştirme harekâtının aletidir. Bir yönüyle de, ezilen milletleri çözme harekâtının bir parçasıdır.
İki yön kuşkusuz birbirini tamamlıyor. Kurtuluş savaşlarıyla kurulan milli devletler yıkıldığı zaman, milli devletlerin kurduğu milletler de dağılacak ve Orta çağın etnik grup ve cemaatlerine bölüneceklerdir. Milletlerin çözülmesi süreci ise, Milli Devletin dayandığı insan unsurunu zaafa uğratmaktadır.

Ezilen Dünya'da Milli devletin ve milletlerin tasfiyesi için, her türlü bölünme etkeni harekete geçirilmekte, toplum büyük bir kaosun içine itilmektedir. Anarşizm ve onun türevlerinden olan "Sivil itaatsizlik" bu amaçla kullanılıyor. Sırayla inceleyelim. Devletsizleştirmenin Aleti Küreselleşme, Ezilen Dünya ülkelerinin ve hatta bazı kapitalist ülkelerin devletsizleştirilmesi olayıdır. Milli devletler yıkılacak ve ülke çeşitli yerel yönetimler ve "hükümetdışı kuruluşlar" (NGO'lar) aracılığıyla Washington merkezli süper devlete bağlanacaktır. Bu durumda gelsin Anarşizm!

Bakunin'lerin, Kropotkin'lerin, Proudhon'ların ve diğer saray soytarılarının devlet düşmanlığının tam zamanıdır. Ezilen Dünya ülkesinin gençliği, kendi Milli devletini yıkma faaliyetinde dünya merkezlerinin dinamiti ve balyozu olarak kullanılacaktır. O neden-le Anarşizmin devlet düşmanlığı, yalnız ve yalnız Milli devlet düşmanlığıdır. Süper devlet ise, Anarşizmi, Milli devletin üzerine süren güçtür. Böylece Anarşizm Milli devlet düşmanlığı üzerinden süper devlet hizmetkârlığına varmıştır. Anarşizm, Milli devlet düşmanlığı ya-parken, süper devletin dünya imparatorluğu planının sopası işlevini görmektedir. Türkiye'de ve diğer Ezilen Dünya ülkelerinde Anarşizm diye bir akım yokken, birden bire dünya merkezlerinden pompalanmasının hikmeti buradadır.

Milleti Birbirine Bağlayan Bütün Değerlerin Dinamitlenmesi

ABD, küreselleşme adı altında, Ezilen Dünya ülkelerinde milleti birbirine bağlayan bütün değerleri yıkma ve çözme programını uygulamaktadır. Bu amaçla etnik bölücülük, mezhepçilik, tarikatçılık, cemaatçilik. falcılık, büyücülük, satanizm gibi feodal ve hatta kabile toplum kalıntıları yanında, Anarşizm de kullanılmaktadır. Devletsizleştirilen halklar, etnik gruplar ve mezhepler arasında boğazlaşmalar, cemaat ve tarikat savaşları, toplumsal çatışmaları kışkırtmak için, Anarşizm, sistemin efendilerine çok geniş imkânlar sunmaktadır. O zaman gelsin Anarşizm! Dinlerarası diyalog, Hıristiyan misyonerliği, hep Anarşizmle kol koladır.

Milletimizin bütün değerleri yoğun bir bombardıman altındadır. Sistem bütün iletişim araçlarını seferber etmiştir. Sistemin merkezlerinde olsun, çevrede olsun televizyonlar, radyolar, gazeteler; Anarşizmin, Otonomluğun, eşcinselliğin, ensest ilişkilerin ve her türden topluma yabancılaşmanın reklamını yapmakta, gençliği bu kanallara yöneltmektedir.

Bu satırları yazdığım günün (17 Şubat 2004) Hürriyet gazetesini bir örnek olarak alıyorum.

Birinci sayfanın manşetinde koca koca harflerle eşcinsellik reklamı ve kışkırtıcılığı yapılıyor:

"Eş durumundan oturma izni." Kocaman bir fotoğraf konmuş, iki Türk genci, ikisi de erkek ve Almanya'da nikâh yapmışlar, eşcinsel evliliği gerçekleştirmişler. Bir de evlat edineceklermiş. Biri annesinden çekindiği için evleneceğini annesine nikâhtan önce söylememiş, ama artık annesi de olumlu bakıyormuş. Eşcinsel evliliğinin Almanya'da oturma izni almak gibi büyük bir ödülü (!) de var.

Hemen bu manşetin yukarısında Hürriyet başlığının da üzerin-de bir üst manşet bulunuyor. Almanya'da ödül alan filmin başoyuncusu Sibel Kekilli'nin gerdanında kocaman bir Hıristiyan haçı sallanıyor. Milletine yabancılaşmanın ve diğer gençleri milletine yabancılaştırmanın bundan güzel bir reklam aracı bulunabilir mi? Duygular ve görüşler, eşcinselliğe, gözler ise Hıristiyan haçına alıştırılıyor.

Diğer başlıklara ve sayfalara geçmiyorum. Radikal, Hürriyet, Milliyet, Sabah, Vatan, bütün gazeteler; Ulusal Kanal dışında bütün televizyonlar ve dergiler, sürekli olarak gençliği, Anarşizme, vatansızlığa, eşcinselliğe, otorite düşmanlığına, aşırı bireyciliğe, Hıristiyanlaşmaya ve her türden yabancılaşmanın girdabına atan bir kampanya yürütüyorlar. Türkiye gençliğini bu topraklara, milletimize, ailesine, tarihine bağlayan bütün bağlar koparılıyor. Kökler, hoyratça sökülüyor. Bu kampanya, her alanda ve her fırsattan yararlanrak yürütüyorlar. Örneğin Antalya'ya Attalos'un heykelinin dikilmesi, eşcinselliğe methiye kampanyası için bir fırsat olarak kullanılıyor.

Bir üniversite öğretim üyesi arkadaşımla konuşuyorum, yine bir hekim dostumla ve başka dostlarla, çocukları anarşist olmuşlar; her türlü toplumsal değeri inkâr ediyorlar, ne Türklük, ne devrimcilik, ne Atatürk, ne aile, ne ana, ne baba, ne çalışma, ne disiplin, ne ahlâk, hiçbir şey tanımıyorlar. "Bir uçurumdan aşağı düşüyor çocuklarımız" diye yakınıyorlar. "Daha doğrusu bir uçurumdan aşağı itilmişler, boşlukta döne döne, savrula savrula düştüklerini görüyoruz. Anarşizm, bugün gençliği tehdit eden bir akım haline gelmiştir." Doğru, ama niçinini iyi görmek gerekiyor. Küreselleşen mafya-ya küresel bir gençlik gerekiyor. Kendi milletine, kendi halkına, Milli devletine, özet olarak dünyanın ezilenlerine düşman, hainleştirilmiş bir gençlik gerekiyor.

Anarşizmin, özellikle gençlik içinde, eroinle birlikte tüketilmesi de çok anlamlıdır. Anarşizm de eroin gibidir. Uyuşturur. Aşırısı, altın vuruş denen intihara götürür. Uyuşturucu kullanımı, küreselleşmenin girdabına düşen bütün ülkelerde, bu arada Türkiye'de, hem çok zengin bir kesimin şımarık çocukları arasında, hem de sefaletin diplerine itilen kesimlerde hızla yaygınlaştırılmaktadır.

ABD, arkada kalan dönemde çeşitli akımları kullanmıştır. Ancak bu akımlar, yine de toplumla çeşitli bağlara sahipti, anarşist ise toplumla bütün bağlarını koparmıştır; ne anası vardır, ne babası, ne milleti vardır ne vatanı, ne ailesi vardır ne cemaati; ne ahlâk bilir ne görenek; bu nedenle Anarşizm, kendi milletine kurşun sıkmanın ideolojisi olarak, küreselleşmenin amaçlarıyla tam uyum halindedir; kumanda mekanizmasına tam itaat halindedir.

Kaosun Patlayıcı Maddeleri

Dünyada tutunacak hiçbir dalı olmayan Anarşizm, dün ölen aristokrasinin ve yok olan küçük burjuvazinin, ancak çok sınırlı ve çok dar kesimlerinde yankı bulabiliyordu. Şimdilerde ise, Anarşizm, sefalete itilen ve ölmesinde hiçbir sakınca olmayan üretim dışı ve işsiz geniş kitleler için, en uygun siyasal tüketim markasıdır. Büyük altüst oluşların cangılında sersemlemiş olan kesimler, Anarşizme yöneltiliyor. Mafyalaşan emperyalist sistem, Ezilen Dünya ülkelerinde yüz-de 10 çevresinde bir nüfusu zenginleştiriyor ve toplumun yüzde 90'ını aşırı yoksullaştırıyor, sefaletin içine yuvarlıyor. Bu yüzde 90 oranındaki büyük kitle, sistem için büyük tehdittir. Sistemin bu tehdidi etkisiz kılmak için bulduğu çare, o kitlenin enerjisini birbirini kırmaya ve amaçsız ve örgütsüz faaliyete yönlendirmektir. Birbirlerini vursunlar, kırsınlar, sağa sola koşuşsunlar, kargaşalık içinde çırpınsın dursunlar. Üstelik Anarşizmin ezilen gruplara çekici gelecek isyancı tema-ları da var.

Sistem, kendini hedef alabilecek isyanı, yoksul kitleleri darmadağın eden bir dinamite dönüştürüyor. Böylece emperyalizm, biriken gazı boşaltmanın da ötesinde bir kazanç sağlıyor. Ezilen Dünya'nın enerjisi, Ezilen Dünya'yı kırmakta kullanılıyor.
Anarşizmin kaos teorileri, artık, küreselleşme dönemi emperyalizminin Ezilen Dünya'yı kaosun içine yuvarlama ihtiyacının aletidir.

Anarşizm şırınga edilerek vatansızlaştırılan, her türlü toplumsal bağdan ve kuraldan, her türden sorumluluk anlayışından, hesap verme duygusundan, vicdandan, bireysel ve toplumsal denetimden, örgütlenmeden kopartılan gençler, birer canlı bomba, fitili ateşlenmiş birer dinamit lokumu olarak toplumun içine atılmaktadır. Sistemin merkezleri bu görevi, Anarşizm, Otonomculuk gibi ipini koparmış eğilimlere vermiştir.

Sivil İtaatsizlik

Bugün gerek sistemin metropollerinde ve gerekse Ezilen Dünya ülkelerinde anarşistlerin, otonomların, eşcinsellerin vb. grupların sözde küreselleşme karşıtı eylemleri kışkırtılıyor ve örgütleniyor. "Küresel direniş" ve "Sivil itaatsizlik", aslında ABD emperyalizmi-ne itaatin eylem biçimidir.

Bu eylemler kesinlikle kendiliğinden değildir, doğrudan doğruya sistemin merkezlerinde, SüperNATO güdümlü gizli servisler tarafından planlanmakta ve örgütlenmektedir.

Bunu anlamak için, küresel direniş adı altında yapılan eylemlerin vurduğu hedefleri sıralamak yeter:

"Militarist Türk ordusu", "Kasap Miloşeviç", "Katil Saddam Hüseyin", "İran mollaları", "Castro diktatörlüğü", "Kim Jong İl hanedanı", "Çin emperyalizmi" vb., ABD emperyalizminin vurun dediği ne kadar kuvvet varsa, küresel direnişçilerin hedef tahtasındadır. Bunlar, Paris Metrosu'nun zeminine ABD emperyalizminin düşman ilan ettiği herkesi, bu arada Türkiye'nin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun resmini koymuş ve çiğnetmek istemişlerdir. Sistem, bu akımları, hedef aldığı Ezilen Dünya devletlerine karşı seferber etmek yanında, toplumun içinde kaos yaratmak, toplumun devrimci örgütlenmesini bertaraf etmek, halkı birbirine düşürmek, halkın enerjisini amaçsız ve sonuçsuz hareketlere yöneltmek için de bir alet olarak kullanmaktadır. Kendiliğindenci olan Anarşizm. Otonomculuk, eşcinsellik gibi akımlar, sonuna kadar örgütlü ve silahlı olan sistemin kumandası altındadır.

Sistem, bu küreselleşme karşıtı denen eylemlerle toplumun özellikle genç kesimlerini, Ezilen Dünya ülkelerinde Milli devlet ve orduyu yıpratmak için kullanmaktadır. Öte' yandan toplumun genç nüfusu, adeta duvarlara çarpıla çarpıla güçsüz düşürülmekte, sersemleştirilmektedir. Örgütsüz gençlik, bir kaos ortamı içinde fareler gibi sağa sola koşuşmakta, yorgun düşmekte ve kaosun deneti-mi altında tutulmaktadır. Böylece toplumun gizli enerjisi, emperyalizme karşı devrimci amaçlar için harekete geçirileceğine, ABD'nin dünya imparatorluğu tasarımının gizli gücüne dönüştürülmektedir. "Eşcinsellerin, hırsızların, kaçakçıların, asker kaçaklarının, ser-serilerin, marjinallerin, gedikli mahkûmların, bu türden asilerin, tüm yerleşik ahlaksal ve toplumsal değerlere meydan okuyan anarşistlerin" sokaklarda yaptıkları gösterilerdeki yıkıcılıklarının sisteme hiçbir zararı yoktur; tam tersine sistem, bu kaosu kışkırtarak, bu kaosu yöneterek ayakta durmaktadır.

Beyaz Saray'ın Soytarısı

Küresel sistemin efendileri, kurucu olmayan sözde yıkıcıları besliyor ve kışkırtıyorlar. Sistemin ihtiyacı, muhalif güçleri devrim yapacak kuruculardan uzak tutmak ve başıbozuk anarşistlerin peşine takmaktır. O nedenle başıbozuk yıkıcılık, her zaman sistemin sigortasıdır. Sistem, yıkılmazlığını onlar aracılığıyla gösterir. Onların tarihsel rolleri, sistemin toplum üzerindeki otoritesini pekiştirmektir.

Sistemin sahipleri, eğer kendilerine "meydan okuyan" sözde yıkıcılar yoksa, onları yaratmak zorundadırlar. Her sistem, devrimci kurucuların önlerini kesmek için, kendi Bakunin'lerini ve Kropoktin'lerini üretmiştir. Sisteme, zaptiye kadar, "sivil itaatsizler" de gerekir. 1980'den sonra Erich Fromm'ların piyasaya salınması, anarşistlerin düğmelerine basılması ve ÖDP gibi Anarşizme komşu örgütlerin kurdurulması boşuna değildir.

Hiçbir doktrin, hayatın dışında kalamaz. Anarşizm de yıkıcılığıyla hayatın dışında kalamaz ve kalmamıştır. Anarşizmi hayatın içine çeken, hayatını kaybetmekte olan sistemin, ölüme giden hâkim sınıfıdır. Anarşizm, bütün fikirleriyle gerçeğin dışında dururken, kendisine verilen işlevle kollarından tutulup gerçeğin içine çekilir. Onun aşırı kendiliğindenciliği, sistem sahibinin aleti işlevinde hayat bulur. Anarşizm, bugün emperyalist mafyanın neoliberal ideolojisinin bir kolu konumundadır. Artık Anarşizm, Beyaz Saray'ın soytarısıdır.

Kaynakça
Kitap: Mafyokrasi
Yazar: DOĞU PERİNÇEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir

cron