Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Behçet Cantürk'ün Uyuşturucu Sevkiyatları: 1989 sonrası

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

Behçet Cantürk'ün Uyuşturucu Sevkiyatları: 1989 sonrası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 21:04

5.5 TON MAL

Behçet Cantürk, 1989 yılından itibaren eski ilişkilerini yeniden kurmaya başladı. Ünlü iki emniyet görevlisinin elbise giderlerini karşılıyordu. Üst düzeyde bir emniyet görevlisinin çocuğuna özel arabasını tahsis ediyordu. Bazı emniyet mensubu çocuklarının okul taksitlerini ödüyordu.
Kendisine yeni bir de sevgili bulmuştu: Bir dönem Yeşilçam'ın "vamp kadını" Suzan Avcı'nın kızı, Binnaz Avcı...

Artık İstanbullu olmuşlardı:

Başta Behçet Cantürk'ün eşi Hidayet Kaşan ve ablası İkram Fidanay olmak üzere birçok Cantürk İstanbul'a taşındı. Hepsi de en zengin semtlere, en gösterişli evlere taşındılar.

Behçet Cantürk, eşleri Hidayet Kaşan ile Akile Dilek Alev'e karşılıklı iki daire aldı.

Behçet Cantürk, ağabeyi Nizamettin Cantürk'ün İstanbul'a gitmesine hep karşı çıktı. Nizamettin Cantürk, İstanbul'a gelmek istediğini her söylediğinde, aralarında sert tartışmalar çıktı.

Behçet Cantürk 1990'ın başında "start" verdi.
Yeğeninin kocası aracılığıyla 5.5 ton "ham malı" İstanbul'a getirdi...
Hepsini "iç pazara" sattı...
Bağdat Caddesi üzerindeki "Yıldırım Mobil Petrol"ü Diyarbakırlı Kemal Yıldırım'dan kiraladı.

Bugünkü değeri 5 milyon dolar olarak ölçülen benzin istasyonu çok komplikeydi:

Süper-marketten, otoparka kadar birçok ünite vardı.
Behçet Cantürk'ün ikinci bürosu, benzin istasyonunun ikinci katındaydı. Günlerinin büyük bir bölümünü burada geçiriyordu.

Mehmet Han Kozat'ın ani ölümü Behçet Cantürk'ü çok sarsmıştı. "Kardeşimden bile daha yakınım" dediği Mehmet Han Kozat'ın vefatına günlerce üzülmüştü. Oğlu gibi sevdiği Kozat'ın oğluna, benzin istasyonundaki otoparkın sorumluluğunu verdi.

Doğrusu Behçet Cantürk herkese iyilik yapan biri değildi. "Piyasaya yeni düşen biri" Behçet Cantürk'ün adını bilip, İran'dan getirdiği "ham malı" ona veriyordu. Söylenenlere göre, "piyasanın çömezlerine" kazık atıyordu!

Yıllar önce inşaat yaparken kardeşleri tarafından "bencillikle" suçlandığı gibi yine aynı ithamlarla karşılaşıyordu. Neden bu tür ithamlara maruz kaldığını Behçet Cantürk'e, yakın dostu bir fıkra ile açıklamaya çalıştı: "Birgün Diyarbakır'da Zeynel Ağa ile Kalaycı Mehmet, kahvede çay içip sohbet ediyorlarmış. Konuşurlarken, Zeynel Ağa, Kalaycı Mehmet'e çaktırmadan, cebinden bir Gaziantep fıstığı çıkarıp, kabuklarını ayıkladıktan sonra, fıstığı ağzına, kabuklarını da yine büyük bir gizlilik içinde öteki cebine koyuyormuş. Bu böyle on dakika sürmüş; Zeynel Ağa bir cebinden fıstığı çıkarıyor, ayıklıyor, fıstığın içini ağzına, kabuklarını da öteki cebine 'çaktırmadan' atıyormuş. Kalaycı Mehmet dayanamamış; 'Zeynel Ağam, şu cebine doldurduğun fıstıktan üç tane de bana ver; sen de rahat et, ben de' demiş!".

Fıkra bitince, mesajı anlayan Behçet Cantürk, kahkahayı basıyordu.
Yine iyi para kazanmaya başlamıştı.

Paralar, eskisi gibi yakınlarının adına hesap açtırılarak, bankalara yatırılmıyordu. Artık ABD'den, Avrupa'dan banka satın alınıyor veya Kıbrıs gibi küçük ülkelerde "kıyı bankacılığı" kuruluyordu. Olmazsa döviz büroları açılıyor ya da borsada oynuyorlardı!»

Behçet Cantürk, piyasanın yeni koşullarına tam ayak uyduramamıştı. O yine, kendi bildiği "tefecilik" işine devam ediyordu...

Ancak borç verilen paranın geri dönmeme riski fazlaydı. Zaten bunu bilen bazı çevreler "Ülkücü Çek Senet Mafyası" aracılığıyla paralarını geri alabiliyorlardı. Behçet Cantürk'ün "yeni yetme" bu çetelerle çalışması düşünülemezdi. Birbirlerine düşmandılar. Üstelik ufak bir kıvılcım aralarında büyük bir çatışmaya neden olabilirdi. Yeraltı dünyasında güçlü gözükmek en önemli silahtı.

Behçet Cantürk eski "havasını" bulmuştu. Maksim Gazinosu'nda "Ülkücü Baba" Alaattin Çakıcı'yı azarlıyordu. Yeğeni Abdullah Cantürk'ün ayağına silah sıktıran, Diyarbakır Kervansaray'ın sahibi Mehmet İpek'ten intikamını bir akrabasını vurdurarak alıyordu.

Behçet Cantürk tıpkı 70'li yıllarda olduğu gibi, 90'lı yıllarda da, "arkamda örgüt var" mesajını İstanbul'a yaymaya başladı. Yine mensubu bulunduğu dünyanın "bir numarası" olmayı hedefliyordu...

Çok ince politikalar yürütecek bir zekâya sahipti...

Behçet Cantürk, yayın hayatına başladığı günden itibaren "PKK'nin yayın organı" ithamlarıyla karşılaşan Özgür Gündem gazetesini çıkaran Ülkem Basın ve Yayıncılık Sanayi Ticaret Ltd. şirketinin beş ortağından biri oldu. SEKA'dan kâğıt alına-bilmesi için yazlığını ipotek ettirdi.

30 Mayıs 1992 tarihinde, Özgür Gündem'in Pera Palas'taki kuruluş kokteylinde, ev sahibi olarak gelen misafirleri ağırladı...

Kaynakça
Kitap: Behçet Cantürk'ün Anıları
Yazar: Soner YALÇIN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir