Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Paul Waridel Ajan Mı?

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

Paul Waridel Ajan Mı?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 20:42

PAUL WARİDEL AJAN MI?

27 Nisan 1985.
Paul Eduard Waridel, İsviçre'nin Kloten kentinde yakalanıyor!
29 Nisan 1985. Saat 16.00.
Ticino Kantonu Cumhuriyet Savcısı Paolo Berlasconi, Paul Waridel'in ifadesini alıyor.

- Hakkımda bir ceza kovuşturması açıldığım, bu kovuşturmada uluslararası uyuşturucu madde kaçakçılığı işine karışmış olmakla suçlanmakta olduğumu ve bu nedenle tutuklanmış bulunduğumu sayın Savcı bana açıkladılar.(... )

- Hikâyemi, 1977 yılında Roma'da uyuşturucu işi nedeniyle tutuklandığım günden başlatabilirim. Roma'da üç yıl cezaevinde kaldım. Birçok önemli kişi ile tanıştım. Bunlardan Nunzio La Mattina, bana Musullulu ile birlikte uyuşturucu madde ticareti yaptığım söyledi. Ben Musullulu'yu yıllar önce Türkiye'den tanıyorum. La Mattina, Musullulu ile bazı kapanmamış hesaplarının olduğunu, sorun çıktığını söyledi. Zürih'teki adresini verdi, çıkınca Musullulu ile temasa geçmemi istedi. Ben de cezaevinden çıkınca Musullulu ile Zürih'te ilişkiye geçtim. Zer-ringerstrasse 12, adresinde bir yazıhanesi vardı. Yazıhaneyi önce Bahnhofstrasse'ye, daha sonra Bahnhofplatz'a taşıdı. Başından beri bu yazıhane, armatörlük şirketi adına kayıtlıydı. (... )

- La Mattina'nın arkasında, sanıyorum, Sicilyalı Greco ailesi vardı. La Mattina'nın adamı Carlo (Antonino Rotolo) ile Mu-sullulu'nun anlaşmaya vardığı görüşmenin tercümanlığını ben yaptım. Musullulu'ya yaklaşık 11 milyon dolarlık borçlarını ödeyeceklerdi. Musullulu ise kilosu 13 bin dolardan, 400 kilo bazmorfin sağlayacaktı. Bu mal birkaç ay sonra Sicilya'da teslim edildi. Ben De Lugano'ya giderek, La Mattina'nın adamı Carlo'dan 5 milyon 200 bin doları nakit olarak aldım. Musullulu, paralarını Shakarchi Trading SA'ya yatırıyordu. Bu firma, sanıyorum paraları Musullulu'nun istediği yere aktarıyordu. Ama nereye, nasıl bilmiyorum.

Shakarchi Trading SA şirketinin sahibi Irak/Musul doğumlu Muhammed Şekerci'ydi. 1939 doğumlu Muhammed Şekerci, uzun yıllar Beyrut'ta yaşadıktan sonra Lübnan'da içsavaş çıkınca İsviçre'ye yerleşmişti. Dünyanın en büyük kara para, aklayıcılarından biri olarak tanınıyordu. Şekerci'nin, İstanbul Kapalı-çarşı "esnafı" ile çok yakın ilişkisi vardı...

Avni Musullulu, Muhammed Şekerci'nin dostu olmakla her zaman övünüyordu. İsviçre'de kalmasını bir şekilde ona borçluydu. Nasıl mı?

Elisabeth Kopp, İsviçre'nin Adalet Bakanı'ydı. Kocası Hans W. Kopp ise, çok iyi bir maaş karşılığında Shakarchi Trading SA'nın Başkan yardımcılığı görevini yürütüyordu.

Kopp Ailesi'nin aynı zamanda bir hukuk bürosu vardı. En iyi müşterisi ise Avni Musullulu'ydu. Sarı Avni'ye İsviçre'de ikamet etmesini Kopp'ların hukuk bürosu sağlamıştı.

Adalet Bakanı Bayan Kopp'un emrindeki Konfederasyon savcısı, Türkiye'nin Sarı Avni'nin iadesini resmen istediği evrakın üzerine, "tutuklanmayacak" notu düşüyordu. İş büyüyüp, Amerika ve İtalya da Avni Musullulu'nun tutuklanmasını isteyince, Kopp'ların hukuk bürosu Sarı Avni'ye, Bulgaristan'a gitmesinin zamanı geldiğini söylediler.

Giyom Tell'in ülkesi İsviçre'de ne karışık işler oluyordu...

Aslında İsviçre'yi Nazım Hikmet'ten daha güzel anlatan yoktu:

- İsviçre'ye bilirsin gülüm/dilsiz kasası derler, /bir yerlerden, bir şeylerden kaçırılan paraların.(...)

- Ve rahat karlı gecelerinde İsviçre'nin/yıldızları biraz da/gözyaşlarımızla yıkanıp yanmıyor mu?"

Kaynakça
Kitap: Behçet Cantürk'ün Anıları
Yazar: Soner YALÇIN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: PAUL WARİDEL AJAN MI?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 20:43

AMERİKA KOKAİN İSTİYOR

1980'li yılların başından itibaren Amerika'da eroin talebi azaldı. Amerikalı eroini bırakıp kokain kullanmaya başlamıştı. Sarı Avni gibi bazmorfin ticareti yapanların eski havası kalmamıştı. Zaten Sarı Avni de, Behçet Cantürk gibi yakın arkadaşlarına "bazmorfin işini bırakacağını" söylemişti.

Paul Waridel İsviçre'deki ifadesinde Sarı Avni'nin son günlerini şöyle anlatıyor:

- Musullulu ile Sicilyalılar arasındaki bazmorfin ticareti 1983 yılında sona erdi. Musullulu'nun, kendisine uyuşturucu sağlayan kişilere azami borç takarak, uyuşturucu kaçakçılığına son vermeyi planlamış olduğunu anladım. Hattâ Carlo'ya, iki milyon dolar kadar borcu vardı. Çünkü Carlo mal bedelim peşin öderdi. Musullulu, son kez aldığı paranın karşılığında, bazmorfin vermemişti. Son zamanlarda Musullulu, büyük bir telaş içindeydi.

- Musullulu'ya, Sicilyalılara sattığı bazmorfini sağlayan iki kişinin Zürih'e gelmiş olduğunu hatırlıyorum. Gelen kişilerden birinin adı Cantürk'tü. Kendisi Kürt'tü, Cantürk adlı bu kişi ha len Türkiye'de, Musullulu'nun kızının kocası Korkmaz adlı kişiyle birlikte tutukludur. Musullulu kendisine uyuşturucu sağlayan, diğer Türkler gibi bu ikisine de borç takınca, hepsi onun peşine düştüler. Öylesine gürültü koparıldı ki. Türk polisi de durumdan haberdar oldu. (... )

- Ben 1982/83 yıllarında Musullulu ile Carlo arasında ilişki kurma görevini yürüttüm. (...) Musullulu'nun, La Mattina'ya yaklaşık 40 milyon dolarlık bazmorfin sağlamış olduğunu duydum.

- Şunu söylemek isterim ki, İsviçre'de yapmış olduğum şeylerin hiçbirini saklamaya çalışmadım. Söylemediklerim ya da kesin belirtmediklerim varsa, iyi niyet göstermediğim için değil, sadece hafızamın kusurundandır. Bana belirli ve kesin sorular soracak olursanız, belirli ve kesin yanıtlar verebilirim. Bu" ilk sorgulamada yaptığım açıklamalarla, işbirliği isteği taşıdığımın görülmüş olduğunu tahmin ederim. Zürih polisinden, Pakistan ile yapılan büyük bir uyuşturucu madde kaçakçılığı konusunda, kendileriyle yapmış olduğum işbirliğinin sorulmasını isterim.

Paul Waridel, son cümlesi ile "ajan" olduğunu ima ediyordu. Waridel, sorgularında çok ilginç olayları aydınlığa çıkaracaktı...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: PAUL WARİDEL AJAN MI?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 20:43

ESRARENGİZ OLAYLAR

Paul Waridel'in Ticino Kantonu Cumhuriyet Savcılığı'ndaki sorgulaması ertesi gün saat 14.45'te yeniden başladı:


"1977 yılında yaz tatilimi Roma yakınlarındaki Fregene'de, ailemle geçiriyordum. Antika ticareti yapan Yunanlı Blioumis Konstantino adlı arkadaşım beni, Atina'da çalıştığını söylediği DEA (ABD'nin Uyuşturucu ile Mücadele Örgütü) ajanı ile tanıştırdı. Bu ajanın şimdi adını hatırlamıyorum ama hep birşey-ler yapıp göze girmek isteyen biriydi. Bana nereden uyuşturucu bulunabileceğini sordu. Türkiye'de bulunan, o zaman adı Kara-durmuş olan Musullulu'ya telefon ettim. Musullulu isteğimi kabul etti ve bana, içinde 3 kilo eroin bulunan bir otomobil gönderdi. Uyuşturucu madde, Yunanlı Konstantino'ya ait bir gezinti gemisiyle Fiumicino limanına getirildi. Bu arada benim haberim olmadan 3 kilo eroin, evimin bahçesine gömülmüş. İtalyan polisi baskın yapıp uyuşturucuyu buldu ve beni tutukladı."

Musullulu'nun gönderdiği, DEA ajanına verilecek 3 kilo eroini İtalyan polisi yakalıyor! Kimin eli kimin cebinde belli değil...

Paul Waridel'in anlattıkları uyuşturucu trafiğinin Avrupa boyutunu gözler önüne getiriyordu:

- Carlo'nun adamları, Musullulu'nun Panama bandıralı gemileriyle telsiz ile temas kuruyorlardı. Sonra açık denizde gemiye yaklaşıp bazmorfini alıyorlardı. Musullulu'nun sattığı bazmorfin miktarı o kadar büyüktü ki ancak gemilerle taşınabiliyordu. (... )

- Bildiğim kadarı ile Musullulu'nun İsviçre'de gerek kendi adına, gerekse şirket adına sahip olduğu; ev, arazi ve apartman yoktu. Öğrendiğime göre Eylül 1984'te, yani Musullulu Zü-rih'ten gitmeden önce, Mercedesini de satmış. (... )

- 1981 yılından 1983 yılına kadar, Cantürk'ü iki kez, Kork-maz'ı üç kez Zürih'te gördüm. Bu iki kişinin, Musullulu'ya bazmorfin sağladıklarını anlamıştım. Musullulu Zürih'ten gittikten sonra bu ikisini bir daha görmedim. Daha sonra Türk gazetelerinden öğrendiğime göre, ikisi de tutuklanmıştı. Cantürk, Ermeni terör örgütü ASALA'ya yardım eden bir Kürt aşiretinin başıymış. Benim bildiğim kadarıyla bu Cantürk çok önemli bir kişiydi.

- Türk gazetelerinde, Musullulu'nun tabanca ve tüfek gibi ateşli silahların kaçakçılığını yapmakla suçlandığını da okudum. Musullulu, bunun eski bir hikâye olduğunu söylemişti. Ben Musullulu'nun silah kaçakçılığı yaptığını ne gördüm ne de biliyorum. (...) Musullulu, İsviçre'de Atilla Öksüz adını kullanıyordu. Carlo da ona Atilla diyordu. Atilla Öksüz adına pasaportu vardı. Türkler arasında benim adım ise Pol idi.

İTALYANLAR WARIDEL'İN İFADESİNİ ALIYOR

17 Mayıs 1985 tarihinde İtalya'dan gelen Palermo Sorgu Yargıcı Dr. Giovanni Falcone de, Paul Waridel'i sorguladı.

İtalya'da Paul Waridel hakkında; uyuşturucu madde kaçakçılığına suç ortaklığı ve uyuşturucu madde kaçakçılığı için kurulmuş örgüte girmek iddiasıyla dava açılmıştı.

Palermo sorgu yargıcı Dr. Falcone, Paul Wariderden, Mu-sullulu ile İtalya'nın ünlü mafya babalarından Pipo Ferrera'nın ilişkisini öğrenmek istiyordu.

- Ferrera çok saygı gören biridir. Çünkü önemli bir mafya kuruluşunun başıdır. Osman adlı bir Türk aracılığıyla Musullulu ile tanıştığını, Musullulu'nun Dusk adlı gemisini satın almak istediğini ve önpara olarak da 466 bin dolar verdiklerini biliyorum. Para doğrudan doğruya Musullulu'nun hesabına değil, benim hesabıma gönderildi. Çünkü anlaşma yapıldığında hep birlikte bir lokantada idik. Musullulu banka hesap numarasını ha-tırlayamadı, bu nedenle benim hesabıma yatırıldı. Musullulu parayı almış olmasına rağmen, bilmediğim nedenlerden ötürü gemiyi teslim etmeyi geciktiriyordu. Sonunda Ferrera bu işten sıkılıp, büyük para ödemesine rağmen işin peşini bıraktı. (... )

- Behçet Cantürk adlı Türk'ü tanırım. Bu kişinin Türkiye'de tutuklanmış olduğunu, hattâ işkence gördüğünü gazetelerden öğrendim. Bu adamın ne yolda ifade vermiş olduğunu ve ifadesinin beni ne derece ilgilendirdiğini bilmiyorum.

Sorgu Yargıcı Dr. Falcone, Behçet Cantürk'ün Türkiye'de verdiği ifadenin, Paul Waridel ile ilgili bölümünü okudu.

Waridel sinirlendi:

"Söylediklerinin hepsi uydurmadır. Kendisi, uyuşturucu madde işinde Musullulu ile birlikte olabilir ama ben bunu bilmiyorum. Bunun dışında söylediklerinin tümü yalandır. Kendisini Zürih'te Musullulu'nun yanında iki kez gördüm. Birlikte Musullulu'nun aldığı gemiyi görmeye gittik. Bir gece gemide kalıp eğlendik."

Palermo Ceza Mahkemesi 11 Haziran 1985 gün ve 179/85 sayılı yazısıyla, Türkiye'de tutuklu bulunan Behçet Cantürk ve Korkmaz Göldağı hakkında, İtalya'ya 5 ton bazmorfın gönderdikleri için tevkif müzekkeresi çıkardı.
Olayın boyutları, Türkiye, İsviçre ve İtalya'dan sonra Amerika Birleşik Devletleri'ni de kapsayacak kadar büyüyordu...

AMERİKALILAR DA SORGULUYOR

14 Haziran 1985. Saat 14.00.
Paul Waridel'in yeni "konukları" ABD'den gelmişlerdi!
Amerika Birleşik Devletleri, New York Güney Bölge Hakimi Edmund L. Palmer, aynı mahkemenin Savcısı Rudolph W. Giulani, Savcı Yardımcıları Louis Freeh, Robert Bucknam ve ABD Adalet Bakanlığı temsilcileri Robert Stewart, Robert Boylan ve John Arterberry'den oluşan, kalabalık "ABD heyeti" İsviçre Ticino Kantonu Mahkemesi'nde Paul Waridel'in ifadesini almak için hazırdılar.

"Yemin etmeyeceğini" belirterek konuşmasına başlayan Paul Waridel, 149 sayfa tutan ifadesinde, yeraltı dünyası ile istihbarat örgütlerinin ne kadar içli dışlı olduğunu anlatıyordu:

- Bay Waridel son bir yıl içinde DEA ajanı gibi, hiçbir Amerikan istihbarat elemanıyla konuştunuz mu?
- Evet.
- Ajanın ismini hatırlıyor musunuz?
- İlk ismini anımsıyorum.
- Adının Greg Passic olduğunu söylersem, hatıralarınızı tazeler mi?
- Bay Passic'i tanıyordum.
- Bay Passic veya bir başka Amerikan ajanı, buradaki açıkla malarınız hakkında, 'ABD'de yargılanmayacaksınız' gibi bir söz verdi mi?
- Hayır.
- Size söylemek zorundayız; buradaki ifadelerinizden dolayı ABD'de yargılanabilirsiniz.
- Uyarınız için teşekkür ederim. İsviçre'de yargılanıyorum. Sanıyorum hiçbir kanun, aynı suçtan dolayı beni, her iki ülkede ayrı ayrı yargılamayacaktır. İki kere cezalandırılacağımı sanmıyorum.
- Yanılıyor veya haklı olabilirsiniz.
(... )
- Bay Waridel Yaşar Musullulu adlı şahsı tanıyor musunuz?
- Evet, tanıyorum.
- Bay Musullulu'yu başka bir isim ile tanıyor musunuz?
- Tanışdığım zaman adı Avni Karadurmuş'tu. Başka bir ismi daha vardı: Atilla Öksüz.
- Bay Musullulu ile Batı Almanya'da bir iş yaptınız mı?
- Kendisini Münih'te, arada sırada görürdüm. Çünkü ben de, o da Türk lokantalarında yemek yiyorduk. Bulgaristan gümrüğüne uyuşturucu maddelerinin takıldığını söylemişti. 1976 yılından beri biliyorum ki, Musullulu'nun Bulgaristan'la büyük teması vardı. Orada birçok arkadaşı vardı. Bulgaristan'daki şirketlerin yöneticileri ile çok samimi idi. Bulgaristan'la sık sık telefon konuşması yapardı.

YUNAN GİZLİ SERVİSİ

Paul Waridel, İsviçre ve İtalyan savcılarına söylediklerini, Amerikalılar'a da uzun uzun anlattı.

Ancak ilk kez istihbarat örgütleri ile ilişkilerinden ayrıntılı bir biçimde bahsediyordu:

(... )
- Bay Waridel, DEA ajanı Passic ile Ocak 1985 yılında yap tığınız görüşme talebi kimden geldi?
- İsviçre polisinden tanıdığım bir arkadaşıma, yurtdışında büyük bir uyuşturucu madde ticaretinin organize edildiğini söyledim. Kendisi de bu gerçekleri, uluslararası alanda müdahale edebilecek bir Amerikan ajanına söylemem gerektiğini belirtti,
- Bay Waridel, gerek İsviçre'de, gerekse bir başka ülkede, bize anlattıklarınız dışında, hiçbir istihbarat elemanı ile konuştunuz mu?
- Kesin cevap vermem zor. Zira çok genel bir soru. Eşim, çok eski gelenekleri olan, yüksek seviyeli memurların olduğu bir Yunan ailesinden gelir. Yunanistan'da, Yunan polisine veya Yunan Gizli Servisi'nden pek çok memura, 'günaydın' veya 'iyi akşamlar' demem gerekiyordu.
- Bay Waridel ne demek isteğimizi biliyorsunuz. Örneğin, Bay Musullulu'nun bürosunda yaptığınız tercümelerden hiçbir istihbarat görevlisine veya polise bahsediyor muydunuz?
- Evet. Bir Yunanlı arkadaşıma söyledim.
- Arkadaşınız Yunan hükümetinin memuru muydu?
- Evet.
- Bu bilgileri arkadaşınıza, yüksek miktarda bazmorfin kaçıran kişilerin yakalanması için mi söylediniz?
- Evet.
- Bu Yunanlı arkadaşınız bir polis memuru muydu?
- Yunan Gizli Servisi, KYP'dendi. Yüksek seviyede biriydi.
- Kendisine bilgi verdikten sonra, ne yapacağını sordunuz mu?
- Yunan Gizli Servisi ile olan ilişkilerimi, temaslarımı İsviç re makamlarına anlatacağım. Bu konuyla ilgili olarak sizin so rularınızı yanıtlamayacağım.
- Bay Waridel, biliyorsunuz bu sorgu celsesi bittiği zaman size başka soru sorma şansımız olmayacak."
Araya İsviçreli hakim Giordano Zeli giriyor. Amerikalı savcılara, "Bunun doğru olmadığını belirtmem gerekiyor. Bir soruşturma talebinde daha bulunabilirsiniz. Ayrıca Bay Waridel, istediği soruya cevap vermeyi reddedebilir" diyor.

İsviçreli halcimin uyarısından sonra, Waridel şöyle konuşuyor:

- Yunan memuru ve onu takip eden diğer temaslarım hakkın da, burada konuşmak istemiyorum. Benim Yunanlılar'la ve İsviçre makamlarıyla olan bağlantım, açıklığa kavuşturulduğu zaman kendilerine yanıt vereceğim. Şimdilik bu konuda konuşmayacağım.
- Peki başka sorulara geçelim. Bay Musullulu'ya karşı hiç polis harekâtı yapıldı mı?
- Musullulu, polis harekâtları konusunda, her zaman Türkiye polisinden bilgi alıyordu. Türk polisinden, kendisine yapılacak her operasyonu anında öğreniyordu. Kendisi, olayları daima önceden biliyordu.
- Siz La Mattina'dan aldığınız 5 milyon doları Bay Musullu lu'ya verirken, polisin bilgisi vardı. Neden baskın yapmadı?
- Bu tip meselelerde, polis operasyonlarının sizin dediğiniz gibi, 'git parayı al, bir çuval paraya el koy' şeklinde yürüdüğü nü tahmin etmiyorum. Genel usulün öyle olduğunu sanmıyorum.
- Peki beyefendi, o paranın herhangi bir kısmına herhangi bir hükümet ajanı tarafından el konulduğunu biliyor musunuz?
- Hayır.
- Parayı almaya gidip geldiğinizde, sizi izleyen herhangi bir gizli ajan var mıydı?
- Bilemem.
- Bay Waridel sandığım kadarıyla siz, 1984 Haziran veya Temmuz ayında Bay Musullulu ile tartışmışsınız.
- Evet. Benim ona söylediklerim ve onun bana 'hamamböce ği' demesinin ne manası var, anlamıyorum.
- Söz münakaşasından başka, mücadele de olmuş, örneğin Bay Musullulu'nun üzerine benzin attınız mı?
- Kendisine bir tokat attım ancak alev alıp almadığını bilmi yorum!
- ABD hükümetinden herhangi bir kişiye, Bay Musullulu hakkında sohbet ederken, üzerine benzin döküp yaktığınızı söy lediniz mi?
- Bana ne sormak istediğinizi anladım. Ajan Passic sanırım yanlış anlamış. Onun Almancası, benim de İngilizcem çok kötüydü.
- Bay Passic'in, sizin Bay Musullulu'yu yakma girişiminiz den bahseden bir teleksi ABD'ye gönderdiğini biliyormuydunuz?
- İlk kez sizden duyuyorum. Ancak Bay Passic'in duyduklarım ülkesine rapor ettiğini tahmin edebilirim.
- Bay Passic dışında Amerikalı başka bir yetkili ile konuştunuzmu?
- ABD Hükümetinin İsviçre'de temsilcisi olarak sadece Bay Passic'i biliyorum. Başka Amerikalılar'la da konuştum. Ancak onların ABD Hükümetinin temsilcisi olup olmadıklarını bilmiyorum.
- Bu kişiler, polis tipi faaliyetlerde bulunan kişiler miydi?
- Evet.
- Hep Amerikalılarca mı konuştunuz?
- Hayır Fransızlar'la da, İspanyollar'la da konuştum.
- Fransızlar ve İspanyollar ile buluşma teklifi kimden geldi?
- Bütün bu toplantıları, İsviçre/Zürih'teki polis arkadaşım organize ediyordu.
- Her iki ülkenin ajanları ile burada konuştuklarımız üzerine mi görüştünüz?
- Hayır, bir başka uyuşturucu grubu vardı. Onlar hakkında sohbet ettik. Bu konularda İsviçre polisinin kesin raporları var dır. Herşey günü gününe zapta geçirilmiştir.
- Peki diğer uyuşturucu grubunun içine ne zaman girdiniz?
- 1984.
- Bay Musullulu ile ayrıldıktan sonra mı?
- Evet. (...)"

Paul Waridel'in kimliği ve ne iş yaptığı konusunda, Amerikalılar'ın kafası karışmıştı. Waridel, istihbarat örgütleriyle ilişkisi konusunda bundan sonraki sorulara yanıt vermedi. İsviçreli hakim de duruşmayı bir sonraki güne bıraktı. Paul Waridel ertesi gün sadece Sicilyalılar'la ilgili soruları yanıtladı.

18 Haziran 1985 tarihinde, İtalya/Palermo Mahkemesi Sorgu Yargıcı Dr. Giovanni Falcone, Roma Mahkemesi Sorgu Yargıcı Dr. De Cesare, Palermo Emniyet Müdürlüğü'nden Komiser yardımcısı Antonio Cassara, Roma Gümrük Polisi'nden Yüzbaşı Gaetano Casagrande, Waridel'i yeniden sorgulamak istediler.

Paul Waridel, İtalyanlar'a, "Ailemin ve benim can güvenliğim sağlanmadan artık konuşmayacağım" dedi. Bu arada bir isteğini de iletti: "Roma'daki DEA ajanı Franciosa Jerry ile konuşmak istiyorum. Mutlaka buraya gelsin, benimle konuşsun."

15 Ağustos 1984 tarihinde Behçet Cantürk'ün, İsviçre- İtalya ve ABD ile bağlantılı, kaçakçılık faaliyetleri ile ilgili ifadesi tekrar alındı.

Behçet Cantürk daha önceki ifadelerinden farklı birşey söylemiyordu:

"Avni Karadurmuş, İsviçreli Paul'ün aracılığıyla Amerika'ya bazmorfin gönderiyordu. Bu işlerden benim hissem yüzde 25'tir. Bizim gönderdiğimiz uyuşturucuları alan Amerikalıların başında Corc isminde, New York'ta oturan yaşlı birinin olduğunu duymuştum. Ona malı veren kişi ise İtalyan Antoni adında biriydi. Ayrıca Alberto adında bir İtalyan daha vardı. Soyadlarını bilmiyorum. Ama görsem tanırım. (...)"

Behçet Cantürk ile başlayan, Paul Waridel ile süren sorgulamalar sonucunda İtalya'da 706 kişi tutuklandı. Cezaevine konanlar arasında Giovanni Abbate gibi ünlü mafya babaları da vardı. Cantürk ve Waridel'in açıklamaları ABD'de 138 sayfalık bir iddianamenin hazırlanmasına neden olmuştu. Amerikalılar'a göre, bu, tarihlerinin en büyük uyuşturucu davasıydı. Amerika Birleşik Devletleri'nde, çoğunluğu Sicilyalı 336 kişi yakalanıp, cezaevine konmuştu....
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron