Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Şöhretler Gözaltında

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

Şöhretler Gözaltında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 20:30

ŞÖHRETLER GÖZALTINDA

Yolları Ankara'da kesişenler de vardı...

Türk Hava Yolları'nın 18 Haziran 1984 tarihli, "TK 158" sefer sayılı uçağı, İstanbul Yeşilköy Havaalanı'ndan kalkıp Ankara Esenboğa Havaalanına indiğinde, saatler 18.35'i gösteriyordu.

İç hatlar terminalinde bekleyen gazeteciler, terminalin çıkışına doğru koşmaya başladılar. Aynı anda, hızla hareket eden 4 otomobil de uçağa yanaştı. Otomobillerden ikisi, dönemin Başbakanı Turgut Özal'ın eşi Semra Özal ve eşyaları için gelmişti.

Öteki iki otomobil, uçağın arka kısmına yaklaştı. Uçaktan inen, iki çekici kadın ve kadınsı hareketleriyle dikkati çeken bir erkek, otomobillerden birine binip hızla pistten uzaklaştılar. Gazeteciler donakaldılar. Tek bir kare fotoğraf bile çekememişlerdi...

Ahu Tuğba, Oya Aydoğan ve Şakir Şener sorgulanmak üzere, kaçakçılık İstihbarat Harekât Daire Başkanlığı'nın, Ankara Karanfil Sokak'taki merkezine getirildiler.

İlk önce Ahu Tuğba'nın sorgusu yapıldı...
Adınız soyadınız: Canan Tuğba Çetin.
Boyun: 1.72. Kilon: 59. Ten rengin: Kumral. Saç rengin: Sarı.
Göz rengin: Yeşil. Alametlerin: Sağ kolda kesik izler...

Hayat Hikâyen: "13 Ağustos 1959 yılında İstanbul Yeşilköy'de dünyaya geldim. 6 yaşıma kadar burada oturduk. Babam ile annem ayrıldı. Bu nedenle birkaç kez intihara kalkıştım. Maçka İlkokulu'nu, Atatürk Kız Ortaokulu'nu bitirdim, Amerikan Kız Koleji'ni terk ettim. İlk artistliğe heves etmem, 16 yaşında başladı. Beyoğlu'nda gezerken, yönetmen Metin Erksan beni görmüş ve beğenmiş. Film çevirme teklifi yaptı. İlk filmimin adı Seylan'dı. İkinci filmim Anter'i çevirirken, Süzer Otobüs firmasının sahibinin oğlu Hüseyin Süzer ile nişanlandım. Bu arada çocukluk arkadaşım Ulusoy Firması sahibinin oğlu Mustafa Ulusoy ile yakınlaştık. Nişan yüzüğünü atarak onunla evlendim.

- Mustafa Ulusoy'la hep gece kulüplerine giderdik. Burada homoseksüel Şakir Şener ile tanıştım. Kendisi Mine Mutlu'nun menajeriydi. Yani onu erkeklere satıyordu. Ulusoy Ailesi'nin beni istememesi yüzünden iki yıl sonra eşimle ayrıldık. Zaten ayrılmam için Dündar Kılıç'ın adamları beni hep tehdit ediyorlardı.

- Mustafa Ulusoy'dan ayrıldıktan sonra Şakir Şener beni Nafiz Kavi ile tanıştırdı. İki yıl onunla birlikte olduk. Sonra gazinocu Osman Kavran'ın oğlu Mahmut Kavran ile flört ettim. Şakir beni, Mehmet Aşıcıoğlu ile tanıştırdı. Beraber olduk. Deli dolu biri olduğu için Mehmet'ten ayrıldım. Mete Has ile birlikte oldum. Maksim Gazinosu'nda çalışmaya başladım. Bir ara ABD'de doktorluk yapan ağabeyim Yekdağ Ergun'un yanına gittim. Döndüğümde Ankara Başkent Gazinosu'nda çalışmaya başladım. Armatör Osman Ayanoğlu polislerin beni aradığını söyleyince, önemsemedim, Fransa'ya gittim. Döndüğümde Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık İstihbarat Harekât Daire Başkanlığına bağlı Narkotik Şube elemanlarınca İstanbul'da gözaltına alınıp buraya getirildim.

- Burada öğrendiğime göre, uluslararası uyuşturucu madde ve silah kaçakçısı olan Behçet Cantürk ve Avni Musullulu ile yaptığımız Antalya gezisini anlatmam isteniyordu.

- Olay şöyle oldu: O zaman birlikte olduğum Nafiz Kavi ile Antalya'ya gitmeyi istedik. Ancak Nafiz'in işi çıkınca, ben de menajerim Şakir Şener ile gittim. Talya Oteli'ne yerleştik, Havuz başında otururken Ermeni uyruklu olduğunu bildiğim, Sarıyer'de balık lokantası ve gazinosu olan Uğurcan Elmas'ı gördüm. Arkadaşlarıyla yat gezisine çıkacaklarını söyleyip bizim de katılmamızı istedi. Kabul ettik. Daha önce gelip Talya Oteli'ne yerleşen Beyhan Baysal da bizimle beraberdi. Onu da çağırdık. Yata bindiğimizde Behçet Cantürk, Avni Musullulu ve Bedri İstanbullu ile tanıştırıldık. 2- 3 saat dolaştık. Bizi akşam yemeğine davet ettiler. Bu arada, benim Antalya'da olduğumu öğrenen Oya Aydoğan Talya Oteli'ne geldi. Buluştuk. Onu da akşam yemeğine götürdüm. Oya Aydoğan, Beyhan Baysal, Şakir Şener, ben ve isminin Serpil olduğunu bildiğim bir bayanla lokantaya gittik. Behçet Cantürk ve Avni Musullulu bana yatta ve lokantada hep kur yaptılar. Avni, 30 gemisinin olduğunu, Behçet Cantürk ise aşiret reisi olduğunu, müteahhitlik yaptığını anlattı. Avni, eğer kabul edersem yatı bana vereceğini söylüyordu. Şakir Şener de kabul etmem için ısrar ediyordu.

- Bana söylemiş olduğunuz gibi, bu şahısların uyuşturucu madde kaçakçıları olduklarını bilmiyordum. Bizi yata göstermelik olarak alıp, yattan bir başka gemiye uyuşturucu yüklediklerini görmedim.

- Antalya'dan ayrıldıktan sonra Behçet Cantürk, solist olarak çıktığım gazinolara geliyor, bana kur yapıyordu. Hattâ Şakir Şener'e, onunla olmam için büyük vaadlerde bulundu. Hep red cevabı veriyordum. Çünkü tipim değildi.

- Avni Musullulu ile, konser vermek için gittiğimiz Zürih'te bir akşam yemeği yedik. Bana yine kur yaptı. Ancak teklifini kabul etmedim.

- Behçet Cantürk ve Avni Musullulu'nun, uyuşturucu kaçakçısı olduklarını gözaltına alındığımda polislerden öğrendim. Bu tür insanlar İstanbul gece hayatında kendilerini, müteahhit, armatör, ihracatçı, ithalatçı, demir tüccarı olarak tanıtırlar. Ben de Behçet Cantürk'ü, toprak ağası ve müteahhit olarak duymuş ve tanımıştım.

Oya Aydoğan ve Şakir Şener de, Ahu Tuğba'nın benzeri ifadeyi verdiler. Ancak 19 Haziran günü İzmir'de yakalanan Beyhan Baysal'ın ifadesi biraz farklıydı:

"(...) Gülüzar Gazinosu'nda sahneye çıkıyordum. Birgün Şakir Şener, Antalya'da birlikte yat gezisi yaptığımız Behçet Cantürk'ün, benimle olmak istediğini söyledi. Kabul ettim. Şakir, Behçet Cantürk ve ben Astorya Kulübü'ne gittik. Eğlendik. Birlikte Hilton Oteli'nde ayırtmış olduğu odaya çıktık. Odada içki içtik, beraber olduk. Öğleyin Şakir Şener beni almaya odaya geldi. Behçet Cantürk, çantama 100 bin lira koyup gitmişti. Şakir'e de 30 bin lira vermişti. Bir kez de benim gala geceme çiçek göndermişti. Ondan sonra kendisini hiç görmedim.".

Polis, Nil Burak, Güngör Bayrak gibi sanatçıların da ifadesini alacaktı! Ancak savcılık, Ahu Tuğba, Oya Aydoğan, Beyhan Baysal ve Şakir Şener hakkında takipsizlik karan verince vazgeçti...

Şöhretli isimlerin Ankara'ya getirilerek sorgulanması, Behçet Cantürk'ü Türkiye'nin bir numaralı gündem maddesi yaptı!
Gazeteler manşetlerini, dergiler kapak haberlerini, Behçet Cantürk'e ayırmışlardı. Ondan "Altın Tabancalı Adam" diye bahsediyorlardı. Polisin sızdırdığı yalan yanlış bilgiler, okuyuculara haber diye sunuluyordu: Artistleri kullanarak eroin kaçırmışlardı!..

Maddi hatalar da yapılıyordu: Amcaoğlu Abdullah Cantürk, Behçet Cantürk'ün ağabeyi; erkek kardeş Azet Cantürk, Ermeni anne yapılıvermişti! Akile Dilek Alev ise, Sarı Avni'nin kızı ve Behçet Cantürk'ün dördüncü karısıydı!

"BU ZULMÜ UNUTMAZDIN"

"Kardeşim, aziz biraderim, bize yapılanları görmeyenler bile hissederdi. Farzet ki, sen de Kürtsün, bu yapılanları hiçbir zaman unutmazdın. 1922- 23- 24'lerde yapılan zulmü unutmadık, unutmayacağız. Garpda şarkta böyle bir zulüm olmamıştır. İnsanların hakkı hukuku vardır, bunu ben biliyorum. Vicdanın için söyle; böyle günlerce aç susuz, çoluk çocuk perişanlığımızı anlat. Allahsızlar, neslimiz çoğaldıkça, çocuklarımızı bile kesip et diye kasaplara sattılar. Biz çocuklarımızı, düşmanların elinde ezilsin diye yetiştirmedik. Biz öyle bir milletiz ki aslımız belli, tarihimiz belli.

"Ey akılsız sen kendi başına geleceği biliyor musun? Ben, Şeyh Sait babası Ali Rıza için mağaralarda ateşle, su ile yoğruldum. Kürdistan'ın Hamido Köyü'nde kendi makamımızda, kendi mahkememizde Allah'a ne cevap vereceğiz. Doğmuş doğacak çocukların haklarını nasıl anlatacağız... "

Polis, Behçet Cantürk'ün otomobilinde bulduğu Kürtçe kasedi 21 Mayıs'ta tercüme ettirdi. Kasette söylenenlerin Türkçe-sini öğrenince, kaseti doldurduğu iddia edilen, Abdulkadir Takan ve intihar eden Burhan Beskisiz'in oğlu Faruk Beskisiz'i aramaya başladı. 20 yaşındaki Faruk, İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu 2. sınıf öğrencisiydi. Okulda yakalanıp, Ankara'ya götürüldü.

O günler, Kürtçeye acımasızca karşı çıkılan 12 Eylül'ün dönemiydi.
Behçet Cantürk gibi dikkatli, titiz ve "illegaliteyi", gizli örgüt mensuplarından daha iyi bilen ve yaşayan biri, böyle bir kaseti arabasında nasıl bulundurmuştu? Üstelik her an polisin nefesi ensesindeydi.

İşin aslı, kasetten Behçet Cantürk'ün haberi yoktu. Polisin gözüne çarpmasın diye, otomobilini de kullanmıyordu. Kasedi arabaya koyanlar büyük ihtimalle yeğenleriydi. İkinci bir olasılık, Behçet Cantürk içkili bir dost sofrasında dinlediği kaseti beğenip arabasına almıştı. Ancak, kaseti daha sonra arabada unutmuştu!..
Polis, Mercedes'ten öylesine aldığı kasetten ummadığı bir delil yakalamıştı.

Bir diğer delilden ise daha umutluydu:

Kaçakçılık İstihbarat Harekât Daire Başkanlığı'na bağlı Narkotik Şube Müdürlüğü, 26 Mayıs 1984 günü, Behçet Cantürk'ün evinde termos içinde ele geçirdiği maddeleri, Merkez Polis Laboratuvarı'na gönderdi.

Yanıt 10 gün sonra geldi.

- Lupidon GSC ampulü içindeki sıvı maddenin uyuşturucu madde ihtiva etmediği belirlenmiştir. Bu sıvı madde enjeksiyon süspansiyonu olarak Herpes Simplex virüsü ihtiva etmektedir. Tıpta kullanma alanı Herpes denilen deri hastalıklarında, deri altına enjeksiyon yapmak sureti ile kullanılır.

- 500 ml'lik renksiz şişe üzerinde Chemitank yazılı etikette belirtildiği gibi, içindeki 440 ml. sıvı maddenin Sodyum Hidroksit (NaOH) olduğu, uyuşturucu madde ihtiva etmediği tesbit edilmiştir."

Narkotik Şube, çok önem verdiği delilden umduğunu bulamamıştı.
Sadece emniyet teşkilatı değildi Behçet Cantürk aleyhine delil arayan...

Kaynakça
Kitap: Behçet Cantürk'ün Anıları
Yazar: Soner YALÇIN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir