Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Behçet Cantürk'ün Uyuşturucu Sevkiyatları: 1980-1989

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

Behçet Cantürk'ün Uyuşturucu Sevkiyatları: 1980-1989

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 20:21

Behçet Cantürk'ÜN UYUŞTURUCU SEVKİYATLARI: 1980 SONRASI

TOPKAPI OTELİ


"Döviz kaçakçısı olarak tanıdığım, Gaziantepli Emin Görpe' ye, İsviçre'de ne yaptığını sordum. Türkiye'de polis tarafından arandığını, İsviçre'ye kaçak olarak geldiğini, halen firari olduğunu söyledi. Parasal yönden de çok sıkıntıda bulunduğunu anladım. İstanbul, Aksaray'da Topkapı Oteli'nin ortaklarındandı. Bana satabileceğini söyledi. Yakında Türkiye'ye döneceğimi, eğer beğenirsem oteli satın alabileceğimi söyledim. Çok sevindi.

Türkiye'ye döndüm. Emin Görpe'nin adamı olduğunu söyleyen Abdulaziz Haluk Dericioğlu isimli kişi ile birlikte Topkapı Oteli'ne gittik. Oteli gezdim, beğendim. Satın almaya karar verdim. İsviçre'ye Emin Görpe'ye telefon açarak, oteli beğendiğimi, satın almak istediğimi söyledim. Hissesine, 100 milyon lira (1981 yılında l dolar 98 TL olmuştu. SY) verdim. Peşinat olarak 60 milyon verebileceğimi, geriye kalan 40 milyonu da otelin tapu ve devir teslim işlemleri bittikten sonra ödeyeceğimi söyledim. Uygun gördü. Adamı Abdullah'a 60 milyon tutarında döviz verdim."

Behçet Cantürk, ucuza bir otel aldığını düşünürken, gelişmeler moralini bozdu. Oteli satın alacağını öğrenen Görpe'nin akrabaları, satışı askıya alıp, devir işlemlerini durdurmuşlardı...

Topkapı Oteli canım sıkmıştı...

SEVKIYATTA SORUN ÇIKIYOR

Sarı Avni'nin istediği malları nasıl bulup, göndereceğini düşünmeye başladı. 100 kilo bazmorfinin temini için İstanbul'a çağırdığı Hacı Reşit Zigari ile Hilton Oteli'nde buluştular. Bazmorfinin kilosunu 300 bin ikadan (3 bin 61 dolar) anlaştılar.

Birkaç gün sonra Sarı Avni'nin adamı Ağa Koç ziyaretine geldi. Gelişmeler hakkında bilgi sahibi olmak istiyordu. Behçet Cantürk, malları yakında teslim edeceğini söyledi. Kilosunu 600 bin liraya anlaştı.
Bir hafta sonra 100 kilo bazmorfin Ağa Koç'a teslim edildi. Ancak malların sevkıyatında sorun çıkmıştı.

- Sarı Avni İsviçre'den telefonla beni arayarak, İstanbul Büyükada açıklarında malın yüklenmesinin gerçekleştirilemediğini söyledi. Sevkıyat İzmir'de yapılacaktı. Benden yardım istiyordu. Anlaşmamızda bu husus olmamasına rağmen, malın yakalanması sonucu adımın ortaya çıkacağını düşünerek, yardım etmeye karar verdim.

- Nizamettin'i, amcamın çocuğu Halis Cantürk'ü ve hem akrabamız hem de ortağımız Mehmet Han Kozat'ı, Sarı Avni'nin adamlarıyla buluşmaları için İzmir'e gönderdim. O gün akşam eve gittiğimde, eşim Dilek'e İzmir'e gitmem gerektiğini, isterse kendisini de götüreceğimi söyledim. Birlikte, sabah 08.00'de yeni aldığım Mercedes'le yola çıktık. Gelişmeleri izlemek için Bursa'da bir gece kaldık. Ertesi gün İzmir'e gidip, Etap Oteli'ne yerleştik. Mehmet Han Kozat ile Halis Cantürk, otele gelerek beni buldular. Henüz Sarı Avni'nin gemisi gelmemişti. Bekleyecektik.

- Akşam yemeği için Sarı Avni'nin adamı Tahsin Bekir Saçaklı beni ve Dilek'i yemeğe davet etti. Kordon üzerindeki Mangal lokantasına gittik. Tahsin ve babası önceden gelmişlerdi. Yemeğimizi yedik, ancak eşim ve Tahsin'in babası masada olduğu için iş konuşmadık. Daha sonra ben eşimi otele bırakınca, Mehmet Han Kozat, Halis Cantürk ve Tahsin Bekir Saçaklı, dördümüz bir araya gelip sevkıyat hakkında detaylı konuştuk. Tahsin, malı Seferihisar açıklarında gemiye vereceklerini, bu nedenle Ağa Koç'un başında olduğu bir ekibin, Nizamettin'le birlikte fırsat beklediklerini söyledi.

- Birgün sonra eşimi otelde bırakarak, Efes Oteli'nde kalan Mehmet, Halis ve Tahsin ile birlikte Ağa Koç ile Nizamettin'in yanına gittik. Durumu tartıştık. Ne şekilde yükleme yapılacağını ve önlem alınacağını planladık. Gece geç saatlerde eşimin yanına, otele döndüm.

- Beklememiz sürüyordu. Yine buluşup Seferihisar'a gittik. Gemi gelmişti, açıkta bekliyordu. Sevkıyatı akşam, Sarı Avni'nin yatından, gemisine yapacaktık. Yatta yedik içtik, zaman doldurduk. Gece 21.00- 22.00 sularında, yatla gemiye yaklaştık. 100 kilo bazmorfini bizzat ellerimizle gemiye yükledik."

Behçet Cantürk'ün bu sevkıyattan alacağı para, İsviçre'deki bankasına yattı!..

İRAN'DAN HEDİYE: EROİN

14 Ocak 1979 tarihinde, Şah Rıza Pehlevi İran'ı terk ederken, kimse yönetimin tamamen mollaların eline geçeceğini tahmin etmiyordu. Ancak Humeyni yönetimi, solcuların "stratejik" hatalarından yararlanıp iktidara el koyuyordu.

Şah döneminde uyuşturucu ticareti yasaktı. Mollalar, Şah'ın bu uygulamasını devam ettirdiler. Ancak cezaları çok daha ağırlaştırdılar. Uyuşturucu kullanmanın, satmanın, taşımanın cezası idamdı.

İran'da bulunan Tebriz, Rızaiye, Hoy, Sasur gibi dünyaca ünlü "eroin laboratuvarları" tek tek kapandı.
İran'ın "eroin laboratuvarları" Türkiye'ye taşındı. Nakliyatçılıkta ustalaşan Liceliler, en iyi kimyagerleri "transfer" edip, mesleği öğrendiler. Kısa zamanda eroin imalatında da söz sahibi oldular. Üstelik eroin daha fazla para kazandırıyordu.

İran'daki gelişmelerden sonra, Lice'de arka arkaya laboraru-varlar kurulmaya başlandı. Özyıldızların Kocmar mezrasında, Zengoların Engül mezrasında, Ayteklerin Şemo mezrasında, Sevişlerin Diyarbakır Merkez Köy'de, Cantürklerin Nergiz mezrası ve Hani ilçesinin Feritbey Köyü'nde laboratuvarları vardı!

İran'daki gelişmeler ve Türkiye'deki askeri yönetimin, silah kaçakçılığını önlemeye yönelik tedbirleri artırması, yeraltı ticaretinin en önemli gelir kapısının tekrar uyuşturucu olmasına neden oldu. Türkiye, '80'li yıllarda uyuşturucu trafiğinde patlama yaşadı...

KIBRIS VE SURİYE

Ne Sarı Avni sadece Behçet Cantürk'le çalışıyordu. Ne de Behçet Cantürk, bir tek Sarı Avni ile iş yapıyordu. Örneğin, Liceli Bahri'nin oğlu, Cantürklere rakip olup, daha düşük fiyata Sarı Avni'ye bazmorfin satıyordu.

Behçet Cantürk de İranlı Zigari'den, sadece Sarı Avni'ye gönderilmek üzere bazmorfin almıyordu.
1981 yılının Mayıs ayında, Zigari'den alınan 50 kilo baz-morfini, "hocası" İzzet Gündüz Sarıyar'dan, "kimyagerliği" öğrenen Abdülcebbar Doğru, eroine dönüştürdü. Başarısız sayılmazdı; 42 kilo eroin elde ettiler.

Licelilerin bir bölümü Kıbrıs piyasasını öğrenmişlerdi. Kıbrıs'ta devletin ileri gelenlerinden birinin oğlu, Licelilerden aldığı eroinleri İngiltere'ye gönderiyordu. "Taş" gibi sağlam olan bu genç adam, uyuşturucu ticaretini devlet politikası gereği mi, yoksa ailesini zengin etmek için mi yapıyordu? Bilinmiyor. Bilinen çok para kazandığı...

Behçet Cantürk, Kıbrıs'a ilk partiyi, eroinin imalatından bir ay sonra gönderdi:

"Kıbrıs pazarının hakimi Liceli Özyıldızlar'di. Hemşehrimiz Mehmet Gözen, okur yazar olmamasına rağmen, Kıbrıs'ta geniş bir çevre yapmıştı. Kilosunu 500 bin liraya mal ettiğimiz eroinleri 2 milyon ikadan Mehmet Gözen'e veriyorduk. Mehmet Gözen, 5 kiloluk ilk partiyi, Alman malı Ford Taunus marka otomobiliyle Mersin'e götürdü. Mersin'de malı, yatak- yorgan içine, portakal kutularına veya hediyelik eşyalar arasına koyup feribotla Kıbrıs'a gönderdi. Kendisinin Kıbrıs'a girişi, adı 400 milyonluk bir kaçakçılık olayına karıştığı için yasaklanmıştı. Bu nedenle gönderdiği eroinlerin parasını bizim adamımız Hüsnü Güler gidip alıyordu.

"Kıbrıs'a, her biri 5 kilo olmak üzere, toplam 15 kilodan oluşan üç sevkıyat yaptık. Ancak Mehmet Gözen, diğer Licelilerle de işbirliği yaptığı için kendisini devreden çıkardık. Ayrıca kendisi çok gevezeydi. Sağda solda yaptığımız işleri anlatıyordu. Tedirgin olduk, çalışmamaya karar verdik. Ağabeyim Nizamettin'i ilişkiler kurması için Kıbrıs'a gönderdik. Ancak bir ilişki kuramamıştık."

Behçet Cantürk, Kıbrıs'a ilk parti eroini 1981 yılı Haziran ayında göndermişti.
Aynı günlerde, 4 Haziran 1981 tarihinde İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü, 090681 "Şifre Yıldırım Telsizi" ile 6 ilin valiliğine, "Behçet Cantürk ve akrabalarının uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı konusunda duyumlar alındığını" bildiriyordu...

SURİYE PAZARI

Cantürkler bu telsiz bilgisinden habersiz bir başka pazar kapısını açmak için çaba sarfediyorlardı: Suriye.
Suriye'de uyuşturucu piyasası Ermenilerden soruluyordu.

Kuşkusuz Suriye istihbarat örgütü Muhaberat'ın bu ticaretten haberi vardı. İddiaya göre, Muhaberat içinde Behçet Cantürk'ün Ermeni akrabaları da vardı. Onlar, yeğenlerinin Suriye piyasasına girmesinde aracı olmuşlardı. Bir diğer iddiaya göre ise; Behçet Cantürk'ün akrabalarının, Ermeni örgütü ASALA ile ilişkileri vardı. Behçet Cantürk, bu örgüt sayesinde Suriye kapısını açabilmişti.

Suriye'ye ilk gönderilen eroin 20 kiloydu. Ancak Kıbrıs'a gönderilenden ucuzdu: Kilosu 1.5 milyondu. Eroin, Lice'den karayolu ile Nusaybin'e getiriliyordu. Hava karardıktan sonra katır sırtında sınır geçiliyordu. Mal, Kamışlı'da teslim ediliyor ve parası alınıyordu. 30 milyonluk bu partiden, Behçet Cantürk'ün net kazancı 20 milyondu!

Behçet Cantürk'ün, 1981 yılındaki en büyük bir başka kazancı, kızı Neval oldu. İstanbullu Akile Dilek Alev, Cantürklere bir kız evlat vermişti. Behçet Cantürk, Lice'deki kızı Hazal'la kafiyeli olsun diye, yeni doğan kızına Neval ismini koydu.
Neval Cantürk'ün doğumu, Lice ile İstanbul arasındaki buzlan eritti...

DOLARLARIN OLUŞTURDUĞU KÜMELER

Behçet Cantürk 1982 yılının Mart ayında yine İsviçre'ye gitti.

- İthalat ve ihracat işleriyle meşgul, milyarder işadamı" Behçet Cantürk, havaalanında hiçbir zorlukla karşılaşmadı.
Bankaları ile ünlü İsviçre, mesleği ne olursa olsun, ne iş yaparsa yapsın, bankalarına para yatıran her kişiye, ülkesinin kapılarını sonuna kadar açıyordu.

Behçet Cantürk de iyi müşteri sayılırdı. Zürih İsviçre Bank (Zürih SBS) P.Q. 88533 nolu hesabı oldukça hareketliydi:


* 8 Eylül 1981'de 200 bin dolar çekmiş,
* 8 Eylül 1981 'de, yani aynı gün bu kez 750 bin dolar çekmiş,
* 10 Eylül 198l'de 889 bin 119 dolar yatırmış,
* 14 Eylül 1981'de 250 bin dolar yatırmış,
* 25 Eylül 1981'de 150 bin dolar çekmiş,
* 6 Ekim 1981 'de 35 bin dolar çekmişti... (1981 yılında 1 dolar 132 TL)

Böyle bir müşteriye İsviçre'de kapı açılırdı!..
Behçet Cantürk'ün Zürih ziyaretinin iki önemli amacı vardı. Önce Sarı Avni'ye uğraması gerekiyordu. Zürih kentim tanımıştı.

Sarı Avni'yi bürosunda oldukça keyifli buldu. Sarı Avni'nin yanında, bir sevkıyat sırasında cemse içinde görülen, Albay Ali İhsan Cesur da vardı. Albay Ali İhsan Cesur ile Sarı Avni'nin birlikteliği, akraba yakınlığından çıkıp iş ilişkisine dönmüştü. Albay'ın oğlu Meriç Cesur, Sarı Avni'nin gemilerinde çalışıyordu.
Sarı Avni'nin neşesi, Albay'ın, kendisine misafirliğe gelmesinden dolayı değildi. Sicilyalı Nunzio La Mattina, 11 milyon dolarlık borcunun taksitlerini ödemeye başlamıştı.

Ağzının sıkılığı ile bilinen Sarı Avni çok güvendiği ortağı Behçet Cantürk'e, sevinç sarhoşluğu ile anlatmaya başladı:

"Küme küme dizdik. İnanır mısın, paraların boyu şu duvarın yansına kadar geliyordu."

La Mattina, borcunun ilk taksidi olan 5 milyon doları, 5- 10-20- 100'lük dolardan desteler yapıp, bavullara doldurmuş ve, adamı Carlo (Antonino) Rotolo ile Sarı Avni'ye göndermişti. Parayı Sarı Avni'nin adamı Paul Waridel, Roberto Vito Palazzolo adlı bir Sicilyalı'nın bürosunda teslim almıştı.

Sarı Avni ve adamları yazıhanede, paraları saymak için bavullardan çıkarıp, duvarın kenarına küme küme dizmişlerdi. Safi Avni, Behçet Cantürk'e, paralardan oluşan bu yığın karşısındaki şaşkınlığını anlatıyordu.

Behçet Cantürk'ün, İsviçre'de bulunduğu 15 günlük dönemde La Mattina, Sarı Avni'ye aynı şekilde 3 milyon dolar daha gönderdi. Bu parayı da Hotel Alexander'ın park yerinde Carlo Rotolo'dan, yine Paul Waridel teslim aldı. Anlaşmalarına göre, kalan taksitlerden 2 milyon dolar iki ay sonra verilecekti. Geriye kalan para ise çek ile ödenecekti.

Sarı Avni'nin işleri iyiydi! Behçet Cantürk'ten, "400- 500, kaç kilo bulabilirse o kadar bazmorfin göndermesini" istiyordu. "Dönünce kolayına bakarız" diyen Behçet Cantürk, ortağına veda edip ayrıldı.
Behçet Cantürk'ün İsviçre'de yapacağı bir tek işi kalmıştı...

Topkapı Oteli'nin sahiplerinden Emin Görpe'yi Zürih'te buldu. Verdiği 60 milyonu faizi ile birlikte geri istedi. Emin Görpe, oteli akrabalarının sattırmadığını, kendisinin bir suçu olmadığını belirtti. Behçet Cantürk'ün verdiği 60 milyon lira ile "hah ihraç" etmişlerdi. İyi de para kazanmışlardı. Türkiye'de bulunan ortağı AP eski milletvekili İsmet Hilmi Balcı ile görüşürse, parasını faizi ile birlikte alacağını söyledi.

Behçet Cantürk, Türkiye'ye dönünce ilk işi, eski milletvekili İsmet Hilmi Balcı'yı bulmak oldu. Hilton Oteli'nde buluştular. Emin Görpe ile konuştuklarını anlatarak, faizi ile birlikte 100 milyon lirasını istedi. Eski milletvekili Balcı, "halı ihracaatı" işinde çok para olduğunu, ortak olması halinde çok para kazanacağım söyledi.

Eski milletvekilinin ağzı iyi laf yapıyordu. Ne yaptıklarını anlattı:

Ankara'da iki şirketleri vardı: RAM Dış Ticaret A.Ş. ve REMAN A.Ş. İsviçre'de de iki şirketleri vardı. Zürih'te bulunan bu iki şirket, sanki yabancı bir şirketmiş gibi, Ankara'daki iki şirketten halı alıyordu. RAM ve REMAN ihracaatçı iki firma olduğu için, devletten vergi iadesi alıyordu!
Behçet Cantürk işi anladı. Yapılan iş; hayali ihracattı. Ortak oldu. Bir yıllık ortaklığı boyunca, Behçet Cantürk toplam 170 milyon lira (1983'te l dolar 272 liraydı. 625 bin dolar) kazandı.

YÜZLERCE KİLO BAZMORFİN

"Sarı Avni'nin istediği malları bulabilmek için İranlı Hacı Reşit Zigari'yi her zaman kaldığı Çınar Oteli'nden aradım. Yoktu. Van'ı arayıp Mehmet Sıddık Bayram'a sordum. O da kendisini arayacağını, bulduğu zaman beni telefonla arattıracağını söyledi. Aradan bir hafta geçti. İranlı Zigari, telefonla arayarak, Çınar Oteli'nde olduğunu belirtti. Gittim. Yanında yardımcısı İranlı Seli de vardı. Sohbet sırasında, ellerinde ne kadar bazmorfin varsa alabileceğimi söyledim. 300 kilo anlamına gelen, "300 tane" bazmorfinleri olduğunu söylediler.

İstanbul teslimi, kilosuna 400 bin lira istiyorlardı. Çok istekli oluşum, fiyat artırmalarına neden olmuştu. Kararımı sonra bildireceğimi belirtip Çınar Oteli'nden ayrıldım:

- Sarı Avni'nin İstanbul'daki adamı Ağa Koç'un, ölmeden(10) önce tanıştırdığı, Elazığlı Mehmet Süleyman'ı Hilton Oteli'ne çağırdım. 300 kilo bazmorfin temin ettiğimi, kilosunu 900 bin ikadan verebileceğimi söyledim. Anlaştık. Hemen İranlı Zigari'yi aradım. Tekliflerini kabul ettiğimi bildirdim.

- Aradan 10 gün geçti. Zigari telefonla beni arayarak, malı teslim alacak kişi ile adamının nasıl buluşacağını sordu. Elazığlı Mehmet Süleyman'ı, İranlı Seli ile Hilton Oteli'nde buluşturdum. İkisi arabaya binip, malın teslim edileceği yeri görmeye gittiler.

- Sonradan öğrendiğime göre, teslimat Dragos'ta olmuştu. Sarı Avni'nin adamları aldıkları 300 kilo bazmorfini İstanbul'un Adalar mevkiinde bekleyen gemiye küçük bir motorla götürüp yüklemişlerdi.

- 1982 yılının Temmuz ayıydı. Hilton'dan telefonla, İranlı Zigari ile görüşmek için Çınar Oteli aradım. İranlılar artık Türkiye'den fazla ayrılmıyorlardı. Zigari'ye, yanına gelip bir kahve içmek istediğimi söyledim. Gittim, sohbet ettik. Sohbet sırasında, daha önce istemiş olduğum 400 kilo baz morfini yakında teslim edebileceğini söyledi. İstanbul teslimi, kilosuna 500 bin lira istiyordu. Bu kez, Sarı Avni'nin yanıtını beklemeden hemen anlaştım. Çünkü Avni, İsviçre'de bana, iki sefer büyük partiler halinde bazmorfin işi yaptıktan sonra, bu işi bırakacağını söylemişti. Para konusunda sorunumuz yoktu. Bu nedenle İranlı Zigari'nin istediği kilo başına 500 bin lirayı kabul ettim.

"Durumu Sarı Avni'ye ilettim. Kilosunu yine 900 bin liradan anlaştık. Tıpkı diğer partilerde olduğu gibi mal yine Dragos'ta teslim edildi. Oradan Avni'nin gemisine yüklendi. Aldığım toplam 360 milyon Uranın 210 milyonunu İranlı Zigari'ye verdim." (1982'de dolar 185 lira.)

İranlı Hacı Reşit Zigari'ye para hemen teslim edilmiyordu. Sarı Avni bazmorfinleri Sicilyalılar'a sattıktan sonra aldığı paradan Behçet Cantürk'ün hissesine düşeni Yaşar Kısacık aracılığıyla Behçet Cantürk'ün hesabına yatırıyordu. Behçet Cantürk, paranın yattığını öğrendikten sonra İranlı Zigari'ye ödeme yapıyordu.

Behçet Cantürk, 1982 yılının son sevkıyatını da şöyle anlatıyor:

"Kasım ayıydı. Sarı Avni telefonla beni arayarak, yanıma Laz Ahmet adında bir arkadaşını göndereceğini söyledi. Aradan birkaç gün geçti. Daha önceden tanıdığım Sarı Avni'nin adamı Elazığlı Mehmet Süleyman ile Laz Ahmet yanıma geldiler. Laz Ahmet, Sarı Avni ile çok dost olduklarını vs. anlatmaya başladı. Sözünün sonunda benden 250 kilo bazmorfin rica etti. Bir hafta müsaade istedim. İranlı Zigari ile konuştum. Ellerinde hazır mal yoktu. Birkaç hafta beklememiz gerekiyordu. Bu arada Laz Ahmet sık sık yanıma gelip, malı ne zaman teslim edeceğimizi soruyordu. Bu işlerin eskisi gibi kolay olmadığını, biraz beklemesi gerektiğini belirttim. Sonunda Zigari'den yanıt geldi. Mallar hazırdı. İranlılar kilosuna 500 bin, ben de bir milyon istedim. Laz Ahmet kabul etti.

"Benim gözüm Laz Ahmet'i tutmamıştı. Sevkıyat olacağı gün, bu nedenle akrabam Asiye ile evli, İstanbul Tekel'de memurluk yapan Burhan Beskisiz'i, malın sağlam teslim edilmesi için görevlendirdim. Korktuğum olmadı. Sevkıyat yapıldı. Biz de paramızı aldık."

Bu arada, Behçet Cantürk 1982 yılı içerisinde Suriye'ye de dört sevkıyatta toplam 45 kilo eroin göndermişti...

ALTIN TOTO

Bedros Demirciyan, Behçet Cantürk'ün annesinin amca çocuğuydu. Behçet Cantürk, kendisine "dayı" diye hitap ediyordu. Diyarbakır buğday pazarında terzilik yaparken, 1965 yılında İstanbul'a göç etmişti. Kapalıçarşı girişinde Sibel Spor Mağazası ve Beyazıt Çarşı girişinde Sibel Büfesi'nin sahibiydi. İki işyerine de kızı Sibel'in adını koymuştu.

Behçet Cantürk, dayısı Bedros'u, 1979 yılında İstanbul'a geldiğinde tanıdı. Adresini, anneannesi İncik Demirciyan'dan almıştı.
Bedros Demirciyan Kürtleri sevmiyordu. Kürtlerin Ermeniler'e, Türkler'den daha çok zulmettiğine ve katlettiğine inanıyordu. Ancak Behçet Cantürk'ü sevmişti. Yeğenini, İstanbul'da birçok Ermeni ile tanıştırdı. Bunlar arasında Behçet Cantürk'ün hemşehrileri de vardı. Liceli Ermenilerin çoğu, Kapalıçarşı'da kuyumculuk yapıyordu. Hepsinin, Behçet Cantürk ile dostluğu vardı.

Ancak Kapalıçarşı, 1980 yılında Behçet Cantürk'ü "toy sanıp" dolandırmaya kalkmıştı.
Liceli Bülent Caner, İstanbul'da kuyumculuk yapıyordu. Bu arada yurtdışından da kaçak külçe altın getirip satıyordu.

Behcet Cantürk, kaçak altın işine de hisseli olarak girmek istedi. Hemşehrisi Bülent Caner kabul etti. Behçet Cantürk, 10 milyon lira verdi. İsviçre'den kaçak altınlar getirilip, satıldı. Günler geçti. Behçet Cantürk'ün parası ve kârı ödenmedi. Birkaç kez istedi. Sonuç alamayınca Bülent Caner'in çocuğunu kaçırmaya teşebbüs etti. Araya, Arat Kundura'nın sahibi Ermeni Yaşar Arat girdi. Behçet Cantürk, kân ile birlikte 15 milyon lira aldı. Kapalıçarşı onu tanımıştı.

Dayısı Bedros Demirciyan'ın, Kapalıçarşı'yı tanıması ve altın piyasasından haberdar olması nedeniyle, dayı- yeğen, altın fiyatları düştüğü zaman altın alıp, yükseldiği zaman satıyorlardı. Behçet Cantürk, kârdan dayısına yüzde 10 veriyordu.

Behçet Cantürk, Kapalıçarşı'daki hemşehrileri ile ilişkisini hep iyi tutuyordu. Çünkü İsviçre'den getirdiği dövizleri burada bozduruyordu...
Kapalıçarşı esnafı ile sadece döviz ilişkisi yoktu. 1980 yılında tanıştığı Mardinli Sait Koç'un "ithal ettiği" pırlanta işine hisse verip, kârdan yüzde 15- 20 pay alıyordu...

Behçet Cantürk, dayısına çok güveniyordu. Bu nedenle Bedros Demirciyan'ın yeğeni, Ermeni Yaşar Demirel'i yanına şoför olarak aldı. Bir süre Hollanda'da çalışan, daha sonra İstanbul'a gelerek taksi şoförlüğü yapan Liceli Yaşar Demirel, kısa zamanda Behçet'in güvenini kazandı. Yaşar Demirel, sadece şoför değil, her türlü gizli bilgiyi, belgeyi taşıyan, gerektiği zaman Behçet Cantürk'ün fedailiğini yapan biriydi.

Amcasının çocukları Halis ve Fettah Cantürk de, Behçet'in korumasını üstlenmişlerdi. Ancak bu, "Behçet Cantürk koruması olmadan dışarıya adım atmıyor" anlamına gelmiyordu. Örneğin, 1982 yılının yazında, iki eş; Hidayet ile Dilek'i, çocukları; Hazal ve Neval'i, kendi kullandığı kırmızı spor Mercedesi ile tatile götürmüştü.

Keyifli geçen tatilden sonra, hamile olan Dilek doğum yaptı.
Behçet Cantürk'ün bir kızı daha olmuştu. Üçüncü çocuğuna, ismi ablalarıyla uyumlu olsun diye, "Zelal" adım verdi.
Behçet Cantürk'ün sevinci uzun sürmedi...

Amcasının çocuğu Abdullah Cantürk, 5 Haziran 1982 tarihinde, Avusturya'nın Grossav- Lover şehrinde Urallar şirketine ait 34 RH 502 plakalı kamyonda yakalanan 13.5 kilo eroin nedeniyle, uluslararası polis örgütü İnterpol tarafından aranmaya başlandı.

Abdullah Cantürk'ün polisle başının derde girmesi ilk değildi. Suç dosyası kabarıktı: 25 Ocak 1980 ve 14 Nisan 1981 tarihlerinde, eroin kullandığı iddiasıyla gözaltına alınmıştı.

İkinci kez yakalandığında, asker kaçağı olduğu ortaya çıktı. Jandarma eşliğinde askere gönderilirken firar etti. 17 Haziran'da yakalandı. Yine firar etti. 28 Aralık'ta yine yakalandı. Askerliğini bitirdi. Bu kez başı İnterpol'le belaya girmişti. Aranmasından yaklaşık 7 ay sonra, 21 Aralık 1982 tarihinde yakayı Diyarbakır'da ele verdi.

Bu arada Behçet Cantürk de, amca-oğlu nedeniyle ifade vermesi için İstanbul Narkotik Şube'ye getirildi. Sorgusu yapılan Behçet Cantürk salıverildi. Nezarethaneden çıkarken, gözaltında bulunanlara cebindeki tüm paraları verdi. Yeğenini kurtarmak için de 150 bin lira kefalet ödedi...

1982 yılı, Cantürk ailesi için hiç de iyi geçmiyordu...
Ferzande Cantürk, eroin kaçakçılığı iddiasıyla Almanya'da tutuklandı. Yine aynı yıl, damatları Halim Malkaç, eroin kaçakçılığından hüküm giydi. Dayılarının damadı Ali Seviş, adam öldürmek iddiasıyla cezaevine girdi. Tek sevindirici haber Diyarbakır Cezaevi'nden geldi. Adam yaralamaktan hüküm giyen Yusuf Cantürk tahliye edilmişti...

TEFECİLİK

Toplum hızla dönüşüyor, en temel kolektif değerlerden bile uzaklaşılıyordu. Artık bireyin varolmasının salt nedeni, ekonomik başarıydı! Saygın bir konum edinmenin tek yolu, servet ve şöhret sahibi olmaktan geçiyordu...

Behçet Cantürk'ün, 15 yaşında tetiğe basmasının, 30 yaşında servet sahibi olmasının bir tek amacı vardı: Saygı kazanmak!

Kısa zamanda büyük bir servet sahibi olmuştu:

* Diyarbakır Demir Otel,
* Diyarbakır Cantürk Otel,
* Diyarbakır Cantürk İşhanı,
* Demir Oteli karşısında bulunan bir han,
* Diyarbakır'da iki katlı bina,
* Diyarbakır'da 45 dönümlük arsa,
* Diyarbakır'da iki daire,
* Diyarbakır'da üç dükkân,
* Ankara Sincan'da 14 dönüm arsa,
* Ankara Karmen Otel inşaatı,
* İstanbul Bakırköy'de daire,
* İstanbul Erenköy'de daire,
* Lice Kumluca Köyü'nde bağ arazisi,
* Diyarbakır Kavasınar Köyü'nde bağ arazisi,
* Diyarbakır Nasnavar Köyü'nde tarla,
* Mercedes 350 spor araba,
* Deniz motoru,
* Yerli ve yabancı bankalarda para... Bitmedi
Behçet Cantürk, zor duruma düşenlere, el altından yüksek faizle ödünç para veriyordu. Yani tefecilik yapıyordu!

Herko İplik Fabrikası ile Maltepe İplik Fabrikası'nın sahibi ve şarkıcı Semiha Yankı'nın kocası Ömer Haşhaş, Behçet Can-türk'den 170 milyon lira borç aldı. Karşılığında 225 milyon liralık senet verdi. Senetlerin tamamı Behçet Cantürk adına yapılmıyordu.

Behçet Cantürk, şoförü Yaşar Demirel, büroda çaycı olarak çalışan 17 yaşındaki İlameddin Dakman ve bir yıl öncesine kadar Lice Nüfus Müdürlüğü'nde çalışırken, tayini Ergani'ye çıkınca memurluğu bırakan Abdulkadir Takan adına da senet düzenliyordu.

Ömer Haşhaş borçlarını zamanında ödeyemedi. 100 milyon lira nakit verip zaman istedi. Behçet Cantürk kabul etti, yeniden senet düzenlediler. Haşhaş'ın borcu 400 milyon liraya çıktı...
Keçeli ailesi de zor duruma düşmüştü. Hikmet Keçeli'nin, Behçet Cantürk'ten istediği para çok değildi. Hemen anlaştılar; 20 milyona, 10 milyon faiz verecekti. Behçet Cantürk, Hikmet Keçeli'nin senetlerini İstanbul Yapı ve Kredi Bankası Mecidiyeköy şubesindeki gizli kasasına koydu.

Diyarbakırlı işadamı Doğan Cizrelioğlu'na verilen 60 milyon karşılığında alınan senetler ise aynı bankanın Taksim şubesine konuldu.
Yamsan Besicilik İç-Dış Ticaret ve Sanayi A.Ş. bir aile şirketiydi. Ortakları Sedat- Semahat Cömert, Yusuf- Sefa Yaman ve Nusret Gerden'in acilen paraya ihtiyaçları vardı.

Yusuf Yaman, Gümrük ve Tekel eski Bakanı Tuncay Mataracı'nın "iş ortağı" olduğu için 18 aya mahkûm edilmişti. Cezasını çekip, çıkmıştı. Ancak şirketinin acilen paraya ihtiyacı vardı. Cezaevi'nde tanıdığı Uğurcan Elmas'tan yardım istedi. Beh-çet Cantürk'le tanıştırıldı. Biri 55 milyon, diğeri 45 milyon olmak üzere iki çek aldı.

Borçlarını ödeyemediler. Behçet Cantürk'e, şirketi satın almasını teklif ettiler. Behçet Cantürk, "önce bir araştırma yapayım" dedi.
Yamsan A.Ş.'nin sadece adı vardı. Yaptığı hiçbir iş yoktu. Sadece kredi için devlete başvuruda bulunulmuştu. Yalnız, Yamsan A.Ş'nin de ortakları arasında bulunduğu bir başka şirket daha vardı: Bursa Boru ve Profil Anonim Şirketi.

İlginçtir, Yamsan ailesi bu şirketi yeraltı dünyasının ünlü ismi Abuzer Uğurlu'dan satın almıştı. Behçet Cantürk'ü asıl sevindiren ise şirketin Orhangazi'de, 540 dönümlük bir yerinin olmasıydı. Behçet Cantürk alacaklarına karşılık, önce Yamanlar'ın 34 L 7666 plakalı 280 S Mercedesi'ni, daha sonra da Bursa Boru ve Profil Sanayi A.Ş'yi servetine kattı...

20 Nisan 1983 tarihinde şirketin hisseleri paylaştırıldı. Behçet Cantürk, Yamsan A.Ş'nin A grubu bin 440 hissesini 7 mil-yon 200 bin liraya, Yusuf Yaman'ın Bursa Boru ve Profil Sanayi A. Ş'deki A grubu bin 680 hissesini de, 8 milyon 400 bin liraya satın aldı.

Bursa Boru ve Profil A.Ş'nin diğer hisselerini ise ailenin diğer fertleri almıştı:

Sefa Yaman'ın A grubu 720 hissesini, 3 milyon 600 bin liraya Nizamettin Cantürk,
. Sefa Yaman'ın B grubu 240 hissesini, bir milyon 200 bin liraya Mehmet Han Kozat,
Sedat Cömert'in B grubu 240 hissesini, bir milyon 200 bin liraya Hidayet Kaşan,
Semahat Cömert'in B grubu 240 hissesini, bir milyon 200 bin liraya yine Hidayet Kaşan,
Nusret Gerdan'ın B grubu 240 hissesini, bir milyon 200 bin liraya Akile Dilek Alev satın alıyordu.
Behçet Cantürk, ağabeyini, iki karısını ve kendine en yakın bulduğu akrabasını şirkete ortak etmişti.

Bursa Boru ve Profil Sanayi A.Ş. Yönetim Kurulu 10 Mayıs 1983 tarihinde; Behçet Cantürk, Mehmet Han Kozat ve Akile Dilek Alev'in katılımıyla toplandı. Seçim yapıldı. İdari Meclis Başkanlığına Behçet Cantürk, vekilliğine Mehmet Han Kozat ve üyeliğe Akile Dilek Alev getirildi. İmza yetkisi sadece Behçet Cantürk'deydi. Behçet Cantürk aynı günlerde bir şirket daha satın aldı: Çamsan Kimya ve Tekstil Ürünleri A.Ş.

Behçet Cantürk bu şirketine de, kardeşleri; Nizamettin, Azet ve Sabit Cantürk ile eşleri; Hidayet Kaşan ve Akile Dilek Alev'i ortak etmişti.
Cansan şirketinin ilk yaptığı iş başarısızlıkla sonuçlandı. İstanbul'da sabun ve zeytinyağı fabrikaları bulunan Ali Alkan ve kardeşleri, İtalya'dan 3 bin 500 ton Sutkostik maddesi için izin almışlardı. Behçet Cantürk, bu işin nakliyesini Cansan adına aldı. Malların taşınması için, Betaş Gemicilik A.Ş.'nin sahibi, aynı zamanda Sarıyer Kulübü'nün Başkanı Erdal Aksoy ile anlaştılar.

İtalya'dan mallar geldi. Depo bulunamadığı için, sutkostikler bir süre Erdal Aksoy'un gemisinde kaldı. Aksoy, 8 tonluk büyük gemisine ihtiyacı olduğunu, malları buradan alıp küçük gemisine yükleyeceğini söyledi.

Ancak küçük gemi daha önce mazot taşıdığı için, malın değeri oldukça düşmüştü. Ali Alkan, bozulan malları almayacağını söylüyordu. Fakat Behçet Cantürk, "zararı karşılarım" sözünü verince malları aldı. Bu arada, taşıma şirketinin sahibi Erdal Aksoy ile Behçet Cantürk mahkemelik oldular. İkisi de, şirketlerinin zarar ettiği iddiasında bulunuyordu.

Behçet Cantürk'ün avukatlığını, amcazadesi CHP Diyarbakır milletvekili Halil Akgül aracılığıyla 1980 yılında tanıştığı Medet Serhat yapıyordu.
Cansan'ın her işi bu kadar problem yaratmıyordu. İstanbul Üğütücüler A.Ş'den 30 milyon liraya aldıkları boya hammaddesini, yine İstanbul'daki Marshal Boya A.Ş'ye 45 milyona sattılar. Bu işten Cansan'ın net kârı 15 milyon lira (55 bin 147 dolar) oldu.

Kaynakça
Kitap: Behçet Cantürk'ün Anıları
Yazar: Soner YALÇIN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Behçet Cantürk'ÜN UYUŞTURUCU SEVKİYATLARI: 1980-1989

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 20:23

BANKALARDAKİ MİLYONLAR

Behçet Cantürk'ün elinde çok fazla nakit parası vardı. Bunların hepsini kendi adına bankalara yatırmıyordu. Yanında çalıştırdığı; Yaşar Demirel, Abdülkadir Takan, İlameddin Dakman ve Halis Cantürk adına da bankalara hesap açtırmıştı.

Sadece kendi hesabındaki paraların öğrenilmesi bile dikkatlerin üzerine çevrilmesi için yeterliydi. Behçet Cantürk'ün çeşitli bankalarda yer alan sırdaş hesapları vardı:

* 25 Temmuz 1981, Türk Ticaret Bankası İstanbul/ Altın-bakkal 50 milyon TL. (510 bin 204 dolar)
* 27 Mayıs 1982, Osmanlı Bankası Ankara/ Merkez 75 mil yon TL. (500 bin dolar)
* 18 Haziran 1982, Vakıflar Bankası İstanbul/Aksaray 71 milyon TL. (473 bin 333 dolar)
* 2 Temmuz 1982, Vakıflar Bankası İstanbul/Aksaray 62 milyon 500 bin TL (416 bin 666 dolar)
* 4 Ekim 1982, Yapı Kredi Bankası İstanbul/Beyazıt 235 milyon 50 bin TL (l milyon 567 bin dolar)
* 27 Ekim 1982, Yapı Kredi Bankası İstanbul /Beyazıt 125 milyon 400 bin TL (836 bin dolar)
* 16 Aralık 1982, Yapı Kredi Bankası İstanbul/Beyazıt 63 milyon 500 bin TL (423 bin 333 dolar)
* 30 Aralık 1982, Yapı kredi Bankası İstanbul/Beyazıt 80 milyon TL (533 bin 333 dolar)
* 4 Ocak 1983, Vakıflar Bankası İstanbul/Aksaray 80 mil yon TL (533 bin 333 dolar)
* 1 Eylül 1983, Türk Ticaret Bankası İstanbul/Altınbakkal 100 milyon TL (666-bin 666 dolar)...

Behçet Cantürk, 1982- 83 yıllarındaki vergi beyannamesinde 5 milyon lira kazandığını belirtti!..

SEVKIYATA DEVAM

"1983 Mayıs ayı başında Laz Ahmet'le Hilton Oteli'nde buluştuk. Sarı Avni'nin 500 kilo bazmorfin istediğini söyledi. Ben de şu anda mal olmadığını, araştırıp kendisine bildireceğimi belirttim. Van'daki Bayram Oteli'ni arayarak, Zigari ya da Se-li'nin benimle temasa geçmesini istedim. Bir hafta sonra, İranlılar İstanbul'a gelerek beni buldular. 500 kilo mala ihtiyacım olduğunu söyledim. Bu arada şunu da hatırlatmam gerekiyor. İranlılar bu malları ne yaptığım konusunda bana hiç soru sormazlardı. Ben de onların, malı nereden bulduklarını merak etmezdim!.

- Ellerinde 250 kilo mal olduğunu, istersem hemen verebileceklerini söylediler. İstanbul teslimi, kilosu 600 bin liraya (1983 yılında dolar 272 TL oldu. 2 bin 205 dolar) anlaştık.

- Laz Ahmet'le tekrar buluştuk. 500 kilo mal bulamadığımı, ama isterse hemen 250 kilo bazmorfini verebileceğimi söyledim. Sevindi. Kilosu l milyon 200 bin liradan (4 bin 411 dolar) anlaştık.

- Mayıs ayı içinde Zigari, malı İstanbul'a getirdi. Yanında Seli yoktu. İstediğim diğer 250 kiloluk malı bulmak için sanıyorum İran'a gitmişti. Zigari'nin getirdiği malları, Elazığlı Mehmet Süleyman, benim adamım Burhan Beskisiz teslim alıp, şevkettiler.

- Haziran ayında İranlı Seli İstanbul'a gelerek, 300 kilo malın hazır olduğunu söyledi. Önceki fiyatta Seli'yle de, Laz Ahmet'le de anlaştım. Sevkıyatı aynı kişiler yaptı. Kazandığım 360 milyon liranın (l milyon 323 bin 529 dolar), 180 milyon lirasını İranlı Seli'ye verdim."

1983 yılında Behçet Cantürk, biri Şubat ayında, diğeri Nisan ayında olmak üzere toplam 20 kilo eroini de, Suriye'ye şevketti.

Eroinleri, "Profesör" İzzet Gündüz Sarıyar'ın asistanlığını yapan, "Doktor" lakaplı Abdülcebbar Doğru yapıyordu. Ancak "Doktor" Doğru, ürettiği malın kalitesini ölçe ölçe eroinman olmuştu! Üstelik çok gevezeydi. Behçet Cantürk, sekizinci partiden sonra, "Doktor" un kovulmasını emretti.

Daha sonra "kimyagerliği" kim yapmıştı?
Kimse öğrenemedi. Ancak Nizamettin Cantürk, 1983 yılında İstanbul Ömür Hastanesi'nde gözlerini tedavi ettirince, "kimyagerin," O olduğu şeklinde dedikodular çıktı. Çünkü eroin imalatı gözleri tahriş ediyordu.

Ağabeyinden sonra Behçet Cantürk de hastanelik oldu!
Ekim ayında, 34 S 2666 plakalı mercedes otosuyla kaza yaptı. Bebek Belediye Park Gazinosu'nda arkadaşlarıyla eğlenip sarhoş olmuştu. Sarhoş araba kullanmanın cezasını kaza yaparak ödedi. Hemen hastaneye kaldırılan Behçet Cantürk'ün, direksiyona sıkışan sağ kolu kırılmıştı. Tedavisi yapıldı. Ancak, doktorlar üzücü haberi verdiler: Yaşamı boyunca sağ kolunu çok fazla kullanamayacaktı.

Yaşamı boyunca acılar yanından hiç eksik olmadı!..
Her sarhoş olduğunda annesini hatırlardı. "Zavallı anneme çok eziyet etmişler" deyip, için için ağlardı. Duygusal bir yapısı vardı.

Yardımseverdi. İstanbul'daki yoksul Ermenilere, üniversitede okuyan Kürt öğrencilerine el altodan maddi yardımda bulunuyordu.
Tatile gitmeyi seviyordu.

Eşi Dilek'i yanına alıp Antalya'ya gitti. Talya Oteli'ne yerleştiler. Ağabeyi Nizamettin ile eşi Süreyya'yı da davet ettiler. Ancak işler onu Antalya'da da rahat bırakmadı. Müdürü Sami Akdağ hemen İstanbul'a gelmesini istiyordu. Okumuş Holding, Haşhaşlar'in iplik fabrikasına talip olmuştu. Behçet Cantürk ile borçları konuşmak istiyorlardı. Çünkü Behçet Cantürk fabrikaya haciz koydurmuştu. Toplantıya katılmak için tatilini yarıda kesip İstanbul'a döndü. Anlaşamadılar.

Bir anlaşmazlığı da eski milletvekili İsmet Hilmi Balcı'nın oğlu Murat ile oldu. Murat Balcı Alanya'da inşaatı devam eden otelini, Behçet Cantürk'e satmak istiyordu. Oteli görmek için, avukatı Cevdet Yardım'la Alanya'ya gittiler. Otelin yeri, Alanya Kalesi'ne çıkış yolu üzerindeydi. "Denize uzak" diye almaktan vazgeçti.
O yıllarda daha yeni başlamıştı; kara paranın turizme yönelmesi!

VE SON SEVKIYAT

- Sarı Avni, beni 1416536 numaralı telefonumla arayıp, şifreli konuşarak, 130 kilo bazmorfin, 30 kilo da eroine ihtiyacı olduğunu söyledi. Eğer bulabilirsem birinci sevkıyattan hemen sonra, 150 kilo daha eroin göndermemi istedi. Bazmorfinin kilosunu 1 milyon 300 bin liradan, eroinin kilosunu ise 3 milyon liradan anlaştık.

- 130 kilo bazmorfin için, kendi ekibimle hemen temasa geçtim. İranlı Zigari ile İstanbul teslimi, kilosu 800 bin liraya anlaştık. Eroin işine direk girmek istemiyordum. Çünkü dedikodusu çoktu. Bu işlerle uğraşan Yugoslavya göçmeni İbrahim Çalışkan ve Urfalı Reşit Alpan'ı buldum. Kendilerine acilen 30 kilo eroine ihtiyacım olduğunu, arkasından da 150 kilo daha eroin talep edeceğimi söyledim. Bu arada eroinlerin benim adıma yapıldığının da kesinlikle söylenmemesini istedim. Eroinin İstanbul teslimine 2 milyon lira vereceğimi belirttim. Anlaştık. Ancak bazmorfin satın alabilmek için, benden 50 milyon lira kaparo istediler. Verdim.

- 20 Ekim'de sevkıyatı yapacaktık. İranlı Zigari malı İstanbul'a zamanında getirdi. 130 kilo bazmorfin, Sarı Avni'nin gemisine Büyükada yakınlarında yüklendi. Eroinleri bekliyorlardı. Sabırsızlanmaya başladım.

Lice'ye telefon ettim:

"Birgün önce jandarmalar tarafından, Anhazap mezrasında 217 kilo eroin ele geçirilmişti. Mallar yakalanmıştı. Sakin olmam gerekiyordu. Büyükada açıklarında bekleyen, Sarı Av-ni'nin gemisine, hemen hareket etmesi gerektiğini bildirdim. İşler karışıyordu."

Behçet Cantürk, zengin ve ünlü olmuştu. Bazı hemşehrileri kendisini kıskanıyordu. 217 kilo eroin yakalanmasının nedeni de jandarmalara yapılan ihbardı. Mehmet Han Özer, Rıza Zingil, Halil Arıkboğan, İzzettin Zingil, Tekin Kaymaz iş üzerinde yakalanmışlardı.

Behçet Cantürk, ihbarın kimler tarafından yapıldığım hiç öğrenemedi. Çünkü öğrenecek zamanı kalmamıştı...
25 Ekim'de de, Diyarbakır'da Abdurrahman Erhan'ın evinde l kilo eroin yakalanıyordu. Erhan, uyuşturucuyu Liceli, "Doktor" lakaplı Abdülcebbar Doğru'dan aldığını itiraf etmişti. Polis "Doktor" un evine baskın yapıp, evde, 300 gram eroin bulmuştu. "Doktor" gözaltına alınmıştı.
Çember daralıyordu.

SÜRPRİZ GÖZALTI

Beklenen gerçekleşiyor...
10 Kasım günü, Behçet Cantürk'ün, Cumhuriyet Caddesi Merkez Han 163/8 Elmadağ adresindeki yazıhanesine polisler baskın yaptılar. Ecza dolabının arkasına, duvar kazılarak yapılmış gizli bölmede, Smith Wesson bir tabanca ile 9 adet mermi buldular.

Büroda bulunan, Yamsan şirketinin müdürü Sami Akdağ, muhasebeci Ülkü Varol, sekreter Betül Ayyüce, şoför Yaşar De-mirel gözaltına alındı.
Minibüse doldurulanlar, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüklerinde çok şaşırdılar. Çünkü kendilerini, Kaçakçılık'a, Narkotik'e değil, Mali Şube'ye getirmişlerdi!

Olay anlaşıldı.

Herko İplik Fabrikası ile Maltepe İplik Fabrikası sahibi Ömer Haşhaş 400 milyon tutarındaki borcunu ödeyemeyince, Yaşar Demirel, Abdülkadir Takan, Fettah Cantürk tarafından tehdit edilmişti. Konu önce basına, sonra da Mali Şube'ye yansımıştı.

Emniyetteki dostlarından, "Önemli bir mesele değil, hallederiz" güvencesini alan Behçet Cantürk, yardımcıları Abdülkadir Takan ve Fettah Cantürk ile birlikte, 21 Kasım'da teslim oldu.
Behçet Cantürk polise, silahın dedesine ait olduğunu, Lice depremi sonrasında enkaz altından çıkardıklarını anlattı. Arkasından 306545 nolu silahın ruhsatını gösterdi. Tehdit olayının ise abartıldığını, adamlarının Haşhaş'tan 400 milyon lira alacaklarını istemeye gittiklerini söyledi.

Behçet Cantürk gözaltından hemen çıkacağını düşünüyordu.
Yanıldı. Silah ruhsatı sahte çıkmıştı.

Üstelik, 8 Eylül günü İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik şubesince düzenlenen bir operasyonla, Kartal Küçükyalı Tren İstasyonu'nun tam karşısında bulunan Yalı Restaurant'ta, Fuat Buluttekin adındaki şahıs 3 kilo esrarla yakalanmış ve uyuşturucuyu Behçet Cantürk, Yaşar Demirel, Bedros Demirciyan, Fettah Cantürk, Halim Civelek, Abdülkadir Takan'dan aldığını söylemişti.

Polis, Behçet Cantürk'ün adamı Halim Civelek ve Bedros Demirciyan'ın evlerine operasyon düzenledi. Halim Civelek'in evinde de bir tabanca bulundu. İkisi de gözaltına alındı.
Olayın ucu Emin Görpe'ye verdiği 100 milyon TL tutarındaki marklara kadar ulaşmıştı. O günlerde döviz işlemleri çok sıkı kontrol ediliyordu!
Korktu. Avukat Saffan Mindivanlı aracılığıyla, İstanbul Üniversitesi Diş Fakültesi Dekanı Profesör Gürbüz Öztürk'e, İsviçre'de göz ameliyatı olması için 5 milyon TL karşılığında 50 bin frank vermişti. Bu da duyulursa, başı yine 1567 sayılı kanunla (döviz suçu) derde girecekti.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne kocasını ziyaret için gelen, Halim Civelek'in eşi Yasemin ile birlikte, avukat Mindivanlı'ya not gönderdi: "Hocanın (Prof. Gürbüz Öztürk) döviz işleriyle ilgili olarak polis, benim bir ilgim olup olmadığımı sorarsa, kesinlikle yok deyin."

İş büyüyordu. Behçet Cantürk'e yöneltilen soruların niteliği de değişmişti: Sarı Avni'yi, Ermeni örgütü ASALA'yı ve DDKD'yi soruyorlardı!
Şaşırmıştı. Şakin olmaya çalışıyordu. Sarı Avni ile sadece arkadaşlık ilişkisi, örgütlerle ise hiçbir yakınlığı olmadığını söyledi.
Sorgusu tam 46 gün sürdü.

5 Ocak 1984 tarihinde mahkeme önüne çıktı. Ödünç para verme kanununa muhalefet, evrakta sahtecilik, silah bulundurma kanuna muhalefet, Türk parasının kıymetini koruma kanuna muhalefet ve en önemlisi uyuşturucu madde kaçakçılığıyla suçlanıyordu. Behçet Cantürk, Fettah Cantürk ve Halim Civelek'in avukatlığını Medet Serhat yapıyordu. Avukatlarının iyi savunmasına rağmen tutuklanmaktan kurtulamamışlardı.

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, 30 Aralık 1983 gün ve AD. MÜŞ. 1983/KAÇ- 355 sayılı soruşturma emri ile sanıkların davasına, "Devletin Siyasi veya Mali veya İktisadi veya Askeri veya İdari güvenliğini bozacak nitelikte" suçlar işlediklerini ileri sürerek, davaya Ankara S ıkıyönetim Komutanlığı 4 nolu Askeri Mahkemesi'nin bakması gerektiğini belirtti.

Behçet Cantürk, Fettah Cantürk ve Halim Civelek, Ankara Mamak Askeri Cezaevi'ne gönderildiler.
Borç olayının boyutları kısa bir sürede çok büyümüştü. Birkaç saat içinde serbest bırakılacağını düşünen Behçet Cantürk, 50 gün sonra saçları kesilmiş, tek tip cezaevi kıyafetiyle Mamak Askeri Cezaevi'nin yolunu tutmuştu...

Yaşamında üçüncü kez, üzerine demir parmaklıklar kapatılıyordu.
Ancak, Mamak Askeri Cezaevi'nde fazla kalmadı.

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı, 13 Ocak 1984 tarihinde görevsizlik kararı verdi. Askeri Savcılık, uyuşturucu madde kaçakçılığının nasıl ve ne surette yapıldığının bilgisi ve delili olmadığı için soruşturma dosyasını İstanbul Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı'na gönderiyordu.

Fettah Cantürk, tabancanın kendisine ait olduğunu söyleyince, Behçet Cantürk 17 Şubat 1984 tarihinde tahliye edildi.
Fettah Cantürk, Behçet Cantürk'e karşı kendini hep borçlu hissediyordu. Onun sayesinde 1981 yılında, 3. Kolordu İstihkam Şube Müdürlüğü'nde, Albay Ali İhsan Cesur'un komutasında rahat bir askerlik yapmıştı. Askerliği bitince de hemen yanına alarak, "Baba" lığını göstermişti. Cezaevinden çıkarken de cebine 50 bin lira koymuştu.

Basın, ASALA'nın terör eylemleri nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Ermenilere saldırıyordu. İki bin beş yüz yıllık Anadolulu Ermeni, "medya terörüne" maruz kalıyordu. Bir kısım basına göre, Türkiye'deki bütün Ermeniler ASALA militanıydı!

Bagos ve İncik'in torunu, Hatun'un oğlu, Behçet Cantürk de bu "medya teröründen" nasibini alıyordu.
Narkotik Şube Müdürü Uğur Gür'ün (Daha sonra Bolu Emniyet Müdürü), Behçet Cantürk'le çekilmiş fotoğrafları basında yer alıyordu. İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balâ'yla birlikte Çekilmiş fotoğraflarının, İstanbul Sıkıyönetim Komutanına verildiği dedikoduları kulaktan kulağa yayılıyordu.

Neler yazılıyordu neler:

Behçet Cantürk, poliste bulunan raporlarının her sayfasına milyonlar veriyordu! Gözaltına alındığında, serbest bırakılması için MİT'e l milyon lira, hakimlere ise 3.5 milyon lira rüşvet vermişti!

Adının geçtiği her haberde, Ermeni olduğu mutlaka belirtiliyordu.
Avukatı Medet Serhat aracılığıyla Güneş Gazetesi'ne tekzip gönderdi. Güneş, tekzibi yayımlamayınca gazeteyi satın almaya kalkıştı!..

Tedirgindi. Diyarbakır'dan aldığı bir haber canını iyice sıktı. Kardeşi Sabit Cantürk, Diyarbakır Renk Pavyon'da tartıştığı garsonu, 7.65 mm çaplı Astra marka tabancasıyla öldürmüştü!
Öfkelenmişti. Yazıhanesine gitti. Şoförü Yaşar Demirel'e, "Sen Ermenisin, senin yüzünden herkes beni de Ermeni sanıyor. Ben Türk'üm Türk" diye bağırıp, kızgın bir halde müdürüne dönerek, "Sami Bey, bunun hesabını kesin" dedi. Bürodaki herkes şaşırmıştı. Ancak kimse ağızını açıp birşey demedi.
Birkaç gün sonra Yaşar'ı telefonla arayıp, "Nasıldı numaram, beğendin mi" deyip gönlünü aldı.

SELAHATTİN TESLİM OLUYOR

Osman Nuri Mutlu, 1935 Kastamonu Tosya doğumlu. Terziydi, İstanbul'a taşındı. 1975 yılında Sultanahmet'deki evinde çıkan yangında eşini ve 16 yaşındaki tazını kaybetti.

Acısını unutmak için çevre değiştirdi. Laleli'ye taşındı. "Profesör" İzzet Gündüz Sarıyar ile tanıştı. "Profesör" ün ürünü eroinleri, turistlere satmaya başladı. Hocasından ders aldı:

"Kimyagerliği" öğrendi.
11 Şubat 1984 tarihinde yakalandı. Başından geçen herşeyi en ince ayrıntılarına kadar anlattı. "Behçet Cantürk, Türkiye'nin en büyük sevkıyatını yapar. Malları İranlılar'dan alır, Rizeli Sarı Avni'ye gönderir. Önceden eroinlerini ben ve İzzet Gündüz Sarıyar yapıyorduk. Sonra hemşehrileri Abdülcebbar Doğru ile çalışmaya başladılar... "

Diyarbakır Cezaevi'nde bulunan Abdülcebbar Doğru, Ankara'ya getirilerek, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık İstihbarat Harekât Daire Başkanlığı ekiplerince sorgulandı.
Abdülcebbar Doğru, Cantürklere, 1979 yılından 1981 yılına kadar, toplam 8 parti iş yaptığını itiraf etti!
Behçet Cantürk'ün bu sorgulamalardan haberi yoktu. Bu nedenle yaptığı hareketin ne kadar hatalı olduğunu bilmiyordu: Hemşehrisi Selahattin Delidere'den teslim olmasını istiyordu.

Kaçakçılık İstihbarat Harekât Daire Başkanı Atilla Aytek'ten işkence yapılmayacağı güvencesini aldılar. Selahattin Delidere 20 Şubat 1984 günü teslim oldu. Ve teslim olur olmaz işkenceye alındı. Günlerce süren bu işkenceler sonucu, ayrıntılı bir ifade verdi:

- 1943 yılında Lice'de doğdum. 40 günlük iken annem Emine vefat etmiş. Babam bir yıl sonra Fahriye Yeltekin ile evlendi. Arazimiz vardı, babam tarımla uğraşırdı. Geçinemedi, Diyarbakır'a göçtü. 1958 yılından 1961'e kadar Diyarbakır'ın değişik semtlerindeki fırınlarda çalıştım. 1964 yılında eşim Mesude Yeltekin ile evlendim. Diyarbakır pazarında kaçak elbise, incik, boncuk satıyordum. 1964 yılında Konya'dan askerliğe elverişli değildir raporu aldım. Ondan sonra Mardinli kaçakçılardan aldığım halıları ve ev eşyalarını satmaya başladım.

- İlk silah kaçakçılığımı 1972 yılında, uzaktan akrabam Hacı Fikri Canpolat'la yaptım. Hacı Fikri Canpolat'ın Ankara'da tanıştırdığı Samsunlu Fahri Bank aracılığıyla, Samsunlu Ali Açmak ve Trabzonlu Ziya Çavdar'la tanıştım. Bulgaristan'dan gelen, denizyolu ile Samsun kıyılarına çıkartılan 150 adet 7.65 mm çaplı Çek ve Lama marka tabancaları, 600 bin lira karşılığında satın aldık. Bu işe birçok kişi hisse vermişti. Silahları Nusaybin'de Hacı Ahmet Kop'a sattık. O da silahları Irak- İran ve Suriye'ye götürüyordu.

Selahattin Delidere sayfalar tutan ifadesinde, 1973 yılında 250 bin tabanca mermisi, bin Lama marka tabanca; 1974 yılında, 285 bin tabanca mermisi, bin Çek ve Lama marka tabancayı aynı şekilde alıp sattığını söylüyordu. 1976 yılında uyuşturucu kaçakçılığına başlamıştı.

İfadesine göre, 5 Mayıs 1977 tarihinde binlerce mermi ve tabancalarla yakalanan, Behçet Cantürk'ün hisse verdiği kaçakçılık olayının baş mimarı Selahattin Delidere'ydi.
Polisler, Behçet Cantürk adını duyunca, sorgu yön değiştirdi. Selahattin Delidere'ye Cantürkler'i sormaya başladılar.

- 1979 yılında Cantürkler orta halli kişilerdi. Müteahhitlik yapıyorlardı. Maddi durumları benden kötüydü. Liceliler'de çe-kememezlik vardır. Bazı aileler kaçakçılıktan zengin olunca herkes yapmaya başladı. Behçet Cantürk kaçakçılık işlerine 1979 yılında girdi. Ben silah işlerine baktığım için onlarla fazla bir yakınlığım yoktu.

"Firarda olduğum 1982 yılında İstanbul'da Mehmet Han Kozat ile karşılaştım. Kendisi Behçet Cantürk'ün uyuşturucu madde kaçakçılığı olaylarında yanında ve adamı pozisyonunda çalışmaktadır. Zaten beni İstanbul Taksim'deki Divan Oteli'nde Behçet Cantürk ile Mehmet buluşturdu."

SUBAY GİYİMLİ BİRİ

- Behçet Cantürk'e, silah ve mermi kaçakçılığından arandığımı, maddi olarak kötü bir durumda olduğumu söyledim. Hemşehrisi olmam ve daha önce birlikte birkaç kez silah kaçakçılığı yapmamız nedeniyle, bana güveni sonsuzdu. Beni yanına aldı. Aradan kısa bir zaman geçti. Behçet Cantürk, 'Küçükköy semtine kamyon içinde mal gelecek. Mehmet'le birlikte indirin' dedi.

- Mehmet Han Kozat ile ticari bir taksiye binerek eroin bulunan kamyonun yanına Küçükköy'e gittik. Tahmini saat 21.00 idi. Ford marka kırmızı kamyonun şoförlüğünü, memleketten tanıdığım Halil Hocaoğlu yapıyordu. Mehmet Han Kozat bizden ayrılıp Karaburun tarafına gitti. 10 dakika sonra döndü. 'Malları çıkaralım' dedi. Şoför Hocaoğlu karoserin altındaki zulalı çekmeceyi çekti. O sırada yanımıza askeri cemse yaklaştı. Cemsenin şoför mahallinde asker giyimli iki kişi vardı. Çok korktum, dondum kaldım. Ancak hemşehrilerim sakindi. 5 kiloluk ilk torbanın askeri branda ile kapalı cemsenin arka kasasına konmasıyla, işi anladım. 20 adet eroin paketini cemseye yükledik.

- Sevkıyat esnasında Behçet Cantürk kül rengi Mercedesi ile bulunduğumuz yerden yavaş bir hızla 3- 4 kez geçti. Yanında subay giyimli biri vardı!

- Yükleme işi biter bitmez, askeri cemse Karaburun istikametine doğru hareket etti. Biz de yine Mehmet Han Kozat ile birlikte taksi tutup Topkapı semtine geldik. Ben taksiden indim, Mehmet devam etti. Bir ay sonra Behçet Cantürk ile Divan Oteli'nde buluştuk. Bana 5 milyon TL verdi.

- Askeri cemsenin ne olduğunu Mehmet Han Kozat'a sordum. Bana sert bir şekilde, 'Böyle soruların ne kadar gereksiz . olduğunu hâlâ öğrenemedin mi" dedi. Behçet Cantürk'e cesaret edip hiç soramazdım, çünkü ajanlık yaptığımı sanabilirdi.

- Behçet Cantürk ile 1982 yılında son bir iş daha yaptık. Bu kez ben 2 milyon da hisse vermiştim. Van'dan alınıp, Sarı Avni aracılığıyla Sicilyalılar'a satılan 100 kilo maldan benim payıma 7 milyon lira düştü.

- 1983 yılının onuncu ayında, daha önceden uyuşturucu madde kaçakçılığı ile uğraşan, 'Göçmen' lakabı ile bilinen İbrahim Çalışkan ve Urfalı Reşit Alpan beni bularak, 30 kilo eroine ihtiyaçları olduğunu söylediler. Bulabileceğimi söyledim.

" İstanbul'dan Diyarbakır'a, Mehmet Emin Baybaşin'e telefon ettim. Hemen İstanbul'a gelmesini söyledim. O da birgün sonra uçakla İstanbul'a geldi. Topkapı'da, Özdiyarbakır Seya-hat'ta buluştuk. Beraber Fındıkzade'deki Karagül İşhanı'ndaki kahvede İbrahim Çalışkan ve Reşit Alpan'ı, Baybaşin ile tanıştırdım.

- M. Emin Baybaşin teklifi kabul etti. Kilo başına Mehmet Emin 200 bin, ben ise 100 bin kazanacaktım. 5 milyon lira da kaparo verdim. Uçağa binip Diyarbakır'a gitti. Aradan bir hafta geçti. Baybaşin gelişmeler hakkında bilgi verecekti. Ancak Diyarbakır'dan bir türlü telefon gelmedi. Aynı gün Urfa'ya avukatım Lami'ye telefon ettim. Mahkemelerim hakkında bilgi vermek için beni Ankara'ya çağırdı. Atlayıp gittim.

- Ankara'da Özdiyarbakır firmasına uğradığımda Hacı Kasım Cantürk ile karşılaştım. Hacı Kasım, Lice'de 200 kilo eroin yakalandığını radyodan dinlediğini, heyecanlı heyecanlı anlattı. Hemen Diyarbakır'daki Özdiyarbakır Seyahati arayarak bilgi aldım. Liceli Abdulvahap Çarık ve Rıza Zingil, bazmorfini İran'dan almışlar. Asitanhidrit maddesini Şehmuz Büzük Gaziantep'ten alıp Lice'ye getirmiş. Eroinin imal doktorları Rıza Zingil ile Mehmet Han Özer'mis.

- Ankara'da bulunan Mehmet Emin Baybaşin'in yanına gittim. Yakalanan mallar içinde, bizim 30 kilo eroinin de olduğunu söyledi. Yakalanan malların büyük bölümünün Behçet Cantürk'e ait olduğunu, Mehmet Emin Baybaşin'den öğrendim.

- Silah kaçakçılığında beraber çalıştığım Ali Açmak ve grubu yakalanınca hakkımda ifade verdiler. Aranmaya başladım. 17 Temmuz 1981 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne giderek teslim oldum. Ankara'dan silah kaçakçılığı ile ilgili dosyam istendi. Suçumun ağır olduğunu söyleyen bazı Emniyet yetkilileri ile benim kaçmam gerektiğine karar verdik. l Ağustos günü, Ankara'dan gelen soruşturma dosyamı almak bahanesiyle, Diyarbakır Postanesi'ne bir bekçi ile gittik. Daha sonra planladığımız gibi bekçinin yanından ayrılıp, firar ettim.

"3 yıl sonra artık kaçmaktan bıkmıştım. Teslim olmaya karar verdim. Zaten çevremde herkes teslim olmamı istiyordu. 18 şubat 1984 günü Ankara'ya geldim. Kent Oteli'nde Behçet Cantürk ve avukat Tahsin Ekinci ile yemek yedik. Avukat Ekinci, sıkıyönetim ve kaçakçılık dairesi yetkilileri ile temas kurduğunu, teslim olmam gerektiğini söyledi. Behçet Cantürk de teslim olmamın iyi olacağını belirtti. Daha sonra akrabam Nizamettin Laçin, hemşehrim müteahhit Vekin Aktan ile Maltepe'de bir lokantada buluştuk. Onlar da emniyette tanıdıkları olduğunu, bana yardım edeceklerini söylediler. Kaçakçılık dairesine teslim olacaktım, oradan hemen savcılığa gönderilecektim. Ben de 20 Şubat günü saat 09.30'ta teslim oldum".

Selahattin Delidere'nin sorgusu 25 gün sonra, 17 Mart 1984 tarihinde bitti. Polis ifadesinin altına parmak bastı. İşkencelerden kurtulmuştu, "Allah'ım sana şükürler olsun" dedi. Savcılığa, oradan cezaevine gönderilirken, hiç düşünmemişti; 2 ay sonra cezaevinden alınıp tekrar işkenceli bir sorgulamadan geçirileceğini...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Behçet Cantürk'ÜN UYUŞTURUCU SEVKİYATLARI: 1980-1989

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 20:25

ANKARA HAREKETLİ

Behçet Cantürk Ankara'daki gelişmelerden habersizdi.
6 Ocak 1983 tarihinde Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bünyesinde "Kaçakçılık İstihbarat Dairesi" kurulmuştu. İlk başlarda pasif kalan daire, Mehmet Eymür'ün birimin başına gelmesiyle, kendini ispatlamaya kalkışacaktı...

Kimdi Mehmet Eymür?

Babası Mazhar, muhabere subayıydı. 1938'te Dersim isyanının bastırılmasında aktif bir görev aldı. 1940 yılında, dönemin istihbarat teşkilatı Milli Emniyet Hizmeti'ne girdi.
Mehmet Eymür, 1943 yılında İstanbul'da doğdu. Ankara Maarif Koleji'ni ve İktisadi ve Ticari İlimler Yüksekokulunu bitirdi. 23 yaşında MİT'e girdi. İlk görevi takip ve gözetlemeydi.

12 Mart 1971'den sonra "dostum, ağabeyim, amirim" dediği Hiram Abas'la birlikte, İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Faik Türün'ün emrinde çalıştılar. Ziverbey Köşk'ündeki işkenceli sorgulamalara, Ulaş Bardakçı'nın öldürüldüğü Fındıkzade ve Mahir Cayan ile arkadaşlarının katledildiği Kızıldere operasyonlarına katıldı.

1975 yılında, Ankara'da MİT Bölge Daire Başkanlığı Takip Şube Müdürü oldu. 1980 yılında Bulgaristan'a gönderildi.
Bu arada, 1982'de Kenan Evren, damadı MİT görevlisi Erkan Gürvit aracılığıyla Hiram Abas'ı Köşk'e çağırdı. Ermeniler üst üste Türkiye'nin dış temsilciliklerinde görevli memurları öldürüyorlardı. Karşılığı verilmeliydi. Hiram Abas "kan davası" için görevlendirildi.

Devlet, MHP'lileri bu kez Ermenilere karşı tetikçi olarak kullanmaya başladı...
Mehmet Eymür, Bulgaristan'da Türk kaçakçıların içine sızdı. Ancak "Türk casusu" olduğu ortaya çıktı. Öldürülecekti. Şansı yardım etti; kendisine çok benzeyen bir Bulgar yüzbaşısı öldürüldü! Apar topar Türkiye'ye döndü. Mardin'de MİT Bölge Müdürlüğü görevine getirildi. Ancak bu görevinde fazla kalmadı.

Ankara'da Kontrespiyonaj Dairesi bünyesinde kurulan, "Kaçakçılık İstihbarat Şube Müdürlüğü"ne tayin oldu. Kısa bir süre sonra terfi etti; Başkan Yardımcısı oldu. Daire Başkanlığı'nın henüz başkanı yoktu, sadece Başkan Yardımcılığı makamı vardı. Bu nedenle Eymür, birimin başına geçti.
Mehmet Eymür, Türkiye Cumhuriyeti'nin 45'inci hükümetini kuran Başbakan Turgut Özal'a kendini göstermek istiyordu...

MİT ile polis teşkilatı ilişkisi hiç bir dönemde iyi olmamıştı. Birbirlerini hiç sevmiyorlardı. Özellikle son yıllarda Hiram Abas- Mehmet Eymür ekibi, İstanbul polisinin başında bulunan Şükrü Balcı, Ünal Erkan, Mehmet Ağar, Tayyar Seven, Cevdet Saral, Orhan Uzeller ile amansız bir çekişme halindeydi. Üstelik Ankara polisi de, İstanbul'a karşı MİT ile ittifak halindeydi.

Mehmet Eymür beklediği fırsatı buldu.

Dündar Kılıç'ın yıllar önce aldığı bir mahkûmiyet kararı vardı. Ancak sağlık raporu alıp Adli Tıbba onaylatarak cezaevine girmekten kurtuluyordu. Cumhurbaşkanlığı; İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı ve İstanbul Valiliği'ne özel emir vererek, Dündar Kılıç'ın infaz işleminin yapılmasını emrediyordu. Emir bir türlü yerine getirilemiyordu.

Mehmet Eymür, "harekete geçmek için en uygun zaman" diye düşünüp, Genelkurmay Başkanlığı'na başvurarak; Dündar Kılıç, Behçet Cantürk ve Abuzer Uğurlu'nun MİT tarafından sorgulanması için izin istedi. (MiT'in, 9 Şubat 1984 tarih ve 01.10- 11.02- 254/214177- 152711 sayılı yazısı.)
MİT'in isteği Genelkurmay Başkanlığınca uygun bulundu. (20 Şubat 1984 tarih ve İsth. 7130¬102- 84 SYNT. Koor. Svl. İşl. sayılı yazısı.)

Abuzer Uğurlu Mamak Askeri Cezaevi'ndeydi. Bulunması kolay oldu! Dündar Kılıç ve Behçet Cantürk'ün yakalanması için İstanbul polisine haber bile verilmedi. Ankara'dan özel bir ekip İstanbul'a gitti.
Önce Dündar Kılıç'ı gözaltına alıp Ankara'ya getirdiler. Arkasından Behçet Cantürk'ü... BÜRODA İNTİHAR Tarih 30 Nisan 1984.
Hilton Oteli'ndeydi. Telefonla büroyu aradı. Sekreter Betül Ayyüce'nin sesi titriyordu. "Arayan var mı?"diye sordu. Yoktu. Fazla birşey söylemedi, telefonu kapadı.

Şoförü Yaşar Demirel, birkaç saat önce Diyarbakır'dan, "kuması" Dilek'e misafirliğe gelen Hidayet'i, havaalanından alıp eve götürmüştü. Haber gönderdi: "Yaşar yanıma gelsin" diye. Yaklaşık iki saat sonra Yaşar Demirel Hilton Oteli'ne geldi.

Sekreteri Betül'ün sesi tuhafına gitmişti. "Yaşar, büroda garip şeyler oluyor. Birlikte büronun bulunduğu sokağa gideceğiz. Sen yazıhaneye gireceksin, eğer içeride polisler varsa, camın kenarına gelip, elini başının üzerine koyacaksın.".

Büronun bulunduğu Elmadağ'a geldiler. Yaşar Demirel arabadan indi. Aradan yarım saat geçti ancak Yaşar Demirel pencereden gözükmedi. Birşey anlamadı. Otele döndü. Avukatı Medet Serhat'ın, Sultanahmet'teki bürosunun numarasını çevirdi. Kısa konuştu, "Medet, büroda tuhaf bir durum var. Büroyu ara, oteldeyim, bana hemen haber ver.

Medet Serhat, Elmadağ'daki büronun 141 65 36 numarası meşgul çıkınca, diğerini, 141 07 92 numarayı çevirdi. Şirketin Müdürü Sami Akdağ telefona çıktı. Medet Serhat'a büroda merak edecek birşey olmadığını, ortalığın sakin olduğunu söyledi.
Medet Serhat, Behçet Cantürk'e, Sami Akdağ ile konuştuklarını aktardı. Behçet Cantürk avukatının telefonu üzerine rahatladı. Eve gitti. Hidayet'e "hoş geldin" deyip, kızı Hazal'ı kucağına aldı.
Çocuklarla oynamaya başladı. Dilek ve Hidayet mutfakta akşam yemeğini hazırlıyorlardı.

Telefon çaldı. Hızla fırlayıp telefonu açtı. Avustralya'ya yerleşen teyzesi Ofsana'nın kızı Suzi Saraçyan, eve gelip kendisiyle görüşmek istediğini söyledi. Gelmesini istemiyordu. Ama Suzi çok ısrar ediyordu. "Peki gel" dedi.

İki saat sonra kapı çalındı. Gelen Suzi Saraçyan'dı. Teyze kızını salona aldı. Suzi hemen konuya girdi. Eşi, oto tamirciliği yapıyordu. Borçlanarak araba parçaları almıştı. Ancak aldıkları paranın faizi çok artmıştı, ödeyemiyorlardı. Behçet Cantürk'ün kendilerine maddi olarak yardım etmesini istiyordu...

Suzi'nin sözünü kapı zili kesti. Dilek kapıyı açtı. Şaşırdı. Karşısında hiç tanımadığı 10- 11 kişi vardı. En öndeki kimliğini gösterip, polis olduklarını belirterek, "Behçet Bey evde mi" diye sordu. Sormasıyla birlikte hepsi içeri doluştu.
Salona girip, "Behçet Bey, bir konuyla ilgili olarak bizimle geleceksiniz" dediler. Bu arada evi aramaya başladılar.
Mutfakta, termos içinde 12 adet Lupidon GSC yazılı ampuller ile bir adet, üzerinde Chemitank yazılı içinde sıvı bulunan şişe çok dikkatlerini çekti. Uyuşturucu bulduklarını düşünerek termosa ve şişeye el koydular.

Behçet'ten anahtarı isteyip 34 L 7666 plakalı Mercedesi de aradılar. Dinledikleri kasetlerden birinin sözlerini anlamamışlardı. Kasetleri de gözaltına aldılar.
Hidayet Kaşan'ı da emniyete gelmesi için davet ettiler. Akile Dilek Alev'i evde bıraktılar. Tabii tek başına değil. Yanına beş polis bırakarak; eve "karakol" kurulmuştu.

Evde arama bitmişti. "Buyrun gidelim Behçet Bey" dediler. Behçet Cantürk ceketini ve pardösüsünü giydi. Hidayet Hanım, kızı Hazal'ı eve bırakıp, kocasının yanında Emniyet'e gitmek için hazırlandı. Tam kapıdan çıkarlarken, evde "karakol" kurulacağının daha farkına varmayan Akile Dilek Alev polislere, "Ne zaman dönerler" diye sordu. Üzerinde deri mont olan sivil polis, "Merak etmeyin hanımefendi birkaç saate kadar dönerler" dedi.

Behçet Cantürk ve eşini aşağıya indirdiler. Siyah renkli Renault marka otomobile bindirilirken, Behçet Cantürk'ün gözleri arabanın plakasını takıldı. Tam okuyamadı. Ancak ilk iki rakamı dikkatini çekmişti: 06. Otomobil Ankara plakalıydı!
Elmadağ'daki büroya gittiler. Büroda, müdür Sami Akdağ ile sekreter Betül Ayyüce de vardı. Polisler, Behçet Cantürk'ten izin isteyip büroda arama yaptılar.

Arama tutanağına aldıklarını kaydettiler:

Bir adet Türk Ticaret Bankası Fethiye Şubesine ait 57 bin 300 lira değerinde 828541 numaralı hamiline çek; (1984'de l dolar ortalama 350 TL idi.)

Diyarbakır Töbank Şubesine ait 2 milyon değerinde 093078 numaralı Behçet Cantürk adına çek.
Borçlu Zeynel Dündar tarafından Behçet Cantürk adına verilen, 5 Nisan 1985 tarihli 2 milyon 100 bin lira değerinde bono.
İstanbul ili Yapı Kredi bankası Şubesine ait 5 milyon lira değerinde 394532 numaralı hamiline çek.
284 bin lira nakit para.

Polisler bürodan sadece çekleri almadılar. Behçet Cantürk'ün sekreteri Betül Ayyüce de Emniyet'e davet edildi. Müdür Sami Akdağ, altı polisle birlikte büroda bırakıldı. İşyerine de "karakol" kurulmuştu.
Behçet Cantürk, eşi ve sekreteri, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık İstihbarat Hareket Daire Başkanlığı Mali Şube Müdürü Faruk Metin, Başkomiser Ahmet Geçer ve 11 polis eşliğinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü 1. Şubeye götürüldü. Polisler çok kibar davranıyorlardı. Zaten şubedeki polislerin çoğunu tanıyordu. Ancak kendisini gözaltına alan bu polisleri daha önce hiç görmemişti.

Kravatını, kemerini, ayakkabı bağını aldılar. Üzerinden çıkanları zimmete kaydettiler. Saatler 23.00'ü gösterirken, Behçet Cantürk, tek kişilik bir hücreye hapsedildi. Hidayet Kaşan ve Betül Ayyüce de ayrı ayrı hücrelere kondular.
Yaşadıkları Behçet Cantürk'ü hiç şaşırtmadı. 2 Nisan 1984 tarihinden beri aranıyordu. Ancak İstanbul'da rahattı. Fakat Ankara'dan gelecek bir ekibin kendisini gözaltına alacağını hiç hesaba katmamıştı.

Behçet, Hidayet, Betül, apar topar Ankara'ya götürüldü. Başkent'e giderken Behçet Cantürk'ün yüzü çok asıktı. Üzgündü. Kendini düşünmüyordu. Arkadaşı Burhan Beskisiz, büroda "karakol" kurmuş polisleri görünce, 8'inci kattan atlayarak intihar etmişti!..

BELGELER YAKILIYOR

36 yaşındaki Abdulbaki Maltaş Silvanlı'ydı. Haydarpaşa Numune Hastanesi'nde diş protez teknisyeni olarak çalışıyordu. 6 kardeştiler. Ablası Asiye, Burhan Beskisiz ile evliydi.

1.5 yıl önceydi.

Behçet Cantürk, akrabası olan Abdulbaki Maltaş'ı yanına çağırdı Abdulbaki Maltaş'a, kâğıda sarılarak rulo yapılmış bir paket verdi "Burada benim için çok önemli evraklar var. Bunu sakla ve kimseye de bu konuda birşey söyleme" diye tembihledi..

Abdulbaki Maltaş eve döndü. Karısının ve çocuklarının göremeyeceği bir yere, kütüphanesinin üst rafına paketi koydu. Birkaç gün geçti. Meraklanmıştı: Pakette ne vardı?
Evde eşinin ve çocuklarının olmadığı birgün paketi açtı. Uçuk pembe renkli, birinci hamur kâğıda basılmış, üzerinde İngilizce yazılar bulunan, 60 adet kâğıt vardı. Üzerlerinde İngilizce yazılı değerli kâğıtlardan tek okuyabildiği, "Behçet Cantürk" yazısıydı. Birşey anlamadı. Evrakları paketleyip, yine aynı yerine koydu...

7 Mayıs 1984.

Eniştesi Burhan Beskisiz'in intihar ettiğini öğrenen Abdulbaki Maltaş, endişeye kapıldı. Polislerin evine gelip evrakları bulacağından korktu. Telaşla evine gidip paketi aldı. Koşa koşa akrabası Mehmet Tahir Canpolat'ın Tuzla'daki konfeksiyon mağazasına gitti. Paketi vererek, "bunu iyi sakla, senden daha sonra alacağım" dedi.

Birgün sonra, Abdulbaki Maltaş ile Mehmet Tahir Canpolat, Burhan Beskisiz'in cenazesinde bir araya geldiler. Maltaş; "Paketi iyi bir yere saklandın mı" diye sordu. Aldığı yanıt karşısında dondu kaldı.
Mehmet Tahir Canpolat, merak etmiş paketi açmış, "Behçet Cantürk" adını görünce korkuya kapılıp, evrakları banyo kazanında yakmıştı!..

"ANKARA POLİSİNİN İŞİ"

Nizamettin Cantürk telefonda heyecanlı heyecanlı soruyordu: "Medet Bey, ne oldu, Beco'yu kim gözaltına aldı? Beni de soruyorlarmış. Neler oluyor Medet Bey?"

Avukat Medet Serhat, arka arkaya sıralanan bu sorulan so-ğukkanlıkla yanıtladı:

"Nizamettin Bey, İstanbul Emniyet Müdür Muavini Tayyar Sever'in yanına gittim. Aynı soruları ben de sordum. Onların da fazla bilgisi yok. Bana söylediği, polislerin Ankara'dan geldiği. İstanbul polisine de birşey söylemeden, gidip Behçet Beyi gözaltına almışlar. Valla onlar da merak ediyor. Oturup beklemekten başka yapacağımız birşey yok.".

Nizamettin Cantürk, Mehmet Han Kozat ve Kamil Dakman ile birlikte Mehmet Tabir Canpolat'ın evinde saklanıyordu. Ev sahibi Canpolatlar da korku içindeydiler. Gerçi evrakları yakmışlardı ama şimdi evlerinde, evraklardan daha tehlikeli kişiler vardı. Konukları üç gün kaldı. Sonra misafirleri kayıplara karıştı..

Bu arada Behçet Cantürk'ün Elmadağ'daki bürosundaki "karakol" her geleni gözaltına alıyordu. Zeki Kirpi bunlardan sadece biriydi.
Zeki Kirpi, İstanbul Paşakapı Cezaevi'nde gardiyandı. Behçet Cantürk'ün yanında çalışan Halim Civelek'e, Elmadağ'daki büroda verilmek üzere cezaevi arkadaşı Fuat Şaşmaz'dan mektup getirmişti. Büroda bulunan sivil polisler tarafından gözaltına alındı. Zeki Kirpi masum olduğunu ancak üç ayda anlatabildi!

ALTINLAR, MÜCEVHERLER...

Polisler, Behçet Cantürk'ün Bağdat Caddesi Erenköy Zincirli Köşk Sokak 310/13 adresindeki evine, 4 Mayıs 1984 tarihinde birkez daha geldiler.
Akile Dilek Alev'in, aynı binanın alt katında bulunan Ziraat Bankası'nda 2591 sayılı şahsi kasası vardı. Polislerin elinde; kasanın açılmasını, içindekilere el konularak, banka nezaretinde bir başka kasaya konulmasını isteyen savcılık belgesi vardı.
Aşağıya inildi. Banka yetkilileri kasayı açıp içinde bulunanları beyaz bir çanta ile getirdiler.

Tesbite geçildi:

* Türk Ticaret Bankası Altınbakkal Şubesine ait 111149 sa yılı 50 milyon liralık, 6 Haziran 1984 tarihine kadar 3 ay vadeli tasarruf cüzdanı;
* 1 adet pırlanta ve beyaz altınla işlenmiş gerdanlık, l adet aynı özellikte yüzük ve l adet aynı özellikte bilezik;
* 22 ayar beş bilezikten oluşan Adana yapısı burma bilezik;
* Zelal isimli 14 ayarlı altın çocuk künyesi;
* Neval isimli ayan belli olmayan altın çocuk künyesi;
* 22 ayar, bir parmak kalınlığında birbirine geçmiş iki şerit halinde bilezik;
* 30 adet 18 ayar tel bilezik;
* Top şeklinde altından bir çift küpe;
* 2 adet 22 ayar çocuk bileziği;
* 5 adet çeyrek altın, 1 adet yarım altın, l adet çeyrek yansı altın;
* Bir çift beyaz altın üzerine, pırlanta ve siyah taşlı küpe;
* 1 adet tura kolye;
* 2 metre 18 ayar bakla zincir... Bitmedi.

Kasada çekler, senetler, hesap cüzdanları da vardı:

* Şekerbank Beşiktaş Şubesine ait, 20659 hesaptan 426110 sayılı 40 milyon liralık 11 Şubat 1983 tarihli çek;
* Şekerbank Beşiktaş Şubesine ait, 20659 hesaptan 426111 sayılı 47 milyon liralık 15 Şubat 1983 tarihli çek;
* Uluslararası Endüstri ve Ticaret Bankası Karaköy Şubesine ait, seri A/1 No: 2590'dan 2600'e kadar 11 yapraklı 108326 hesaba ait çek karnesi;
* Osmanlı Bankası Ankara Şubesinin 640- 569/4 no'lu hesa bına ait, 360028'den 360050'ye kadar 23 yapraklı çek karnesi;
* Türk Ticaret Bankası Altınbakkal Şubesine ait 111/5591- 3 Abdülkadir Takan'a ait, 12 milyon 750 bin liralık hesap cüzdanı;
* Yapı Kredi Bankası Beyazıt Şubesine ait, 2550 nolu Beh çet Cantürk'e ait 236 milyon 47 bin 500 lira bakiyeli hesap cüz danı;
* Osmanlı Bankası Ankara Şubesine ait, 640/569- 4 sayılı Behçet Cantürk'e ait, 75 milyon liralık hesap cüzdanı;
* Ziraat Bankası Harbiye Şubesine ait, 630/15779 sayılı Behçet Cantürk'e ait, 120 milyon 200 bin liralık hesap cüzdanı;
* Türk Ticaret Bankası Altınbakkal Şubesine ait, 42.003- 2 mevduat 817- 7 hesaba ait, 086845 numaradan 086850 numara ya kadar 6 yapraklı çek karnesi;
* Töbank Diyarbakır şubesine ait, 11115/7 hesaptan K 017457 numaradan K 017475 numaraya kadar 19 adet çek kar nesi;
* Türk Ticaret Bankası Altınbakkal Şubesine ait, 42.007- l mevduat 5593- 9 sayılı hesaba ait, 085151 numaradan 085175 numaraya kadar 25 yapraklı çek karnesi;
* Akbank İstanbul Şubesine ait, 8960 Gelişim kimyevi mad deler kaşeli 193199 çeke ait, 5 milyon 300 bin liralık 10 Mayıs 1984 vadeli çek yaprağı;
* Garanti Bankası İzmir Şubesine ait, 1602/15- 3731 hesaptan 688855 çek nolu 8 milyon liralık, 15 Kasım 1983 tarihli çek yaprağı;
* Garanti Bankası İzmir Şubesine ait, 3732/1602- 15 nolu 688856 sayılı 3 milyon 500 bin liralık, 15 Aralık 1984 tarihli çek yaprağı;
* Yapı Kredi Bankası Beşiktaş Şubesine ait, 1632- 9 hesap 688663 nolu 2 milyon liralık çek yaprağı;
* Türkiye Emlak Kredi Bankası Malatya Şubesine ait, 5697/8 nolu hesaptan, 085204 tarihsiz ve miktarsız çek yaprağı;
* Anadolu Bankası Çapa Şubesine ait, 1547/9 sayılı hesap tan Seri A 026303 nolu 7 milyon 500 bin liralık, 26 Haziran 1983 tarihli çek yaprağı;
* İmar Bankası Bakırköy Şubesine ait, 10422 hesaptan 140270 nolu 6 milyon liralık, 26 Mayıs 1983 tarihli çek yaprağı;
* Yamsan Besicilik ödemeli, 2 Nisan 1984 tarihli vadeli Abdülkadir Takan emrine tanzim edilen 20 milyon liralık protestolu senet;
* Yamsan Besicilik ödemeli, 28 Mart 1984 vadeli Abdülkadir Takan emrine tanzim edilen 20 milyon liralık protestolu senet;
* Yamsan Besicilik ödemeli bila tarihli, Yusuf Yaman cirolu 60'şar milyonluk üç adet senet;
* Mustafa Elik ödemeli, bila tarihli cirosuz 9 milyonluk senet;
* Yüksel Bağdaş ödemeli, Behçet Cantürk emrine tanzim edilen 20 Ocak 1984 tarihli vadeli 3 milyon liralık senet;
* M. Şirin Cantürk Diyarbakır ödemeli, Behçet Cantürk adına tanzim edilen 15 şubat 1984 tarihli 500 bin liralık senet;
* Yamsan Besicilik ödemeli, Behçet Cantürk alacaklı 85 milyon liralık ayrı ayrı dört adet ipotek belgesi;
* Yüksel Bağdaş ödemeli, Behçet Cantürk alacaklı 3 Kasım 1984 tarihli 7 milyon 135 bin liralık senet...

AYLA HANIMIN EVİ

Polisler, Akile Dilek Alev'e banka dışında, başka bir yerde ziynet eşyası olup olmadığını sordular. "Bir miktar da annemde var" deyince, hep birlikte annesinin oturduğu, Akatlar Cebeci Sokak Mutlu Apartmanı 5/1 adresine gittiler.

Ayla Alev, kızının isteği üzerine "Madler" yazılı bir torba içinde, ziynet eşyalarım getirerek polislere verdi. Behçet Cantürk, aranmaya başladığında, ziynet eşyalarının bir bölümünü "kayınvalidesine" bırakmıştı.

Bunlar da kaydedildi:

* Üzerinde Behçet Cantürk yazılı 14 ayar altın anahtarlık;
* Üzerinde pırlanta işlemeli, büyük harflerle "BC" yazılı 34 S 2666 oto plakası, üzerinde yine altın ve pırlanta işlemeli "BC" yazılı Mercedes forslu anahtarlık;
* 3 adet pırlantalı (bir adeti Zafir pırlantalı altın karışımı, bir adeti Zümrüt pırlantalı altın karışımı ve bir adeti Yakut pırlantalı altın karışımı) köşeli bilezik;
* 1 adet altın erkek kol saati ve altın kordonu;
* 1 adet altın bayan kol saati ve altın kordonu;
* 1 adet siyah taşlı altın erkek yüzüğü;
* 1 adet üzerinde "BC" yazılı altın pırlanta işlemeli kravat iğnesi;
* 2 adet üzerinde "BC" yazılı altın kol düğmesi;
* 1 adet pırlanta gerdanlık ve aynı gerdanlığa ait pırlanta 2 adet küpe.

Mücevherlere, evraklara ve paralara ihtiyati tedbir konuldu.
Evrakları ve mücevherleri teslim eden Akile Dilek Alev'in evindeki "karakol," 5 Mayıs günü kalktı. Dilek Hanım, polislerle birlikte İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün yolunu tuttu. Gidiş nedeni ziyaret değildi.

Gözaltına alınmıştı

DİYARBAKIR'DAKİ EVLER DE ARANIYOR


Polisler, Behçet Cantürk'e ait İstanbul'daki yerlerin aramalarını bitkince, Diyarbakır'daki evlerinde de araştırma yapmak için, Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı 2 No'lu Askeri Mahkemesi'nden izin aldılar.

Behçet ve Nizamettin Cantürk, Ofis semtinin Kooperatifler mahallesindeki Avukatlar apartmanında oturuyorlardı. Daire numaraları, Behçet'in 18, Nizamettin'in ise 19'du..
Polisler, 7 Mayıs 1984 günü, Demir Oteli'nin müdürü Osman Tan, mahalle muhtarı Hüsnü İpekçi ve çilingir Aziz Işık ile birlikte, önce Behçet Cantürk'ün kapısını çaldılar. Yanıt gelmemesine şaşırmadılar. Evde kimsenin olmadığını tahmin etmişlerdi.

Çilingir Aziz Işık'a, kapıyı açmasını söylediler. Birkaç dakika sonra çilingir kapıyı açtı. 4 oda, l salon, l tuvalet ve l banyodan oluşan dairede yapılan aramada, "suç teşkil edecek bir alete ve kıymetli eşyaya rastlanmadığı" tutanağa geçirildi.

Sonra Nizamettin Cantürk'ün evine geçtiler. Kapı ziline bastılar. Ses yoktu. Zaten, Nizamettin Cantürk ve eşi Süreyya firar etmişlerdi.
Nizamettin Cantürk'ün konutu, kardeşinin evi gibi "masum" değildi!

Evde, "suç teşkil eden bazı tehlikeli mallara" el konuldu:

* 7 şişe viski;
* 3 şişe cin;
* 2 şişe kanyak;
* 1 şişe Arap rakısı;
* 1 şişe martini.

Diyarbakır'daki "ev operasyonları" hemen bitmedi...

ABLANIN EVİNE BASKIN


Polis ihbar aldı.
16 Mayıs 1984 günü Behçet Cantürk'ün ablası İkram Fida-nay'ın evine baskın yaptı. Evde İkram Fidanay yoktu. Kayıplara karışmıştı! Evde Behçet'in eniştesi İbrahim Fidanay ve oğlu Turgut vardı. Turgut Fidanay, Lice depreminde ölen Abdulbaki Cantürk'ün kızı Mukaddes ile evliydi.

Turgut Fidanay babası ile aynı evde oturuyordu. Turgut-Mukaddes çiftinin, yatak odasındaki elbise dolabının üzerindeki kırmızı çanta polislerin dikkatini çekti. Kırmızı çanta açıldı. İçinde mücevherler ve kıymetli evraklar vardı.

Behçet Cantürk yakalanınca, Nizamettin'in eşi Süreyya, çantayı en güvenilir kişi olarak bildiği, İkram Ablasına getirip teslim etmişti. İçindekiler Hidayet Kaşan'a aitti.
Kırmızı çanta içinde bulunanlar, bir banka şubesinde emanete alınacaktı.

Mücevheratların listesi şöyleydi:

* Bir çift safir küpe;
* 1 adet safir yüzük;
* 1 adet safir taşlı gerdanlık;
* 1 adet safir bilezik;
* 21 adet, 22 ayar altın bilezik;
* 2 metre 22 ayar altın zincir kordon;
* 1 adet kişnişli 14 ayar kolye;
* 22 ayar diş kaplama altını;
* 3 çift inciden kolye;
* 1 adet üzerinde çeyrek ve yarım altın olan 18 ayar paralı bilezik;
* 2 adet yarım reşat altın;
* 1 adet çeyrek reşat altın;
* 14 ayar, bir adet kravat iğnesi;
* 1 adet altın kaplama sigara ağızlığı;
* 1 adet 18 ayar altından bayan kol saati;
* Bir çift pırlanta küpe;
* Pırlantalı iki sıra taşlı, ortası safir l adet yüzük;
* 1 adet altın kaplama çakmak;
* 1 adet incili pırlantalı altın anahtarlık;
* 1 adet siyah beyaz incili pırlantalı altın bilezik;
* 7 adet büyüklü küçüklü kadife kaplı çeşitli mücevher kutu su;
* 1 adet altın zincir ve üzerine Arapça yazılı altından künye;
* 50 cm. uzunluğunda burma tipi altın zincir. (Behçet Cantürk'e ait bu altın zincir, yazıhanedeki biblo köpeğin boynuna takılıyordu!.. )
Behçet Cantürk'ün eşi Hidayet'in çantasında değerli "kâğıtlar" da vardı:

* 4 adet Diyarbakır İli Töbank Şubesine ait, Behçet Cantürk adına düzenlenmiş çekler:
10 Haziran 1984 tarih 093076 numaralı 2 milyon değerinde çek;
10 Temmuz 1984 gün 093079 seri numaralı 2 milyon lira değerinde çek;
10 Ağustos 1984 gün 093080 seri numaralı 2 milyon değerinde çek;
9 Ekim 1984 gün ve 093081 seri numaralı l milyon 900 bin değerinde çek;

* Türk Ticaret Bankası Altınbakkal Şubesi, 111/5593- 9 he sap numaralı 10 milyon değerinde Behçet Cantürk adına düzen lenmiş hesap cüzdanı;
* Hidayet Kaşan adına düzenlenmiş, Diyarbakır Yenişehir semtinde 106 kütük no, 25 pafta, 128 ada, parsel no 3 olan 962 m2 olan arsa tapusu;
* Behçet Cantürk adına düzenlenmiş Lice Cumhuriyet Savcılığı'nca onaylı, Diyarbakır 1. Noterden tasdikli, 26 Mayıs 1983 tarihli, 17389 numaralı sabıkasızlık belgesi;
* Ziraat Bankası Adapazarı Şubesince Behçet Cantürk adına verilen, hesap numarası 641- 1050, çek numarası 278456'dan başlayıp 278475'e kadar devam eden kullanılmamış çek defteri...

Polisler, İbrahim Fidanay ve oğlunu gözaltına aldılar. Karakoldaki tutanağa, Cantürkler'in ablası İkram Fidanay için "Firar" notu düşüldü...
Nizamettin-Süreyya Cantürk çiftinin yakalanması için, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık İstihbarat Harekât Daire Başkanı Atilla Aytek imzasıyla tüm illere, yıldırım telgraf çekildi...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Behçet Cantürk'ÜN UYUŞTURUCU SEVKİYATLARI: 1980-1989

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 20:27

GÖLBAŞI

Gözleri bağlanmıştı.
"Adem ol" dediler. Anlamadı...
Güldüler. "Yani çırılçıplak soyun!"
Mahcup bir ifadeyle gülümsedi...

Arkasından, şiddetli bir tokat hissetti yüzünde. Sendeledi. Acı duymadı. Hissettiği; yanına gelip tokat atan kişinin içki kokuşuydu.
Birkaç saniye önceki hava değişmişti. Tekme ve tokatlarla üzerine çullandılar. Döverken küfür ediyorlardı; "Ermeni dönmesi, piç... "
Hiç sesini çıkarmadı. "Yapmayın, vurmayın" bile demedi...

Kaba dayağa son verdiler. Soyunmasını istediler. Soyundu, tek külotu ile kaldı. Onu da çıkarmasını emrettiler. Çıkardı.
Üşüyordu. Aniden tüm vücuduna gelen tazyikli su ile irkildi Yere yatırdılar. Suyu cinsel organına sıkmaya başladılar. İlk kez bağırdı. "Yapmayın, ne isterseniz veririm!.. "

Artık sesini duymuyorlardı...
Behçet Cantürk'e, Ankara Gölbaşı'ndaki polis eğitim merkezinde bir ay işkence yaptılar. İşkenceye karşı oldukça dayanıklıydı. Dayanaklı olmasına polisler bile şaşırmıştı. Gözaltındaki süresi uzatılıp duruyordu.

Birgün hiç beklemediği bir olay başına geldi:

"Karılarını buraya getirip çırılçıplak soyarız" tehdidini duyunca, önce umursamadı. Fakat Hidayet ve Dilek'i, karşısına getirip soymaya başladıklarında, şoke oldu. "Sizi öldürmeden karımın koynuna girmeyeceğim" diye bağırdı. "Tamam, herşeyi anlatacağım" diyerek konuşmaya başladı...
30 Mayıs 1984 günü, 60 sayfalık ifadesinin altına imzasını attı... Biyografisini, kardeşlerini, akrabalarını bir bir anlattı... Yakın arkadaşlarını sordular.

Söyledi:

* Vekin Aktan: 50 yaşlarındadır. Müteahhitlik yapar. İstanbul'da oturur. Ankara'da da yazıhanesi vardır. Diyarbakırlıdır.
* Doğan Cizrelioğlu: 45 yaşlarındadır. Müteahhitlik yapar. Ankara Maltepe'de işyeri vardır. Diyarbakırlıdır.
* Akif Yılmaz: 45 yaşlarındadır. Müteahhitlik ve otelcilik yapar. Ankara'da Anıt Oteli'ni çalıştırır. Diyarbakırlıdır.
* Mehmet Cizrelioğlu: 35 yaşlarında Ankara'da müteahhitlik yapar. Köşk Gazinosu'nun üzerinde yazıhanesini vardır. Diyarbakırlıdır.
* Mehmet Akça: 50 yaşlarındadır. Ankara'da oturur, müteahhitlik yapar. Diyarbakırlıdır.
* Ağa Ceylan: 55 yaşlarındadır. Müteahhitlik yapar. Diyarbakırlıdır.
* Hikmet Çetin: 45- 50 yaşlarındadır. İktisatçıdır. Ankara'da Özcan İthalat- İhracat firmasının Genel Müdürlüğünü yapar. Eski Devlet Bakanıdır. Licelidir.
* Şehmuz Tatlıcı: 55- 60 yaşlarındadır. İstanbul'da ihracaat-ithalat işleriyle uğraşır. Müteahhitlik de yapar. Diyarbakırlıdır.
* Recep Tacer: 50 yaşlarındadır, müteahhitlik yapar. Diyar bakırlıdır, Ankara'da oturur.
* Yasin Barut: 50 yaşlarındadır. Müteahhittir. Yazıhanesi Çankaya'dadır. Bitlislidir.
* Murtaza Dinçer: 55- 60 yaşlarındadır. Daha çok devletten ihale alarak müteahhitlik yapar. Gözaltına alındığımda kendisi ne pusula göndermiş, MiT'ten birisini bularak, bana yardımcı olmasını istemiştim. Pusula eline ulaştı mı bilmiyorum? Erzin canlıdır.
* Mehmet İçkale: 40 yaşlarında. Ankara'da müteahhitlik ya par Çankaya'da oturur, evli, bir çocuğu vardır. Diyarbakırlıdır.
* Mahmut Uyanık: Eski CHP milletvekilidir. Avukatlık ya par. Anadolu Kulübü'nde görüşürüz.
* Recai İskenderoğlu: Eski Bayındır ve İskan Bakanı. Anka ra'da İzmir Caddesi'nde avukatlık bürosu var.
* İskender Çolak: Kulüpçüdür. Fırat reklamın sahibidir. Çankaya son durakta süpermarketi var. Alevidir.
* Ali Özcan: 40 yaşlarındadır, müteahhitlik yapar. İstanbul Mecidiyeköy'de yazıhanesi vardır. Bebek'te oturur.
* Medet Serhat: 50 yaşlarındadır. Benim avukatımdır. Karslıdır.
* Avni Karadurmuş (Musullulu): 45 yaşlarında, Sarı Avni lakabı ile bilinir. Uyuşturucu madde kaçakçılığı işlerinin satış ve sevkıyatını yaptığımızdan dolayı tanırım. Gemicilik ve kaçakçılık işleri ile uğraşır. Kendisini uyuşturucu kaçakçısı hemşehrim Mehmet Deniz vasıtasıyla tanıdım. İsviçre'nin Zürih kentinde yaşıyor. Evlidir. Çocukları vardır. Ayşe ve Müesser adlı kızlarını biliyorum. Beykoz'daki evlerine bir kez gitmiştim. Kendisi ile görüşür, sık sık telefonlaşırız.

Beni Atilla Öksüz kod adıyla arar. Rizelidir. Kızı Ayşe, Korkmaz Göldağı adlı biriyle, Müesser ise Beykozsporlu biriyle evlidir.

* Mehmet Deniz: 45- 50 yaşlarında Diyarbakır'da Uçak Pa las adında oteli vardır. Mülkiyeti kendisine aittir. Diyarbakır'da oturur. Evlidir, kaç çocuğu olduğunu bilmiyorum. Kendisi ile Lice'den tanışırız. Birlikte eroin, bazmorfin kaçakçılığı yaptık. Daha önce Sarı Avni ile birlikte silah kaçakçılığı yapmış olduk larını biliyorum.
* Halim Civelek: 35 yaşlarında boşta gezer. Mehmet Deniz vasıtasıyla tanıdım. Suadiye'de oturur. Ayşe isminde karısı var dır. Erzurumludur.
* Bedros Demirciyan: 40- 45 yaşlarında. Spor ayakkabısı sa tar. İstanbul Çarşıkapı'da Beyazıt'ta yerleri vardır. Evlidir. Da yım olur. Bağlarbaşı'nda ikamet eder. Ermenidir. Yazıhaneme sık sık gelir. Liceli'dir. Annemin amcaoğludur.
* Yaşar Demirel: 45 yaşlarında şoförlük yapar. Bir yıl benim şoförlüğümü yaptı. Kadıköy Bağlarbaşı'nda oturur. Evli, çocuk ludur. Ermenidir.
* Hüseyin Macit: 40 yaşlarında, İstanbul'da sanatçı organi zatörüdür. Gece kulübü çalıştırır. Diyarbakırlıdır. Yazıhaneme gelir giderdi.
* Hasan Bora: 35- 40 yaşlarındadır. İstanbul'da sanatçı orga nizatörlüğü yapar. Samimiyizdir. Adanalıdır.
* İbrahim Tatlıses: 35 yaşlarında ses sanatçısıdır. Gazinolar da çalışır. İstanbul'da oturur, evli, çocukludur. Kendisiyle sami-miyizdir. Urfalıdır.
* Mehmet Macit: 45- 50 yaşlarında Diyarbakır'da ikamet eder. Tüccardır. Eski Diyarbakırspor Başkanıdır. İstanbul'da ve Diyarbakır'da devamlı görüşürüz.
* İzzet Altınmeşe: 37 yaşındadır. Diyarbakırlıdır. İstanbul'da ikamet eder.
* Bedri Ayseli: 35 yaşlarında İstanbul'da ikamet eder. Ses sanatçısıdır. Ermenidir. Sık sık görüşürüz. Diyarbakırlıdır.
* Mehmet Süleyman: 40 yaşlarındadır. Kaçakçılık yapar. Birlikte iş yaptık. İstanbul Dragos'ta oturur. Evli, çocukludur. Elazığlıdır.
* Mehmet Emin Ekinci: 45 yaşlarında. Diyarbakır'da köy sahibidir. Lice'den tanışırız. Pek samimi değilim.
* Ağa Koç: 45- 50 yaşlarındadır. Vefat etti. Müşterek kaçakçılığımızdan tanırım. İstanbul'da oturur, evlidir, çocukludur.
* Mehmet Sıddık Bayram: 60 yaşlarında Van'da otelcilik yapar. Uyuşturucu madde kaçakçılığı yapar. Mal temin eder, aracılık yapar. Beni, İranlı Hacı Reşit Zigari, Seli (Salih) ve Ertuşlu Feto gibi uyuşturucu madde kaçakçıları ile tanıştırdı. Evli, çocukludur. Kendisiyle samimiyiz. Vanlıdır.
* Hacı Reşit Zigari: 40 yaşlarında, uyuşturucu madde kaçakçılığı yapar. İran uyrukludur. Misafir olarak Türkiye'ye gelir, gider. Gelişlerinde Mehmet Sıddık Bayram'ın Van'daki otelin de kalır. Sarı Avni'ye sattığım uyuşturucu maddeyi temin ederdi. Koyun ticareti ve TIR taşımacılığı da yapar.
* Seli (Salih): 45- 50 yaşlarındadır. Uyuşturucu kaçakçılığı yapar. İran uyrukludur. Hacı Reşit Zigari ile birlikte çalışırlar. Türkiye'ye geldiğinde Mehmet Sıddık Bayram'ın otelinde kalır. Bana uyuşturucu madde temin ederdi.
* Ertuşlu Feto: 40 yaşlarındadır. Hacı Reşit Zigari ve Seli'nin yakın adamıdır. Uyuşturucu taşır. İranlı mı, Vanlı mı bilmiyorum.
* Uğurcan Elmas: 50 yaşlarında. İstanbul'da lokantacılık, gazinoculuk yapar. Kendisi ile fazla samimi değilimdir. İstanbulludur.
* Ali İhsan Cesur: 50 yaşlarında. Albay rütbesinden emekli dir. İstanbul'da oturur. Evli ve çocukludur. Rizeli, Çayelilidir.
* Hüseyin Cevahiroğlu: 50 yaşlarındadır. Kulüpçülük yapar. İstanbul'da oturur, Trabzonludur. Kumar oynattıklarını, genelevi çalıştırdıklarını, kaçakçılık yaptıklarını duymuştum. Fazla samimi değilim.

Gözaltına alındığında Behçet Cantürk'ün ceketinin iç cebinde telefon fihristi çıkmıştı. Sorgucu, fihristteki 320 telefon numarasını tek tek sordu.
İlginç isimler vardı: Hikmet Çetin, Nurettin Yılmaz, Arap Nasri, Hacı Şakir, Kalkavanlar, Narkotik'ten Uğur Gür, Necdet Ulucan, Recai İskenderoğlu, Mahmut Uyanık, Şehmuz Tatlıcı, Abdullah Keskiner, İsmet Hilmi Balcı, Kemal Kumkumoğlu...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir