Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

6 Eylül Referandumu Ve Şeriatçılar

6 Eylül 1987

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

6 Eylül Referandumu Ve Şeriatçılar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Kas 2010, 21:35

6 EYLÜL REFERANDUMU- ESKİLER DÖNÜYOR

- 6 Eylül 1987: 12 Eylül darbecilerinin eski politikacılara koyduğu 10 yıllık siyaset yasağının kaldırılması tartışmaları, öyle boyutlara ulaştı ki, Başbakan Turgut Özal, konunun bir referandumla çözülmesini önerdi. Öneri kabul edildi.
Referandum, 6 Eylül 1987 günü yapıldı. Seçmenlerin yüzde 50.25'i, yani 11 milyon 654 bin 696 seçmen yasakların kalkmasını, yüzde 49.77'si, yani 11 milyon 548 bin 016 seçmen ise yasakların devam etmesini istiyordu. Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alpaslan Türkeş, Necmettin Erbakan ve yasak kapsamına giren diğer eski politikacılara, politikaya dönüş yolu açılmıştı.

-25 Eylül 1987: Siyaset yasağı kaldırılan Necmettin Erbakan ve 17 eski MSP'li, düzenlenen bir törenle Refah Partisi'ne üye oldular.
-11 Ekim 1987: Refah Partisi 2. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Genel Başkanlığa tek aday olan Necmettin Erbakan getirildi.
-22 Ekim 1987: Tercüman gazetesinde Tahir Hacıkadiroğlu imzasıyla çıkan "Kaplan, İran'ın hizmetine girdi" başlıklı habere göre, Kaplan grubu 1987 yılında Ahmet Polat grubunun ayrılmasıyla çatladı. Ahmet Polat, Selahattin Yazıcı, İbrahim Kaba, İzzet Özdemir, Mustafa Özçelik, Mahmut Çolak ve Alaattin Özdemir bir bildiri yayınlayarak; Cemaleddin Kaplan'in Sünnilikten ayrılıp Şii olduğunu ve yolsuzluk yaptığını belirttiler. Ahmet Polat ve arkadaşlarının bildirisinde, Kaplan'ın, 60 bin Mark ile ortak oldukları Kar-Bir şirketinin iflas fetvasını nedensiz verdiğini ileri sürüyorlar; Köln Ulu Cami-i'de 44 bin Mark yolsuzluk yapan bir kişiyi sadece taraftarı olduğu için koruduğunu belirtiyorlardı. Polat ve arkadaşlarının bildirisinde Kaplan'ın, toplanan paralarla oğluna son model bir otomobil aldığı öne sürülürken, Kaplan'ın yönetimindeki bir medresede bir kızın tecavüze uğradığı da açıklanıyordu.

İslamcı siyaset akımı incelendiğinde, şeriatçı kadroların en büyük özelliklerinden biri olarak "hedonizm" kavramıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Demirel'in "kendim için bir şey istiyorsam nağmerdim" sözünü, şeriatçılarda "her şeyi Allah adına istiyorum" biçiminde görebiliyoruz. Her şeyi Tanrı adına istiyor görünmenin cilası kazındığında ise, karşımıza, "her şeyin şeriatçı kişi veya örgütlenmenin kendi adına" istenmesi gerçeği çıkıyor. Her şeyi kendi adına veya şeriatçı örgütlenme adına isteme keyfiyeti, "bu dünyada" daha iyi ekonomik ve siyasal egemenlik ilişkileriyken, "öbür dünyada" ise sınırsız zevk ortamı sunan cennetin elde edilmesi oluyor.

Bu verileri "hedonizm" olarak yargılayabilir miyiz? Evet yargılayabiliriz ve formülasyonu, "Aslında her şeyi kendim için istiyorum" halinde görebiliriz. Yıllardır, kamuoyunda "Kara Ses" olarak bilinen Cemalettin Kaplan (Daha sonra beğenmeyerek Hocaoğlu yaptı) ile ilgili bu olayı da hedonizmin bir yansıması olarak değerlendirebiliriz.

Ne yapmış Kaplan?

Kaplan'ın ne yaptığını kamuoyu ilk olarak 1987 yılında Kaplan grubundan ayrılan ekibin 1987 Ekim'inde yazıp yayınladıkları mektuptan öğreniyoruz.

Yıllarca Milli Görüş adlı şeriatçı örgütte, daha sonra da ayrılarak kurdukları İslami Cemiyet ve Cemaatler Birliği'nde Kaplan'ın en yakın çalışma arkadaşları olan İbrahim Kaba, İzzet Özdemir, Ahmet Polat, Selahattin Yazıcı, Mustafa Özçelik, Mahmut Çolak, Alaattin Özdemir adlı hocalar tarafından Cemalettin Kaplan'a hitaben yazılan mektubun 15. maddesinde şöyle deniliyor:

"Cemaatın parasından 60 bin DM'Iık bir meblağ ayırarak ortak olduğunuz Kar-Bir'in iflasını hangi fetvaya göre verdiniz? Bu firmaya alın terini silerek kazancından 65 bin DM koyan Ahmet Çiftçi'nin bu alın terini haşa İslamda olmadığı halde neye göre yatırdınız?

Yine Kar-Bir firmasını çalıştırmak için gerek birtakım şahıslardan alınan paraları ve gerekse bankadan faizle alınan parayı neye göre aldınız ve nasıl hallettiniz? Köln Ulu Cami'deki 44 bin DM, takriben 25 milyon TL. yapıyor, (1987 hesabına göre 25 milyon, 1994 kuruna göre 880 milyon lira eder. HN) yolsuzluğu yapan kişiyi sadece taraftarınız olduğu için İslami hangi kaideye göre himaye ettiniz? Sekiz nüfustuk bir aile, ki şu anda iki dairede oturmaktadır, bütün masraflarıyla ayda 6 bin 500 DM'Iık (1994/ Ağustos kuaına göre 130 milyon TL) bir harcama yapıldığı halde kendinizi halka 'sahabe hayatı yaşıyorum' demek suretiyle acındırmaya çalıştınız. Bizim hiç birimizin altında değil son model, eski bir araba bulunmadığı halde oğlunuza son model Renault taksiyi, nereden ve kimin parasıyla aldınız?

Stuttgart'ın Ebersbach kentinde bulunan Yağmur Yağmur isimli bir Müslümanın cemiyete verdiği para ki, bu cemiyet kendi idarendedir, parasını alması hususunda yazdığı mektuplar cevapsız kalınca bizatihi size 'Hocam, sen İslam devleti kursan böyle mi idare edeceksin? İslam dininde başkalarının hakkını yemek var mıdır? Yoksa İslam devletinde, güçlü olan zayıf hakkını vermeyecek midir?' diyerek sizi sıkıştırdığı anda 'Ben emir veririm, paranı ödesinler, fazla uzatma' dediğin halde şu ana kadar bu adamın parasını neden ödettirmediniz?"

Mektuptaki, Cemalettin Kaplan'a yönelik suçlamalar yenilir yutulur gibi değil. Bir defa, açıktan açığa Kaplan'in 109 bin Alman Markını çevresindekilerle birlikte amiyane tabirle "iç ettiği" iddiası hangi ideolojiye, hangi örgütlenme modeline, hangi liderlik anlayışına sığar; anlamak mümkün değil. Satır aralarına dikkat edildiğinde İslamcı ekonominin temel yasaklarından biri olan faizin, Kaplan tarafından alındığı ve zimmete geçirildiği iddiası da cabası. Vaazlarında, nutuklarında, konferanslarında "faiz haramdır" diyen bir örgüt liderinin faiz alması nasıl açıklanabilir?
İslamcı örgüt için şeriat mücadelesi yolunda kullanılmak üzere toplanan paralarla Hocaefendi Hazretlerinin oğluna otomobil aldığı, ayrıca geçimini ayda 130 milyon civarında bir paraya el koyarak sağladığı iddiaları da müthiş. Bu açıdan bakıldığında şeriatçılık, iyi bir "meslek" olarak görünmüyor mu? Kaplan'in radikalizminin sebebi hikmetinin altında mesleğini sürdürebilme çabasını arama hakkımız doğuyor mu, doğmuyor mu? Bu bildiri/mektup üzerine, gazeteci Tahir Hacıkadiroğlu Kaplan'la bir görüşme yapıyor.

Yolsuzluklar konusu sorulduğunda Kaplan sadece ve sadece dört tümcelik bir yanıt veriyor:

"Bu iftiralar yalan üzerine bina edilmiş. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Bizden ayrılanlar yalanla, iftirayla benim işimi bitirecekleri düşüncesindeydi. Yüzümüz açık, kimseden çekindiğimiz yok."

Yanıt bu kadar. 100 bin Alman Markının ne olduğuna ilişkin hiç bir açıklama yok. Hepsi de yuvarlak laflara dayanan dört tümceyle bu kadar hesap veriliyor.
Öyle ya, o hesabını öbür dünyada, 'Mahkeme-i Kübra'da vermeyi düşünüyor.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE’DE ŞERİATIN KISA TARİHİ
Yazar: Halil Nebiler
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir