Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Uzan Olayı

1990'ların başında

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

Uzan Olayı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Kas 2010, 18:49

Uzan Olayı

Yukarıda belirttiğim gibi, Kaçakçılık Daire Başkam olarak görevde yeniydim, dairenin görev alanına giren konuları ve bu konularla ilgili mevzuatı öğrenmeye çalışıyordum ki Uzan olayı patlak verdi. Bir anda kendimi denetim elamanlarının, müfettişlerin ve bankalar yeminli murakıplarının arasında, henüz anlayıp kavrayamadığım Uzanların İmar Bankası yolsuzluğunun ve ardından tüm şirketlerinin karıştığı olayın içinde buldum. Sıradan mali konuları dahi tam olarak anlayamazken bir anda en büyük soygunla karşı karşıya kalmıştım. Üstelik bu işlerle asıl olarak ilgilenen Bankalar Denetleme ve Düzenleme Kurulu o sıralar kendi içinde BDDK ve TMSF olarak ikiye bölünüyor, yöneticileri yeni atanıyordu.

Çok zor durumdaydım, ama ağlamaya da zamanım yoktu. Bir süre sonra bu işlerden az da olsa anlayan, daha önce bankalar operasyonunda görev almış epey tecrübeli personellerimin olduğunu gördüm. Aralarında Soner Komiser vardı ki tam o meşhur sözdeki gibi 'tek basma bir orduydu', Ozanlar adına yapılan pek çok şeyin yansını tüm samimiyetiyle çalışan kamu görevlileri yapmışsa diğer yarısını Soner Komiser tek başına yapmıştı desem yanlış olmaz.

Ozanlara yönelik tahkikat başladığında ozanlarla ilgili önceden aklımda kalmış bazı bilgileri anımsıyordum. Bazen anormal olaylar aklımın bîr kenarında kalır, yıllar sonra işime yarar. Anımsadığım ilk olay 1992 başlarında gerçekleşmişti. İstihbarat Şube Müdürü olarak İstanbul'a yeni atanmıştım ve şubeyi araç, gereç, personel açısından güçlendirmeye çalışıyordum. Bir gün, daha sonra İSKİ soruşturması ve Ergim Gökneli sorgulamasıyla adını duyuran Mali Şube Müdürü arkadaşım Salih Güngör geldi, beni banka, denetimlerinde yetkili bir uzman olan Yeminli Murakıp Fahrettin Yahşi ile görüştürdü. Bana anlattıklarına göre bankayı denetlemek ve incelemekle görevli Yahşi'ye banka, müdürü bir oda veriyor ve Yahşi orada çalışırken bir gün ayağının değmesi ile dinleme cihazı olabileceğini tahmin ettiği, masa altına gizlenmiş küçük bir elektronik cihaz buluyor. Bu cihazı bana. getirdiler, telsiz teknisyenim İbrahim kısa sürede inceledi. Çok güzel bir cihazdı, o zamana göre birinci sınıf işçilik ve kalitedeydi; denemeler yaptık bizim şubedeki cihazların hepsinden iyiydi, hatta bir süre görevde de kullandık.

O zaman Fahrettin Yahşi bunun önemli olmadığını, kendisine banka, içerisinde bilgi veren var mı diye öğrenmek amaçlı konmuş olabileceğini düşünmüştü, biz de üzerinde durmamıştık. Bankanın sahipleri kimdi, nasıl insanlardı, haklarında hiç bilgi sahibi değildim ama bu cihaz ve kullanılan yöntem hiç makul görünmüyordu ve bunu yapanlar büyük şeyler saklıyor olmalıydı. Bu tuhaf olay böylece zihnime kazınmıştı. Aslında bir tek bu olay bile bu kişiler hakkında şüphelenmek ve araştırma başlatmak için yeterliymiş. Daha o günlerde Uzanların legal yollar dışında farklı, hileli ve biraz da casusluk yöntemleri kullandığının ipuçları ortaya çıkmış, ancak biz uyanamamışız. Fakat ne ben, ne de devletin başka kurumları bunu anlayacak, tahkik edecek durum ve konumda değildik. Zaten benim görevim sadece terör istihbaratı idi. Diğer bir olay ise 90 karın başında meydana geldi. Türkiye Yün ilk özel televizyonu Star TV Ahmet Özal ve Cem Uzan İn ortaklığında yayma başlamıştı. Bir süre sonra da aralarında anlaşmazlık çıkınca Star TV Uzanlarda kalmış, Ahmet Özal da sonrasında Kanal 6'yı kurmuştu.

İstanbul'da göreve başlamamızdan kısa süre sonra Asayiş Şube Müdürlüğüne Star TV'nin sahiplerinin telefonla tehdit edildiği intikal etmiş. Birileri telefonla Star TV patronlarından haklarını ve alacaklarını istiyor, üstü kapalı şekilde tehdit ediyormuş. Asayiş Şubesi benden bu tehdit eden kişinin telefonunu tespit etmemi istemişti, bu amaçla birkaç defa olayı anlamak ve bu kişiyi tespit etmek için Star TV ye gittim. Cem Uzan i tanımazdım, o gün de kendisi yoktu. Uzanlar adına yetkili olan birileri ile görüştüm, "Bu işi Ahmet Özal yaptırıyor, onun adamları diyorlardı. Sebebini söylemiyorlardı, ama kanalla ilgili yaşadıkları ayrılıktan dolayı alacak iddiaları olduğunu anladım. Aranan telefona bir teyp bağlayarak tehdit eden kişinin birkaç konuşmasını kaydettik.

Kaydettiğimiz konuşmalarda tehdit eden kişiler aşağı yukarı 20 milyon dolar alacaktan bahsediyor, görüşmek için Türkiye dışında, Almanya'da buluşmak istiyorlardı.

Ben biraz cesaret vermek adına (aslında biraz da tam bir saflıkla) tehdit eden kişilerin ciddi olamayacaklarını söylemiştim; 2 40 ozanların 20 milyon doları olamayacağına göre, bu parayı isteyen kişiler de mantıklı değillerdi.

Bana paranın olup olmamasının önemli olmadığım, bu kişileri yakalamamız gerektiğini söylediler.

Hâlâ bu olayı hatırladıkça saflığımdan dolayı utanırım. Hatırladığım diğer bir olay ise İstanbul Borsasında iki kişinin (Hüseyin Engin Saydam ve Uğur Soyata) sahip olmaları mümkün olmayan miktarlarda büyük paralarla hisse topladıkları, ancak haklarında bu tür haberlerin çıkması üzerine sırra kadem basarak kayboldukları ve bir daha kendilerinden haber alınmadığının tespit edilmesiydi. Bu kişilerin arkasında kimlerin olduğu, bu işi neden yaptıkları, bu kadar nakit parayı kimin verebileceği konusu yine aklımın bir köşesinde kalan hususlardandı. Sonradan öğrendiğime göre bu kişiler Uzanlar için çalışıyordu.

O gün ilk yolsuzluk patladığında basın yukarıdaki olaylar da dahil tüm bilgileri tazeledi: mafya benzeri yöntemler kullanıyorlardı, çeşitli kişilerle sorunları vardı, işlerinde casusluk aletleri kullanıyorlardı. Mali uzmanlar bize Uzanların marifetlerini anlatmaya başladılar. Anlatılanlara göre Uzanların ilk önemli marifeti şuydu: Kendilerine ait İmar Bankası ilanlarında en yüksek faizi vereceğiz diyerek halktan milyarlarca mevduat toplamış, sonra da "batıyor" söylentisi yayılınca (mali uzmanlara göre bu söylentiyi de kendileri yaymıştı) halk bankaya hücum etmiş.

Bu defa Uzanlar vadesinden önce anapara istendiğinden, "Siz vadeyi bozuyorsunuz, faiz istemeyene anaparasını veririz yoksa para ödeyemeyiz" demiş, daha önce batan bankalarda zarar gören halk da panik halinde anaparayı kurtarmak için faiz istememiş ve Uzanlar isteyen herkese tüm parasını ödemiş. Kimsenin diyeceği bir şey yoktu, ama Uzanlar bu olayla voliyi vurmuştu. Faizin neredeyse % 100-120 olduğu enflasyon yıllarında milyar dolarlara tekabül eden parayı bir yıl bedava kullanmış, hiç faiz ödememişlerdi, üstelik tüm paraları ödeyerek en sağlam ve güvenilir insanlar görünümüne kavuşmuş, halk "biz haksızlık yaptık bak adamlar paramızı ödedi" demişti.

Kaynakça
Kitap: HALİÇTE YAŞAYAN SİMONLAR Dün Devlet Bugün Cemaat
Yazar: HANEFİ AVCI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir