Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

12 Eylül 1980 Günü - Sivil Kesim Yataktan Kalkıyor

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

12 Eylül 1980 Günü - Sivil Kesim Yataktan Kalkıyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 10 Ağu 2011, 23:58

12 EYLÜL GÜNÜ..
SİVİL KESİM YATAKTAN KALKIYOR


Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal'm ev telefonu sabah saat 3.30'da çaldı. Semra Hanım uzun uzun çalan telefonu açmak için yataktan fırladı. Karşıda, o zaman Başbakanlık Müşaviri olan, 12 Eylül'den sonra Başbakanlık özel Kalem Müdürlüğü görevine getirilen Tevfik Ertürk vardı. Uykulu gözlerle telefona gelen Turgut Özal'a ihtilal olduğunu haber verdi.

Biraz sonra Özal'm ev telefonu yine çaldı. Bu kez karşıda Devlet Bakanı Ekrem Ceyhun vardı. O da ihtilal olduğunu haber veriyor, Başbakanı evinden aramasını söylüyordu.

Bir gün önce Hasan Celal Güzel'in kendisine söylediklerinden bu konuda kulağı dolu olan Özal, hemen Başbakanın ev numarasını çevirdi. Ancak, bir süre önce kesilmiş bulunan bu telefondan tuhaf sesler geliyor ve açılmıyordu. Bu kez, evin kapısındaki koruma görevlilerinin numarasını çevirdi. Orası da kontrol altına alınmıştı. Özal telefonu hemen kapadı. Saat 4'te radyodan ihtilal bildirisini dinleyen Turgut Özal «artık ne olacaksa oldu» dedi ve yatağına girip uyudu. Semra Hanım ise uyanık kalmayı tercih etmişti.

Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Hasan Celal Güzel bir gün önce, ihtilal olacağını ilgili kişilere ısrarla haber vermiş, gece saat 22'ye kadar odasında çalışmış ve sonra evine gelmişti. «Yarın sabah nasılsa uyandırırlar» diyerek birkaç tane uyku ilacı içmiş ve derin bir uykuya dalmıştı. Sabaha, karşı herkes herkesi uyandırırken Güzel, mışıl mışıl uyuyor, evde çalan telefonları duymuyordu.

Merkez Bankası Başkam İsmail Hakkı Aydınoğlu o gece saat 3'te uyanmıştı. Evi, Başbakan demirel'in evinin hemen yanında olduğu için orada olup biten her şeyi net bir biçimde görüyordu. Evinin ışıklarını söndüren Aydınoğlu, Başbakanın evinin önünde olan biteni aynı anda dostlarına telefonla duyuruyor, olayı heyecanla izliyordu.

Saat 5'te Aydınoğlu'nun ev telefonu çaldı. Karşıda Merkez Bankası'nın nöbetçi memuru vardı.. «Albayım sizinle görüşmek istiyor sayın Başkanım» diyordu. Telefondaki Albay:

«Sayın Aydınoğlu, ordu ülkede yönetime el koydu, biz size birazdan bir araç gönderip Banka'ya getirteceğiz» diyordu.
12 Eylül sabahının ilk saatlerinde bütün ülkede yoğun bir telefon trafiği vardı. Herkes birbirini uyandırıyor, ihtilali haber veriyordu. Sabah göreve davet edilmeyi bekleyen kamu görevlileri giyinik, tıraş olmuş bir durumda evlerinde haber bekliyorlardı.
Sivil kesim artık yataktan kalkmıştı..

EKONOMİYLE İLGİLİ BÜROKRATLAR GÖREV YERLERİNDE

Turgut Özal'm ev telefonu sabah 7.30 dolaylarında bir kez daha çaldı. Karşıdaki subay Semra Hanıma Özal'm evde olup olmadığını sordu. Evde olduğunu öğrenince «o halde hazır olsun, birazdan gelip kendisini Başbakanlığa götüreceğiz» dedi.

Sabah saat 8'de subaylar Özal'm Çankayâ'daki evine bir askeri araçla geldiler ve Başbakanlığa götürdüler. Başbakanlık Müsteşarı, komandolar tarafından el konulan Başbakanlık binasına ilk giren sivil görevli oluyordu. Kapıda, namlusunu Bakanlar Kurulu odasına doğru çevirmiş bir tankın yanından geçtiler ve yukarı kata çıktılar. Başbakanlık binasında bulunan çok sayıda subayın ve komando erlerinin arasından Özal'm odasına girdiler. Kendisini buraya getiren Albay, «Turgut Bey, buyurun odanızda çalışmaya devam edin» dedi.

Ancak Özal, bazı çalışma arkadaşlarının da Başbakanlığa getirilmesini istiyordu. Albaya bir liste verdi. Başbakanlık Müsteşar Yardımcıları Hasan Celal.Güzel ve Kâzım Oksay, Danışman Tevfik Ertürk, Özel Kalem Müdürü Mehmet Perçin, Devlet Planlama Teşkilatı İktisadi Planlama Daire Başkanı Yıldırım Aktürk, Hüsnü Doğan, bazı memur ve daktilolar.. Özal ayrıca Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Kemal Güçyener'e de telefon etti ve biraz sonra araba göndererek kendisini aldıracağını söyledi.

Kemal Güçyener dışındaki kadro biraz sonra askerler tarafından evlerinden alınacak ve Başbakanlığa getirilecekti. Başbakan Demirel'e son derece bağlı bir insan olan Güçyener, telefonda Özal'a son derece üzgün olduğunu söylüyordu.

Başbakanlık ve DPT kadrosu, evlerine giden askeri araçlarla yavaş yavaş toplanırken aynı işlem Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası'nda da yapılıyordu. Maliye Bakanlığı Müsteşarı Turan Kıvanç'tan sonra Hazine Genel Sekreteri Nazif Kocayusufpaşaoğlu, Bütçe Genel Müdürü Ertuğrul Kumcuoğlu, Gelirler Genel Müdürü Ahmet Senvar Doğu, Hazine Genel Müdürleri Aydemir Koç, Tunç Bilget ve Cengiz Alper kısa aralıklarla bakanlığa getiriliyordu.
Merkez Bankası ekibi de bankada toplanmaya baş-lamıştı.. Ekonominin çarklarının döndürülmesi gerekiyordu.. Biraz sonra bu konuda Genelkurmay Başkanlığında bir toplantı yapılacaktı. O toplantıya kadar, bakanlıklara ve Merkez Bankasına atanan irtibat subayları ile görüşmeler oldu.
Subaylar gerek Başbakanlıkta, gerekse Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankasında gerçekten efendice davranıyorlar, belli konularda yetkililerden bilgi alıyorlardı. Başbakanlıktaki irtibat subaylarının âmiri, havacı bir pilot kurmay albaydı.

Hasan Celal Güzel, âmiri Özal'dan sonra Başbakanlığa gelen ikinci sivil olmuş ve Başbakanlık Müsteşarını o gün ilk kez makamında otururken görünce çok şaşırmıştı. Masasında oturmaktan hiç hoşlanmayan, bütün işlerini odasındaki koltukların ve küçük yuvarlak masanın üzerinde çözümleyen Turgut Özal, ihtilalin şerefine olsa gerek o gün makam masasında oturuyordu.

KASA AÇILIYOR

Özal ve Güzel bir yandan Başbakanlığa kimlerin getirileceğini tekrar gözden geçirirken Havacı Kurmay Albay da kendilerine askeri bir harekâtin yapılmasının zorunlu duruma geldiğini, Türk ordusunun bu işin de listesinden geleceğini anlatıyor, devlet çarkının hızla döndürülmesi gerektiğini söylüyordu.

Özal da Albaya hak verdiğini belirtiyor, ancak özellikle ekonomik meselelerde yanlış adım atılmaması gerektiğini belirterek «aksi halde ekonomi çökebilir, askerlerin bu konuda çok dikkatli olması gerekir» diyordu.

Başbakanlığın yönetim konularım iyi bilen Müsteşar Yardımcısı Hasan Celal Güzel ile görevli Albay arasında Resmi Gazete'nin nasıl çıkarılacağı konusu görüşüldü.. Güzel, «albayım siz merak etmeyin, cumhuriyetin ilamndan beri Resmi Gazete bir gün bile aksamadan çıkarılmıştır. Devletin devamlılığı açısından bu konuda her türlü tedbiri derhal alacağız» diyordu.

Hasan Celal Güzel, Başbakan Demirel'in Özel Kalem Müdürü Kemal Güçyener'i biraz sonra bir kez daha aradı ve kendisini araç göndererek hemen aldıracaklarını tekrar hatırlattı. Ancak Güçyener yine çok üzgündü.. «Beyefendi'yi karısıyla birlikte götürmüşler Hasan Bey.. Çok üzgünüm. Bu sefer galiba bu acıya tahammül edemeyeceğim. Bu acı beni götürecek» diyordu. Güzel, kendisini teselli etmeye çalıştı.

Her kamu kuruluşuna gönderilen irtibat subayları, ellerinde bulunan hazır bir talimatlar dizisine göre iş yapıyorlardı. Bu talimatlardan biri de, o kuruluşta örtülü ödenek varsa hesaplarının çıkarılmasına ve el konulmasına ilişkindi. Başbakanlık irtibat subayları da, Başbakanlığın örtülü ödenek hesaplarını görmek istediler.

Hasan Celal Güzel, bu işe Devlet Bakam Ekrem Ceyhun'un baktığını, aslında hesapların Ceyhun'un Özel Kalem Müdürü tarafından tutulduğunu anlattı ve kendisinin Başbakanlığa getirilmesinin yararlı olacağını söyledi. Biraz sonra Ceyhun, Başbakanlığa getirildi ve Başbakanın odasının hemen yanındaki geçmeli odaya girildi. İrtibat subayları, Ceyhun, Güzel ve Kâzım Oksay'dan oluşan ekip Başbakanlığın örtülü ödenek kasasını açtı.

Kasada çok az Türk lirası ve döviz, birkaç adet altın kaplama kol saati, Atatürk döneminden kalan ve fazla bir maddi değeri olmayan bazı hatıra eşyalar çıktı. Hesaplar kuruşu kuruşuna denk geliyordu. Zabıt tutuldu. Subaylar Ekrem Ceyhun'a teşekkür ettiler.

İrtibat subayları Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankasında da çalışmalarını sürdürüyorlardı. Merkez Bankasına âmir olarak SBF mezunu bir maliyeci albay, Maliye Bakanlığına ise âmir olarak bir kurmay albay verilmişti.

Merkez Bankası Başkanı Aydınoğlu, yardımcıları Tanju Polatkan ve Vural Günal, subaylara bankanın durumuyla ilgili bilgi veriyorlar, aşırı sağ ve solun bu kuruluşa sızmasına izin verilmediğini söylüyorlardı. Albay, kendilerinden Merkez Bankası'nın durumuyla ilgili bir rapor istedi. Bu rapor en kısa zamanda hazırlandı.

Maliye Bakanlığında da irtibat subaylarıyla bakanlık üst kadrosu hemen kaynaşmıştı. Burada da subaylara genel bir ön bilgi verildi. Her yetkili, kendi birimi açısından ekonominin durumunu kısaca anlattı.

İrtibat subayı albay bir ara sordu:

— Hazinenin durumu nasıldır?

Bu soruya Hazine Genel Müdürü Aydemir Koç cevap verdi:

— Hazinenin durumu hazindir.

GENELKURMAYDA EKONOMİ

Sabah saat 9.30 dolaylarında Başbakanlık, Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası yetkilileri Genelkurmay Başkanlığına çağrılmaya başlandı. Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal başta olmak üzere Maliye Müsteşarı, Merkez Bankası Başkam ve iki yardımcısı, Hazine Genel Sekreteri, Hazine, Gelirler ve Bütçe Genel Müdürleri Genelkurmay'm alt katındaki toplantı salonuna girmeye başladılar.

12 Eylül gününün ilk saatlerinde Genelkurmay'a çağrılan Özal, kendisini ne gibi gelişmelerin beklediğini o sırada elbette ki bilmiyordu. Ekibinin «İnşallah hayırlı bir iş içindir» dilekleriyle makamından 100 metre uzaklıktaki askeri karargâha doğru yola çıktı.. Sümer-bank misafirhanesinde kalan, ancak o sabah Özal'a ulaşamayan Yıldırım Aktürk, ekibe öğleden sonraki toplantıda katılacaktı.

Genelkurmay'da toplantılar bir tümgeneralin baş-kanlığında yapılıyordu. Sivil ekonomi kesimi yanında çok sayıda üst rütbeli subay da toplantılara girip çıkıyor, bazı subaylar yukarıda toplantı durumunda olan Milli Güvenlik Konseyi ile bağlantı kuruyorlardı.

Cuma sabahı başlatılan bu toplantıda ilk konu, pa-r zartesi günü açılacak olan bankalardaki hesaplara el konması oldu. Ancak başta Turgut Özal olmak üzere orada bulunan her sivil bürokrat, askerlerin getirdiği, bu öneriye karşı çıktı. Bu aşamadan sonra Genelkurmay Başkanlığı'nm o salonunda sivillerle askerler arasında ekonomik konularda yoğun görüş alışverişi yapılacak ve bu durum gerçekten demokratik bir ortam içerisinde sürüp gidecekti. Herkes görüşlerini rahatça açıklayacak, gerekirse askerlerin önerilerine karşı çıkılacak ve askerlerin makul bulduğu öneriler kabul edilecekti.

Genelkurmay toplantısında gündeme getirilen ilk konu olan banka hesaplarına el konulmasıyla ilgili olarak askerler şu soruyu gündeme getirdiler:

— Pazartesi gününden itibaren bankalar açıldığında, en çok ne kadar para çekme hakkı tanıyalım? 27 Mayıs harekâtında mevduat sahiplerine 5 bin lira kadar verilmişti. Şimdi bu rakamı ne kadar yapalım?

Bu soruya Özal cevap verdi:

— Paşam, böyle bir şey yapmak fevkalade yanlış olur düşüncesindeyim. Halka güvence verildiği takdirde ben bankalardan pazartesi günü büyük bir çekiliş olacağını sanmam. Bir tebliğ yayınlayın ve pazartesi günü bankaların normal olarak açılacağını, tasarrufların devletin güvencesi altında olduğunu duyurun. Meseleyi böylece çok daha rahat halletmek mümkün olur.

— Peki ama pazartesi günü bankalardan anormal derecede para çekişi olursa ne olacak? Merkez Bankası bu duruma dayanabilir mi?

Bu soruya Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Tanju Polatkan cevap verdi:

— Dayanırız Paşam. Önce normal yolu denemekte yarar vardır. Baktık ki büyük bir hücum var, o zaman bazı tedbirler alırız. Ben sayın Özal'a katılıyorum. Biz işi normal seyrine bırakalım. Bu konuda bir kısıtlama getirip de halkta boş yere heyecan ve panik yaratmayalım..

Askerler ikna olmuşlardı. Durum yukarı kata, toplantı durumunda olan MGK'ya iletildi ve bu konuda onların da onayı alındı. Ertesi gün MGK'nın bu konuda 10 numaralı bildirisi yayınlandı.. Bankalar pazartesi günü normal çalışmaya başlayacaklardı.. Mevduat devletin güvencesi altına alınmıştı. 15 Eylül Pazartesi günü banka kesiminde her şey normaldi. Ne hücum, ne de panik oldu.

12 Eylül sabahı Genelkurmay Başkanlığı'nda sivillerle yapılan toplantıda gündeme gelen ikinci konu banka şubelerinin askerler tarafından korunmasına son verilmesi oldu. Silahlı Kuvvetler bu konuda son derece rahatsızdı ve bankaların kendi şubelerini korumak için derhal özel koruma örgütleri kurmalarını istiyordu.

Toplantıyı yöneten general şöyle diyordu:

— Türk ordusu Latin Amerika ordusu değildir. Her banka kendisini korusun bundan sonra..
Bu konunun görüşülmesi epeyce zaman aldı. Sonuçta bu önerinin haklı olduğu, ancak her bankanın böyle bir koruma örgütü kurmasının zaman alacağı konusunda görüş birliğine varıldı.

BİZİMLE ÇALIŞIR MISINIZ?

Sivil ekonomik kesimle yapılan Genelkurmay toplantısında daha sonra toplu sözleşmelerin belli düzen altına alınması konusu geldi. Bu konuda Turgut Özal daha çok işin içinde olduğu için genellikle o konuşuyor, bir ara Merkez Bankası Başkanı Aydınoğlu'nun kulağına eğilerek, «Aman Aydınoğlu, burada çatlak ses çıkarmayalım» diyordu. Gerçekten de sivil kesimden çatlak ses çıkmıyor, toplantıda bulunan bir Albay «Bunların hepsi aynı ağızdan konuşuyor» diyordu. Herkes görüşlerini rahatça açıklarken asker ve siviller arasında samimi bir hava oluşuyor, Tanju Polatkan, «Efendim galiba siz, bizden daha demokratiksiniz» diyordu.

Toplantıdakiler arasında samimiyet arttıkça espriler de artıyordu. Polatkan şöyle diyordu:

— Paşam, bana sorarsanız sayın Özal ve ekibi sermayenin adamlarıdır. Biz ise Merkez Bankası olarak karşı ekibin adamıyız. Bundan sonra rahat çalışmak istiyorsanız hem onları, hem de bizi atın..

- İhtilalin ilk günü yapılan Genelkurmay toplantısı uzun sürdü. Ekonomik alanda bundan sonra neler yapılacağı, nelerin yapılması gerektiği tartışıldı. O andaki durumun pek parlak olmadığı askerlere anlatıldı. Ekonomik konularla ilgili olarak çıkarılması gereken Konsey bildirileri görüşüldü. Ortaya çıkan genel görüş, 24 Ocak 1980 günü uygulanmasına başlanılan ekonomik programın devam ettirilmesi yönünde idi. Ancak her konuda son karan MGK verecekti. Tek yetkili organ, yukarıda toplantılarını aralıksız sürdürmekte olan MGK idi.

Öğle saatlerinde toplantı salonuna bir general girdi ve Turgut Özal'm kulağına eğildi:

— Sayın Özal, Haydar Saltık Paşam yukarıda sizinle görüşmek istiyorlar..

General önde, Özal arkada, İkinci Başkan Necdet Öztorun Paşa'mn odasına doğru yola çıktılar. Öztorun Paşa ve Saltık Paşa Turgut Özal'ı buyur ettiler, eller sıkıldı, öpüşüldü. Yoğun çalışma ortamı içerisinde Öz-torun Paşa makam masasına oturdu ve çalışmaya başladı. Saltık Paşa ise, Başbakanlık Müsteşarını kolundan tutarak, odanın diğer tarafındaki koltuklara götürdü.. Önce biraz ekonomik konulardan söz edildi. Özal, 24 Ocak kararlarından sonra ekonomide belirgin bir iyiye gidiş olduğunu söyledi.. Ardından, o gün MGK Genel Sekreterliğine atanan Orgeneral Haydar Saltık konuyu açtı:

— Turgut Bey, bu yönetim döneminde de ekonomik konular hep ön planda olacak. Siz bu işin içerisinde epeyce deney kazandınız. Bizimle çalışır mısınız?

Turgut Özal heyecanlanmıştı. Bir anlamda kendisinin konumu, bundan sonra ne olacağı da Saltık Pa-şa'mn bu önerisinden sonra açıklık kazanıyordu..

Birkaç saniye düşündükten ve heyecanını toparladıktan sonra şöyle dedi:

— Paşam, bu bizim için bir şeref olur. Bir anlamda da buna mecburuz. Memleket bu noktaya gelmiş, elimizi atmışız. Şimdi bu eli çekmek uygun olmaz. Şartlar uygun olursa sizinle birlikte çalışmayı isterim. Prensip itibariyle böyle bir teklifi reddetmeyi düşünemem. Çünkü memleket çok önemli bir noktada. 24 Ocak programı getirilmiş... Bir işe başlanmış ve mesafe alınmış..
12 Eylül döneminde görev almayı ilke olarak reddetmeyen Turgut Özal ile Saltık Paşa arasında daha sonra kısa bir sohbet oldu.

Özal soruyordu:

— Paşam, acaba bu ihtilali yapmasanız olmaz mıydı? Bu iş ihtilal yapılmadan halledilemez miydi? Anarşi ve terörün üstesinden devlet ve hükümet demokratik yollarla gelemez miydi? Bana sorarsanız, keşke bir erken seçim yapılsaydı da parlamentoda çoğunluğu olan bir hükümet kurulması mümkün olsaydı..

— Turgut Bey, Demirel erken seçimden sonra 400 milletvekili getirse ne olurdu? Türkiye'yi içine düştüğü bu durumdan kurtarabileceğini mi sanıyorsunuz?

Özal bu soruya cevap veremedi.. Susmayı tercih etmişti.
Kısa süren bu konuşmadan sonra Saltık Paşa Özal'ı, Genelkurmay Başkanı Evren Paşa'nın odasına götürdü. Evren ve Özal başbaşa konuştular. Genelkurmay Başkam 12 Eylül harekâtını yapmak durumunda kaldıklarını, buna mecbur olduklarını anlattı. «Defalarca ikaz ettik ama hiçbirine dinletemedik. Ülke parçalanacaktı. Başka çaremiz kalmadığı için müdahale ettik» dedi.

Evren Paşa da Başbakanlık Müsteşarı'na ekonomik durumu sordu.. Birlikte çalışma konusunu açtı. Özal, böyle bir öneriyi ilke olarak reddetmesinin sözkonusu olmadığım, ancak daha önce şartları bilmek gerektiğini söyledi.

Ekonomi konusunda bilgi verirken de şunları söyledi:

— Paşam, size daha önce ocak ayında iki brifing vermiş ve durumu anlatmıştım. O günden bu yana epeyce mesafe aldık. Biliyorsunuz IMF ile üç yıllık bir anlaşma imzalandı. Borçlarımız büyük ölçüde ertelendi. Sigara dışında yokluklar genelde kaldırıldı. Ancak parlamento tıkalı olduğu için, programın temel unsurlarından biri olan vergi kanunlarını çıkaramadık... Aslında IMF ilişkilerimiz düzenli bir biçimde yürüyor. Bu anlaşma, sistemin kilit anlaşmasıdır. Ancak işler bitmiş değil. Daha önümüzde çok uzun bir yol var. Yapılacak çok iş var... Eğer emir buyurursanız ben size bu konuda hemen bir yazılı rapor hazırlayıp öğleden sonra arz edeyim Paşam..

— Peki Turgut Bey, siz hem beraber çalışma teklifimizi düşünün, hem de raporunuzu hazırlayıp getirin.

Turgut Özal, Evren Paşa'nın yanından ayrıldıktan sonra doğru Başbakanlığa geldi. Ekibi heyecanla kendisini bekliyordu.. Orada sabah Genelkurmay'da olup bitenleri, kendisine görev teklif edildiğini hızla anlattı.

Sonra hep birlikte bir durum değerlendirmesi yaptılar ve şu yargıya vardılar:

1 — Bu hareket, sol'dan gelen ideolojik bir ihtilal değildir.
2 — Askerler bizim programımızı uygulamaya devam edeceklerini hissettirmektedir.

Özal ve ekibi artık rahatlamıştı. En azından, başlarına bir iş' gelmeyeceği anlaşılıyordu.
12 Eylül gününün öğle saatlerinde aynı değerlendirme Maliye Bakanlığı yetkilileri tarafından kendi bakanlıklarında yapılıyordu. Onlar da Genelkurmay'daki toplantıda aynı izlenimleri almışlardı.. Ekonomik politikalar temel bir değişiklik yapılmadan sürdürülecek, parti militanı olanların dışında devlet memurlarına ve üst düzeydeki yetkililere dokunulmayacaktı.

Ekonomi bürokrasisi, yeni yönetimden gerekli mesajları almış ve rahatlamıştı.
Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal, Evren Paşa için ekonomik durumu gösteren birkaç sayfalık kısa bir rapor hazırladı ve öğleden sonra yanma Yıldırım Aktürk'ü de alarak yeniden Genelkurmay binasına gitti. İçeriye girerken nöbetçi subaylardan biri «Sayın bakan buyurun» dedi.. «Bakan» sözcüğü ilk kez orada duyuldu.

Sabah sivil bürokratlarla askerler arasında başlatılan toplantı öğleden sonra da devam ediyordu. Özal, raporunu Evren Paşa'ya verdi ve çıktı. Özal şimdi Genelkurmay İkinci Başkanı Necdet Öztorun Paşanın odasında bir mapada çalışmaya başlamıştı. Necip Torunitay Paşa da sık sık odaya girip çıkıyor, bazen gerekli konuları konuşuyorlardı. Ekonomik konulara ilişkin olarak MGK tarafından hazırlanan tebliğler konusunda Özal görüş bildiriyor, ayrıca bu konulardaki önerilerini Öztorun Paşa aracılığı ile Konseye duyuruyordu.

FEYZİOĞLU BAŞBAKAN ADAYI

12 Eylül öğleden sonra, Turgut Özal'ın Evren Paşa'ya ekonominin durumunu gösteren bir rapor hazırladığı dakikalarda Cumhuriyetçi Güven Partisi Genel Başkanı, Kayseri Milletvekili Turhan Feyzioğlu Genelkurmay Başkanlığı'na çağrıldı^ Resmi araba ile emir subayını gönderen Evren Paşa, Turhan Feyzioğlu'nu takdir eder, severdi.

Odada başbaşa yapılan görüşmede Evren Paşa konuya girdi:

— Hoca, demokrasiye huzurlu bir geçiş için sivil bir hükümet kurulmasını istiyoruz. Anarşiyi kesinlikle ezeceğiz. Biz bugüne kadar sizin Atatürkçü mücadelenizi takdirle izledik. Yolsuzluklara karşı çıktınız, namuslu bir siyasi mücadele verdiniz. Hükümeti kurmakla sizi görevlendirmek istiyoruz.

— Paşam teveccüh gösterdiniz, bana şeref verdiniz. Görevden kaçmayacağımı bilirsiniz. Ancak ben çok küçük bir partinin başkanıyım.

Parlamentoda sadece 4 sandalyemiz var. Hatta partimiz, sadece fikir kulübü düzeyinde kalmış bir partidir. Önemli olan bizim göreve gelmemiz değil, bu hareketin başarıya ulaşmasıdır. Küçük bir partinin başkam olarak benim Başbakan olmam bu hareketin başarısını güçleştirebilir. Bunu halka anlatmanız kolay olmayabilir. Benim size naçizane tavsiyem, Başbakan olarak sayın Bülend Ulusu' yu getirmenizdir. Bir ay önce kendileri Deniz Kuvvetleri Komutam idi. İhtilali o zaman yapmış olsaydınız şimdi kendisi de konsey üyesi olacaktı. Kaldı ki gerçekten medeni ve yumuşak bir insandır. Dil bilir, kültürlüdür. Sivil bürokrasiyi iyi tanır.

— Biz bu dönemde sivil bir Başbakan istiyoruz. Ulusu Paşa'yı da Ulaştırma Bakanı yapmayı düşünüyoruz.

— Paşam izin verirseniz, ben ihtilal hükümetlerini 1960 yılından beri bilirim. Başbakan da, Bakanlar da siyasi iktidarı elinde bulunduran heyetin memuru, müsteşarı durumunda kalırlar. Sizinle silah arkadaşlığı yapmış bir kişinin sizinle daha tutarlı, daha sağlam, gerçekçi ve eşit şartlarda diyalog kurması mümkün olur. Hatta eğer Ulusu'yu Başbakan olarak seçerseniz kendisini konsey üyesi bile yapmanız mümkündür. Ancak, eğer mutlaka bir sivil Başbakan getirmek istiyorsanız halkın büyük çoğunluğunun o hükümette kendisinin temsil edildiğine inanması gerekir. O zaman da bunun vazgeçilmez şartı AP ve CHP'den Atatürkçü çizgiden sapmamış dürüst ve yurtsever birkaç kişinin hükümete alınmalarıdır. Kaldı ki, ben bu iki büyük partinin tabanının büyük çoğunluğunun Atatürkçü olduğuna inanırım. Bakın Paşam, bu alanda aklıma hemen şimdi gelen birkaç isim vereyim size... CHP'den Orhan Eyüb-oğlu, Turhan Erdem, Cahit Karakaş.. AP'den Sümer Oral.. Böyle AP ve CHP'lilerden oluşan bir hükümet modeli olursa o zaman hükümete bizden de bazı arkadaşlar katılabilir. Ama bu olmaz da, benim partimden biri Başbakan olursa halk bunu benimsemez diye korkarım. O zaman da siz zorlanırsınız. Bu ise, öncelikle giderilmesi gereken çok önemli bir başlangıç noktasıdır.. Eğer mutlaka sivil ve partili bir Başbakan istiyorsanız, bendeniz mutlaka bu iki büyük partiye dayanmanızı haddim olmayarak öneririm. Aksi halde sizinle eşit şartlarda konuşabilecek, hatta size «sen» diye hitap edebilecek Bülend Ulusu Paşa'yı tekrar öneriyorum Paşam.. Ama ben yine de bu akşam arkadaşlarımla görüşeceğim. Bana 24 saat düşünme süresi verir misiniz?

— Veririz hoca. Yarın yine burada konuşuruz..

12 Eylül gecesi Turhan Feyzioğlü en güvendiği ekibini topladı. Orhan Öztrak, Emin Paksüt ve Ferit Helen'le birlikte Evren Paşa'nm önerisini görüştüler. Sonuçta her iki büyük partiden yeterince güvenilir, namuslu, adı yolsuzluklara karışmamış ve Atatürkçü bakan alınabilmesi şartıyla Feyzioğlu'nun başbakanlık görevini kabul etmesine karar verildi.

Feyzioğlu bu görüşmesi sırasında arkadaşlarına o gün Evren Paşa ile konuştuklarını anlatırken şöyle dedi:

— Askerler Turgut Özal'a ekonomiyle ilgili bir Bakanlık verecekler. Ayrıca İçişleri, Milli Eğitim, Ulaştırma gibi bazı Bakanlıklara asker getirecekler. Haberiniz olsun. Durumu bilesiniz diye söylüyorum..

MEMLEKET HEPİMİZİNDİR

12 Eylül gecesi Turgut Özal evine geç saatlerde geldi. Bütün gün büyük bir gerilim yaşamış, ne olacağını bilmeden Genelkurmay'a çağrılmış ve orada kendisine görev teklif edilmişti. Günün hikâyesini memleketin ve kocasının sorunlarıyla her zaman çok yakından ilgilenen karısı Semra Hanıma anlattı. Evde bulunan ekip arkadaşları ela, Semra Hanım da sevinçliydiler...

O gün öğleden sonra bir ara. Ekrem Ceyhun'la görüşmüş, Ceyhun kendisine- Süleyman Demirel'le Hamzakoy'dan telefon konuşması yapılabildiğini söylemişti. Telefonu açtı ve santrala «yıldırım-Gelibolu-Hamzakoy-askeri tesisleri» yazdırdı. Yıllardan beri birlikte çalıştığı, «ağabey» diye hitap ettiği Demirel'le konuşacaktı.

Aslında bu iki insanın kaderi, Demirel'in öncülüğünde adeta birleşmişti. 1955 yılından beri süren dostlukları hiç kesilmemiş, Demirel ne zaman Başbakan olsa Turgut Özal'a görev ve sorumluluk vermişti. 12 Mart olayını birlikte yaşamışlar, en son olarak da 24 Ocak programım Başbakan'm siyasal direktifleri ve sorumluluğu altında birlikte uygulamışlardı...

Telefon bağlandığında karşıda Demirel vardı:

— Abi merhaba, geçmiş olsun.. Nasılsınız? Hanım-efendi nasıllar?
— Gözlerinden öperim kardeşim.. Sen nassın? Eyi misin?

— Sağolun, hep iyiyiz.. Sizi hem hatırınızı sormak için aradım, hem de bugün Genelkurmay'a çağrıldım ve bana görev teklif etti Evren Paşa. Ne dersiniz? Sizin görüşünüzü almak isterim..

— Kabul et. Hiç tereddüt etme. Devlet hepimizindir. Memleket hepimizindir. Devlete millete hizmetten kaçınılmaz. Devletin hizmetleri aksamasın. Elinden gelen yardımı eksik etmeyeceksin. Tamam mı?

— Tamam abi.. Sağolun.. İnşallah sizin durumunuz da en kısa zamanda düzelir.. Bu da geçer diyoruz. Semra'nın da hürmetleri var hem size hem de hanımefendiye.. Emirlerinizi bekliyoruz.

— Gözlerinden öperim..

Çok kısa konuşma aynen böyle idi. Özal şimdi daha da rahatlamıştı.

12 Eylül harekâtının ilk günü bitmek üzere idi... O sırada Washington'da zaman öğleden sonra idi.

Dünya Bankası Türkiye Masası Şefi Adi Davar ile Woodward'ın yerine yeni atanan IMF Türkiye Masası Şefi Peter Hole, sürekli olarak Washington Maliye ve Ekonomi Başmüşaviri Tevfik Altınok'u arıyorlardı:

— Mr. Altınok, ihtilalden sonra ekonomik program değişecek mi? Siz bir bilgi alabildiniz mi?

Aynı sorular 12 Eylül gününden sonra Ankara'da ki Batı ülkeleri Büyükelçilik mensupları tarafından da yetkili yetkisiz herkese sorulacaktı.. Dışişleri Bakanlığına gelen Büyükelçiler, aynı sorunun cevabını öğrenmek isteyeceklerdi..

— Ekselans, acaba bu durumda ekonomik program değişir mi?

Kaynakça
Kitap: Özal Ekonomisinin Perde Arkası: 12 Eylül
Yazar: Emin Çölaşan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir