Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

11 Eylül 1980 - Bombalar Patlıyor

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

11 Eylül 1980 - Bombalar Patlıyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 10 Ağu 2011, 23:54

11 EYLÜL - BOMBALAR PATLIYOR

11 Eylül 1980 perşembe günü başkent Ankara, bomba sesleriyle dolu yeni bir gün yaşıyordu. Başta Kızılay olmak üzere, Ankara'nın en işlek yerlerine asılan bombalı pankartlar sürekli patlıyor, halkın huzursuzluğu ve tedirginliği daha da artıyordu. Anarşi ve terör 11 Eylül günü de olanca hızıyla sürüp gidiyordu.

O gün Bakanlar Kurulu'nun olağan toplantısı vardı. Eğer çoğunluk sağlanabilirse öğleden sonra TBMM toplanacak ve Maliye Bakanı İsmet Sezgin hakkında verilen gensoruyu görüşecekti. Ancak TBMM uzun süreden beri toplanamıyor, yeni cumhurbaşkanını bile seçemiyordu. Cumhurbaşkanlığına bir süredir Senato Başkanı İhsan Sabri Çağlayangil vekâlet ediyordu. Yasama çalışmaları tümüyle durmuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri de bu durumdan en az Türk halkı kadar rahatsızdı.

Bakanlar Kurulu'nun toplandığı öğle saatlerinde Ankara'da «müdahale» söylentileri, belli makamlarda-ki kişilere ulaşmaya başlamıştı. Bu söylentiler daha önceki günlerde de ortalıkta sık sık dolaşmıştı.

Bakanlar Kurulu'nun 11 Eylül perşembe günü yaptığı toplantıda çeşitli konular görüşüldü. Ancak, «müdahale» söylentileri gündeme gelmedi. Zaten pek çok Bakanın bu söylentilerden haberi bile yoktu.

Başbakan Süleyman Demirel, Adana sigara fabrikasını çalıştırmayan ve üretimi engelleyen anarşistler konusuna bir çözüm bulunması için İçişleri Bakam Orhan Eren'e talimat verdi.

— Siz yanınıza Selahattin Kılıç ve Ahmet Çakmakla birlikte Jandarma Genel Komutam Sedat Celasun Paşa'yı da alın ve yarın Adana'ya gidin. Bu işe çözüm bulmak şart..

Bakanlar Kurulu toplantısı devam ederken, AP Genel Sekreteri Nahit Menteşe, telefonla Demirel'in Özel Kalem Müdürü Kemal Güçyener'i aradı..

— Kemal Bey, Beyefendiyi mutlaka hemen bağlayacaksınız.. Hayati önemi olan bir konu arzedeceğim... Sayın Başbakanım, özür dilerim, toplantınızı yarıda kestim.. Galiba bu gece bir şeyler olacak.. Ortalık hiç normal değil..

— Ben sayın Çağlayangil'e söyleyeceğim ve bugün . o zatla konuşacak.. Ben de işin üzer indeyim..
Başbakan Demirel bu konuşmayı Bakanlar Kurulu toplantısı sırasında diğer bakanların yanından yaptığı için böylesine üzeri kapalı konuşuyordu. «O zat» dediği ise Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren'di.
Bakanlar Kurulu toplantısında İçişleri Bakanı Orhan Eren. mantar gibi patlayan ve Başbakanlık binasından da duyulan bombalar konusunda bakan arkadaşlarının sorularını yanıtlıyordu...

— Efendim, emniyet kuvvetleri bombaları imha ediyor..

Oysa imha edilen bomba falan yoktu. Hepsi kendi kendine patlıyordu.
Toplantı saat 15'te bitti. Bazı bakanlar, «âdet yerini bulsun» diye TBMM binasına geldiler. Ancak gerek Meclis ve gerekse Senato'da 10-15 kadar milletvekili, bir o kadar da senatör vardı.

Kontenjan Senatörü Adnan Başer Kafaoğlu, eski cumhurbaşkanı sıfatıyla senatör olan Cevdet Sunay'm yanında oturuyordu. Biraz havadan sudan konuştuktan sonra Sunay, Kafaoğlu'na doğru iyice yaklaştı..

— Ne dersin Kafaoğlu, bu iş bugün bitti mi?

— Öyle görünüyor paşam...

Kafaoğlu o akşam İstanbul'a, evine döndü.

Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal'ın yakın dostu, çalışma arkadaşı ve Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Hasan Celal Güzel saat 13.10'da kıpkırmızı bir yüzle odasından fırladı. Doğru Özal'm odasına girdi ve kapıyı kapadı..

— Turgut Bey, bu gece ihtilal olacak. Birkaç yerden haber aldım. Durumu size de bildiriyorum.

— Hasan böyle söylentiler sık sık çıkar. Yanılmayasın?

— Hayır, bu sefer kesin kanaata sahip oldum. Bu gece olacak. Çok güvenilir yerlerden haber aldım.

— O zaman sen git hem Başbakana, hem de Ekrem Ceyhun'a söyle. Onlara bildirmek lazım hemen.. Ben de Başbakanı görüp söylemeye çalışırım..
Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Hasan Celal Güzel, Özal'ın odasından hızla fırladı ve aynı binada bulunan Ekrem Ceyhun'un odasına daldı. Aynı şeyleri ona da anlattı. Ancak Ekrem Ceyhun fazla ikna olmuş değildi.

— Bize de benzer şeyler geldi ama ben sanmıyorum. Bu söylentiler sık sık çıkıyor. Biz durumu Genelkurmaya sorduk. Birkaç gündür artan olayları dikkate alarak Ankara'da çok geniş bir arama yapacak-larmış. Bu yüzden tedbir alıyorlarmış.

— Ekrem abi bu sefer olay çok ciddi. Siz bunu lütfen Başbakana iletin. Durumdan haberi olsun. Bu iş söylenti falan değil artık. Ben kesin haber aldım. Başbakana gitmek üzere birlikte odadan çıktılar. Az ötede Başbakan Demirel, çevresinde kalabalık bir grupla konuşuyordu.

Hasan Celal Güzel'in telaşını ve kıpkırmızı yüzünü görünce sordu:

— Ne o Hasan, bir şey mi var?

— Sayın Başbakanım, size arzetmem gereken çok önemli bir husus var. Hemen mümkün olur mu acaba?

— Sen Ekrem'e söyle, o bana sonra söylesin. Şimdi çok işim var.

Hasan Celal Güzel daha sonraki saatlerin telaşlı ortamı içerisinde ne Ekrem Ceyhun'a, ne de Süleyman Demirel'e ulaşamadı. Turgut Özal ise akşam saatlerinde kendi ekibiyle yapacağı bir toplantı için evine gitmişti. Güzel, saat 22'ye kadar Başbakanlıkta makamında çalıştı, özel dosya ve belgeleri topladı, işini bitirdi ve evine gitti...

Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde ihtilal söylentileri Başbakan Demirel'in de kulağına gitmişti. Ancak bunu doğrulatacak kesin bilgi alması mümkün olmuyordu. Demirel Bakanlar Kurulu'ndan sonra kapıda bekleyen gazetecilere bir açıklama yaptı. Bunun Başbakan olarak yaptığı son açıklama, verdiği son demeç olduğunu bilmiyordu..

— Türk milletini anarşi ile rahatsız etmek isteyenlerin hevesleri kursaklarında kalacaktır. Devlet anarşi ile azimkar bir mücadele sürdürmektedir. Olay millî bir sorundur ve bunun gerektirdiği şekilde mücadele yapılmaktadır. Hükümet bu konuda üzerine düşeni yapmaktadır.

BİR SIKINTILARI VAR MI?

Türkiye'nin kış aylarına yakacağı, yiyeceği ve giyeceği olduğu halde gireceğini de açıklayan Başbakan, CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in bazı görüşlerine ayaküstü cevap verdi ve makamına gitti. Başbakan Demirel burada bir saat kadar kaldı ve saat 16'da Çan-kaya'daki Başbakanlık konutuna geldi. İhtilal söylentilerini doğrulatması bir türlü mümkün olmuyordu ve bu yüzden tedirgindi.

Saat 16.10'da Demirel'in çağrısı üzerine- Milli Savunma Bakam Ahmet İhsan Birincioğlu konuta geldi. Demirel askerlerde ne gibi belirtiler olduğunu soruyor, ancak Birincioğlu bu sorulara açık bir cevap veremiyordu. Acaba gerçekten geniş çaplı bir aramanın hazırlıkları mı yapılıyordu? Devletin istihbarat örgütleri ile olan ilişki bir anda kesilmişti. Üst düzeyde komutanlarla bağlantı kurmak mümkün olmuyordu.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren o gün saat 17'de Cumhurbaşkanı Vekili İhsan Sabri Çağlayangil'i Çankaya köşkünde ziyaret edecek ve haftalık olağan görüşme yapılacaktı. Demirel, saat 16.30'da Çankaya köşkünü arattı ve Cumhurbaşkanlığı görevine vekâlet etmekte olan Çağlayangil ile konuştu.

— İhsan Sabri Bey, bazı müdahale söylentileri var. Bunları doğrulatmak mümkün olmuyor. Siz sayın Genelkurmay Başkanı ile konuşurken olaya bu açıdan da bir bakın bakalım, neler hissedeceksiniz. Kendisini bir yoklayın. Bir sıkıntıları olup olmadığını sorun.

Başbakan, Çağlayangil ile konuştuktan sonra Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin'i aradı. Ancak Ersin Paşa «brifingde» idi ve konuşması mümkün olmadı..

Demirel, Başbakanlık konutunda bu girişimleri yaparken Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Esat Kıratlıoğlu, kendi bakanlığında Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü yetkilileriyle bir toplantı yapıyordu. Yaklaşan kış aylarında ülkenin kömür ihtiyacının nasıl karşılanacağı konusunda düzenlenen bu toplantıya TKİ'nin çeşitli kömür bölgelerindeki yetkilileri de çağrılmıştı.

Siirt'e yakın Şırnak Linyit İşletmesi'nde bir süreden beri önemli bir sorun vardı. Devletin işletmesine orada çalışmakta olan işçilerden bir grup dadanmış ve devletin kömürünü kendi hesabına satmaya başlamıştı. Geçmiş aylarda başlatılan bu soygunculuk konusunda bölgenin Sıkıyönetim yetkilileri önlem almışlar ve eşkiyayı etkisiz duruma getirmişlerdi. Ağustos ayında Esat Kıratlıoğlu, Şırnak maden sahasını bölgenin Sıkıyönetim komutanı ile birlikte havadan helikopterle dolaşmış ve her şeyin iyi olduğunu görmüştü. Kıratlıoğlu, helikopter tahsisi için Genelkurmay Başkanı Evren Paşa'dan izin almıştı.

11 Eylül günü yapılan toplantıda bu konu yeniden gündeme geldi. TKİ yetkilileri Şırnak kömür alanında eşkıyaların yeniden kıpırdanmaya başladıklarını belirterek Kıratlıoğlu'nun bu konuda Sıkıyönetim Makamları ile bağlantı kurmasını istiyorlardı.
Esat Kıratlıoğlu TKİ yetkililerine «tamam, ben bu işi hallederim, siz merak etmeyin» dedi.

İçişleri Bakam Orhan Eren makamında bunalıyor-du. 11 Eylül 1980 perşembe günü öğleden sonra saatlerinde ne yapacağını bilemez bir durumda sağı solu arıyor, ihtilal söylentilerine bir açıklık kazandırmaya çalışıyordu. Hiçbir bilgi akımı yoktu. Polis örgütünün üst düzeyde yetkilileri bile yerlerinde yoklardı. Ankara Valisi Vecdi Gönül'e durumla ilgilenmesi için emir verdi. Vali bir süre sonra Bakam aradı..

— Sayın Bakanım polis şefleriyle maalesef irtibat kurmak mümkün olmuyor. Hepsi Sıkıyönetimde toplantıda.

— Hiçbiriyle kuramıyor musunuz?

— Hiçbiriyle sayın Bakanım. Endişeliyim: Orhan Eren, İstanbul Valisi Nevzat. Ayaz'ı aradı.

Ancak vali İstanbul'da her şeyin normal olduğunu, göze çarpan bir durum bulunmadığını söylüyordu.. Biraz sonra Polatlı'da bulunan askeri birliklerde normal olmayan bazı hareketler belirlendiği haberi İçişleri Bakanı'na ulaşacaktı.

İçişleri Bakam Orhan Eren, çaresiz bir durumda Ankara Sıkıyönetim Komutanı'nı aradı. Ancak komutan da «brifingde» idi. Biraz sonra, kendi bakanlığına bağlı Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun Paşa'yı aradı. Celasun Paşa'nm emir subayı komutanın Ge-nelkurmay'da bir toplantıda olduğunu söylüyordu.

Eren, emir subayına not bıraktı:

— Lütfen çıkar çıkmaz beni arasınlar..

Akşamüstü saat 17.50'de Cumhurbaşkanı Vekili İhsan Sabri Çağlayangil, Başbakan Demirel'i aradı.

— Sayın Başbakan, sayın Genelkurmay Başkanı ile konuştum. Ben şahsen durumda bir gayritabiilik sezmedim. Gayet normal bir konuşma yaptık. Hatta kendilerine bir sıkıntıları, bir rahatsızlıkları olup olmadığını sordum. Eğer varsa hükümetin bunları çözmeye hazır olduğunu söyledim. Hiçbir sorunları olmadığını söylediler.

Aynı dakikalarda, daha önce İçişleri Bakanı tarafından aranan, ancak yerinde bulunamayan Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun bakanlığa geldi ve Orhan Eren'in yanma girdi..

— Sayın Paşam, sayın Başbakanımız, bugün ben ve iki bakan arkadaşımın Adana sigara fabrikasına giderek oradaki durumla ilgili bir inceleme yapmamızı istedi. Sizin de bizimle gelmeniz istendi. Eğer yarın o tarafa giden askeri bir uçak varsa onunla gideriz. Yoksa THY ile gider, akşama döneriz. Siz askeri uçak işini Genelkurmay'dan ayarlayabilir misiniz?

— Ben bakarım sayın Bakan. Size en kısa zamanda haber veririm.. Yarın birlikte gideriz.

— Paşam bir de gelmişken size şunu sorayım.. Ordu olarak bir sıkıntınız, bir istediğiniz var mı? Varsa konuşabiliriz.

— Hiçbir sıkıntımız yok... Her şey normal. Ben uçak işine bakıp size bilgi veririm.

sonra, bu konuşmayı telefonla Başbakan'a aktardı. Ancak kuşkuları yine de devam ediyordu. Ertesi gün, yani 12 Eylül günü Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ile randevusu vardı. Tümer Deniz Kuvvetleri Komutanı olduktan sonra İçişleri Bakanı'na bir nezaket ziyareti yapmış, bir süre görüşmüşlerdi. İçişleri Bakanı'nın «iade-i ziyaret» isteği için 12 Eylül gününe randevu verilmişti. Orhan Eren, ordunun bir rahatsızlığı olup olmadığını ertesi gün denizci komutana da soracaktı..

Biraz sonra Orhan Eren, Ankara valisinden bir haber daha aldı. Sıkıyönetime çağrılan polis şeflerine gece büyük bir anarşi operasyonu olacağı anlatılmış, hedeflerin geceyarısı verileceği belirtilmişti..
Bir şeyler oluyordu ama, hükümet yetkilileri akşamüstü saatlerinde bile kesin bilgi alamıyorlardı.

Saat 19 dolaylarında Esat Kıratlıoğlu, Genelkurmay Başkam Orgeneral Kenan Evren'i aradı. Ancak Evren Paşa yerinde yoktu. O da bir brifingde idi. Emir subayı not aldı..

Aynı dakikalarda Başbakan Demirel, Adalet Partisi başkanlık divanı üyelerini Başbakanlık konutuna çağırdı. Partinin altı genel başkan yardımcısı, genel sekreteri, genel sekreter yardımcısı ile Meclis ve Senato grup yöneticilerinden oluşan kadroya Başbakan o gün olup bitenleri ve söylentileri anlattı. Bu konuları Milli Savunma Bakam Birincioğlu ve İçişleri Bakanı Eren ile de konuştuğunu belirten Demirel, İhsan Sabri Çağ-layangil ile Evren Paşa'nın konuşmalarını anlattı.. Söylentilere rağmen hiç kimsenin ortada kesin bir belirti göremediğini söyledi.

Bu toplantı dağılırken Nahit Menteşe, 12 Eylül'den sonra Ziraat Bankası Yönetim Kurulu üyeliğine atanan Ahmet İnsan Birincioğlu'nu bir kenara çekti..

— Arkadaş, sen ısrarla bir şey olmadığını söylüyorsun ama, durum senin söylediğin gibi değil...
Tam o sırada Başbakana bir telefon bağlandı. Karşıda Demirel'in daha önce aradığı, ancak bulamadığı Kara Kuvvetleri Komutanı Nurettin Ersin Paşa vardı... Başbakanın notunu almış, ancak toplantıda olduğu için hemen arayamamıştı..

— Buyurun sayın Başbakan..

— Paşam, biliyorsunuz Siverek'e bir alay gönderi-lecekti. Bunu daha önce konuşmuştuk. Bu ilçenin nüfusu anarşi yüzünden azalıyor. Ahali göç ediyor. Bu askeri birlik acaba ne zaman gidecek oraya?

— Sayın Başbakan, biz konuyla ilgilendik ve şimdi son hazırlıklarımızı yapıyoruz. Alay önümüzdeki günlerde sevkedilecek. Ben size bir iki gün içerisinde alayın oraya vardığını haber vereceğim..

Başbakan, Kara Kuvvetleri Komutanı'na «bir sıkıntıları olup olmadığını» sormadı. Sadece bir nabız yokla-m/ısı yapmış ve bu konuşmadan bir sonuç çıkarabileceği düşünmüştü. Ancak «müdahale» söylentileri konusunda yine bir ipucu alamamıştı.

Bizim Şırnak'taki kömür madenlerinde eşkiya yine kıpırdamaya başlamış. Bölgenin Sıkıyönetim Komutanı yeni değiştiği için ben kendilerini tanımıyorum. Siz bir emir buyursanız da, bizim TKİ'de orada görevli arkadaşlar sayın komutana gidince biraz ilgi gösterse.. Konuyu sizden de duyması daha iyi olur.. Aman paşam siz bir emir buyursanız.. Bizim arkadaşlar kendisiyle hemen temasa geçecekler. Devletin malını eşkiyaya kaptırmayalım..

— Yine helikopter istiyor musunuz?

— Yok paşam, şimdi gerek yok helikoptere..

— Peki Kıratlıoğlu, ben şimdi kendisini arayıp emir vereceğim. Siz yarın sabah kendisiyle temas kurun..

Bu konuşmanın üzerinden birkaç ay geçtikten sonra, Evren Paşa'nın sevgi beslediği bir AP eski milletvekili, eski Bakanlardan Sümer Oral bir fırsatını bulup kendisine sordu:

— Paşam, siz Esat Kıratlıoğlu'na 11 Eylül günü telefonda böyle dediniz mi?

Evren kahkahayı bastı:

— Ya ne diyecektim? Kusura bakma Kıraılıoğlu, biz bu gece ihtilal yapacağız mı diyecektim?

EVREN: YARIN SABAH ARAYIN

Saat 19.30 dolaylarında Genelkurmay Başkanı Evren, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakam'nı aradı..

— Sayın Bakan merhaba, beni aramışsınız ama bulamamışsınız. Bir brifingimiz vardı, ancak çıkabildik.. Buyurun..

Paşam sağolun.. Efendim maruzatımız şudur..

Saat 20 dolaylarında İçişleri Bakanı Orhan Eren evine geldi. Normal telefonu fişten çekip, gizli telefonla sağı solu aramaya başladı. Saatlerden beri doğru bilgi alması mümkün olmuyordu. Polis şefleri Sıkıyönetim'de toplantıyı sürdürüyorlardı. Polatlı yöresindeki askeri birliklerin hareketi kesinleşmişti. Ancak hiçbir hükümet yetkilisi, hiçbir komutana açıp da «ne yapıyorsunuz, neler oluyor?» diyemiyordu.

BU İŞ BİTMİŞ...

Başbakan saat 21'e doğru Güniz Sokak'taki evine geldi. Birkaç lokma yemek yedikten sonra eve Kahramanmaraş milletvekili ve senatörleri geldiler. 14 Eylül günü Ceyhan Nehri üzerinde Menzelet Baraj ı'nın temeli atılacaktı. Yapılacak törenin programı görüşüldü. Kahramanmaraş parlamenterleri gittikten sonra Demirel yine sağı solu aradı. Başbakan ne olduğunu bir türlü anlayamıyor, kendisine tam ve doğru bilgi hiçbir yerden gelmiyordu. İstihbarat kaynaklan adeta kurumuştu. Demirel'in evinde sadece kardeşi Şevket Demirel kalmıştı. Eşi ise üst katta idi. Saat 23 dolaylannda İçişleri Bakanı telefon etti. Başbakan kendisini eve çağırdı.. İçişleri Bakanı, TRT' ve PTT genel müdürlerinin Genelkurmay'a çağrıldıklarını öğrenmişti...
Orhan Eren, Demirel'e durumu anlattı. Polis şefleriyle yapılan sıkıyönetim toplantısı devam ediyordu. İstanbul Valisi Nevzat Ayaz'ı aradılar. Vali bir şey bilmiyordu.

Geceyarısı, tam saat 24'te Milli Savunma Bakanı Ahmet İhsan Birincioğlu da Demirel'in evine geldi. Başbakan, Şevket Demirel, Orhan Eren ve Ahmet İhsan Birincioğlu durum muhakemesi yapıyorlardı. O sırada İstanbul Valisi, Başbakam aradı.. «Bu iş galiba bitti» diyordu.
Birincioğlu, Başbakan Demirel'in yanından Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı Orgeneral Celal Bulutlar ile bir telefon görüşmesi yapmak istedi. Müsteşar makamında olduğu halde Bakan'ın telefonunu almıyordu.

Bulutlar Paşa'nın telefona çıkmaması, Başbakan'ın evinde bulunan dört kişiye de aym şeyi söyletti..

— Bu iş bitmiş.. Hayırlı olsun bakalım..

Bunun hemen ardından evini-arayan Ahmet İhsan Birincioğlu Başbakana döndü:

— Sayın Başbakan, benim evimde bir polis ve ayrıca iki inzibat beklerdi. Askerleri nöbet yerinden alıp götürmüşler..
Gelen son haber, radyo ve televizyon vericilerine el konulduğuna ilişkindi. Saat 2'de Süleyman Demirel'in evinin kapısında bekleyen polisler değiştirildi. Az sonra da telefon kesildi.

Orhan Eren, sabah saat 4'te radyoda ilk bildiriyi dinledikten sonra evine gitti. Sabah saat 5'te Adalet Partisi Genel Sekreteri Nahit Menteşe, bir Amiral ve askeri ekiple birlikte Demirel'in evine geldi. Menteşe az önce Genelkurmay Başkanlığı'na çağrılmış ve kendisine Genelkurmay Başkanı'nm imzaladığı bir mektup verilerek bunu Başbakan'a vermesi istenmişti.

Mektupta Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ülke yönetimine el koyduğu, Başbakanın bir süre Gelibolu'da ikamet edeceği, eğer isterse hanımını da birlikte götürebileceği yazılıydı.

Kapıya Nahit Menteşe'yle gelen Amiral büyük kibarlık gösterdi ve içeriye girmedi. Başbakan sabah namazını kılarken eşi, eşyalarını hazırladı ve sabah saat 6'da Etimesut askeri havaalanına gittiler. Ecevit ve Erbakan da oraya getirilmişti. Askeri uçak önce İzmir'e uğradı ve Erbakan oraya bırakıldı. Daha sonra Demirel, Ecevit ve eşleri Yeşilköy'e, oradan da helikopter ile Gelibolu'ya götürüldüler. 11 Ekim 1980 gününe kadar orada, Hamzakoy'da kaldılar..

EVET BEYLER, ARTIK ÇALIŞALIM

Burada tekrar bir gün öncesine, 11 Eylül 1980 perşembe gününe dönelim ye olayın Genelkurmay ve TRT kesitinin sadece bir bölümüne bakalım..

Ankara Bayrak Garnizonu Komutanı Tümgeneral Servet Bilgi, sabah saatlerinde TRT Genel Müdürü Doğan Kasaroğiu'nu aradı..

— Doğan Bey sizinle bugün bir konuşalım. Kaç zamandır bir konuşmak istiyordum.

— Aman Paşam, bugün çok doluyum. Yarın TRT Yönetim Kurulu toplanacak. Gelecek yılın kadro cetvellerini hazırlıyoruz bu toplantı için..

— Yok yok, çok önemlidir. Bugün konuşalım.. Kasaroğlu, çaresiz bir biçimde Servet Bilgi Paşa'ya saat 16.30 için randevu verdi. Servet Bilgi randevuya saatinde geldi. Dereden tepeden konuştukça Kasaroğlu'nun cam sıkılıyor, Paşa'nın gitmesini bekliyordu.

Çok işi vardı. 15-20 dakika böyle geçtikten, kahveler içildikten sonra Servet Paşa bir öneri getirdi:

— Doğan Bey, biz Genelkurmay'da bir yayın stüdyosu kurduk. Size bir ara onu göstereyim. Sayın Genelkurmay Başkanımız da size 30 Ağustos resepsiyonunda «bir gün sizi çağırayım da TRT'nin nasıl gittiğini konuşalım» demişti. Stüdyoyu görmek için gidince kendilerini de ziyaret ederiz..

— Hay hay Paşam.. Münasip bir günde gideriz.

— Yok, şimdi gidelim..

— Paşam bugün çok işim var görüyorsunuz. Şu yarınki vartayı atlatayım, ne zaman emrederseniz gideriz..

— Yahu bu çok önemlidir. Haydi hemen gidelim..

Kasaroğlu işlerini bırakıp kalktı. Servet Paşa'yı kıramamış, belki de gitmediği takdirde Genelkurmay Baş-kanı'nın kızacağını düşünmüştü.
Akşam 17.30 dolaylarında Genelkurmay'a girdiler. Ortalık son derece sakindi. Servet Paşa, Kasaroğiu'nu Elektronik Muhabere Daire Başkam Koramiral Doğan Toktamış'ın yanına aldı.

Üçü dereden tepeden konuşuyor, Toktamış Amiral «hele biraz oturun da birazdan çalışmaya başlarız» derken Kasaroğlu, Genelkurmay stüdyolarını bir an önce görüp Genel Müdürlüğe dönmeyi düşlüyordu. O sırada kapı açıldı ve (sonra YÖK üyesi olan) Tümgeneral Lütfü Sel ile PTT Genel Müdürü Fikri Çağlar ve PTT'nin iki genel müdür yardımcısı içeriye girdiler. Yine çaylar kahveler söylendi. Sohbet başladı.

Bir süre sonra Doğan Toktamış Amiral, masasına geçip oturdu.. «Evet beyler, artık çalışmaya başlama zamanı geldi» dedi ve masasının çekmecesini açarak bazı dosyalar çıkardı.

Bu dosyalardan birinden bir kâğıt çekti ve okumaya başladı:

— Yüce Türk milleti, büyük Atatürk'ün bize emanet ettiği ülkesi ve milletiyle bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti devleti, son yıllarda izlediğiniz gibi iç ve dış düşmanların tahrikiyle varlığına, rejimine ve bağımsızlığına yönelik fikrî ve fizikî haince saldırılar içindedir.

Devlet başlıca organlarıyla işlemez duruma getirilmiş, anayasal kuruluşlar tezat veya suskunluğa bürünmüş, siyasi partiler kısır çekişmeler ve uzlaşmaz tutumlarıyla devleti kurtaracak birlik ve beraberliği sağlayamamışlar ve lüzumlu tedbirleri almamışlardır.

Böylece yıkıcı ve bölücü mihraklar faaliyetlerini ala-i bildiğine arttırmışlar ve vatandaşların can ve mal güvenliği tehlikeye düşürülmüştür. Atatürkçülük yerine irticai ve diğer sapık ideolojik fikirler üretilerek sistemli bir şekilde ve haince ilkokullardan üniversitelere kadar eğitim kuruluşları, idare sistemi, yargı organları, iç güvenlik teşkilatı, işçi kuruluşları, siyasî partiler ve nihayet yurdumuzun en masum köşelerindeki yurttaşlarımız dahi saldırı ve baskı altında tutularak, bölünme ve iç harbin eşiğine getirilmişlerdir. Kısaca, devlet güçsüz bırakılmış ve acze düşürülmüştür.

Aziz Türk milleti, işte bu ortam içerisinde Türk Silâhlı Kuvvetleri, iç hizmet kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyetini koruma ve kollama görevini yüce Türk milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur. Girişilen harekâtın amacı ülke bütün-tüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine engel olan sebepleri ortadan kaldırmaktır. Parlamento ve hükümet feshedilmiştir. Parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırılmıştır. Bütün yurtta sıkıyönetim ilân edilmiştir. Yurt dışına çıkışlar yasaklanmıştır. Vatandaşların can ve mal güvenliğini süratle sağlamak bakımından saat 05 ten itibaren ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı konulmuştur.

Bu koruma ve kollama harekâtı hakkında teferruatlı açıklama bugün saat 13'deki Türkiye Radyoları ve TV nin haber bültenlerinde tarafımdan yapılacaktır.

Vatandaşların sükunet içinde radyo ve TVlerinin başında, yayınlanacak bildirileri izlemelerini ye bunlara tam uymalarını ve bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetlerine güvenmelerini beklerim.

Kenan Evren Orgeneral Genelkurmay ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı

Koramiral Doğan Toktamış, bildiriyi büyük bir şaş-kınlıkla dinleyen TRT ve PTT genel müdürlerine okuduktan sonra sordu:

— Nasıl buldunuz, iyi mi?.. Bu iş bu gece oluyor..

Ancak bildirinin odada okunması sırasında Kasaroğlu'nun başı dönmeye başlamış, yüzü bembeyaz kesilmişti. Bu nedenle okunan metni tam olarak anlaması mümkün olmamıştı. Aynı durum PTT Genel Müdürü Fikri Çağlar için de geçerliydi.. İkisi de aym cevabı verebildiler..

— Hayırlısı olsun Amiralim, ne diyelim.. Şunu bir kere de biz okuyabilir miyiz?

Az önce gülüp eğlenen, havadan sudan sohbet eden Koramiral Doğan Toktamış ve Tümgeneral Lütfü Sel birdenbire ciddileşmişlerdi.

— Sayın genel müdürler, şu dakikadan itibaren bizim misafirimizsiniz. Bu misafirliğin ne kadar süreceği hiç belli olmaz. Bu bir ihtilaldir ve kendi kuralları vardır. Bu kurallara uyacağınıza inanıyoruz. PTT Genel Müdürü bu gece bizim emirlerimiz doğrultusunda telgraf, teleks ve telefon haberleşmesini, TRT Genel Müdürü ise radyo ve < televizyon olayını yönetecektir..

Ancak Kasaroğhi'nun küçük bir itirazı vardı. Kendisi teknik konuların uzmanı değildi ve Teknik Genel Müdür Yardımcısı Doğan Erden'in de oraya getirilmesini istiyordu. Askerler ise «İş dışarıya sızabilir» gerekçesiyle buna yanaşmıyorlardı.

— Ama Paşam bakın, sayın PTT Genel Müdürü iki yardımcısını da buraya getirmiş.. İzin verin bir telefon edip Doğan Bey'i çağırtalım.
Sonunda Kasaroğlu, teknik genel müdür yardımcısına telefon etti. Dışarıya açılmasına izin verilen bütün telefonları, hemen yan tarafta paralel telefondan Amiral Toktamış dinliyordu.

Kasaroğlu telefonu açtı ve Doğan Erden'e, Genel-kurmay'da kurulan stüdyoyu gezmek için biraz sonra kendisini aldıracağını söyledi. Konuşmanın sonunda da «Doğan, benim masamdan iki paket sigara al da buraya getir» deyiverdi..

Toktamış Amiral o anda paralel telefonu kapatarak konuşmayı kesti ve genel müdürlere şöyle dedi:

— Buradan dışarıya en küçük bir şey hissettirecek olursanız, demin söylediğim ihtilal kuralları işler. Bir daha böyle şey istemiyorum. Haberiniz olsun..

Bu arada saat 20 olmuştu. Doğan Erden içeriye girdi. Kasaroğlu «gel Doğan'cığım, seni şöyle alalım, bu gece ihtilal var, haberin olsun» dediği zaman Erden sendelemeye başladı. Kendisini bir koltuğa oturttular. TRT Genel Müdür Yardımcısı bir süre sonra kendisine geldi. Ancak odadaki sivillerin heyecanı ve şaşkınlığı sürüyordu. TRTnin 38 adet vericisinin yerlerini isteyen askerlere bu liste 1 saat süresince verilemedi. Sayı hep 34 çıkıyor, diğer 4 vericiyi ne Kasaroğlu, ne de Erden hatırlayamıyordu.. Geceyarısı bütün Türkiye'ye Genelkurmay'dan salman emirle, askerler tüm yurttaki vericilere el koydular.

Gece saat 21'de, Başbakan Demirel'in evinde Kahramanmaraş parlamenterleriyle toplantı yaptığı dakikalarda Koramiral Doğan Toktamış, Tümgeneral Servet Bilgi, Tümgeneral Lütfü Sel ile TRT ve PTT Genel Müdürleri ile Yardımcılarından oluşan beş kişilik sivil ekip, yukarı katta generaller salonunda yemek yemeye çıktılar. Çorba, patlıcan kebap, pilav ve meyveden oluşan yemek başlarken Kasaroğlu, Toktamış Amirale eğildi..

— Amiralim, birkaç saattir heyecandan ölecek durumlara geldim. Acaba sizin burada bir kadeh olsun içki bulunur mu?

— Bu akşam o meseleyi unut şeker kardeşim. Birkaç gün sonra ben sana istediğin kadar ısmarlarım.

Yemek yenilirken salonda bir anda herkes ayağa kalktı ve esas duruşa geçti. Başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere Ankara'da bulunan bütün komutanlar ve orgeneraller salona girmişlerdi. Aralarında Ege Ordusu Komutanı Haydar Saltık Paşa da vardı.
Komutanlar, TRT ve PTT Genel Müdürleri ile Genel Müdür Yardımcılarının ve bazı generallerin oturduğu masaya geldiler. Herkes birbiriyle el sıkıştı.
Genelkurmay Başkanlığı'nın yemek salonunda o gece komutanların masasında da aynı yemekler vardı.

Kısa süren yemek süresince ertesi gün yapılacak işler konuşuldu.

TRT Genel Müdürü Doğan Kasaroğlu, salondaki siviller ve bazı generallerle oturduğu masada sürekli olarak birilerine dönüp o geceki büyük özlemini dile getiriyordu:

— Ah, şurada bir kadeh içki olsa da biraz gevşeye-bilsek..

MESUT MERTCAN ZOR DURUMDA

Yemekten sonra Evren Paşa, TRT ve PTT Genel Müdürlerine son direktifleri verdi. Genelkurmay Başkanı, birkaç saat sonra başlayacak radyo ve 12 Eylül günü saat 13'te başlayacak televizyon yayınının mümkün olduğu kadar normal, sakin, eğlendirici ve heyecan vermekten uzak olmasını istiyordu.

— Halkı heyecana vermekten kaçının. Evinde oturan insanlar normal bir tatil günü radyo dinler, televizyon seyreder gibi olsunlar.

Gece yarısına doğru TRT Genel Müdür Yardımcıları Muammer Yaşar, Ertan Karasu ve Ankara Radyosu Müdürü Gökçen Solok ta Genelkurmay'a «bir şey belli etmeden» getirildiler.

En son, geceyarısını biraz geçe Spiker Mesut Mert-can getirildi. Bildirileri onun okumasına karar verilmişti. Ancak bir aksilik eseri olarak Mertcan o gece biraz içkiliydi. Gecenin o saatinde Muammer Yaşar kendisine telefon edip te «Mesutcuğum, Doğan Bey, ben, Er-tan hep beraber bir yerdeyiz. Hemen giyin, saym Genel Müdür seni de aramızda görmek istiyor» dediği zaman uykusunun en derin yerinde olan Mertcan, o arada iki viski daha atmış ve gelecek arabayı beklemeye başlamıştı.

Gece saat 1 dolaylarında kendisini bazı tomsonlu subayların almaya geldiğini görünce ne olduğunu an-layamamış, durumu Genelkurmay'da kavramıştı. Ancak Genelkurmay'a geldiği zaman gözleri çakmak çakmaktı.. İçeride Mesut Mertcan'ı kendine getirebilmek için başta Doğan Kasaroğlu olmak üzere tüm TRT yetkilileri epeyce çaba harcamak durumunda kaldılar. Sonunda Mertcan kendine geldi ve eline verilen 7 adet bildiriyi antrenman mahiyetinde okumaya başladı..

Geceyarısını geçe, verilen emir uyarınca belli telefon numaraları iptal edildi ve kesildi. Tüm haberleşmeler denetim altına alındı.
1.30 dolaylarında PTT Genel Müdürü ile görevli subaylar PTT merkezlerine, TRT Genel Müdürü, Yardımcıları ve görevli subaylar radyoevi ve televizyon stüdyolarına gittiler.

Saat tam 2'de başta Merkez Komutanlığı olmak üzere Ankara'da bulunan tüm birlikler kışlalarından çıkarken aynı görüntü tam aynı dakikada bütün Türkiye'de oluyordu.

Saat 2'yi 5 geçe bütün Genelkurmay'ın elektrikleri kapatıldı ve görevliler cadde tarafındaki pencerelere yığıldılar. Birlikler geçiyordu. Subaylar pencere arkasında' birbirleriyle kucaklaşıyorlardı.

Operasyon başlamıştı. Türkiye yeni bir geleceğe doğru gidecekti.

Kaynakça
Kitap: Özal Ekonomisinin Perde Arkası: 12 Eylül
Yazar: Emin Çölaşan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir