Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Abdi İpekçiyi Kim Öldürdü ?

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

Abdi İpekçiyi Kim Öldürdü ?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 02:39

Abdi İpekçiyi Kim Öldürdü

İpekçi Paııl Henze Görüşmesi


Abdi İpekçi'nin eşi Sibel İpekçi, eşinin soruşturmasıyla ilgilenen "MİT Mensubu"nun sorularını yanıtlarken eşinin Milliyet'teki randevu defterine baktı.

İpekçi'nin öldürülmesinden 17 Gün önce (13 Ocak 1979) Paul Henze ile görüşmüş olduğunu gördü.

Uğur Mumcu'da, Henze'nin İpekçi cinayetinden birkaç gün önce İstanbul'da İpekçi ile görüştüğünü açıklıyor.
Mumcu; İpekçi'nin 13 Ocak 1979 günü saat 15.30'da görüştüğü kişinin Henze olduğunu, Henze'nin ABD'li bir diplomat olduğunu, Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanlığı yaptığını, Wall Street Journal ve Christian Science Monitor'da yazdığını açıklıyor.
İpekçi, 13 Ocak 1979 gününden sonra 30 Temmuz 1979'da İnternational Oteli'nde Henze ile çay içmiş.
İpekçi, Ankara'da zamanın Başbakanı Bülent Ecevit ile görüşmüş.

İpekçi Ecevit Görüşmesi

Abdi İpekçi öldürüldüğü günün (1 Şubat 1979) sabahı Ankara'daydı.

Başbakan Bülent Ecevit'le, "Kontrgerilla- kaçakçılık - Terör "konularını baş başa görüşmekteydi. İpekçi bu konuda hazırladığı dosya'yı Ecevit! E, Ecevit'te hazırladığı dosya'yı İpekçi'ye verdil8 İpekçi'nin dosyasında devlet içinde yuvalanmış, istihbaratçı, akademisyen, özel Harpçi paramiliter bir grup yer alıyordu. Bu grup; istikrarsızlık, suikast ve provokasyonlar planlıyor, sağ - sol gençlik gruplarından eleman devşirerek eyleme sokuyor, finansmanını kaçakçılık şebekelerinden ve mafya'dan sağlıyordu. Dosya'da grubun yöneticilerinin tam listesi, yapılanmasına yönelik temel esaslar ve bunları kendisine güvenip veren İstihbaratçının adı da yer alıyordu.

İpekçi gibi titiz ve teyitçi bir gazeteci bu bilgileri içeren Dosya'yı süratle teyit ederek Ecevit'le hayati derecede önemli bu görüşmeye gittiğine şüphe yok. İçeriğinin teyidi açısından zamanla yanşı gerektirecek türde bir dosya.
İpekçi o nedenle aynı gün Ankara'dan 16 30 uçağıyla İstanbul'a döndü, kısa süre Milliyet binasına uğradı ve evine doğru yol'a çıktı evinin önünde Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü.

İpekçi'nin öldürüldüğü 1 Şubat 1979 gününden on beş gün kadar önce, gazetedeki yakınları Hasan Pulur, Sami Kohen, Turan Aytul ve Melek Beler'e kaçakçılık ve terör'le ilgili "çok önemli "bir dosya ile uğraşıyorum demişti. Dosya; bu dosyaydı.
İpekçi'nin katledilmesinden 19 ay kadar sonra 12 Eylül 1980 askeri darbesi gerçekleştirildi.

1971'de yarım kalmış 12 Mart darbesinden itibaren uzun dönemli bir stratejik planı adım adım yürüten ABD eksiksiz tam bir dikta yönetimi kurmayı amaçlıyordu. ABD, İpekçi'nin bu strateji'ye karşıt yazılarını ve kararlıkla yürüttüğü mücadeleyi büyük bir engel olarak görüyordu. Onun öldürülmesi ile bu strateji son aşamasına giriyor ve ABD'de CIA operasyonlarını zincirleme devreye sokuyordu. Strateji o zamanki adıyla güney batı Asya yeni adıyla Büyük Orta doğu stratejisiydi. Stratejinin mimarı Albert Wohl Stetterdi. Onun öğrencileri stratejiyi uygulamaya sokuyorlardı. 1970'ler sonuna gelindiğinde kitlesel terör hızla tırmanıyor. Sokak'ta sağcılar, solcular bir birlerini öldürüyorlar Türkiye kaosa sürükleniyordu.

İpekçi, 3 Ekim 1978 tarihli Milliyet teki köşe yazısında; "Sağcıların solcuları ve solcularında sağcıları, ham de birbirlerini öldürmeleriyle yetinmeyip şimdi topluluklara karşı hedef gözetmeksizin öldürücü sabotajlara karşı hedef gözetmeksizin öldürücü sabotajlara kalkışmalarıyla terörizm yeni bir aşamaya gelmiştir.

Amaçlan, hükümeti devirmek, rejimi yıkmaktır. İstedikleriyse toplumda panik ve umutsuzluk yaratmaktır" alarmı verirken 13 Temmuz 1978 tarihli Milliyet'teki bir başka yazısında "yaşamlannı bil rejim içinde sürdünnek isteyenler, rejimi terörizme karşı savunmakta birleşmelidirler. Terörizme karşı olan, olması gereken partiler, aralarında bir dayanışmanın, bir uzlaşmanın koşullarını daha fazla gecikmeden oluşturmalıdır. Olağanüstü yönetim biçimlerine yönelmek, teröristlerin oyununa gelmek olacaktır. Toplum ve sorumlu kurumlar, buna meydan vermeden, demokrasiyi tatil ve tadil etme durumuna düşmeden bu işin içinden çıkmalı, çıkabilmelidir. Bu çılgınlığa bir son vermek gerek "diyordu.

İpekçi, yazılarında sosyalizmi savunuyordu. Sosyalizmden, sosyal demokrasi, demokratik sosyalizmi anlamak gerektiğini belirtiyordu. Komünist ülkelerdeki düzeni değil, sosyal demokrat ülkelerdeki, daha çok İskandinav modeline yakın bir düzeni çözüm olarak öneriyordu.

Henze'nin 3 senaryosu:

1. Ağca İran'da senaryosu:

Ağca 1 Şubat 1979'da Batı yanlısı Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi'yi öldürdü.
Ağca tutuklandı. Ülkücüler tarafından hapishaneden kaçırılışının (24.11.1979) ertesi günü gazetelere Papa'nın üç gün sonra Türkiye'ye yapacağı ziyaretle ilgili bir mektup ulaştırdı. Mektup'ta "Haçlıların Komutanı "Papa'yı öldüreceğim diyordu.
MOSSAD'ın soruşturması, Hapishaneden kaçtıktan sonra Ağca'nın İran'a geçtiğini ve burada çeşitli kamplarda eğitildiğini ortaya çıkardı. MOSSAD, o kamplarda bulunan kendi kaynaklarından elde ettiği bilgilerle, Ağca'nın o dönemdeki yaşamı hakkında bir resim elde etti. Ağca'ya zamanı geldiğinde Papa'yı öldürmesi için kendisine fırsat verileceği sözü verildi. İranlı eğitmenleri Ağca'ya "Roma'daki Kafir'in" mollaların Kuran'ı Kerim adına başlattıkları devrimi yok etmek üzere geldiğini sürekli tekrarlıyordu.

2. Papa'ya Suikast'ın Humeyni Onaylı Senaryosu:

Papa'ya suikast planı, Ayetullah Humeyni'nin tam onayıyla Tahran'da hazırlanmıştı. Papa'nın öldürülmesinin, Batı'ya onun çöken değerlerini onaylayan en büyük Hıristiyan Kilisesi'ne karşı cihadı başlatacak hareket olması tasarlanmıştı. MOSSAD'ın raporu şöyleydi; "Ayetullah Humeyni, dini fanatizm'in klasik örneği olmaya devam ediyor. Halkına bu efsaneyi yaşatmak için, İsrail, Batı ve tüm dünya açısından giderek daha tehlikeli bir biçimde hareket edecektir."Ağca'nın İranlı denetçileri onun başarısız olmasını bekliyorlardı: bu yüzden, geçmişiyle ilgili ayrıntılarda bazı boşluklar bıraktılar. Böylece, tek başına hareket eden bir fanatikmiş gibi görünecekti. Ağca, on dokuz yaşında demokrasiyi sahip çıkmaya çalışan Türkiye'deki şiddet hareketlerinin büyük bir kısmından sorumlu olan ülkücülere katılmıştı.

2a. CIA ajanı Frank Terpil ve Ağca Trablus ta Senaryosu:

Ağca, 1981 Şubat ayında Trablus'a uçtu. MOSSAD'ın Trablus'taki bir muhbiri, eski bir CIA ajanı olan Frank Terpil'in de o sırada Trablus'ta olduğunu ortaya çıkardı. Terpil Libya'daki teröristleri Batılı güvenlik örgütlerinin gözünden nasıl kaçıracakları konusunda eğitiyordu. Terpil Beyrut'a gitmişti ve orada ortadan kaybolmuştu. MOSSAD, Terpil'in artık yararlı olmadığı için öldürüldüğünü düşünüyordu. MOSSAD, Ağca'nın Terpil'le temasının, teröristin Tahran'daki denetçileri tarafından ayarlandığını biliyordu.

3. Ağca, Bulgaristan'da ve KGB Devrede Senaryosu:

Papa'ya başarısız suikast girişiminden sonra Terpil ile görüşmenin bilgisi KGB'ye sızdırılmış böylece Rusların, suikast planının CIA tarafından yönetildiğini iddia etmelerine olanak sağlanmıştı.

CIA ile ilgili iddia gazete, dergi, radyo ve televizyonlar da saatlerce yayınlanmıştı. Tahranlı mollalar, 1981 yılı Şubatında Ağca'nın Libya'dan Sofya'ya (Bulgaristan) gitmesini sağlamışlardı. Orada buluştuğu kişiler Ağca'ya Bulgaristan gizli servisinden olduklarını söylemişlerdi, ama gerçekten öyle olduklarını kanıtlayan hiçbir kanıt bulunamadı. KGB'nin kendilerini bu işe bulaştırmasına öfkelenen CIA, Kremlin adına hareket eden Bulgarların Ağca'yı kontrol ettikleri iddiasını ortaya atmıştı. Gordion Thomas'ın MOSSAD'ın Gizli Tarihi adlı kitabında Ağca'ya yönelik üç senaryo'da CIA önemli ölçüde operasyonel bir göreve sahipti. Bu bağlamda Paul Henze'de görevi üstlenenlerden biriydi. Senaryo MOSSAD üzerinden yürütülüyordu, MOSSAD kullanılıyordu. Thomas, kitabının 208 ve takip eden sayfalarında bunu şu sözlerle ikrar ediyor.

"1993 yılı aralık ayında Vatikan Devlet sekreterliğindeki karşıtların tüm itirazlanna rağmen Vatikan'la (İsrail arasında E.B.) diplomatik ilişki kuruldu. Ama o tarihe gelindiğinde Nahum Admoni artık MOSSAD'ın başında değildi. Halefi, Şabtay Şavit, hassas bir süreç olan MOSSAD'ı Vatikan'a yaklaştırma konusundaki çabaları sürdürdü. Manevra'nın bir parçası da, hem İsrail'in hem de FKÖ'nün bir anlaşmaya varmayı gerçekten istediklerini ve bağnaz İslamcılığı ortak bir düşman olarak kabul ettiklerini Papa'ya göstermekti. Papa John Paul bağnazlığın fiziksel yaralarını taşıyordu. Bu arada MOSSAD, Vatikan'ın gelecekle ilgili, pek çok umudunu bağladığı bir kıtayla, Afrika'yla uğraşmaktaydı. Papalık kilisenin ilk siyah Papası'nın bir gün bu kıtadan çıkmasını beklemekteydi. Amâa MOSSAD, kendi durumunu korumak için bir istihbarat örgütünü öbürüne karşı kullanma sanatında (CIA'yi kastediyor. E B) eski ustalardan olduğunu Afrika'da çoktan göstermişti."

Thomas'ın bu tespitlerine göre MOSSAD, CIA'yi kullanmış oluyordu. Bu iddia tamamen boşlukta kalıyordu. Tersine CIA, MOSSAD'ı kullanıyordu. Çünkü 1970'li yıllarda CIA dünya'nın en güçlü, yaygın ve aktif bir istihbarat örgütüydü. CIA, Vatikan'ın içindeydi. Vatikan'ın dünya'ya yaygın istihbaratının üstelik yüzyıllarca toplanan istihbaratının içindeydi.

"Vatikan'da, Papalık Başpiskopos'u Luici Poggi, Papalık politikaları dünyasının doğal mirasçısı ve Avrupa'daki komünist ülkelerden istihbarat toplama konusunda özel sorumluluk taşıyordu. Vatikan'da ondan Papa'nın casusu diye bahsediliyordu. Papa'nın nekahet dönemi boyunca Vatikan'ı Dışişleri Bakanı Kardinal Agostino Casaroli yönetmişti. Casaroli, CIA'nin Ağca ve suikast planından haberdardı. Tabi ki, Papa'nın Lech Walesa önderliğindeki Dayanışma sendikasının Sovyetlerin Polonya'ya doğrudan askeri müdahalesini gerektirecek eylemlerden kaçınması gerektiği ikazını defalarca yinelediğinden haberdardı. Vatikan'la CIA ilişkilerinde Beyaz Saray'la Papalık Sarayı arasında mekik dokuyan Philadelphia kardinali John Krol'du ve çok önemli rol oynuyordu. Krol, Papa'nın çok özel dostuydu. Thomas bu üç önde gelen adın MOSSAD'a çalıştığını yazıyor. Oysaki bu süreçlerde; CIA Başkanı YVilliam Casey, Papa'ya sürekli ziyaretler yapıyordu. Papa, nekahet dönemini atlattıktan sonra YVilliam Colby'i kabul ettiğinde yanında John Krol, daha sonra Krol, Colby ve Colby'nin yardımcısı Vernon Walters vardı. Başkan Reagan'ın Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı Richard Ailen, konulardan haberdardı ve Papa, ABD'nin en güvenilir müttefikidir diyordu. Papa; ABD'nin Sovyetlere karşı yürüttüğü politikalan, Ortadoğu'daki terörizme yönelik politikaları, NATO, Cruise füzeleri ve askeri politikaları yanı sıra kürtaj ve aile planlamasını destekliyordu. Papa'nın Özel Sekreteri Monsenyör Emery Kabongo CIA Başkan Yardımcısı Vernon VValters ile Vatikan'da bir araya gelmiştir. Başkan Reagan'ın gizli talimatı ile CIA, Kabongo'ya para verilmeye başlanmıştır. Bütün görüşmeler sonunda Başkan Reagan, Dışişleri Bakanı Aleksander Haig, CIA Başkanı william Colby ve CIA Başkan Yardımcısı Vernon VValters; Vatikan kütüphanesinde Sovyetlerin Avrupa Ülkelerine özellikle doğum yeri olan Polonya'ya doğrulttuğu füzelerin uydu görüntülerini Papa'ya gösterilmiş vc?9 Sovyetlerin; Polonya'ya verilecek ABD ve Vatikan desteği ile parçalanması konusunda ortak karara varılmıştır. Kaldı ki 1970'li yıllarda Vernon Walters Papa'nın özel önem ve destek verdiği FKÖ lideri Arafat ile CIA arasındaki gizli görüşmeleri yürütüyordu. Duane Claridge, Vatikan'la temasları temin amacıyla 1968 - 1971 yılları arasında Roma'da CIA İstasyon şefliğinde bulunmuştu. 1979 - 1981 yıllarında Roma'da ikinci kez CIA İstasyon Şefliği yapmıştı. Roma'da iken Ağca Papa'ya suikast girişiminde bulunmuştu. Claridge soğuk savaş döneminde hem İtalyan hem Türk gladyosu elemanlan ile ilgili araştırmalar yapıyordu. Ağca bunların başında geliyordu. Claridge 1979 - 1980 yılları arasında Türkiye merkezi CIA görevi yapan John K. Aho'nun da CIA şef yardımcılığını yapmıştı. Pauj Henze de 1979'da ikinci defa CIA Türkiye İstasyon Şefi olmuştu. Başkan Carter'in Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı Zbighiev Brzezinski, emrinde danışman Yardımcılığı yapmıştı. 12 Eylül 1980 darbesinden kısa bir süre önce Hava Orgeneral Tahsin Şahinkaya ile baş başa yemek yemişti. 12 Eylül darbesi gerçekleştiğinde "Bizim çocuklar yaptı "demişti. Zaten 12 Eylül darbesi de onun kadrosunda yer aldığı ABD'nin Ankara Büyükelçiliğinde Planlanmıştı Henze ve Graham Fuller daha 1960'lardan itibaren CIA'nin "Antikomünist Orta Asya Operasyon'un planlayıcılarıydı ve bu dönemde Hiram Abbas'la birlikteydiler.

Gordon Thomas kitabında yukarıdaki gerçeklere dayandırarak daha önce İsrail'e hiç destek vermeyen Papa'nın desteğinin sağlandığını bununda Nahum Admoni'nin yemi MOSSAD yapılanması ile gerçekleştirildiğini ve yeni MOSSAD'ın CIA'yi kullandığını iddia etmektedir. Halbuki Thomas; kitabı yazma hazırlıkları yaparken görüşünü aldığı ilk kişi Papa gibi koyu Katolik CIA Başkanı William Colby olmuştur (S. 25) Colby Thomas'a yol gösterici dört temel öneride bulunmuş bunlan gerçekleştirmeden kitaba başlama demiştir.

1. Seks düşkünü ve alkolik Nahum Admoni'yi bul. Onunla veya adamlarıyla mutlaka görüş.
2. CIA ajan William Buckley ile ilgili detaylı araştırmalar yap.
3. MOSSAD: Operasyonları Müdür Yardımcısı Rafael Eitan'ın hayatta kalan casuslarından Eli isimli ajanı bul; görüş.
4. Papalıkta olağanüstü önemli rol oynayan Luigi Paggio'yu bul, görüş

Thomas; bu öneriler doğrultusunda yaptığı araştırma ve iz sürmeler sonucu Nahum Admoni'yi bulup görüşmüş onun MOSSAD Başkanlığı yaptığını ve MOSSAD'ı nasıl yeniden yapılandırdığını ayrıntıları9 ile öğrenmiştir. Eli'yi uzun uğraşlardan sonra Münih'te bulmuştur, görüşmüştür ve çok hayati bilgiler edinmiştir. Luigi Poggi'nin izini sürmüş, bulmayı görüşmeyi başarmış sıra dışı bilgiler elde etmiştir. Bu bilgilerden yola çıkarak Frank Terpil'i bulmuştur. Colby bu önerileriyle bir CIA Başkanı olarak ABD Ulusal Stratejisi ve bu Stratejide CIA'nin üstlendiği görev paralelinde MOSSAD için bir yol haritası elde etmiş olmaktadır. Henze, Papa suikast girişiminin arkasında KGB'nin bulunduğu tezini Ağca'nın Bulgaristan'da bulunmasına, orada Bulgar Gizli Servisi ile işbirliği yapmasına bağlıyordu. Halbuki Ağca'nın Bulgaristan Gizli Servisi ile bağlantısı olmamıştı. Nitekim Bulgaristan Başbakanı Sergey Stanişev Türkiye'yi ziyaretinde (Ocak 2006) Rahmetli Papa bu suikastta Bulgaristan'ın parmağı olmadığını bizzat açıklamıştı. Böylece Henze'nin Papa'ya suikast teşebbüsünde KGB (Sovyet) bağlantısı olduğu tezi çökmüştür. Özetle Henze; suikast girişimi ile ilgili olarak geliştirdiği ve savunduğu temel tezini Ağca'nın İran'da eğitilmesine, Papa'ya suikastın Humeyni onaylı olmasına ve KGB bağlantısına dayandırmaktaydı. Bulgaristan bağlantısı çöktüğüne, diğer tezinin de Gordon Thomas'ın kitabına yönelik analizimle çökertilmesi dikkate alındığında üç senaryosu da çökmüş olmaktadır. Tabi ki, dünya çapında örgütlenmiş CIA gibi istihbarat örgütleri kendilerinin yapmak istemedikleri tür eylemlerde mafyayı kullanırlar. Bu bağlamda Ağca ve birlikte hareket ettikleri de mafya bağlantılı kişiler olmalıdır ve CIA'ce öncelikle kullanımdadır. Sonuçta, Türkiye'de Gladyo'nun (Süper NATO) en güçlü, etkin, yönlendirici ve operasyonel güce sahip olduğu bir dönemde gerçekleştirilmiş olan İpekçi Cinayeti'nin katıksız bir CIA cinayeti olduğu şüphe götürmez bir gerçeklik olarak karşımızdadır.

Abdi İpekçi:

İpekçi; askerliğini Kore'de yedek subay olarak yaptı. Türkiye'ye döndükten sonra Milliyet'in kurucusu Ali Naci Karacan'ın davetiyle yazı işleri müdürü olarak göreve başladı. İpekçi; Adnan Menderes'in ve Demokrat Parti'nin demokrasi dışına taşan uygulamalarından son derece rahatsızdı. İpekçi'nin Kore'deki komutanı, 27 Mayıs devriminin önde gelen isimlerindendi ve sonradan da Milli Birlik Komitesi'nden çıkarılan 14'ler listesinde yer almıştı. İpekçi; dünya'nın değişik yerlerine dağıtılmış olan 14'lerle görüştü. "İhtilal'in iç yüzü" yazılarını hazırladı. Bu yazı dizisinin sonundaki sonuç yazısında esas konunun sosyalizm olduğunu, Sosyalizm'den, Sosyal demokrasi, demokratik sosyalizm'i kastettiğini belirtiyordu. Komünist Ülkelerdeki düzeni değil, sosyal demokrat ülkelerdeki, daha çok İskandinav modeline yakın bir düzeni çözüm olarak öneriyordu. Sosyal demokrasi, toplumcu ve özgürlükçü görüşleri yayımlayacak bir dergi anlayışıyla Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal, Cemal Reşit Eyüpoğlu'nun finanse ettiği Yön dergisinin ilk sayılarını bir sekreter ve yazar olarak bütün gücümle üstlendim. Başlangıçta sol'a açık bir yola çıkılmıştı, çıktığımızda hepimiz aynı noktadaydık veya ben öyle sanıyordum. Ama ben bir noktaya kadar gitmiştim.

Mehmet Ali Ağca:

Ağca, 9 Ocak 1959 Malatya'da doğdu. Maltepe Askeri Cezaevi'nden asker elbisesiyle kaçırıldıktan (24. 11. 1979) üç gün sonra Ağca, Milliyet gazetesine bir mektup yazdı. Mektup'ta Papa'yı vuracağını söylüyordu. Mektubu, İpekçi Suikastı'nın organizatörü Abdullah Çatlı'nın Erenköy'deki evinde saklanmakta iken kaleme almıştı. Ağca, 30.4.1980'de Sivil Cezaevi'nden kaçırıldıktan sonra İran'a götürüldü, bir süre sonra Türkiye'ye döndü ve Ankara'da Mebusevleri'nde gizlendi. Abdullah Çatlı, 12 Eylül 1980 darbesine on gün kala Misafiri Ağca'yı, Faruk Özgün adına düzenlenmiş bir pasaport çıkararak "Kapıkule sınır kapısından "Bulgaristan'a yolcu etti. Aslında onu Bulgaristan'a CIA ajanı Frank Terpil kaçıracaktı. 12 Eylül 1980 darbesinden yirmi dört gün sonra İpekçi'yi keşfeden ve onu 24 yaşında gazetesine Genel Yayın Müdürü yapan gazetenin sahibi Ali Naci Karacan gazetenin sahipliğini oğlu Ercüment Karacan'a devretmek zorunda kalıyordu. Ercüment Karacan'ın oğlu Ömer Karacan'da 27 yıl sonra Sabah'a "Babam Milliyeti bizi öldürmesinler diye sattı "diyecekti.

Kaynakça
Kitap: Açılım Kıskacı
Yazar: Erol Bilbilik
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir