Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Emekçi Halk Olmadan Bütün Bombalar Güçsüzdür...

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

Emekçi Halk Olmadan Bütün Bombalar Güçsüzdür...

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Nis 2011, 13:18

EMEKÇİ HALK OLMADAN BÜTÜN BOMBALAR GÜÇSÜZDÜR...

Küçük burjuva ihtilalciliğinin istikrarsızlığı, kısırlığı, boyun eğişe, uyuşukluğa, boş fantaziye ve giderek 'moda olan' şu ya da bu burjuva eğitimine karşı 'kudurgan' bir hayranlığa bile donüşebilme özelliği; bütün bunlar, herkesçe bilinir.
LENİN

Yurdumuzda 1973 yılı ortalarından sonra halk kitlelerinin mücadelesinde yeni bir yükseliş başladı. İşçi hareketleri ve grevler günden güne gelişti. Yeniden köylü mücadeleleri filizlendi. Öğrenciler, tekrar geniş yığınlar halinde harekete geçtiler. Genel olarak bütün halk sınıflarının mücadelesinde bir canlanma görüldü. Diğer yandan, hakim sınıfların çeşitli kesimleri arasındaki çelişmeler de keskinleşti. Gelişme, faşist güçlerin tecrit olması ve bu yüzden daha da saldırganlaşması yönünde oldu.
İktidarda bulunan faşist güçler, bugüne kadar halkın yükselen mücadelesine karşı kesin bir saldırıya girişecekleri şartları yaratamadılar. Fakat böyle kesin bir saldırı, onlar için gittikçe daha acil bir ihtiyaç haline gelmektedir.

Faşist güçlerin en temel meselesi, daha fazla gelişmesine imkan vermeden halkın mücadelesini bir an önce ezmektir. Bu amaçla tecrit çemberini kırmaya ve hakim sınıfların bütün güçlerini halkı şiddetle ezmek noktasında kendi etraflarında birleştirmeye çalışıyorlar. Halkın ileri unsurları olan devrimcileri kitlelerden koparmak ve devrimci güçleri ezmek için elverişli bir kamuoyu yaratmak çabası içindedirler. Saldırılar, terör kampanyaları, CHP'yi tarafsızlaştırmak için yöneltilen hücumlar, polis tertipleri vb. hep bu amaca hizmet etmektedir.

Bu durumda genel olarak bütün devrimci güçlerin doğru siyasetler tespit etmeleri ve doğru bir eylem çizgisi izlemeleri, hayati bir önem kazanmıştır.
Faşist iktidar, halkın ileri güçleriyle bir an önce kesin bir hesaplaşma istiyor. Açıkçası faşist güçler devrimci güçleri bir düelloya kışkırtmaktadır. Bu çağrıya nasıl bir cevap vermek gerekir?

Böyle bir düelloya girmek ve faşistlerle kesin olarak hesaplaşmak mı doğrudur? Yoksa yığınların desteğini kazanan ve emekçi halkı adım adım ilerleten bir eylem çizgisi izlemek ve mücadele içinde güç toplamak mı gerekiyor?

Birinci siyaset, yani düelloyu kabul etmek, şövalye siyasetidir. Bugün bu siyaset, küçük burjuvazinin devrimci siyasi akımları içinde etkili olabilmektedir. Küçük burjuvazi, yurdumuz şartlarında devrim saflarında yer alan bir sınıftır. Fakat bu sınıf, aynı zamanda ortaçağın kalın-tısıdır ve şövalyenin kahramanlık ruhunu da taşımaktadır.

İkinci siyaset ise devrimci proletaryanın siyasetidir. Bir şövalye için, düello çağrısını reddetmek onur kırıcı bir şey olabilir. Fakat proletaryanın kendine göre bir ideolojisi ve değer yargıları vardır. Devrimci proletaryanın meselesi, bireyci kahramanlık değil, geniş yığınları devrim yolunda seferber etmek, halk yığınlarının kahramanlığına dayanarak milli demokratik devrimi başarmaktır. Bu sebeple proletaryanın kahramanlığı, tarihi ilerleten, toplumumuzun çehresini değiştirecek olan büyük bir kahramanlıktır. Proletarya, kendi devrimci ideolojisi ile, bilim ve akılla birleşen bir kahramanlığa sahiptir.

Bugün hakim sınıflarla düelloya girmek, bireyci terörizm yolunda ısrar etmek şeklinde bir eylem çizgisi izleyenler vardır. Üstelik bu arkadaşlar, son zamanlarda faaliyetlerini bir hayli yoğunlaştırmış bulunuyorlar ve göz göre göre kuvvetlerini dağıtıyor ve heder ediyorlar. Ayrıca yaptıkları çok hatalı eylemlerle, genel olarak devrimci hareketi tecrit etmeye hizmet ediyorlar. Hattâ açıkça söylemek belki daha uyarıcı ve etkili olacaktır: Bankalara veya ticarethanelere bomba atanlarla polisin yaptığı ve yapacağı eylemler birbirine karışmaktadır. Bu eylemlerin hangisini polis, hangisini bireyci terör taraftarları yapıyor; bunu ayırmak artık bir hayli zorlaşmıştır. Devrimci olanlar, yap-tıkları hatanın önemini kavramalı ve bireyci terör yolunu kesin olarak terk etmelidirler.
İster askerlikte, ister siyasette olsun, kuvvetlerini mutlaka dağıtacağı ve kaybedeceği bir savaşa süren komutanlardan alınacak ders, onların yaptığını yapmamaktır. Yapılan eylemin kahramanca olması, gerçeği değiştirmez. Kaldı ki, proletaryanın kahramanlık anlayışı farklıdır.

«Kim en keskin eylem biçimini savunursa, o daha devrimcidir» anlayışının devrimci saflardan temizlenmesi, günümüzde tekrar önem kazanıyor. Somut duruma ve şartlara göre doğru eylem ve yanlış eylem vardır. Bunun ölçüsü nedir? Eğer bu eylem, daha geniş bir kitleyi devrim yolunda seferber ediyor, güç toplamaya yarıyorsa, o eylem doğrudur. Eğer bir eylem, güç kaybına ve kuvvetlerimizin dağılmasına yol açıyor, hakim sınıfların güç toplamasına hizmet ediyorsa, o eylem yanlıştır. Bu sebeple geniş kitlelerin haklı gördüğü bir eylem çizgisi izlenmelidir. Mücadele biçimleri daima kitlelere dayanmalı ve kitleleri seferber ederek, onları inandırarak adım adım ve haklı bir zemin üzerinde yükseltilmelidir. Haklı olduğumuza yalnız kendimizin inanması yetmez; o mücadele biçiminin haklı ve yerinde olduğuna bizzat kitleler inanmalıdır.

Aksi halde bugün Türkiye'de devlet iktidarına hakim olan, bizzat devletin silahlı güçlerine kumanda eden en gerici güçlerin kuvvet toplamasından ve halkı tarafsızlaştırmasından başka bir şeye hizmet etmeyiz. Maceracılık faşizmi güçlendirir.

Kitleleri seyirci durumuna düşüren ve kitlelerden kopan bir eylem çizgisi izlemek, pasifizmi ve teslimiyeti de güçlendirir. Yakın geçmiş bunun sayısız örneklerini vermiştir. Bireylerin terörü, hakim sınıfların şiddet ve zulmü karşısında yenilgiye uğradıkça, devrimci mücadeleyi reddedenlerin sayısını artırmış ve kitleler içinde de hayal kırıklığı ve devrimle kurtuluş yolunda umutsuzluk doğurmuştur. Maceracılığın yarattığı teslimiyetin parsasını toplayanlar revizyonistler olmuştur. Bu sebeple maceracılık ve bireyci terörizm karşısında kayıtsız kalmak, sonuç olarak revizyonizmin güçlenmesine kayıtsız kalmak demektir. Hatalı yol izleyen arkadaşlar, bizimle aynı ideoloji ve siyaseti paylaşmasalar bile, halkın güçlerinin bir parçasıdırlar. Biz onlara karşı yalnız dostluk değil, aynı zamanda sorumluluk duyuyoruz.

Biz, faşizme ve revizyonizme karşı kitlelere dayanan, kitleleri seferber eden aktif ve kararlı mücadeleden yanayız. Bütün devrimcilerin böyle bir anlayışta birleşmesi ve emekçi halkın başına geçmesi, faşist tertiplerin bozulmasına ve faşist saldırıların kırılmasına hizmet edecektir. Lenin'in dediği gibi «emekçi halk olmadan bütün bombalar güçsüzdür, hem de gerçekten güçsüzdür». Güçlü ve yenilmez olan ise, halk yığınlarıdır. Dayanacağımız tek kale odur.

Kaynakça
Kitap: DOĞRU EYLEM NEDİR?
Yazar: Doğu Perinçek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron