Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Doğru Bir Mücadele Çizgisi İçin Genel Siyasetler

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

Doğru Bir Mücadele Çizgisi İçin Genel Siyasetler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Nis 2011, 13:08

DOĞRU BİR MÜCADELE ÇİZGİSİ İÇİN GENEL SİYASETLER

Lenin'in "devrimci teori olmadan devrimci hareket olamaz" dediği zamanlarda, devrimci teorinin yaratılması ve savunulması esas ve belirleyici rolü oynar. Eğer herhangi bir görev yerine getirilecekse ve henüz bir yol gösterici çizgi, yöntem, plan ya da siyaset yoksa, esas ve belirleyici olan şey, yol gösterici bir çizgi, yöntem, plan ya da siyaset tespit etmektir.
MAO ZEDUNG

Türkiye, yüz yılı aşan bir zamandan beri milli demokratik devrim aşamasını yaşıyor. Türkiye devriminin en yüksek mücadele biçimlerine ulaşabilmesi için uzun süreli ve sabırlı bir hazırlık dönemi gerekiyor.

Lenin'in belirttiği üzere:

«Tüm sınıf ve geniş yığınlar öncüyü doğrudan desteklemeden ya da ona karşı olumlu bir tarafsızlık tavrı almadan öncüyü tek başına kesin savaşa sokmak... sadece aptallık değil, fakat cinayet de olacaktır. Ve gerçekten tüm sınıfların, gerçekten emekçi halkın geniş yığınlarının ve sermayenin baskısı altında ezilenlerin böyle bir tavır alabilmeleri için, tek başına propaganda ve ajitasyon yetmez. Böyle bir tavır için yığınların kendi siyasal tecrübelerinin olması gerekir.»

Bu sözlerden de anlaşılacağı gibi, proletarya sabırlı bir hazırlık dönemi boyunca yığınları seferber etmeli, onları kendi tecrübeleriyle eğitmeli ve daha ileri mücadele biçimlerine inandırmalıdır.

Şehirlerde ve köylük alanlarda yürüteceğimiz böyle bir mücadelenin genel siyaset ve ilkeleri neler olmalıdır? Proleter devrimci hareket son yedi yıl içinde bu mesele üzerinde çeşitli mücadeleler verdi. AYDINLIK'ın Ekim 1969 tarihli 12. sayısında yayınlanan «Proleter Devrimci Safları Çelikleştirelim» başlıklı bildirisi, bu konuyu etraflı olarak ele alan ilk açıklamaydı. Bu bildiri, o tarihte devrimci saflarda beliren maceracılık eğilimlerine karşı doğru mücadele siyasetlerini savunuyordu. Bu yüzden de sert bir ideolojik tartışmaya konu oldu. Denebilir ki, bu bildiri ilkesiz Birlik Cephesiyle mücadele tarzına ilişkin siyasetler konusundaki ayrılığımızı ortaya koyan ilk önemli belgedir.

İki çizgi arasındaki mücadele, devrimci hareketimizin mücadele tarzına ilişkin genel siyasetlerini adım adım ilerletti ve olgunlaştırdı. Mücadelemizin genel siyasetleri, gerek sağ, gerekse «sol» oportünizme karşı yürütülen çeşitli mücadeleler içinde gelişti. «Dogmatizme, dar-kapıcı-lığa, sübjektivizme ve aceleciliğe karşı» açtığımız son kampanya, bu konuda ileri bir adım daha atmamızı sağladı.

Bugün vardığımız noktada mücadele tarzına ilişkin genel siyaset ve ilkeleri sistemli bir şekilde ele almak ve açıklamak yararlı olacaktır.
Mao Zedung'un «Siyaset Üzerine» ve «Çin Devrimi ve Çin Komünist Partisi» başlıklı yazılarında açıkladığı görüşler konumuza ışık tutmaktadır.

Mao Zedung'un Seçme Eserler'indeki çeşitli yazılarında tekrarlanan bu siyasetleri mücadele tecrübemizle birleştirdiğimiz zaman, örgütlenme ve mücadele tarzına ilişkin genel siyasetimizi şu noktalarda toplayabiliriz:

1. Emperyalistlerin ve yerli hakim sınıfların iznine bağlı olmayan uzun süreli bir çalışma ve mücadele yürütmek.
2. Seçkin kadrolara sahip olmak.
3. Güç toplamak.
4. Fırsat kollamak.
5. Düşmanı daraltmak ve birleşebileceğimiz bütün güçlerle birleşmek.

Şimdi bu genel siyasetleri tek tek ele alabiliriz:

1. Emperyalistlerin ve Yerli Hakim Sınıfların İznine Bağlı Olmayan Uzun Süreli Bir Çalışma ve Mücadele Yürütmeliyiz

Mücadelemiz uzun sürelidir. Yani milli demokratik devrim zafere ulaşıp, demokratik halk iktidarının kurulmasıyla belirlenen bugünkü stratejik hedefimize kadar devam edecektir. Demokratik halk iktidarının kurulmasından sonra devrimci mücadele yeni bir aşamaya gireçektir. Bütün örgütlenme ve mücadelemizi bu bakış açısı içinde yürütmeliyiz. Gelip geçici bir çalışma değil, demokratik halk iktidarının gerçekleşmesine kadar güçlenerek yaşaması gereken uzun süreli bir örgütlenme ve mücadele anlayışına sahip olmalıyız. Bulunduğumuz şehirdeki, fabrikadaki, köydeki, kitle örgütündeki vb. çalışmamız devrimin zaferine kadar varlığını devam ettirebilmen, görevlerini yerine getirebilmeli ve gelişmelidir. Tek tek devrimciler birey olarak değişebilir, fakat mücadelemiz ve örgütlenmemiz varlığını güçlenerek sürdürebilmelidir.

İki süper devlet ve hakim sınıflar, keyifleri istediği zaman bu uzun süreli çalışmamızı yok edememelidir. Bütün bir stratejik dönem boyunca, devrimci hareketin emperyalistlere ve hakim sınıflara karşı varlığını koruyacak durumda olması esastır. İster «sol» görünüm altında çıksın, isterse sağcılığını açıkça ortaya koysun, tasfiyecilik, daima devrimci hareketin bu niteliğini yok etmeye hizmet etmiştir. İki süper devlet ve işbirlikçilerinin istedikleri zaman dağıtabilecekleri bir çalışma, devrimci görevlerini yerine getiremez.

Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin yok edemeyeceği bir çalışmanın sözünü etmek elbette yetmez. Hatta böyle bir çalışma tarzını lafta en hararetli bir şekilde savunanlar, maceracılar olmuştur. Mesele, bu çalışma ve örgütlenme tarzının temel ilkelerini kavramak ve uygulamaktır.

Nedir bu ilkeler:

Birincisi, halk kitlelerine güvenmeliyiz. Hakim sınıfların yok edemeyeceği çalışmayı, halk kitlelerinden kopmak şeklinde uygulayan anlayış, hakim sınıfların ilk baskısı karşısında dağılmaya mahkumdur. Kitleleri bilinçlendirme, örgütleme ve kitlelere önderlik etme görevlerinden vazgeçmek, hiç bir devrimci gerekçeyle açıklanamaz. Baskı ve saldırısına karşı varlığımızı koruyacağımız güçler, emperyalistler ve işbirlikçileridir. Buna karşılık işçilere, köylülere ve tüm halka güvenmeli ve onlara dayanmalıyız. Maceracıların halktan korkan ve halktan saklanan anlayışını saflarımızdan temizlemeliyiz. Devrimciler için tek güvenilir ve sağlam kale, halk yığınlarının bağrıdır. Görevimiz, hakim sınıfların devrimci hareketi ortadan kaldırmasına imkan vermemek ve halkı bu çalışma içinde seferber etmek ve örgütlemektir.

İkincisi, Anayasanın ve kanunların tanıdığı bütün hak ve hürriyetlerden son damlasına kadar yararlanmalıyız. Bunu başaramazsak devrimci hareket, kendisini savunacak güçler toplayamaz ve halk yığınlarıyla da yeterince birleşemez.

Stalin şöyle demektedir:

«Modern şartlarda savaş sanatını, savaşın bütün biçimlerini ve bu alanda bilimin bütün buluşlarını öğrenmek, bunlardan akıllıca yararlanmak, bunları yetenekle birleştirmek veya bunlardan birini ya da diğerini şartların gereğine göre zamanında kullanmak oluşturur.»

2. Seçkin Kadrolara Sahip Olmalıyız

Proletarya hareketi, seçkin kadrolardan oluşmalıdır. Seçkin kadro, emekçi yığınlara önderlik eden, proleter devrimci hareketin siyasetlerini emekçi yığınlar içinde maddi bir güç haline getiren kadrodur. Hiç bir devrimci, en başından en yüksek yeteneklere sahip değildir. Hiç bir devrimci, tornadan çıkmış gibi mükemmel nitelikler taşımaz. Hayattaki her şey gibi, devrimcinin yetenekleri de mücadele içinde gelişir ve güçlenir.

Devrimci hareket, devrimcilerin yetişmesi için bir okuldur. Bu sebeple fabrikalarda, köylerde, diğer çalışma darılarında halkın sevdiği, güvendiği, halka önderlik eden ve proleter devrimci siyasetleri benimseyen ileri unsurlarla birleşmek, seçkin kadrolara sahip olma siyasetinin ilk görevidir. Proleter devrimci hareket, yirmi, elli, yüz, bin, hatta bazen binlerce emekçinin önderi olan devrimciler-den oluşmalıdır. Halkın öncüsü ve önderi olmak için gerekli olan budur. Yalnız doğru bir siyasete sahip olmak yetmez. Doğru bir siyasete sahip olduktan sonra tayin edici olan, kadroların seçkin niteliğidir. Seçkin kadro, «süper devrimci» değildir, tam tersine emekçi halkın parçasıdır.

Seçkin kadrolara sahip olmak için, halk önderleri ile birleşmek yeterli değildir. Bu önderler, devrimci hareket içinde eğitilmeli, yetenekleri geliştirilmeli ve belli bir alanda uzman haline getirilmelidir. Devrimci hareket, ideolojik çalışmaya öncelik vermeli, kadroların ideolojik sağlamlığına ve cereyanı ayırdedebilme yeteneğini geliştirmeye en büyük önemi vermelidir.

Özet olarak, devrimci hareket emekçi halkın ileri unsurlarıyla birleşmeli ve bu önderlerin yeteneklerini sürekli olarak yükseltmelidir.

3. Güç Toplamalıyız

Mücadelemiz, içinde bulunduğumuz aşamada güç toplamaya hizmet etmelidir. Ne var ki, bu siyaseti bir gün ortaya atılacağımız devrim gününü beklemek şeklinde anlayamayız. Böyle bir tutum pasifizm olur. Mücadele etmezsek, güç toplayamaz, üstelik güçlerimizi de kaybederiz. İşlemeyen demir paslanır. Mücadeleye önderlik etmeyen, devrimci kisveler altında halktan ayrı konserve haline ge-tirilen bir devrimci hareket de, paslanır ve çürür.

Lenin, proletarya hareketinin nasıl olması gerektiğini şöyle belirtmektedir:

«Bu örgüt, lafta değil, fiiliyatta her protesto hareketini ve her patlayışı her zaman desteklemeye hazır ve bunu belirleyici mücadele için uygun savaş kuvvetlerinin inşasında ve sağlamlaştırılmasında kullanacak bir örgüt olmalıdır.» (Altını biz çizdik)

Stalin ise güç toplama siyasetinin aktif mücadeleye dayanmasını şu sözlerle açıklamaktadır:

«...savunma ve güç biriktirme döneminde Parti kendisini kesin savaşlar için tam anlamıyla hazırlamalıdır. Savaşlara girmek için... Ancak bu hiç bir şekilde Partinin silahları kuşanmış bir halde beklemesi ve- bomboş gezen bir seyirci haline gelerek devrimci bir parti durumundan (eğer muhalefetteyse) bekle ve gör partisine dönüşüp yozlaşması anlamına gelmez. Hayır, eğer Parti gerekli güç biriktirmesini henüz gerçekleştirmediyse veya şartlar Parti için elveriş-sizse, böyle dönemde Parti, çatışmalardan kaçınmak, savaşı kabul etmemek zorundadır, fakat elbette ki, elverişli şartlarda tek bir fırsatı bile kaçırmamalıdır.»

1971 öncesinde TİP'in oportünist yöneticileri, Stalin'in deyişiyle örgütü, bir «bekle gör» partisi haline getirmişlerdi. Bunlar güç toplamaya hizmet eden her mücadelenin karşısına dikiliyor ve «mücadele edersek, faşizm gelir» diyorlardı.

Lenin, TİP oportünistleriyle aynı iplikten dokunan İkinci Enternasyonal revizyonistleri için şöyle demişti:

«Oportünistler, büyük savaşlara güçleri hazırlama dönemini, bu savaşlardan vazgeçme dönemi olarak yorumladılar.»

Maceracılar da, mücadelede güç toplama siyasetini esas almadılar. Onlar için önemli olan «bireyci kahramanlık» peşinde koşmak ve bir marifetmiş gibi bununla böbürlenmektir. Onların eylemleri, güç toplamaya değil, güçlerin dağılmasına yaradı. Esasen maceracılar, devrim için sabırlı bir hazırlığı ve güç toplamayı reddettiler. Lenin'in görüşlerinin modasının geçtiğini iddia ettiler. Onlar «suni denge» teorileriyle halkın uyuşuk olduğu karalamasını ileri sürdüler ve büyük bir kibire kapıldılar. Güç toplama siyasetinin yerine, «oligarşinin bağrını gümbür gümbür dövme» şeklinde ifade ettikleri maceracı siyaseti koydular. Oysa halka dayanmayan ve güç toplama siyasetini gözetmeyen bir tutum, «oligarşinin bağrını» dövmedi, tam tersine hakim sınıfların, devrimci güçlerin bağrını dövmesine ve güç kaybına yol açtı.

Sabırlı bir hazırlık ve güç toplama siyasetini reddeden maceracılık, kitlelere güvensizlikten, derin bir karamsarlıktan ve her an balon gibi sönebilen şövalyece bir «kahramanlık» duygusundan kaynaklanıyordu.

Bu bireyci «kahramanlığın» ne kadar kof ve yüreksiz olduğunu Lenin şöyle tespit etmişti:

«Yığın mücadelesini hazırlama ve geliştirme koşullarına dikkat etmeyen kimi kişiler, Avrupa'da kapitalizme karşı kesin mücadelenin uzun süre geri kalması yüzünden umutsuzluğa ve anarşizme sürüklendiler. Bu anarşist umutsuzluğun ne denli kısa görüşlü ve yüreksiz olduğunu artık görebiliyoruz.»

Küçük burjuva maceracılığının «yüreksizliğini» Türkiye'de de döne döne yaşadık ve yaşıyoruz. Yaygın bir küçük burjuva temeli olan ülkelerde maceracılık, özellikle çocukluk dönemlerinde devrimci harekete uzun yıllar egemen olabilmiş ve güç toplama yerine, güçleri heder etme siyasetini koyabilmiştir.

Lenin şöyle diyordu:

«Bolşevizm, anarşizme benzer yanları bulunan ve ondan bir şeyler alan ve her temel sorunda tutarlı bir proleter sınıf mücadelesinin koşullarından ve gereklerinden kaçan şu küçük burjuva ihtilalciliğine karşı uzun yıllar süren bir mücadelede şekillendi ve güçlendi...»

Çin devriminde ise Partiye, 1927-1935 yılları arasın da üst üste dört «sol» oportünist çizgi hakim oldu.

Mao Zedung, bunları şöyle eleştiriyordu:

«Li Li-san ve öteki yoldaşlar devrimin kendi öz örgütsel gücünü geliştirmek suretiyle yeterli hazırlığa ihtiyacı olduğunu anlamayıp 'kitleler sadece büyük eylemler ister, küçük değil' diyorlardı.»

Bütün devrimlerin deneyleri bize güç toplamaya yönelen sabırlı bir mücadele yürütmenin gereğini öğreti yor. Güç toplama siyasetimiz, yalnız öncü güçleri topla maya değil, kitlelerin seferber edilmesi ve devrim saflarına kazanılmasına da hizmet etmelidir. Bu yüzden güç top lama siyasetimiz, hem öncünün inşasını, hem de kitle temelinin inşasını hedef almalıdır. Elbette her eylem, tek başına ele alınırsa bu iki amaca birden hizmet etmeyebilir. Böyle bir şart yoktur. Fakat çalışmamızın bütünü bu iki görevi de yerine getirmelidir.

Yalnız öncüyle devrim olmayacağını sık sık belirten Lenin, şu noktaya dikkat çekmiştir:

«... devrime tam bir hazırlık esastır. Fakat burada 'büyük' kitleler talebimizden derhal vazgeçmemiz gerektiği iddiasıyla çıkan yoldaşlar var. Bu yoldaşlara karşı çıkılmalıdır. Tam hazırlık olmadan hiç bir ülkede zafer kazanılamaz.»

4. Fırsat Kollamalıyız

Uzun süreli ve güç toplamaya yönelen bir mücadele içinde, eyleme geçmek için fırsat kollamalıyız. Fırsat kollamak, uygun mücadele fırsatlarının doğmasını kadere terk etmek değildir. Mücadele fırsatını kendi çabalarımızla yaratmalı ve hazırlamalıyız. Diğer yandan fırsatları değerlendirmek için, her an eyleme geçmeye ve mücadele biçimimizi değiştirmeye hazır olmalıyız. Ancak sabırlı bir çalışma yürüten, mücadele yeteneği olan ve disiplinli bir proletarya hareketi bunları başarabilir.

Yerli yersiz eylem yapmak ve sırf «eylem» için harekete geçmek, proletaryanın mücadele tarzı değildir. Sabırsız ve aceleci bir şekilde, fırsatları kollamadan ileri atılmak doğru değildir. Eylem için en uygun zamanı kollamalıyız. Bulunduğumuz kitle içinde mücadelenin yüksel-me ve alçalma durumunu doğru olarak tespit etmeliyiz. Çalıştığımız fabrika veya köylük bölgede, mücadele alçalırken kuvvetlerimizi derleyip toparlamaya, örgütlenmemizi düzenlemeye, gedikleri kapatmaya ve yeni fırsatların yaratılması için hazırlığa önem vermeliyiz. Mücadele yükselirken, bu yükselişi doğru bir şekilde değerlendirmeli, fırsatlardan yararlanmalı ve en uygun anı kollayarak eyleme girişmeliyiz. Bir grev başlatmak, toprak ve hürriyet için bir eyleme girişmek, herhangi bir direnişe geçmek, miting veya yürüyüş yapmak gibi her türden mücadelede uygun zamanın seçilmesi, mücadelenin başarısında önemli bir etkendir.

Mücadelenin yükseliş ve alçalışını tespitte ölçümüz, kitlelerin mücadelesi ve mücadele isteğidir. Mücadelenin yükselişini, bir avuç ileri unsurun durumuna bakarak değil, bulunduğumuz fabrika, köy veya yerdeki kitlenin çoğunluğunun durumuna bakarak tespit etmeliyiz.

Mao Zedung'un belirttiği üzere:

«Kitleler henüz uyandırılmadan taarruza geçme ye kalkışsaydık, bu maceracılık olurdu. Kitleleri, is teklerine aykırı bir şey yapmaya zorlasaydık, hiç şüphesiz başarısızlığa uğrardık. Kitleler ilerlemeyi istediği zaman ilerlemeseydik, bu sağ oportünizm olurdu.»

Eğer kitle belli biçimde bir mücadele istiyor, fakat hakim sınıflar bu mücadeleyi ezmeye hazır durumdaysa, o mücadele biçimi için uygun harekete geçme fırsatı yok demektir. Bu durumda hakim sınıfların ezmeye hazır olduğu mücadele biçimi değiştirilmelidir. Örneğin aktif bir mücadele verilmesi söz konusudur, kitle böyle bir mücadele ye isteklidir, fakat hakim sınıflar bu mücadeleyi ezmeye ve güçlerimizi dağıtmaya hazırdır. Bu durumda mücadelenin biçimini değiştirmeli, örneğin yoğun bir propaganda çalışmasına geçmeli veya uygun bir mücadele biçimi bulmalıyız. Böylece daha ileri mücadele biçimleri için hanlıkları geliştirmeli ve fırsat kollamalıyız. Diğer yandan geniş yığınlar bir kere harekete geçti mi, onun atılımına var gücümüzle önderlik etmeli, yığınların enerjisini sonuna kadar değerlendirmeliyiz.

Lenin, fırsat kollayan bir siyaset izleyen proletarya hareketini şu sözlerle niteliyordu:

«... bir yandan düşman bütün kuvvetlerini tek bir noktada topladığında güçlü düşmana karşı açık savaşa girişmekten kaçınabilecek, öte yandan da düşmanın acemiliğinden yararlanabilecek ve ona en beklemediği zamanda ve yerde saldırabilecek kadar esnek bir örgüt...»

Türkiye'de gerek işçi, gerek köylü mücadelelerinin birçoğunda fırsat kollama siyaseti uygulanıyor mu? Bu soruya pek olumlu bir cevap veremeyiz. Birçok işçi direnişi, birçok grev veya köylülerin toprak mücadelesi, zamanında harekete geçilmediği için başarısızlığa uğramıştır. Bazen fırsatlar kaçırılmakta, fakat birçok zaman da mücadeleye zamanından önce girişilmektedir. Bu yüzden eylem, erken açan çiçeğe don vurması gibi meyve vermemektedir. Öyleyse eylem anını, çok dikkatli seçmeliyiz. Mücadeleye, halkın güçlerinin en güçlü ve birleşik, karşı güçlerin en zayıf ve bölünmüş olduğu anda girişmeliyiz.

5. Düşmanı Daraltmalı ve Birleşebileceğimiz Bütün Güçlerle Birleşmeliyiz

Bütün düşmanları birden devirmeye kalkmak veya bizden olmayan herkese darbe indirmek, küçük burjuva devrimciliğinin yöntemidir. Bu tutumun şampiyonluğunu uzun yıllar TİP oportünistleri yaptılar. Onlar, kendilerinden olmayan herkesi, düşman kamp içinde görüyor ve çeşitli güçler arasında sınıf temellerine bakarak herhangi bir ayrım yapmıyorlardı. Kaba bir ekonomizme saplanıyorlar ve mülk sahibi olan bütün sınıfların temsilcilerini düşman kampta görüyorlardı. Örneğin işbirlikçi burjuvazi ve milli burjuvaziyi aynı sepete atıyorlardı. Hatta halkın saflarında yer alan akımları kendilerine rakip görüyorlar, esas darbeyi onlara yöneltiyorlardı.

Bu tutum, maceracılara ve tasfiyecilere Boran oportünizminden miras kaldı. Maceracılar, «herkes kahrolsun» siyasetini devrimcilik olarak göstermeye çalışıyorlar. Onlar, her olayda esas darbeyi yöneltecekleri düşmanı belirlemeksizin, herkese birden saldırıyorlar.

Stalin, «her şeyi birden devirme» siyasetini şöyle eleştirmektedir:

«Bazı yoldaşlar, bütün cephelerde saldırıya geçmenin bugün devrimci ruhun başlıca belirtisi olduğunu sanıyorlar. Hayır yoldaşlar, bu doğru değildir. Bütün cephelerde birden saldırı, bugün için aptallık olur. Bunun devrimci ruhla hiç bir ilgisi yoktur. Aptallıkla devrimci ruhu karıştırmamak gerekir.»
Çeşitli türden maceracılar, bir vuruşta herkesi devirmek gibi bir siyasetin peşinde koşarken küçük burjuva hayalciliğine kapılıyorlar. Hatta bunlar, herkesi düşmanın yanına itmek için ne yapmak gerekirse onu yapıyorlar Herkese darbe indirerek, kendilerinin devrimci olduğunu kanıtlamak sevdasına kapılmışlardır. Düşman kamptaki çelişmelerden yararlanmak bir yana, halk içindeki siyasi akımları da birçok zaman düşmanla aynı sepete atıyorlar. Milli burjuvaziyi, işbirlikçi burjuvaziden ayırmıyorlar, Avrupa ülkelerini de düşman olarak görüyorlar. Bunlar, devrimci siyasetin yerine kendiliğindenciliği ve «zengin düşmanlığını» koyuyorlar. Buna karşılık, revizyonistlerle itti-fakı savunuyorlar.

Mao Zedung, bir vuruşta herkesi devirme hayallerini şöyle eleştirmektedir:

«İflah olmazlar arasındaki çelişmelerden faydalanmasını bilmeli ve bir seferinde birçoğunu birden karşımıza almamalı, darbemizi ilkin içlerinde en gerici olanına indirmeliyiz.»

Düşmanı daraltmak ve en geniş ittifakı sağlamak için ortaya iki mesele çıkmaktadır:

1. Düşman kamptaki bütün çelişmeleri doğru bir şekilde tahlil etmek, baş düşmanı dikkatle tespit etmek ve diğerlerinden ayırmak, esas darbeyi ona yöneltmek.
2. Halk içindeki çelişmeler ile düşmanla bizim aramızdaki çelişmeleri dikkatle ayırmak ve birleşebileceğimiz güçleri düşman kampa itmemek.

Birinci mesele ile ilgili olarak Mao şöyle demektedir:


«Düşmanın iç çelişmelerinden yararlanmak ve geçici müttefikler kazanmak konusunda bu çelişmeleri patlama noktasına kadar itmek ve baş düşmana karşı düşman kampında bizimle işbirliği yapabilecek veya henüz bizim baş düşmanımız olmayan unsurlarla geçici bir ittifak kurmak ve bizimle işbirliği yapmak isteyen müttefiklere gerekli tavizler vermek, onları bize katılmaya ve ortak harekette yer almaya itmek ve sonra onları etkileyip peşlerindeki kitleyi kazanmak gereklidir.»

Bu siyasete uygun olarak revizyonistlerin veya faşistlerin yönetimindeki kitle örgütlerinde yaptığımız çalışmalarda alt tabakalarla birleşmeli, orta tabakaları kazanmalı, üst tabakaları bölmeliyiz.

İkinci mesele ise, halk içinde yer alan akımlarla, gruplarla ve kişilerle çelişmelerimizi dostça çözmeliyiz. Bir yandan onlara karşı ideolojik mücadele vermekle beraber, diğer yandan dostluk kurmaya ve bu dostluğu pekiştirmeye önem vermeliyiz. Eleştirilerimiz ve mücadelemiz bu amaca hizmet etmelidir.

Kaynakça
Kitap: DOĞRU EYLEM NEDİR?
Yazar: Doğu Perinçek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir