Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ecevit Hükümetinin Politikası Anarşiyi Önleyebilir mi?

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

Ecevit Hükümetinin Politikası Anarşiyi Önleyebilir mi?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Nis 2011, 03:54

Ecevit Hükümetinin Politikası Anarşiyi Önleyebilir mi?

Ecevit hükümeti anarşi karşısında şaşkınlık içindedir.

Anarşi ve cinayetleri polis tedbirleri ile önlemeye çalışmaktadır. Öte yandan aynı hükümet, Türkiye'deki anarşinin baş sorumlusu olan süper devletlerle sürekli bir pazarlık içindedir. Yani bir yandan anarşinin kökünü beslemekte, öte yandan toprağın üstüne çıkan zehirli yaprakları yolmaya çalışmaktadır.
Halka karşı işlenen cinayetleri önlemek en başta bir dış politika meselesidir. İkincisi demokratlaşma meselesidir. Üçüncü ve temel mesele ise emperyalizmi ve toprak ağalığını tasfiye etmektir.

Ecevit'in Montrö'de attığı adım olumludur. Bu, aynı zamanda anarşiye karşı atılmış bir adımdır. Türkiye'nin Kıbrıs ve Yunanistan'la olan anlaşmazlıkları çözmesi, anarşinin kökünü kurutmak yolunda yapılacak ilk önemli girişimdir. Süper devletlerin bölgemizdeki müdahale ve yıkıcılığına karşı alınacak ilk acil tedbir budur.
İkincisi, bugün halkın özgürlüğüne ve demokratik hak-larına yönelen saldırılara derhal son verilmelidir. Bugüne kadar en büyük anarşist, devletin kendisiydi. Türkiye'de en çok anarşi ve kargaşalık yapanlar da devletin polisi ve jandarmasıydı. Bu «anarşistler», kitap okuyana saldırdı, yazı yazana saldırdı, konuşana saldırdı, derdini dökene saldırdı, toprak isteyene saldırdı, grevciye saldırdı. Saldırdı oğlu saldırdı. Yalnız saldırmadı, dövdü, hapse attı, öldürdü.
Bir kere CHP hükümeti, daha devlet kuvvetlerinin yaptığı anarşiye ve saldırganlığa son verebilmiş değildir. Henüz geçenlerde AYDINLIK afişini yapıştırdığı için 500'den fazla afişçi gözaltına alınmış, bunlardan bir kısmı dövülmüş, hakarete uğramıştır. Polis, her gün el koyduğu kitap sayısı ile övünmektedir. Halkın kurduğu derneklerin kapısına valilerin emri ile kilit asılmaktadır.

Manzaraya bakınız. Katiller ve caniler ortalıkta cirit atıyor, polis ise kitap okuyanları, afiş asanları ve dernek kuranları kovalıyor. Yani polis de halka saldırıyor ve anarşik faaliyete katılıyor. Ecevit hükümeti artık buna son vermelidir, 141-142. maddeler kaldırılmalı, halkın düşünce ve örgütlenme özgürlüğü üzerindeki baskılar kalkmalıdır.

Devletin yalnız polisi ve jandarması değil, MİT ve Kontrgerilla gibi kuruluşları da anarşinin içindedir. Hatta bunlar cinayetler örgütlemekte ve halka karşı çeşitli tertipler ve katliamlar düzenlemektedir. İşte 1 Mayıs katliamı, işte 16 Martta İstanbul Üniversitesinden çıkan gençlerin bombalanması, Sirkeci ve Yeşilköy sabotajları. Ülkü Ocaklarının her günkü cinayetleri. Bütün bu eylemlerin her tarafı buram buram Kontrgerilla ve MİT kokmaktadır. Her gün önüne gelen yere dinamit atan, sağa sola saldıran maceracıların eylemleri de çoğu zaman devletin gizli örgütlerinin tertip ve kışkırtmalarıdır.

Ecevit, Kontrgerillanın ve MİT'in üzerine gidebilecek midir? Böyle bir niyeti var mıdır? Sürekli olarak «bu bahar olmazsa gelecek bahara» deniyor. Oysa devlet kurumları içine yuvalanmış faşizmi temizlemek, işi punduna getirme meselesi değildir. Bu iş, her şeyden önce bir program meselesidir, bir karar meselesidir.
Elbette böyle bir mücadele, düşmanın en zayıf, halkın en güçlü olduğu anda verilmelidir. Biz bunu anlıyoruz. Ama Ecevit halkın güçlü olmasını istemiyor ki, faşizme karşı halka güvenmiyor ki. Ecevit, bugün başına geçtiği devlet mekanizması içindeki faşist mevzileri dağıtacağına, mekanizmanın bütününe sahip çıkıyor. Ecevit halkla birleşmekten ve halk eyleminin safında yer almaktan çekiniyor. Halkın mücadelesinin getireceği özgürlük ve demokratlaşmadan korkuyor.
İşte Allende'nin çıkmazıdır bu. Ailende niçin Ailende oldu? Faşizme karşı kararlı bir mücadele yürüttüğü için mi, yoksa faşizmin üzerine yürümek cesaretini göstermediği için mi? Ecevit'in Allende'den çıkardığı ders, Kontrgerilla ile uzlaşmaktır, kendi deyimiyle «geçmişi deşmemektir». Daha doğrusu Ecevit Ailende olayından hiç bir ders çıkarmamıştır. Çünkü Ailende de kötülüğün üzerine yürüyememiş, halkın mücadelesini yatıştırmış ve faşizmle uzlaşmıştı.

Anarşiye karşı köklü çözüm ise, iki süper devlet başta olmak üzere, emperyalizmin her alandaki baskı, sömürü, denetim ve yıkıcılığına son vermek, toprak ağalığının kökünü kazımaktır. Biz buna milli demokratik devrim diyoruz.

Siz isterseniz, 500 tane yeni panzer, 50 bin çelik yelek, 100 bin adet teklemeyen tabanca alın, iki süper devletle pazarlığı esas alan, ekonomimiz üzerinde emperyalistlerin denetimini güçlendiren bir politika izlediğiniz sürece, anarşinin kökünü kurutamaz, cinayetlere son veremezsiniz. Tam tersine halk üzerindeki baskıyı ağırlaştırırsınız.

Siz isterseniz, her köye bir jandarma taburu yerleştirin, toprak ağalığı ve tefeciliğe karşı köylünün toprak ve hürriyet mücadelesini desteklemediğiniz sürece, jandarma taburlarınız ağaların kapısında köylüye zulmetmekten ve anarşiyi artırmaktan başka bir şeye hizmet etmez. Ve MHP gibi azgın' toprak ağalığını temsil eden partiler, daha da güçlenir. Ülkü Ocakları gibi cinayet örgütleri daha da azgınlaşır ve halka karşı daha kanlı cinayetler işlerler.
Siz isterseniz, Doğu bölgesindeki MİT örgütünü ve komando taburlarını beş misli güçlendirin ve bölücülük edebiyatını en yüksek perdeye çıkarın, ırkçı baskı ve eşitsizlik politikasını devam ettirdiğiniz sürece, Türkiye halkının birliğine kasteden kışkırtıcılar ve bölücüler olmaktan başka bir şey yapamazsınız. Ve sizin bu politikanız, Sovyet sosyal-emperyalistlerinin Doğu bölgesinde kışkırtacağı kargaşalık ve anarşi için en elverişli zemmi yaratır. Daha doğrusu yaratmaktadır.
Özet olarak anarşiye karşı köklü çözüm, emperyalizmi ile ortaçağ karanlığını Türkiye topraklarından temizlemekle olur. Üçüncü ve temel politika budur.

Özetlersek

Buraya kadar yazdıklarımızı toparlayalım. Çeşitli siyasi güçlerin Türkiye'deki anarşi konusundaki siyasetleri şöyle özetlenebilir.
— ABD emperyalizminin ve Batı Avrupa ülkelerinin siyaseti: Batının güneydoğu kanadının parçalanmasını önlemek, bu amaçla Türkiye ile Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki meselelerin barışçı yollardan çözülmesini sağlamak. Bugün bunu başarabilecek güçte gördükleri Ecevit'i desteklemek, fakat Ecevit'in başarısızlığı halinde devreye sokacağı faşist güçleri yedekte tutmak. Faşist katilleri, bu anlamda yedekte tutulan bir güç olarak korumak. (Bu son noktada Batı Avrupa ülkeleri ABD'den ayrılmaktadır.)
— MHP'nin ve Kontrgerillanın temsil ettiği faşist güçlerin bugünkü siyasetleri şudur: Türkiye ile Yunanistan arasında gelişen dostluğu baltalamak, Ecevit hükümetinin dış politikada yeni adımlar atmasını, böylece Batının desteğini almasını önlemek. Ecevit hükümetini güç duruma düşürmek, devlet içindeki mevzilerini korumak ve faşist bir darbenin yolunu açmak için cinayetleri ve terörü daha üst düzeye yükseltmek.
— Rus sosyal-emperyalistlerinin ve Türkiye'deki beşinci kolları olan revizyonistlerin politikası şudur: Türkiye ile Yunanistan arasında düşmanlık kışkırtmak ve iki ülkenin dostluk için atacağı barışçı adımları çelmelemek. Ecevit ile Batı ülkeleri arasındaki yakınlaşmayı engellemek, bu yöndeki gelişmeleri her araçtan yararlanarak baltalamak. Maceracıları bu amaçla kullanmak, maceracılar eliyle iç kargaşalığı körüklemek ve Türkiye'nin dış meselelerini çözmesini önlemek.
— Gürültü ve patırtılar hayli büyümekle beraber maceracılar, Türkiye'de de siyasi bir mihrak olarak ortaya çıkmıyorlar. Maceracıların CHP hükümetini baş düşman alan, Yunanistan'la savaş kışkırtan, halka saldıran ve halkı bölen siyasetleri, çoğu zaman Sovyetler Birliği'nin, bazen de Kontrgerilla ve MHP faşistlerinin aleti olmalarının bir sonucudur.
— CHP, iki süper devlet arasında denge hesaplarına dayanan bir pazarlık siyaseti gütmektedir. Hükümetin meselesi, büyük burjuvazinin ekonomik buhranına emperyalist yardımlarla bir çözüm bulmaktır. Bu yüzden hükümet, iki süper devlet arasındaki hakimiyet mücadelesinin yo! açtığı anarşinin kaynağını kurutacak bir siyaset izleyememekte ve meseleyi polis tedbirleriyle çözmeye çalışmaktadır. CHP buna bağlı olarak cinayetlerin ve gerici terörün kökünü kazıyacak biricik güç olan halk kitlelerine dayanmamakta; tam tersine kitle mücadelesini yatıştırmaya çalışmaktadır.
— AP'nin başında bulunan Demirel kliğinin siyaseti, Türkeş'le beraber yürüme siyasetidir. Demirel, elini Türkeş'ten kurtarmadığı sürece MHP'nin siyasetine destek olmak dışında bağımsız bir siyasi çizgiye sahip değildir. Buna karşılık AP içinde Türkeş'le ittifaka son vermek isteyen grup, faşist cinayetlere karşı nispeten olumlu bir rol oynamaktadır.
Çeşitli siyasi güçlerin anarşi ve kaynakları konusundaki siyasetleri bunlardır.

Devrimcilerin siyasetlerini ise şöyle sıralayabiliriz.

1. Yunanistan'la dostluk ve bütün meselelerin iki süper devletin müdahalesi dışında, her iki ülke yararına barışçı yollardan çözülmesi.
2. İki süper devletin Kıbrıs'tan ellerini çekmesi ve Türk birlikleri dahil bütün yabancı askerlerin Kıbrıs'tan çekilmesi için mücadele.
3. iki süper devletin, özellikle Sovyetler Birliği'nin Türkiye üzerindeki her türlü baskısına, sömürüsüne, denetimine ve yıkıcı faaliyetlerine karşı çıkmak. İki süper devletle pazarlık ve denge siyasetini eleştirmek.
4. Bağımsızlığımızı ve devlet egemenliğimizi koruyacak biricik siyaset olarak, halkın silahlanmasına ve öz kaynaklarımıza dayanan bir milli savunma siyaseti.
5. İki süper devleti hedef alan ve halkın özgürlüğünü savunan bir milli birleşik cephe siyaseti izlemek. 45 milyonluk halkı cinayetlere, teröre ve yıkıcı faaliyetlere karşı birleştirmek. Halk içinde dostluğu savunmak, halkı parçalayan ve zayıf düşüren her türden faaliyetle mücadele etmek.
6. Bugüne kadar «devrimci» bir kisve altında ortaya çıkan ve devrimciliği gözden düşürmeye çalışan maceracılıkla ve bireyci terörle aramıza kesin bir sınır çekmek. Bunlarla mücadele etmek ve etkiledikleri iyi niyetli insanları kazanmak.
7. Cinayetlere ve teröre karşı halk kitlelerini seferber eden bir mücadele çizgisi izlemek.
8. Faşistlerin düello çağrılarına karşı uyanık olmak, kesin hesaplaşmayı halkın en güçlü, düşmanın en zayıf olduğu anda kabul etmek ve halkı buna hazırlamak.
9. Anarşiyi ve huzursuzluğu besleyen zemini ortadan kaldıracak kesin çözüm olarak, emperyalizmin, sosyal-emperyalizmin ve ortaçağ karanlığının kökünden temizlendiği bağımsız ve demokratik bir Türkiye için mücadele etmek.

Kaynakça
Kitap: ANARŞİNİN KAYNAĞI VE DEVRİMCİ SİYASET
Yazar: Doğu Perinçek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir