Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Her Kargaşalık Devrimci Midir?

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

Her Kargaşalık Devrimci Midir?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Nis 2011, 03:52

Her Kargaşalık Devrimci Midir?

Kargaşalık konusunda devrimcilerin tutumu nedir? Her kargaşalık iyi midir?

Bugün Türkiye'deki sahte solcular kargaşalıktan «halk iktidarı doğacağını» söylüyor ve vargüçleriyle anarşiyi körüklüyorlar. Hatırlanacağı üzere bunlar bir yıl kadar önce de, Türkiye ile Yunanistan arasında savaş çıkmasının her iki ülkede devrimci bir durum yaratacağım ileri sürüyorlardı. Bu akılsızlara göre, savaş, Ege'nin iki kıyısında ekonomik buhranı derinleştirecek, kargaşalığı şiddetlendirecek ve devrim için elverişli şartlar doğacaktı.

Kafa yine aynı kafadır. Bu anarşi hayranları her zaman halkın saflarında kargaşalıktan yana oldular. Her zaman Sovyet sosyal-emperyalistlerinin körüklediği halk içindeki kargaşalığa hizmet ettiler. Sahte solcular, emperyalistlerin kendi buhranlarını ezilen halkların sırtına yıkmaları için alkış tuttular.

Devrimci tutum nedir?


Emperyalistlerin ve gericilerin kargaşalık içinde olması iyidir. Halkın saflarındaki anarşi ve kargaşalık ise kötüdür. Emperyalistler arasındaki çelişmelerin keskinleşmesi iyidir, ezilen milletler arasındaki çekişmelerin derinleşmesi ise kötüdür.
Sahte solcular, dost düşman ayrımı yapmadan herkesin birbirine girmesini sevinçle karşılıyorlar. Hatta bunlar her zaman dostlar arasında kavga körüklüyorlar. Açıkçası düşmanın oyununu oynuyorlar.

Bugün Türkiye ile Yunanistan arasında bir savaş çıkmasını kim istiyor? Sovyet sosyal-emperyalistleri değil mi? Niçin istiyor bunu, devrim olsun diye mi? Hayır tam tersine, iki ülkede de devrimi ezmek ve bölgenin efendisi olmak için. Ezilen ülkeler arasındaki savaşlar daima emperyalistlere yarar ve daima emperyalistler tarafından kışkırtılır.

Meseleye somut örnekle bakmakta yarar var. Sovyet sosyal-emperyalistleri 1971 yılında Hindistan'ı Pakistan'a karşı kışkırttılar ve Hint yarımadasında savaş kundakladılar. Bu savaş neye yaradı, Hindistan ve Pakistan' da devrim için elverişli şartlar mı yarattı? Tam tersine ezilen iki ülkenin birbiriyle savaşması, Sovyet sosyal-emperyalizmine yaradı. İki ülkedeki buhran derinleşti, fakat bunun altından, bırakalım halk iktidarını devrimci bir yükseliş bile doğmadı. Çünkü bu buhran, sosyal-emperyalizmin buhranını hafifleten bir rol oynadı, emperyalizmin istikrarına hizmet etti. Hint-Pakistan savaşı, düşman içinde değil, dostlar arasında kargaşalık yarattı.

Ezilen dünya içinde olduğu gibi, bir ülkenin halkı içindeki kargaşalık ve bölünme de her zaman emperyalistlerin ekmeğine yağ sürer. İşçiden, köylüden, küçük burjuvazi ve milli sermaye sahiplerinden oluşan halkı birbirine kırdırmak kimin işidir, bugüne kadar kimin işi olmuştur? Buna karşılık, halk içinde düşmanlık ve kargaşa ile mücadele etmek, halkı birleştirmek devrimcilerin görevi değil midir?

Sahte solcuların kışkırttıkları ve altından devrim çıkacağını söyledikleri olaylara bir göz atalım. Bugün artık maceracılık, yurdumuzda yaramaz çocuk dönemini aşmıştır, gözü dönmüş bir şekilde halka saldırmakta ve halkı bölmektedir. Bunlar, ideoloji ve siyaset olarak tamamen faşist bir karakter kazanmışlardır. Devrimcilik ise yalnız dillerinin ucunda kalmıştır. Bunlar, bir avuç zorbanın yönettiği tekkelerini ayakta tutabilmek için her şeyi yapabilmekte, çevrelerindeki halk üzerinde faşist baskı uygulamaktadırlar.

Faşistlerin ilkesi nedir? Kendilerinden olmayan herkese zorbalık uygulamak. Bunun sınıfsal temeli vardır. Çünkü faşistler bir avuç emperyalistin ve gericinin çıkarını savunurlar ve bütün halka, hatta hakim sınıfların bir kesimine dahi düşmandırlar.
Devrimcilerin ilkesi nedir? Bir avuç sömürücü ve zorba dışında bütün halkla birleşmek. Bunun da sınıfsal temeli vardır. Çünkü proletarya kendisiyle birlikte bütün insanlığı kurtuluşa götüren sınıftır. Proletarya, devrimci görevini yerine getirmek için bir avuç düşmanı dışında herkesle birleşmesi gereken bir sınıftır.
Bir de şu sahte solcuların proletarya adına yaptıklarına bakalım.

Bunlara göre, bir «halk gençliği» vardır, bir «faşist gençlik» vardır. Bunların anlayışında «faşist işçiler» vardır, «faşist köylüler» vardır vb. Bunların dilinden düşmeyen sözler, «falanca mahalleyi faşistlere mezar yapacağız, filanca bölgeyi faşistlere mezar yapacağız» türünden sloganlardır.

Bu gözü dönmüş çeteler, emekçi halkın sınıfsal bakış açısını tamamen kaybetmişler, emperyalistlerin ve faşistlerin sınıf tutumuna düşmüşlerdir. On binlerce genci faşist görüşlerin etkisi altında diye düşman görmenin başka ne anlamı vardır? Faşist ideolojinin aldattığı halk çocuklarını «mezara gömmeyi» bir program haline getirmenin başka türlü açıklanması mümkün müdür? Sana haraç vermeyi reddetti diye beş işçiye faşist damgası yapıştırıp kurşuna dizmek ne demektir? Kırk Haramiler gibi okulların kapısını tutmak, yurtlarda ağalık yapıp kendi görüşlerinde olmayan gençleri zorbalıkla kapıya atmak, devrimci gazete satanların üzerine saldırmak, kendi tekkelerine boyun eğmedi diye devrimcileri öldürmek, işte bütün bunlar bugün devrimcilik adına yapılmaktadır.
Artık devrim düşmanlarının hizmetine girmiş olan bu sahte solcular, MHP'ye oy veren 1 milyon insanı, AP'ye oy veren 4 milyondan fazla insanı, MSP'ye oy veren 1 milyon insanı, aileleriyle birlikte hesaplarsanız Türkiye'nin yarısını düşman görmektedirler. Hatta bunlar birkaç yüz kişilik tekkelerinin çıkarı gerektirdiği zaman, CHP'liye de, devrimciye de düşmanlık güdüyorlar.

Aynı şeyi Ülkü Ocakları yıllardan beri uygulamıyor mu? Sonuç olarak bir yanda Ülkü Ocaklı faşistler ve öte yanda Sovyet sosyal-emperyalizminin beşinci kolu olan revizyonistler ve onların körüklediği maceracılar, sürekli olarak halk içinde düşmanlık kışkırtmakta ve halkı birbirine kırdırmaktadırlar.
Biz işçilerin, köylülerin, küçük burjuvazi ve milli burjuvazinin şu faşisttir, bu gericidir, öteki revizyonisttir diye bölünmesine karşıyız. Gerici ideolojilerin baskısı altında kalan insanlara dostça yaklaşmaktan yanayız. Biz halk içindeki kargaşalığın karşısındayız. İki süper devletin Türkiye'de yarattığı kargaşalığın karşısındayız. Biz düşman içindeki kargaşalıktan yanayız, emperyalizmin, sosyal-emperyalizmin ve Türkiye'deki gericiliğin kargaşalık içine düşmesinden yanayız.
Proletarya önderliğindeki sınıf mücadelesinin amacı da budur. Sınıf mücadelesi, öğlencinin öğrenciyi, işçinin işçiyi, köylünün köylüyü veya du sınıfların birbirini kırması değildir. Böyle bir anarşi halkın ve devrimin zararınadır. Biz köylünün toprak ve özyürlük mücadelesinden yanayız. İşçi sınıfının ve bütün halkın daha iyi yaşamak, özgürlük, bağımsızlık ve demokrasi için yürüttüğü mücadeleden yanayız.

Sınıf mücadelesinin en temel meselesi, dostu ve düşmanı iyi ayırdedebilmektir. Emperyalistlerin oyunlarına gelenler dostu dosta saldırtıyor. Evet bu dc bir sınıf mücadelesidir, fakat iki süper devletin ve gericilerin Türkiye halkına karşı yürüttüğü bir sınıf mücadelesidir.
Sahte solcuların istediği kargaşalık halk içindeki kargaşalıktır. Lübnan, bu olayı iki yıldır yaşıyor. İki süper devlet, çeşitli kisveler altında Lübnan halkını birbirine kırdırıyor. Bundan kim yararlanıyor? Lübnan devrimi mi, yoksa iki süper devlet ve İsrail siyonistleri mi?
İç savaş hayranları biraz akıllarını başlarına toplasınlar. Her iç savaş, devrimci değildir. Her iç savaş, halk için hayırlı değildir. İkinci Dünya Savaşı öncesinde faşist devletler, birçok ülkede iç savaş kışkırttılar, dışardan saldırı ve içerden komplo ve isyan örgütleme tehditleriyle zayıf devletlere gözdağı verdiler. Bunu Dimitrov'dan okuyunuz.

Büyük devrimci Mao Zedung, Çan Kayşek'in 1945 yılında iç savaş kışkırtması karşısında şöyle yazıyordu:

«Çan Kayşek'in bir iç savaş çıkarma komplosuna ilişkin olarak. Partimiz, berrak ve tutarlı bir siyaset izlemiştir. Bu siyaset, iç savaşa kararlılıkla karşı koymak, iç savaşa karşı olmak ve iç savaşı önlemektir. Önümüzdeki günlerde iç savaşı önlemek için, halka vargücümüzle ve büyük bir sabırla önderlik etmeye devam edeceğiz.»

Mao Zedung bunu söylediği zaman bir milyon askerden oluşan bir halk ordusuna ve iki milyon halk milisine kumanda ediyordu. Ülke topraklarının bir bölümünde halk iktidarı kurulmuştu. Buna rağmen o, iç savaş iyidir ve altından halk iktidarı çıkacaktır diye yazmadı. Halkın o şartlardaki barış ve huzur isteğine sahip çıktı. İç savaşı başlatanların gericiler olduğunu gözler önüne serdi. Ve bu politika sayesindedir ki, Mao, Çan Kayşek'in başlattığı iç savaşı kazandı.
Dünyanın her yerinde ilkönce şiddete başvuranlar daima gericiler ve halk düşmanlarıdır. Halk tarih boyunca kendini savunmak ve gerici şiddeti altetmek için devrimci şiddete başvurmuştur. Bugün Türkiye'de uygulanan şiddet ise, ister faşistlerden gelsin, isterse revizyonistlerden ve maceracılardan, doğrudan doğruya halkı hedef almaktadır. Yani gerici şiddettir. Bu zorbaların yarattığı anarşi, düşman saflarındaki bir anarşi değil, halkın saflarındaki bir anarşidir. Böyle bir kargaşalıktan emperyalizmi ve sosyal-emperyalizmi alteden bir devrim değil, düşmanın Türkiye halkını altettiği bir karşı-devrim çıkar. Çünkü bu anarşi Türkiye halkı ile düşmanları arasındaki çelişmeleri keskinleştirmiyor, halk içindeki çelişmeleri keskinleştiriyor, Türkiye halkını bölüyor ve parçalıyor.
Ülkü Ocaklarının, revizyonistlerin ve maceracıların yarattığı anarşi, kitle eylemini baltalıyor, kitlelerin mücadelesini bastırıyor ve söndürüyor, kitlelerin moralini bozuyor, halkı mücadeleden ve devrimden uzaklaştırıyor.

Doğan Öz'ün cenaze töreni bunun en son kanıtıdır. 1969 yılında İmran Öktem'in cenazesine yapılan saldırıyı lanetlemek için 70-80 bin kişi yürümüştü. Bugün bir savcı, Ankara'da sokağın ortasında katlediliyor. Cenazeye katılanların sayısı 7-8 bin kişi bile değildir.

Halk kendine «devrimci» adını vermiş başıbozuk takımıyla, sahte devrimcilerle yürümüyor, onların katılacağı eylemlerden uzak duruyor. Bu olay, maceracıların yarattığı kargaşalığın kitle eylemini nasıl söndürdüğünü, bir kere daha herkese hatırlatmaktadır ve yüreğinde devrimci istekler taşıyan herkes için bir alarmdır.
Bugün Türkiye'deki anarşi, devrimci yükselişin bir sonucu değil, devrimci yükselişi tersine döndürmek isteyen gerici bir olgudur. Kitle mücadelesinin sağlıklı bir şekilde geliştiği 1965-1970 yılları arasında Türkiye'de anarşizm ve maceracılık yoktu. Ülkü Ocakları da yoktu. Bu her iki musibet de, 1971 yılındaki 12 Mart faşizmi döneminde geliştiler. Yani halkın mücadelesinin yenilgiye uğradığı ve bastırıldığı şartlarda geliştiler. İki süper devletin Türkiye' de boy ölçüşmeye başladığı bir zamanda boy attılar. Bugün Türkiye'deki anarşizm ile kitle hareketi birbirinin zıddıdır. Anarşizm, kitle hareketini söndürmeye çalışıyor, fakat kitle hareketi anarşizmin hakkından gelecektir.

Devrim, kitle eyleminin yükselişinden doğar, yoksa halk içindeki kargaşalıktan değil. Devrim, Türkiye halkının düşmanlarının büyük zorluklar içine düştükleri ve birbirine girdikleri şartlarda doğar, yoksa halkın birbirine girdiği şartlarda değil.

Kaynakça
Kitap: ANARŞİNİN KAYNAĞI VE DEVRİMCİ SİYASET
Yazar: Doğu Perinçek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir