Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Anarşi: İki Süper Devlet Arasındaki Hegemonya Mücadelesi

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

Anarşi: İki Süper Devlet Arasındaki Hegemonya Mücadelesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Nis 2011, 03:46

Anarşinin Kaynağı: İki Süper Devlet Arasındaki Hegemonya Mücadelesi

Halkı hedef alan cinayetler ve saldırılar nerden kaynaklanıyor, bunların kökü nasıl kurutulur? Türkiye'de günün sorusu budur.
Ecevit, bir konuşmasında, ne zaman Türkiye'nin dış meselelerini çözmeye yönelse, içteki saldırıların ve karga-şalığın yoğunlaştığını belirtmişti. Başbakanın bu tespiti, kanımızca meselenin özüne parmak basmaktadır.

Gerçekten de Türkiye'nin Kıbrıs ve Yunanistan ile dost olmasını istemeyenler vardır. Ve ne zaman Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz'de barışçı bir adım atsa, patlayan bomba ve dinamitin gürültüsü de artmakta, cinayet ve saldırılar yoğunlaşmaktadır.
Doğu Akdeniz ve Ege'nin sularını bulandırmak isteyenler kimlerdir? Türkiye'de Yunanistan'a karşı düşmanlık körükleyenler kimlerdir? Bu sorulara vereceğimiz cevap, saldırı ve cinayetlerin kaynağını da gösterecektir.

Bir kere Türkiye'de fetihçi ve şoven güçler vardır. MHP bu güçlerin partisidir. Bunlar bugün Yunanistan'a karşı düşmanlığın şampiyonluğunu yapmakta ve fetihçitik yarışında en önde koşmaktadırlar. Bunların içte azgın gericiliği temsil etmeleri, fetihçi dış politikaları ile tam bir uyum içindedir. Türkeşlerin en fazla telaş ettikleri nokta, Kıbrıs ve Ege meselesinin barışçı bir çözüme ulaşmasıdır. Çünkü o zaman Ecevit hükümeti belli bir istikrar kazanacak ve Türkeşlerin faşist darbe planları da en ağır darbeyi yiyecektir.

Burada bir noktaya parmak basmak gerekiyor. Bilindiği gibi MHP, yakın zamana kadar ABD emperyalizminin Türkiye'deki saldırgan bekçisi idi. Bugün ise «Kahrolsun Amerikan ve Rum emperyalizmi, kahrolsun IMF» sloganını atıyor. Bu tutumu yalnız «göz boyamak» veya «halkı aldatmak» olarak açıklayabilir miyiz? Hayır. Çünkü MHP'nin Yunan düşmanlığı politikasıyla ABD'nin Kıbrıs ve Ege'de barışçı bir çözüm isteyen politikası çelişme halindedir.
Batı ülkeleri daha seçimler öncesinde Kıbrıs meselesini çözebilecek gücü Ecevit'in kişiliğinde görmüşlerdi. MHP'nin bugüne kadar sadakatle hizmet ettiği efendisine duyduğu tepki biraz da buradan gelmektedir. Ecevit hükümetinin dış meseleleri çözmek için yaptığı her girişimde patlatılan bombalar, aynı zamanda Batı ülkeleri ile Ecevit'in arasına atılmaktadır.

Bugünkü durum budur. Yarın durum değişirse tahlil de değişir. ABD'nin değişen şartlarda Türkiye'de darbe tezgahlamaya kalkışabileceği de gözden uzak tutulamaz. MHP ve Kontrgerilla her zaman bu işte kullanılabilecek güçlerdir. Ama bugün onlar yedekte tutulmaktadır.
Türkeş'in bütün çabası, Ecevit'in Kıbrıs ve Ege meselesini çözmesini önlemek ve faşist darbenin yolunu açmaktır. Ne var ki, bugün bu noktada ABD'nin desteğini arkasında bulmamaktadır. Hatırlanacağı üzere, Batı -ülkelerinin Demirel-Türkeşlerden gelen kredi isteklerini geri çevirmeleri MC hükümetinin düşmesinde belli bir rol oynamıştı. Buna paralel olarak, Batı ülkelerinin elindeki kredi musluklarını ancak Ecevit'in açtırabileceği kanısı, Türkiye'nin büyük burjuvazisi içinde adım adım güçlenmiştir. Gerek ABD, gerekse özellikle Avrupa, Ecevit'in Yunanistan ile anlaşacağı umudunu bugün hâlâ kesmiş değillerdir. IMF'nin ve çeşitli Avrupa ülkelerinin Ecevit hükümetine kredi açmaları ve yeni krediler vadetmeleri de bunu göstermektedir. Batı biraz da buna mecburdur. Çünkü ABD emperyalizmi Türkiye'de insiyatifi kaybetmiştir, olay yaratmaktan çok, gelişmelere göre tavır almak durumundadır. Güzel bir benzetişle söylendiği gibi, ABD emperyalizmi bugün on parmağının altında on pireyi tutmaya çalışmaktadır. Bu yüzden o, Doğu Akdeniz ve Ege'de tek bir parmağını dahi oynatamaz duruma düşmüştür.

Gelelim anarşinin önde gelen uluslararası kaynağına.

Bugün uluslararası alanda Türkiye ile Yunanistan arasında savaş kışkırtan ve böyle bir gerici savaşın pususuna yatan devlet, Sovyetler Birliği'dir. Kıbrıs ve Ege'de esen sıcak dostluk rüzgarı, Karadeniz'in kuzeyinde buz gibi karşılanmaktadır. Türkiye'nin Kıbrıs ve Yunanistan'la dostluk kurması, Brejnevlerin Doğu Akdeniz'deki yayılma emellerine ağır bir darbe demektir. İşte bu noktada Sovyetler Birliği ile Türkeş'in politikası birleşmektedir. İkisi de Türkiye ile Yunanistan arasında düşmanlıktan yanadır ve ikisi de barışçı gelişmeleri baltalamak için her yola başvurmaktadır.

Montrö'deki Ecevit-Karamanlis görüşmesi bu gerçeği açık bir şekilde gözler önüne serdi. Bu görüşmeye Türkiye'deki en büyük tepki Türkeş ve Demirel'den geldi. MHP ve AP, Ecevit'in Yunanistan'la dostluktan söz etmesine hemen hücum ettiler. Brejnev de Montrö görüşmesini aynı şekilde çok soğuk karşıladı ve Türkiye'deki beşinci kolu aracılığıyla «Amerikancı çözüm» damgasını yapıştırdı.
Bir çözüm, Moskovacı değil midir, halkların yararına mıdır, öyleyse «Amerikancı çözüm» yaygarası başlatılmalıdır. Brejnevler, dünya halklarının ABD emperyalizmine duyduğu haklı nefretten böyle yararlanmaktadır.

Sosyal-emperyalistler Ecevit ile Karamanlis arasında gelişen dostluğu dinamitlemek için, tabii yalnız propaganda mekanizmasını harekete geçirmekle de yetinmediler. Emperyalist huyları gereği çok yönlü bir taarruza giriştiler ve hemen devreye girdiler. Libya Başbakanı Callud aniden Moskova'dan Ankara'ya geldi ve Brejnev'in bazı önerilerini getirdi. Brejnev, Ecevit'e gizli bir mektup gönderdi. Hattâ Sovyetler Birliği Ecevit'in sonbaharda yapacağı Moskova gezisini Hazirana aldırmayı dahi başardı. Yani Sovyetler Birliği'nin üç yıldan beri oynadığı oyun yine sahneye kondu. Türkiye ve Yunanistan arasında uzlaşma yönündeki gelişmeleri iki ülkeden birinin arkasına geçip önlemek. Önlemenin yolu ise, o ülkedeki dostluk eğilimini baltalamak ve uzlaşmaya karşı çıkan saldırgan atmaca politikasını kışkırtmak.

Gerçek bu olduğu halde, Ecevit, Montrö görüşmesinden sonra ABD emperyalistlerine «gölge etme başka ihsan istemem» diyordu. Oysa Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin üzerine düşen gölgenin esas sahibi, Washington'da değil, Karadeniz'in kuzeyindeydi. Bu bir gerçek. Hem de kimsenin inkar edemeyeceği ve olaylara önyargısız bakan herkesin göreceği bir gerçek. ABD'nin Türkiye ile Yunanistan'ı birbirine kışkırtmak diye bir politikası olmadığı apaçık ortadadır. Tam tersine ABD, rakibi Sovyetler Birliği'nin yayılmasını önlemek için Ege ve Doğu Akdeniz'de barış istemektedir.

Öyleyse Ecevit, ABD'ye niçin sert bir dille çattı? Aslında Ecevit'in öfkesi Amerika'dan beklediği «ihsansın gelmemesi yüzündendi. Kredi vermesi için ABD emperyalistlerine açılan avuç, bir «ihsan» isteği değil miydi? Silah ambargosunu kaldırması için Washington'a yöneltilen rica ve serzeniş, gene bir «ihsan» isteği değil midir?

Türkiye'nin büyük burjuvazisi ve toprak ağaları otuz yılı aşan bir süreden beri Amerika'dan ihsan istemektedir. Özellikle ekonomik buhranın ağırlaştığı dönemlerde, örneğin 1958'de, 1970'te ve son buhranda bu ihsan istekleri daha da yoğunlaşmıştır. Çünkü büyük burjuvazinin buhranını gidermenin tek yolu, emperyalistlerden yeni krediler almaktır. Ecevit'in bugünkü bütün çabası da budur. Ecevit, ABD'ye «gölge etme başka ihsan istemem» derken, aslında büyük burjuvazinin sıkıntı ve öfkesini dile getiriyordu. Yoksa bu tutum, CHP'nin göstermek istediği gibi emperyalizme karşı mücadele siyasetinin ifadesi değildir. Çünkü emperyalistlerden ihsan almayı bugün en temel mesele olarak gören bizzat Ecevit'in kendisidir.

Halkın politikası ise, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler üzerine düşen gölgenin sahibini doğru tespit etmekten geçiyor. Bu gölgenin sahibi yukarda da belirttiğimiz gibi Moskova'dadır. Yunanistan'la barış isteyen her insan, en önce bu bölgenin kalkınması için uğraşmalıdır. İkincisi halkın çıkarı, Türkiye ekonomisini emperyalizme daha fazla bağımlı kılmayı değil, bağımsız bir ekonomi politikasını gerektiriyor. Alınan her kredi büyük burjuvazinin sıkıntısına çare olsa bile, Türkiye'nin geleceğini ipotek altına sokuyor ve ilerde daha ağır buhranların patlak vermesine yol açıyor. Bu nedenle ABD'den ambargonun kalkmasını isteyen, hem ABD'den hem Rusya'dan kredi talep eden Ecevit politikası ile halkın politikası arasında bir çelişme vardır.
Üstelik Ecevit'in iki süper devletle pazarlık politikası.

Türkiye'deki anarşiyi önlemek bir yana, kargaşalığın köklerini besleyen bir politikadır. Ecevit bütün polislerini istediği kadar canileri kovalamaya memur etsin, iki süper devlet arasında gidip gelen tutumunu sürdürdükçe, Türkiye'deki kargaşalığı güçlendirecektir. Çünkü anarşinin kaynağı, Sovyet sosyal-emperyalizmi ile ABD arasındaki hakimiyet mücadelesidir, özellikle de Kıbrıs ve Ege meselesidir. Ecevit, bu gerçeği aslında kendisi dile getirmiştir. Yazının başında belirttiğimiz gibi Ecevit ne zaman bu meseleleri çözmeye yönelse, iç kargaşalık Başbakanın ayaklarına dolandırılmaktadır. Ecevit, işe ülkemizle Yunanistan arasında düşmanlık kışkırtanları tespit ederek başlamalıdır. Yani içte Türkeş'in MHP'si ve dışta özellikle Sovyetler Birliği.


Kaynakça
Kitap: ANARŞİNİN KAYNAĞI VE DEVRİMCİ SİYASET
Yazar: Doğu Perinçek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir