Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Fundamantalist hedefler

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

Fundamantalist hedefler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 22:18

Fundamantalist hedefler

Türk fundamantalistleri (ya da İslamcılar'ı), Müslüman dünyadaki diğer İslamcılar'la aynı görüşü ve hedefleri paylaşıyorlar. İslam Kanunu (ya da Şeriat) esaslarına göre bir İslam cumhuriyeti kurmak istiyorlar. Batı ve özellikle Amerikan kültürünü İslam değerlerine oranla aşırı derecede yozlaşmış görüyorlar. Lâiklik, serbest ahlâk, cinsel hürriyet, materyalizm ve toplumda bireye önem verilmesi, fundamantalistler tarafından, İslam devleti'nin kurulmasına engel teşkil eden yıkıcı Batı değerleri sayılıyor. Aslında fundamantalistler Türkiye'nin çağdaş problemlerinin ve milli zayıflığın Batılı ülkeler tarafından empoze edilen lâik politikalardan ve tarihi İslami kültür köklerinden ayrılmasından kaynaklandığı görüşündeler.

Fundamantalistler siyasi açıdan bağlantısız, Türkiye'nin NATO üyeliğine şiddetle karşı, batılı ülkelerin diğer Müslüman ülkelere yönelik politikalarına ve Türkiye'nin Avrupa Topluluğu'na girmesine muhalif Müslüman dünyada Amerikan olduğu kadar Sovyet yayılmacılığını da tasvip etmiyorlar. Türkiye'de İslam devleti kurulması halinde dahi İran, Irak ve Suriye gibi komşularıyla olan ananevi ve ideolojik sürtüşmeler ortadan kalkacak gibi değil. Buna rağmen fundamantalistler, diğer Müslüman ülkelerle daha fazla dayanışma politikalarından yana. Fundamantalistler, taktik bakımından bölünmüş durumda: Küçük ve gizli bir grup, amaçlarına ulaşma yolunda kuvvet kullanılmasından yana, birçokları, mevcut demokratik kurumlar içerisinde mücadele konusunda görüş birliği içindeler (bu demokratik kurumların korunmasından yana olmasalar dahi). Türkiye'de şu anda bir İslam devrimi tehlikesi yok. Başta yüksek enflasyon olmak üzere ciddi ekonomik problemlere rağmen halkın memnuniyetsizliği henüz çok yüksek bir dereceye ulaşmış değil. Halkın memnuniyetsizliği de otomatik olarak İslamcıların kazancı anlamına gelmiyor.

1970'lerdeki anarşi ve terör günlerinde bile, hiçbir İslamcı parti iktidar namzeti olabilecek oy potansiyeline ulaşamadı (o yıllarda Milli Selâmet Partisi en fazla yüzde 12 oy almıştı). Böylece, henüz Türk siyasetinde, önemli bir rol oynamayan İslamcı güçlerin, seçimler yoluyla iktidara gelmesi, çeşitli sebeplerden dolayı mümkün değil: "İslam devleti"ni savunmanın Anayasa'ya aykırı olması: Anayasa, Şeriat düzeninin savunulmasını yasakladığı sürece İslamcıların amaçlarına ulaşma umudu sınırlı kalacaktır. Türk toplumu, "İslamcı politika"ya karşı aşırı hassas. Lâiklik yasalarının her türlü ihlali büyük tartışmalara yol açıyor.

Ordunun bekçilik rolü:

Türk ordusu daima Atatürk ilkelerinin bekçisi olarak hizmet vermiştir. Bu ilkelere lâikliğin korunması da dahildir. Türk siyasetinde, 70'li yıllarda olduğu gibi, düzeni sağlamak için zaman zaman ordunun müdahalesini gerektiren istikrarsızlık dönemleri yaşandı.

Çok şükür ordu her seferinde yönelimi tekrar sivillere bıraktı. Ordu, kendi kademelerinde bu dâvâya yönelik çok yüksek bir sempati oluşmadıkça güçlü bir İslamcı hareketten doğabilecek kaosu kabul edecek gibi değil. Bugün ise böyle bir ortamı bulunmuyor. Türk lâikliği, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda 1925'ten beri varolan, topluma kuvvetle işlenmiş ve kolay kolay değiştirilmeyecek bir madde ile pekiştirilmiş durumda. Fundamantalistler birlik ve kuvvetten yoksun.

Çeşitli dini tarikatlar ("sûfi" ya da tasavvufi) halk arasında hatırı sayılır destek görmesine rağmen birbirlerine rakipler. İslamcılar ayrıca tek bir parti çatısı altında birleşmemişler ve şimdilik böyle bir şey ihtimal dahilinde değil.

Atatürk tarafından kökü kazınmış olduğu için Türkiye'de, diğer ülkelerdeki İslam politikalarının belkemiğini oluşturan bir mollalar sınıfı yok. Böylece Türk fundamantalistleri fazlaca bölünmüş ve daha önemlisi tek bir karizmatik liderden yoksun. İslamcılar Türkiye'de radikal fikirleri savunan tek siyasi güç değil. Daima İslamcı alternatife rakip olacak, gelişmiş milliyetçi ve solcu güçlerle sıkı bir mücadeleye maruzlar. Türkiye'deki Şii azınlık birlik içinde olmadığı gibi Humeyni ve İslam Cumhuriyeti ile sıkı bağlar içinde de değil. Bunlar, Şiiliğin inanç hürriyetini kısıtlayacağı için Sünni Müslüman bir rejim kurulmasından korkuyorlar.

Bu yüzden Türkiye'deki Şia, kendi dini haklarının garanti altında olması için yıllardan beri lâik devletin muhafaza edilmesini destekliyor. İslamcı hareketin gelecekte başarıya ulaşması, İslamcı politikaların, içinde faaliyet göstereceği çevreyi etkileyecek olan bir çok iç ve dış faktöre bağlıdır:

Demokrasinin korunması:

Bazı İslamcılara göre radikal sol-radikal güçlerin şansını artırabilmek için, ülke politikasını kutuplaştıracak bir askeri müdahaleye yolaçacağı umuduyla demokrasiyle çatışma yolunu denerler. Radikal sol ve İslamcı sağ aynı şekilde, batı aleyhtarı ve Nato aleyhtarı görüşü paylaşılır ve Türkiye'nin Avrupa Topluluğu'na girmesine karşı çıkarlar. Demokrasi muhafaza edilebildiği sürece İslamcılar sandık başında mücadeleye, uzlaşmalara girmeye ve Türkiye'deki hakim politikalara uyum sağlamaya zorlanırlar. Bugüne kadar kurdukları ya da girdikleri siyasi partilerde hep bu şekilde davrandılar.

Gelecekteki ekonomik eğilimler:

Türk ekonomisinin geleceği, radikal İslam'ın beklentileri üzerinde kritik etkiye sahip olacak.

Şu ana kadar Özal yönetimi altında ekonominin liberalizasyonu, İslamcıların ekonomik durumlarına yardımcı oldu: Ekonominin İslamcılar tarafından kontrol edilen sektörünü genişlettiler ve yeni bir İslamcı küçük burjuva sınıfı ortaya çıktı. Ekonomi büyüdükçe ve İslamcılar arasında da zenginler arttıkça zengin ile fakir arasındaki uçurum daha da büyüdü. Bu dar gelirli unsurlar, bir protesto biçimi olarak sık sık İslam'a dönüyorlar ve İran'da olduğu gibi adaleti arıyorlar. Fakat bunlar, özellikle şehirlerdeki işçi sınıfında olduğu gibi sola da dönebiliyorlar.

Ekonomik ve politik liberalleşme altında devletin ekonomi ve toplum üzerindeki kontrolünün azalmaya başladığı son günlerde İslamcılar siyasi manevra yapmak için daha geniş bir alan buldular. Genel ekonomide meydana gelecek büyük bir çöküş, gelecekte daha radikal bir İslamcı alternatife zemin oluşturabilir.

Kürt meselesi: Türkiye'deki Kürtler de Türk devletinin istikrarsızlığına katkıda bulunabilir, fakat İslamcılar Kürt nüfus arasında özellikle İslam kuralları açısından çok sınırlı başarı sağlayabildiler. Şiddetli bölücü Kürt hareketlerinin çoğu Marksist-Leninist soldan çıktı. Ayrıca ideolojik bağlamda İslamcılar, bir İslam devletinde milliyetçiliği değil yalnızca İslam'ı kabul ettiklerinden dolayı bölücü hareketleri hiç desteklemediler. Bununla birlikte Humeyni'nin İran'ı, kürtlerin hedeflerine ulaşabilmeleri için, İslami hareketin gerekli olduğunu savunarak geçmişte Türkiye'deki Kürt nüfusu istismar etmeye çalıştı (Irak'ta olduğu gibi). İran, Kürtleri istismardan büyük ölçüde vazgeçmiş bulunmasına rağmen, halen bölgede potansiyel bir tehlike oluşturmaktadır. Dış politika kıstasları: Türkiye'nin geleceği hakkındaki çeşitli kilit dış politika konuları Türkiye'nin Batı'ya yönelişinde önemli etki sahibi olabilir. Türkiye'nin Batı'yla ilişkilerinde büyük bir bozulma, İslamcı hareketi (aynı zamanda radikal solu) güçlendirecektir.

NATO politikalarından Türkiye'nin önemli bir memnuniyetsizliği (özellikle Yunan yanlısı bir eğilim), Türkiye'nin Avrupa Topluluğu üyeliğine başvurusunun reddedilmesi, ya da Ermeni meselesi veya Türkiye'deki insan hakları gibi konularda ABD Kongresinin Türkiye aleyhinde aldığı bir karar (özellikle demokrasi ve Kürtler konusunda ki bu konular sürekli biçimde ABD'deki Ermeni ve Yunan lobileri tarafından kurcalanmaktadır) Türkiye'nin Batı'ya yönelişini zayıflatacak, İslamcı politikaların yararına çalışacaktır. Türk din politikalarında İran'ın rolü: Diğer Müslüman ülkelerdeki İslamcılar gibi, Türkiye'deki Sünni İslamcılar da Humeyni devrimi ve İran Cumhuriyeti'ne karşı kararsız bir yaklaşım içindedir.

Bir yanda, Humeyni'nin Şah'ı ve Amerika'yı İran'dan atarak bir İslam Cumhuriyeti kurmayı başarmasına duyulan hayranlık ve saygı; diğer yanda, Sünniler'in çok azı İslam Cumhuriyeti'ni taklit etmeye istekli ve onun Şii karakterine sempati duymuyor olmaları.

Humeyni'nin İran'ı, önceleri Türkiye'yi lâikliğinden, ABD ile ittifakından ve İsrail'le ilişkilerinden dolayı suçluyordu. Ancak bu tavır, Körfez Savaşı sırasında İran'ın Avrupa ile ekonomik bağlantı yolu olan Türkiye'ye muhtaç olmasıyla yumuşadı. Bununla birlikte Türk radikal İslamcılar'ı, Humeyni'nin ABD, Irak ve Suudi Arabistan'a karşı politikalarını destekliyorlar. Bu arada İran, Türkiye'deki diplomatik varlığını İslamcı hareketi açık açık desteklemekte kullanıyor (İran Büyükelçisi'nin İsrail aleyhtarı bir gösteriye katılması gibi).

1989'un başında İran, Türkiye'deki türban yasağını eleştirmiş ve bir bütün olarak Türkiye'nin İslam karakterinden şüphe duyduğunu açıklamıştı. Bu olaylar yüzünden iki ülke arasındaki resmi ilişkiler bozulmuştu. Türk güvenlik yetkilileri İran'ın Türkiye'deki İslamcılar'a başka biçimlerde yardım ettiğine inanıyor. İran, Türkiye'nin büyük şehirlerindeki konsoloslukları ve "İran Kültür Merkezleri" vasıtasıyla ileride bu ülkedeki İslamcı unsurları yönetebilir. Mamafih, genel olarak, sıradan bir Türk vatandaşı, İslam Cumhuriyeti 'nin ve İranlılar'ın hayranı değil.

Konunun ABD açısından önemi

Türkiye'de İslamcılar'ın zaferi, Türkiye'deki ABD üsleri, Türkiye'nin NATO üyeliği, gelecekte Avrupa Topluluğu'na katılması ve Batı ile ilgili bütün yönelişleri açısından ABD'nin çıkarlarını önemli ölçüde etkileyecektir. Sünni İslamcılar'ın Şii İran'a sempatileri çok sınırlıdır ama, Türk çıkarlarım doğrudan etkilemeyen bir ABD-İran çatışmasında İran'ı destekleyeceklerdir. Türkiye'deki ABD aleyhtarı terörist faaliyet ihtimali de gözardı edilemez. Çabuk alevlenebilen bir çevrede ABD üsleri mesele haline gelirse ABD personeline karşı eyleme geçilebilir (1970'lerin anarşi ve terör ortamında solcular tarafından olduğu gibi). Bu inceleme, Türkiye'de İslamcılar'ın iktidara gelmelerinin mümkün olmadığı sonucuna varmakla birlikte, onları dikkate alınması gereken bir güç olarak değerlendirir.

Türkiye'de İslamcı duygular gelişirken, herhangi bir Türk hükümeti ve ABD bu İslamcı tebâ'nın varlığını, görünümünü, duyarlılığını ve çıkarlarını hiç aklından çıkarmamalıdır. İslamcı faktör, ABD'nin Ortadoğu'daki hareketini ve Türk desteğini kısıtlayacaktır. Bu durum ABD'nin Körfez ve Arap-İsrail meselesindeki politikasını da etkileyecektir. Türkiye'deki İslamcı politikaların yerli karakteri bilinince ABD belli bir sınır dahilinde durumu etkileyebilecektir. ABD, Türkiye'deki İslamcı olmayan eğilimlerin büyümesine, öncelikle Türkiye'deki demokratik güçleri destekleyerek yardımcı olabilir. Demokratik yol, şiddet güçlerinin otoriter bir ortamda yeşermesini önlemek için en iyisidir ve böylece İslamcı güçlerin de siyasi hayata katılmasına izin verilmiş olur. Böyle bir katılım, İslamcıları fikirlerini serbest bir siyasi ortamda ve seçimler vasıtasıyla açıklamaya zorlar.

ABD'nin demokratik rejimi desteklemesi, mevcut din aleyhtarı kanunlar tarafından kendilerini baskı altında gören İslamcılar için memnuniyet verici olacaktır. Olumsuz bir görüş açısından, ABD, Türk milli duyarlılığını aklından çıkarmamalıdır. Bunun ihlali, Türk fundamantalist güçlerin yabancı düşmanlığını körükler. Soğuk savaşın bitmesi ve Sovyet dış politikasındaki köklü değişiklikler, savunmasında en başta Sovyet tehdidini dikkate alan bir Türkiye'ye ABD'nin otomatik olarak güvenemeyeceği anlamına da gelir. Türkiye'nin NATO'ya olan ihtiyacının azalması ve Ortadoğu'da artan ekonomik rolü, "ne Doğu ne Batı" çağrılarını güçlendirir ve İslamcılar'a Türk iç ve dış politikalarının yönlendirilmesinde kesin değilse bile daha fazla söz hakkı verir.

Kaynakça
Kitap: Amerikan Gizli Belgelerinde Türkiye de İslamcı Akımlar
Yazar: Yılmaz Polat
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir