Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Bülent Ecevit'in Esnaf ve Sanatkarlarla Konuşması

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

Bülent Ecevit'in Esnaf ve Sanatkarlarla Konuşması

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:23

BÜLENT ECEVİT'İN ESNAF VE SANATKARLARLA KONUŞMASI

CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in 25 Mart 1977 Pazartesi günü Gaziantep'te esnaf ve sanatkârlarla yaptığı konuşma.


Değerli arkadaşlarım,
Seçim kampanyamız başlarken, Gaziantep'te esnaf ve sanatkârlarla böyle bir toplantı yapmaya özel bir önem verdim. Bu önem verişimin iki nedeni vardır. Birincisi Cumhuriyet Halk Partisi esnaf ve sanatkâra büyük önem vermektedir, ikincisi Gaziantep'te esnaf ve sanatkârın özel bir yeri ve önemi vardır.
Cumhuriyet Halk Partisi esnaf ve sanatkâra niçin böyle büyük önem veriyor? Belki bir kısım esnaf ve sanatkârlar da bunun farkında değildirler. Cumhuriyet Halk Partisi'ni, Demokratik Sol tutumuyla daha çok işçiye, köylüye, kamu görevlisine yönelmiş, öteki çalışan halk topluluklarına yönelmiş bir grup gibi görüyorlardır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendilerine de aynı önemi vererek yaklaştığının farkında olmayan esnaf ve sanatkârlar belki vardır. Fakat eğer yeni programımızı okuyacak olurlarsa, bunun böyle olmadığını, bizim bakış açımıza göre esnaf ve sanatkârın, halk toplulukları içinde ve gelişme açısından, hakça, hızlı ve yaygın gelişme açısından önemli bir yeri bulunduğunu göreceklerdir.

Bir kere biz, ekonomik gelişmeye halkın doğrudan katkısını istiyoruz ve bu katkıyı arttırmaya çalışıyoruz. Esnaf ve sanatkârın da ekonomik gelişmeye doğrudan doğruya büyük katkısı vardır. Esnaf ve sanatkârlar bir bakıma sermayedardır ama küçük bir sermayedardır. Onun yanı sıra emeğiyle yaşamını kazanan kimsedir. Aslında belki de esnaf ve sanatkârı öteki işadamlarından ayıran başlıca unsur onda sermayeyle emeğin birleşmesidir. O bakımdan, emeğe en üstün değeri veren ve herkesin emeğinden elde ettiği değerle, ürünle toplumun gelişmesine katkıda bulunmasını isteyen Cumhuriyet Halk Partisi'nin gözünde esnaf ve sanatkârın özel bir yeri vardır.

Esnaf, Sanatkâr ve Özel Girişim

Esnaf ve sanatkâr bir bakıma özel girişimin de önemli bir unsurudur. Biz de özel girişime, özel kesime büyük sermayenin egemen olmasını istemiyoruz; tekelleşme eğilimindeki sermayenin egemen olmasını istemiyoruz, özel kesimde tekelleşmeyi önlemenin en etkin güvencelerinden biri de esnaf ve sanatkârı güçlendirmektir. Ayrıca eğer bir ülkede özel girişim olacak ise, bunun bir okulu da olması gerekir. Özel girişimcilik liselerde, yüksekokullarda öğrenilmez. Gerçi işletmecilik dersleri, pazarlama dersleri şimdi okullarda öğreniliyor, öğrenilmesi de gerekli... Ama asıl girişimcilik bunun dışında bir şeydir. Onun da bir okulu olması gerekir. Bu anlamda bir okul, esnaf ve sanatkârlıktır. Bir bakıma fidanlık gibidir esnaf ve sanatkârlık. Eğer bir ülkede şu veya bu ölçüde özel girişim olacak ise, onun, bir fidanlıktan gelişecek olanların Türk toplum yapısına uygun olması gerekir.

Ayrıca biz, özgürlüğe ve demokrasiye önem veren bir parti olarak da esnaf ve sanatkârla ilgileniyoruz. Çünkü biliyoruz ki bir kimsenin esnaf ve sanatkâr oluşunda başlıca psikolojik etken, ruhi etken, onun özgürlük aşkıdır. Bir insan büyük rizikoların bütün muhtemel sıkıntılarını göze alarak niçin esnaf veya sanatkâr olur? Kimseye avuç açmadan, kimseye muhtaç olmadan, kimseye boyun eğmeden kendi başıma yaşamımı kazanabileyim diye esnaf ve sanatkâr olur. Demek ki bir insanı esnaf ve sanatkâr yapan güdülerin başında özgürlük isteği gelir. Biz de özgürlükçü demokrasiye Türkiye'de en büyük önemi veren parti olarak esnaf ve sanatkârla bu bakımdan da ilgileniyoruz.

CHP Programında Esnaf ve Sanatkâr

Geçen yıl kasım ayındaki kurultayda benimsenen yeni program incelendiğinde, Cumhuriyet Halk Partisi'nin, esnaf ve sanatkârla, Türkiye'deki bütün partilerden başka türlü ilgilendiği, onun sorunlarına başka türlü çözümler aradığı görülür.

Bizim dışımızdaki partiler, Meclis'te grupları bulunan partiler, esnaf ve sanatkârın sorunlarına bugünkü düzen içinde çareler arayan partilerdir. Bundan birkaç ay önce İstanbul'dan gelen esnaf ve sanatkâr temsilcileriyle yaptığım görüşmede söylediğim gibi, bugünkü düzen içinde esnafa sağlanabilecek çözümler birer cankurtaran simididir. Bu bozuk düzenin dalgalı fırtınalı denizinin dalgaları arasında boğulmaktan bir ölçüde kurtulabilsin diye, esnafa ve sanatkâra birer cankurtaran simidi atılır. Bu cankurtaran simidini atmada da, Cumhuriyet Halk Partisi bütün partilerden önde gelir. Örneğin, BAĞ-KUR'dan yararlanmadaki bazı güçlükleri kaldırma konusunda bizim arkadaşlarımızın verdikleri önergeler en önde işlem görmüştür. Küçük esnafın defterden kurtarılması gerektiğini öteden beri savunmuşuzdur. Esnafın ve sanatkârın bu düzenden can kurtaran simidi olarak beklediği bu gibi kurtarma araçlarını ona sağlamayı herkesten çok biz istiyoruz. Fakat bununla yetinmiyoruz. Önemli olan esnafa, bu dalgalı düzen denizin üstünde tutabilmek olanağını sağlamak değildir. Önemli olan esnafı ve sanatkârı esenlik kıyısına kavuşturabilmek, güvenliğe ulaştırabilmektir. Bununla, Cumhuriyet Halk Partisi'nden başka ilgilenen bir parti yoktur. Biz bunu nasıl başarabileceğimizi yeni programımızda açıkladık. O konuda kısaca size bilgi vereyim.

Sanayileşen Bir Ülkede Esnaf ve Sanatkârın Durumu

Gelişme sürecine giren, sınaileşmeye başlayan bütün ülkelerde esnaf ve sanatkâr sürekli birtakım sıkıntılarla karşılaşır. Sürekli bir güvensizlik duygusu içinde bulur kendisini.
Çünkü diyelim ki, esnaftır, küçük malları dükkânında satan kişidir. Bir toplum geliştikçe ve sınaileştikçe o toplumdaki pazarlama teknikleri, pazarlama yöntemleri, pazarlamayla ilgili kurumlar sürekli değişmeye başlamaktadır. Örneğin bazı büyük firmalar ve tekelci sermaye kendi ürünlerinden bir kısmını tüketiciye doğrudan doğruya ulaştırabilmektedir. Yine büyük sermaye, varlıklı kişiler, birtakım ayrıcalıklı ve imtiyazlı kimseler, devletten, varlıkları oranında aldıkları kredilerle, büyük mağazacılık yoluna gitmektedirler. Köşe başındaki mahalle bakkalının, kasabının, manavının, manifaturacısının işini büyük ölçüde baltalamaktadırlar. Ayrıca yine büyük sermaye çevreleri geniş reklam olanaklarından yararlanabilmektedirler. Esnaf bundan da yoksundur.

Sanatkârın durumu ise büsbütün güçtür. Çünkü teknoloji sürekli değişip ilerlemektedir. Bundan bir yıl önce bir atölyede yapılan malın daha geçerlisi, daha dayanıklısı bir yıl sonra, onun yarı fiyatına, onda bir fiyatına fabrikalarda yapılır duruma gelmektedir. Özellikle, bu yüzden bir sanatkârın altın bileziği olan mesleği, sanatı geçersiz duruma gelebilmektedir. Bir sanatkâr, çocukluğundan, çıraklığından veya babasının yanında terzi olarak yetişmiş olabilir. Kendi kasabasının, kentinin en iyi terzisi olabilir. Başka bir meslek de bilmiyor olabilir. Günün birinde konfeksiyon endüstrisi kurulur, piyasaya ucuz giyim eşyası çıkmaya başlar. Başlangıçta kalitesi pek iyi değildir bu malların. Ama giderek, iyi ve ucuz olarak vatandaşa sunulur. O zaman, terzinin altın bileziği bir anda değersiz olur. Ayakkabı sanayii geliştikçe Gaziantep'in yemenicileri* herhalde eskisi kadar sürüm yapamıyor olsalar gerekir. Elbette yemeninin bir özelliği vardır, güzelliği vardır. Eskiden Gaziantep'e geldikçe ben de bir yemeni alıp götürürdüm. Ama herkes güzel bir şey diye almazdı yemeniyi... Ayağına giyecek bir şey diye alırdı. Daha ucuzu, daha dayanıklısı fabrikalarda yapılmaya başlayınca, Gaziantep'in yemenicisi kırk yıllık baba mesleğinin geçersiz kaldığı bir ortamla karşı karşıya geliyor.

Veya musluk tamircisidir. Bu işi de iyi bilmektedir. Ama dediğim gibi, her gün televizyonlarda, reklamlarda, seyrediyorsunuz, büyük kuruluşlar, ortaya çıkıyor, musluğunuz bozuk mu veya musluk takacak oldunuz mu, "bay bilmem kimi çağırın" diyor,

Yemeni, Gaziantep'e özgü elde yapılan bir ayakkabı.

"hemen uçsun gelsin, musluğunuzu onarsın" diyor. Ne olacak bundan sonra musluk tamircisi vatandaşın hali.
Bu sorunlara çözüm bulmak yeniliğe karşı çıkmayı gerektirmez. Yeniliğe karşı çıkarsak çağımıza yeniliriz. Elbette teknoloji değişecektir. Elbette gereğinde, ne kadar üzülsek de, bir baba mesleğinin, bir altın bileziğin geçerliliği, teknolojideki gelişmeyle birlikte ortadan kalkacaktır. İşte burada Demokratik Sol bir yönetime bir görev düşer. Genel olarak sol, geçen akşam televizyonda da söylediğim gibi, halktan yana olmak demektir. Demokratik Sol da, hem halktan, hem de tek tek insandan yana olmak demektir. Toplumun da kişilerin de sorunlarını, dertlerini ve özgürlüğünü düşünmek demektir. O halde bizim görevimiz nedir? Bu yeniliğin birtakım meslekleri, altın bilezikleri geçersiz kılması karşısında bir Demokratik Sol Parti olarak, bizim görevimiz, esnafın ve sanatkârın toplumdaki değişime, teknolojideki gelişmeye kendini uydurabilmesini sağlamaktır.

Biz öyle bir düzen kurmak istiyoruz ki, yenilik, gelişme, sınaileşme, teknolojik değişim, esnafı sanatkârı bir silindir gibi ezip geçmesin. Tersine, esnaf ve sanatkâr, o yeniliklerin, o değişimin sürükleyici bir gücü, itici bir gücü, öncü güçlerinden biri durumuna gelebilsin; değişimle başa çıkabilsin; kendini, kafasını, gönlünü ve yeteneklerini değişime uygun duruma getirebilsin. İşte bizim yeni programımız bu amaca yönelik olarak hazırlanmıştır.

Örneğin, eğer herhangi bir iş alanındaki teknolojik değişiklikler için, devlet birtakım olanaklar sağlıyorsa, yani, "çağımızda bu iş için, şu makine parçasının artık yeni bir teknolojiyle yapılması gerek, bu da yeni yatırımlar gerektirir, yeni makinelar getirtmek, yeni fabrikalar kurmak, tesisler kurmak veya tezgâhlar kurmak gerektirir; ben devlet olarak bunun için destek olacağım, kredi sağlayacağım" diyorsa, bu desteği öncelikle o alanda çalışan sanatkârlara da sağlamalıdır.

Devlet Destek Olacak

Ama bir sanatkâr, bir atölye sahibi, tek başına bir yeni teknolojiyi uygulayacak güce sahip olamayabilir. O zaman yine devletin yardımıyla, üç sanatkâr, beş sanatkâr gereğine göre yirmi, otuz, elli sanatkâr bir araya gelebilecektir. Devlet onlara yeterli olanağı sağlayacaktır. Diyecektir ki, "artık sizin yaptığınız şu parçayı atölyede yapmak geçersiz hale gelmiştir. Buna devam etmek isterseniz batarsınız. Bu iş yeni bir teknolojiyle fabrikada yapılacaktır. Ama ben bunu büyük sermayeden önce size teklif ediyorum. Var mısınız Gaziantep'in sanatkârlarından, bu işi yapagelmiş sanatkârlarından on kişi, yirmi kişi, gelin siz bunun için -diyelim ki- 5 milyon ortaya koyun. Ben de 5 milyon, 10 milyon koyacağım devlet olarak" yahut, "şu kadar kredi sağlayacağım."

Buna karşı siz şöyle düşünebilirsiniz:

"Biz daha çok ipotek karşılığı kredi alabiliyoruz. Oysa biz paramızı taşınmaz mala değil, arsaya, yapıya değil, işe yatırmışız, üretime yatırmışız. Neyi karşılık göstererek kredi alabileceğiz?"

Kredi Düzeni Değişecek

Türkiye'deki düzen bozukluğunu bundan daha iyi anlatan bir kanıt olamaz. Biliniyor ki, kurulu düzenin neden olduğu göç yüzünden Gaziantep'e ve bütün büyük kentlere akın var. Gaziantep büyüyor. Benim son gelişimde hatırlarım, giriş yerindeki levhada 100 bin yazılıydı nüfus olarak. Bugün 300 bin yazılı. Bu nedenle Gaziantep sürekli büyüyüp yayılıyor. Kendilerini yormadan, riziko göze almadan servet yapmak isteyenler de, kentin gelişme alanlarındaki tarlaları önceden, ucuz ucuz kapatıyorlar. Sonra halk geliyor, gecekondular yapıyor. Yeni mahalleler oluşuyor o tarlalarda. Devlet geliyor okullar yapıyor. Birtakım tesisler doluyor. Metrekaresi 10 liradan alınan o tarlanın değeri, böylece iki yıl sonra 1.000 lira oluveriyor. Bu görülmemiş şey mi arkadaşlarım? 1.000 liralık o değeri üretmek için, ortaya koyduğu sermaye nedir bu hemşerimizin? Hiç! Ne emek vermiş? Hiç! Bu iş için kaç işçi çalıştırmış? Hiç! Fakat devlet onu bu düzende ödüllendiriyor. Çünkü o kimse, ucuza kapattığı arsaları teminat göstererek atölyede tezgâhının başında ter döken sanatkârın alamadığı krediyi alabiliyor. Kat kat fazlasını alabiliyor. Öyle değil mi arkadaşlarım?.. O zaman ne oluyor? Bugünkü düzende o yeni teknolojiye dayanan sanayiyi, alın terinden arttırdığı parayı bir atölyeye, bir tornaya, bir tezgâha yatıran adam değil, arsaya yatıran, toprağa gömen adam kurabiliyor. Sizler bir anlamda özel girişimcisiniz, size soruyorum şimdi; bütün içtenliğinizle söyleyin: Bu düzen böyle devam etsin mi?* Sizlerden bunu, "hayır" cevabını alacağımı biliyordum ki buraya beni dinlemeye gelenler, yaşamlarını emekleriyle kazanmak isteyen insanlardır. Topluma bir şey katarak, toplumun gelişmesine hız katarak kazanmak isteyen insanlardır. Hem özel girişimcisiniz, hem de bir şeyler yaparak, memlekete bir şeyler katarak kendi durumunuzu da düzeltebilmek istiyorsunuz. Onun için elbette bu düzenin böyle devam etmesini isteyemezsiniz.

İpoteksiz Kredi

Ayrıca sizlerin, satmak veya işlemek için birtakım ana mallara veya ara mallara ihtiyacınız vardır. Esnafın satacak mala, sanatkârın ara malına, hammaddeye ihtiyacı var. Bir ara malı, bir hammaddeyi, bir madeni alacaksınız, bir şey alacaksınız, ondan bir şey yapacaksınız. Buna ihtiyacınız var. Bugünkü düzende, sizlere o malları sağlayan kimselerin alabildikleri kredi nedir, sizlerin alabildiğiniz kredi nedir, şimdi buna bakalım. Elimizdeki son resmi bilgiler, 1976 yılının ilk on ayına ilişkin. Tabii bu, beş aşağı beş yukarı bu düzen devam ettikçe böyledir. 1976 yılının ilk on ayında bankalar yoluyla toplam 165 milyar lira kredi dağıtılmış. Bunun 35 milyarı tarım kredisi, küçük çiftçiler bu krediden ortalama 1.500-1.600 lira kadar alabiliyorlar. Büyük çiftçiler ortalama 300 bin lira alabiliyor. Sanayici 6 milyar, esnaf ve sanatkâr 6 milyar lira kredi almış. İpotek karşılığı diğer krediler 4 milyar lira. Büyük tüccarın aldığı kredi ise 114 milyar lira. Yani kredilerin toplamının yüzde 68'i, Gayri Safi Milli Hasıla'ya büyük tüccarın katkısı ise yüzde 12'den ibaret. Ekonomiye katkısı yüzde 12 kredi olarak aldığı yüzde 68.

Toplantıya katılan esnaf ve sanatkârlar bu soruya hep bir ağızdan "HAYIR" diye cevap verdiler.

Aracı Kalkacak

Niye esnaf kendi satacağı malı, sanatkâr kendi atölyesinde kullanacağı aracı-gereci veya işleyeceği maddeyi, aralarında birleşerek, aracısız sağlamıyor? Çünkü bütün Türkiye'deki esnaf ve sanatkâra kredi olarak 6 milyar lira verilirken, onların sattıkları veya işledikleri maddelere, kullandıkları araçlara-gereçlere aracılık edenlere 114 milyar lira kredi veriliyor. Yani trilyonlar ülkesine esnaf ve sanatkârdan çok daha önce erişecek kimseler var.

Gaziantep önemli Bir Ekonomik Merkezdir

Bir de Gaziantep'e bakalım kredi bakımından. Gaziantep, dün açık hava toplantımızda söylediğim gibi, Türkiye'nin en önemli beş ekonomik merkezinden biri. Doğu Anadolu sınırından Batı Anadolu'ya kadar birçok illerimizle yakın ekonomik ilişkisi var. Kendi kendine Gaziantep'i Türkiye'nin beşinci kenti durumuna getiren Gaziantep halkı ne olanaklardan yararlanıyor acaba? 1975 yılında Türkiye'de alınan adam başına ortalama kredi 3.688 lira. Gaziantep'te ise 1.995 lira. Esnaf ve sanatkâr bakımından öylesine bereketli bir ortam olan Gaziantep'te, esnafına sanatkârına Birleşmiş Milletler'in ilgi gösterdiği, özel proje uygulanmasını istediği Gaziantep'te, dünyanın böylesine takdir ettiği Gaziantep esnaf ve sanatkârına verilen kredi nedir, bir de ona bakalım.
Türkiye'de küçük esnaf ve sanatkâra 1975 yılında dağıtılan kredi 5.5 milyar lira. Gaziantep'te ise 101 milyon lira. Yani, Türkiye'de esnaf ve sanatkâra dağıtılan toplam kredinin ancak yüzde ikisinden yararlanabilmiş Gaziantep esnafı ve sanatkârı... Oysa Türkiye'nin en büyük, en önemli beş ekonomik merkezinden biri Gaziantep ve bunu da esnaf ve sanatkârlarına borçlu. O halde, artık sormuyorum bile, herhalde bu kredi düzeninin de değişmesi gerektiğini, tıpkı bir Demokratik Sol Parti olarak bizim şu programda belirttiğimiz gibi sizler de kabul edeceksiniz.

Proje Karşılığı, Emek Karşılığı Kredi

Eğer bu kredi düzeni değişirse, yapılacak olan şudur: Size kredi verilirken, ne kadar taşınmaz malınız var diye sorulmayacak.
Ne kadar teminat gösterebilirsiniz diye sorulmayacak. Projenize bakılacak. Hatta gerekiyorsa, proje hazırlamanıza yardımcı olunacak. İş tecrübenize bakılacak. Daha ileri bir teknolojiyle üretime geçebilmeniz için veya birkaç sanatkâr bir araya gelip daha büyük işletmeciliğe geçebilmeniz için gereken krediler ve devlet desteği sağlanacak.

Kooperatifler Desteklenecek

Esnafın ve sanatkârın kredi olanaklarını, aralarında birleşip güçlü kooperatifler kurma olanaklarını genişlettiğimiz vakit, esnaf olarak satacağınız şeylerin toptancılığını da kendiniz yapabileceksiniz. Aracıyı büyük ölçüde ortadan kaldırabileceksiniz. Sanatkâr olarak atölyelerinizde işleyeceğiniz maddelerin ithalâtını doğrudan doğruya siz yapabileceksiniz. Çünkü bu işin aracılığını, ithalâtını yapanlara verilen kredileri, aracılardan kesip, sizin bu amaçla kuracağınız kooperatiflere veya birliklere vereceğiz. O zaman ne olacak? Aracı kârı ortadan kalkacağı için sizin maliyetiniz düşecek. Siz hem halka daha ucuz mal satacaksınız, hem de kendiniz daha çok kazanacaksınız. Daha çok üretim yapabileceksiniz. Böylelikle sizin gücünüz de devletin, ülkenin gücü de ekonomik anlamda artmış olacaktır.

Esnaf ve sanatkârları tuzağa düşürmek için başvurulan bir başka yol da kendi aralarında örgütlenmelerini engellemektir. Bugün paranın değeri sürekli düşüyor. Aslında paranın değeri düştükçe trilyonlara doğru ilerliyoruz tabii. Bir televizyon konuşmamda söylediğim gibi, 1920'ler Almanya'sı trilyonlar Alman-ya'sıydı. Çünkü ekmek milyarlarla alınırdı. Paranın değeri sürekli düşüyor. Bundan 10 yıl önce yılda 50 bin lira kazanç, önemli bir kazançtı. Fakat bugün yılda 50 bin lira kazanç önemli bir kazanç değildir. Hatta maalesef yeterli bir kazanç değildir. Paranın değeri düştükçe de yürürlükteki ölçülere göre tüccar sayılan esnafın sayısı artıyor. Gerçekte esnaf boyutlarının arttığı için değil, fakat enflasyon yüzünden, para değerinin düşmesi yüzünden, kazancı aldatıcı olarak, yüksek gibi göründüğü için, tüccar sayılıyor. Öyle olunca aslında esnaf durumunda olan birçok kimse de Ticaret Odası'na girmek zorunda kalıyor veya sanatkârsa, Sanayi Odası'na girmek zorunda kalıyor. Oralarda kendini üzenlerle bir arada örgütlenme durumunda kalıyor. Biz bunu da değiştireceğiz. Esnafla tüccar ayrımını, sanatkârla sanayici ayrımını günümüzün gerçeklerine daha uygun ölçülere göre saptayacağız. İsteyen yine Ticaret Odası'na, Sanayi Odası'na kayıt olsun. Bu kuruluşların içinde, tabii iyi niyetli var. Ama biz esnaf ve sanatkârların kendi odalarının da olmasını istiyoruz. Ticaret Odası gibi, Sanayi Odası gibi esnaf ve sanatkârların da odasının olmasını istiyoruz. Esnaf ve sanatkâr böylece daha güçlü bir örgütlenme olanağına kavuşmuş olacaktır.

Esnaf İçin Diğer Bir Düşüncemiz

Bir yerde büyük mağazacılığa geçme zamanı gelmişse, bu kaçınılmaz veya yararlı duruma gelmişse, büyük sermayenin büyük mağaza kurmasına fırsat bırakmadan o kentteki veya o mahalledeki esnafa gideceğiz, iktidara geldiğimiz zaman. Diyeceğiz ki, "Haberiniz olsun falan işadamı bir büyük mağaza kurmak üzere bankaya gitti kredi istiyor. Bu büyük mağaza kuruldu mu sizin buradaki bakkallığınız, manavlığınız, kasaplığınız, manifaturacılığınız geçersiz duruma gelecektir. Bunu göze alıyorsanız bir şey diyemeyiz. Demokrasi var. Herkes özgür. İflas etmekte de özgür. Ama iflas etmek istemiyorsanız, kendi kazancınızı arttırarak yaşamak istiyorsanız biz, bankaların o büyük şirkete vereceği, o büyük işadamına vereceği krediden daha fazlasını sizin kendi aranızda kuracağınız bir kooperatife veya ortaklığa verebiliriz. Bu büyük mağazayı siz kurun." Öylece, o mahallenin veya kasabanın esnafı, eğer büyük mağazacılık ortamına gelinmişse, büyük mağazayı kendisi kurabilecektir.

Gaziantep'teki Küçük Sanayi Geliştirme Merkezi'nin ilk hazırlıklarını biz 1963-64'te hükümette bulunduğumuz zaman başlattık. Gaziantep'ten ilham alarak başlattık. Gaziantep'in de sanatkârın önemini bildiğimiz için burada başlatmak istedik. Kararını verdik, hazırlıklarını yaptık, hükümetten ayrıldık. Fakat sanırım ancak 67 veya 69'da bu işe başlanabildi. Daha da hâlâ bitirilmedi. İnşaatta, kredide birtakım güçlükler oldu. Devletin, Sanayi Bakanlığının bazı projelerinde birtakım güçlükler, gecikmeler oldu. Altyapı için 360 milyon Belediye verdiği halde. Maalesef bu aksaklıklar oluyor Türkiye'de. Hem bozuk düzenden hem de idarenin yetersizliğinden... Fakat asıl önemlisi bizim bu düşünceyi ortaya atışımızın bir nedeni vardı, o neden yok oldu ortadan.

Büyük İşletmeler

Çağımız büyük işletmeler çağıdır. Bu doğru. Ama, genellikle ekonomiyi iyi bilen ülkeler, çağımız büyük işletmeler çağıdır diye, bir fabrika, ürettiği malın her şeyini yapsın istemiyorlar. Bunu doğru bulmuyorlar. Bir fabrika birtakım ana parçaları yapmakla görevlidir. Onun ufak tefek parçaları için ayrı tesisler kurması hem gereksiz olur, hem de ekonomik olmaz diyorlar. Hızlı kalkınmış bütün Batı ülkelerine bakınız. Büyük fabrikalar büyük işler yapar, fakat birçok parçalarını atölyelere, küçük imalathanelere ısmarlar. Ama emindir ki, o atölyelerden, o imalathanelerden, yapımevlerinden gelecek parçalar eş örnektir, belli standartlara uygundur, belli gereklere uygundur ve maliyeti, fiyatı makul bir düzeyde olacaktır. Ayrıca ülkenin neresinde hangi atölyede yapımevinde neler yapıldığı, nasıl yapıldığı bilinmektedir. Bunun için gerekli haberleşme olanakları, bilgi birikimi sağlanmıştır... Diyelim ki, Amerika'da, İngiltere'de, Almanya'da büyük bir fabrika var. Belli parçalar yaptıracak. Hangi kasabada, hangi atölyede ne yapılıyor, bundan haberi vardır. Onun standardından haberi vardır. Aralarında bağlantı kurulmuştur. Bunların başlarında hükümette bulunduğumuz sırada biz dedik ki, Gaziantep sanatkârlarıyla, örneğin İstanbul'un, İzmir'in, Adana'nın, Bursa'nın özel sanayileri veya devlet sanayileri arasında bağlantı kurulsun. Sürekli bir haberleşme, iletişim kurulsun. Bu sanayileşmiş mer-kezlerdeki büyük sanayi kuruluşları, ihtiyaç duydukları parçaları Gaziantep'ten ısmarlasınlar. Bir gelseler görselerdi, Gaziantep'in olanaklarını, bazı parçaların örneğin İngiltere'den getirtilmesine gerek olmadığını anlarlardı.

Hatırlarım yıllar önce Gaziantep'in sanayi çarşısına gittiğimde, küçük mağaralarda çalışan sanatkârlarımıza uğradım. Kayalara oyulmuş, tavanından sular damlayan bir atölyeye girdim. Tatlı şi-vesiyle bir Gaziantepli sanatkâr, mutluluğu, kıvancı yüzünden okunarak, "Ben Londra'ya fatura kesiyorum, Londra'ya fatura kesiyorum" diyordu. Anlamadım ne olduğunu. Meğer İngiltere'den buraya otobüs, kamyon ithal ediliyormuş. Fakat Türkiye'nin ve Doğu'nun şartlarına frenleri uymuyormuş. Gaziantep'in o sırlar damlayan atölyesinde Türkiye'nin koşullarına daha uygun bir havalı fren imal etmiş Gaziantepli sanatkâr, bunun iznini de almış Londra'dan. Yetki vermiş fabrika, "sen bu işi bizden daha iyi yapıyorsun, tam yetkiyle imal edebilirsin" diye. Onun için Londra'ya fatura kesiyormuş, Gaziantep'teki o sanatkâr. Şimdi bizim istediğimiz şey, o Londra'ya fatura kesen sanatkârlar İstanbul'a da fatura kessin. İzmir'e, Bursa'ya, Adana'ya da fatura kessin. Bizim Küçük Sanayi Geliştirme Merkezi'nden amacımız buydu. Ama bu bağlantı hâlâ yeterince kurulamadı. Kurulmasına da olanak yok. Çünkü bir devlet fabrikasının ne yaptığından öbür devlet fabrikası habersiz daha. Sanayi Bakanlığı'nın ne yaptığından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı habersiz daha Türkiye'de. Birbirlerinden devlet sırrı gibi sır saklıyorlar.

Ayrıca, bugünkü düzende sanatkârların kendi aralarında işbirliği olanakları çok sınırlı, işini büyütme olanakları çok sınırlı. Bir sanatkâr, giriyor atölyesine, Londra'ya fatura kesebileceği makineyi, parçayı yapıyor, ama örgütlenip, güçlenip seri imalata geçebilmek veya daha yaygın olarak pazarlamak bakımından gücü de yeterli, iş tecrübesi de yok. Türkiye'nin bozuk düzeninde insanlar kolay kolay bir araya da gelemiyor. Çünkü gelme ortamı yok. Herkes kendi başına yapabildiği kadar yapıyor. Bizim bir amacımız da bu eksikliği gidermektir. Gaziantep'in ve başka illerin sanatkârını, esnafını bir araya getirmektir. Onlara birleşme yollarını göstermek, birleşme yolunda destek olmak ve atölye imalatçılığından büyük sanayiciliğe geçiş yoluna onları çıkarmaktır.

Benim görebildiğim kadar bunların ikisi de yapılmıyor. Ne küçük sanayi ile, atölyelerle ve küçük yapımevleriyle Türkiye'nin büyük sanayisi arasında gereken ölçüde bağlantı ve dayanışma kuruluyor ne de Gaziantep sanatkârları büyük sanayiciliğe geçiş yolunda bir destek görüyor. İkisinin de belirtisi yok ortada.
Küçük Sanayi Geliştirme Merkezi'nin (KÜSGEM) geciken yapımı devam ediyor. Umarım ki bir an önce sonuçlanır. Ama sonuçlandığı zaman ne olacak? Birleşmiş Milletler'in katkısıyla ve biraz daha geniş kredi olanaklarıyla yapılmış, eli yüzü düzgün bir sanayi çarşısı olacak. Öteki sanayi çarşılarına göre başkaca bir özelliği bulunmayacak. Oysa KÜSGEM, sanatkârlıktan, atölye imalatçılığından büyük sanayiye sıçrama tahtası olmak gerekirdi. İstanbul'daki, İzmir'deki, Adana'daki, Bursa'daki ve başka yörelerdeki büyük sanayileri besleyen bir kaynak olmak gerekirdi. Başka illerimiz için de bu yönde cesaret verici bir örnek olması gerekirdi KÜSGEM'in. Fakat KÜSGEM amacını yitirmiştir.
Biz inşallah bu yıl iktidara geleceğiz ve Gaziantep Küçük Sanayi Geliştirme Merkezi'ni gerçek amacına kavuşturacağız. Gaziantep'te de, sınaileşme potansiyelinin bulunduğu bütün illerimizde de, küçük sanayi ile büyük sanayi arasında verimli bir bağlantı ve işbirliği düzeni kurmak için ve sanatkârlıktan sanayiciliğe geçişi kolaylaştırmak için gereken devlet desteğini sağlayacağız.

Yeni Pazarlar

Gaziantep'in pazar olanakları, Türkiye'nin doğusundaki, güneydoğusundaki bazı illerle, kasabalarla köylerle sınırlı değildir. Gaziantep'i ve tümüyle Güneydoğu ve Doğu Anadolu'yu bekleyen asıl pazar, geniş ve zengin pazar, sınırlarımızın ötesindedir, Ortadoğu'dadır.

Amerika'dan Japonya'dan gelip o pazara giriyorlar. Çin'den, Formoza'dan, Hong-Kong'dan gelip o pazara giriyorlar. Fakat Türkiye yanı başındaki o pazara giremiyor. Gaziantep'in her şeyi yapabilen sanatkârları yanı başlarındaki o pazara giremiyorlar. Tersine, o pazardan gelip bizim sınırlarımızdan sızan batı mallarının, Uzakdoğu mallarının, ağırlığı altında eziliyorlar.

Bizim amacımız, iktidara gelince, Türkiye'yi özellikle Türkiye'nin doğusunu ve güneydoğusunu, Ortadoğu'daki o geniş pazara ulaştırmaktır. Türkiye'nin ekonomisiyle, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun ekonomisiyle, Ortadoğu ekonomisi arasında, giderek ekonomik bütünleşmeye kadar varabilecek bir işbirliğini ve dayanışmayı başlatabilmektir.

Türkiye'de limanların, gelişme merkezlerinin hep Batı'da oluşu bir rastlantı değil. Bunun nedeni, şimdiye kadar Türkiye'nin hep Batı'ya açılmış olması. Elbette Batı'ya da açılışımızı sürdüreceğiz. Ama bir yandan da, coğrafya ve tarih açısından bir parçası olduğumuz Ortadoğu'ya açılacağız. O zaman ne olacak? O zaman Türkiye'nin Doğu'su da Batı'sı kadar gelişebilecek. Doğu'su da Batı'sı da daha hızlı gelişebilecek, daha çok yönlü gelişebilecek. Üstelik Türkiye Batı'ya açılırken de daha güçlü olabilecek.

Bu amacımızı gerçekleştirdiğimiz oranda, Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Türkiye'nin hızla sınaileşen bir bölgesi durumuna gelecek. Doğu ve Güneydoğu Anadolu, bütün Ortadoğu'nun sınaileşme üssü olabilecek. Gaziantep de bu sınaileşme üssünün önemli merkezlerinden biri olacak.

İşte bu amaca yöneldiğimiz içindir ki biz, iktidara geldiğimizde, KÜSGHM'İ, sanatkârların ömürleri boyunca sanatkârlığa hapsedildikleri bir küçük sanayi sitesi olarak bırakmayacağız. KÜSGHM'İ ve başka illerde kuracağımız benzer merkezleri, birer hapishane değil, birer sıçrama tahtası durumuna getireceğiz. Türk ekonomisinin enginlere açılabileceği bir liman durumuna getirebileceğiz.

Gaziantep'in sanayi bölgesinde arsalar şimdiden kapatılıyor. Devlet desteğinden yararlanacak birtakım önemli projeler şimdiden birkaç varlıklı ve ayrıcalıklı kimse arasında paylaşılıyor. Halka, sanatkâra, nefes alacak alan bırakılmıyor.

Ama inşallah gecikmeden geleceğiz. Bozuk düzeni Gaziantep'te de halk yararına, o arada sanatkârlar yararına değiştireceğiz.
Seçim kampanyamızın ilk günü Gaziantep'e gelişimin bir nedeni de sizlere, Gaziantep'in kendi gücüyle ayakta duran sanatkârlarına, birçoğu hâlâ yağmur sularıyla dolu mağaralarda çalışan usta sanatkârlarına, bunları anlatabilmekti.

Altın Bilezik Geçersiz Kalırsa

Diyelim ki, bir esnaf ve sanatkârı, daha ileri teknolojiye ve daha büyük ve verimli işletmeciliğe geçebilmesi için gerekli olanaklara, maddi desteklere kavuşturduk. Fakat esnaf ve sanatkâr yine de bazı engellerle karşılaşabilir.

Örneğin, konfeksiyonun, hazır giysi sanayii ürünlerinin istila ettiği bir kentte terzilik geçersiz duruma gelmiş olabilir. Kırk yıllık bir usta terzinin bileğindeki altın bilezik bütün değerini yitirmiş olabilir. O kentteki terzilerin konfeksiyon sanayiine geçebilmeleri için, yalnız maddi destek yetmez. Yeni bir şeyler de öğrenmeleri gerekir. Giyim sanayii konusunda, işletmecilik konusunda eğitimden geçmeleri gerekir.

Ya da bir basımevinde rotatif yerine ofset tekniğine geçilecek. Rotatif işçisinin sanatı bir anda geçerliliğini yitirir. Mesleğinde kalabilmesi için onun da eğitilmesi gerekir.

Devlet işte bu eğitimi de sağlayacak. Yalnız çıraklık eğitimiyle değil, yeni teknolojilere alışmaları gereken yetişkin ustaların, sanatkârların da eğitimiyle ilgilenecek devlet.

Esnaf arasında yer alan su taşıyıcılarını alalım, bir başka örnek olarak. Diyelim ki bir belediye karar verdi: Kentte şimdiye kadar arabayla evlere taşınan su, bundan böyle kamyonla taşınacak. Bu karar alınırken eğer bazı sosyal önlemler de alınmazsa ne olur? Bütün yaşamları, geçimleri su taşıyıcılığına bağlı olan kimselerin işleri, meslekleri bir anda elden gider. Bunun örnekleri çok görülmüştür ülkemizde. Demokratik Sol bir iktidarda, yani halktan yana bir iktidarda devlet ne yapacaktır böyle bir durumda? İlkin, su taşıyıcılığı yapagelmiş arabacıların kamyon edinebilmeleri için gereken maddi olanağı sağlayacaktır. Bunun yanı sıra, gerekiyorsa, onların şoförlük eğitimi görmelerini sağlayacaktır. Buna olanak yoksa hepsine geçimlerini aksatmayacak yeni iş olanakları sağlayacaktır.

İşsizlik Sigortası da Kurulacak

Diyelim ki bütün bu çözümler, önlemler de yetmedi. Ekonomideki gelişmenin toplumsal değişimin veya teknolojik ilerlemenin kaçınılmaz sonucu olarak bir esnaf veya sanatkâr bir süre için işsiz kaldı. O zaman durum ne olacak?

Bu durumdaki esnaf ve sanatkâr için de, BAĞ-KUR çerçevesinde bir işsizlik sigortası kuracağız. Yeni bir iş edininceye kadar, o durumdaki esnaf veya sanatkâr kendisi sorumlu olmaksızın mesleğini ve geçim olanağını yitiren esnaf ve sanatkâr, belli bir süre bu işsizlik sigortasından yararlanacak.

Bir yandan BAĞ-KUR'un sağlık sigortası konusundaki eksikliğini giderirken, BAĞ-KUR'dan daha geniş bir topluluğun yararlanabilmesini sağlarken, bir yandan da bu durumdaki esnaf ve sanatkâr için işsizlik sigortasını getireceğiz.

Esnaf ve sanatkârın bir başka sorunu da şu: Bir mahalle, diyelim ki beş bakkal kaldırır. Ama on bakkal dükkânı açılıyor. Tabii, bu düzende, sonradan gelip bakkal dükkânı açanların kabahati yok. İşsizliğin, gizli işsizliğin doğal sonucu bu. Kimi yerde de işportacılık olarak kendini gösteriyor işsizlik ve gizli işsizlik. O zaman ne oluyor? Müşteri sayısı değişmiyor, toplam satış değişmiyor o mahallede, ama bakkal sayısı beşten ona çıkınca, bakkal başına gelir yarı yarıya düşüyor.
Biz, kuracağımız düzende, bir yandan halk kesimiyle, köykentlerle ve daha hızlı gelişmeyle işsizlik sorununa çözüm getirirken, bir yandan da birtakım demokratik önlemlerle, her yöredeki, mahalledeki işyeri sayısını, ekonomik ve sosyal bakımdan verimli olacak bir düzeyde tutmanın yollarını arayacağız. Bunun için gerekli düzenlemeyi getireceğiz.

Bugünkü düzende esnaf ve sanatkârın başlıca sorunlarından biri vergidir. Özellikle vergiyle ilgili işlemlerin güçlüğüdür. Biz, esnaf ve sanatkâr için vergi işlemlerini büyük ölçüde basitleştireceğiz. Ayrıca tümüyle vergi sistemimizdeki adaletsizlikleri gidereceğiz.
Son olarak, esnaf ve sanatkârla işçi ilişkilerine geliyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi, ülkemizde işçileri en ileri demokratik haklara kavuşturan partidir. Bu kez iktidara geldiğimizde işçi haklarını daha da genişleteceğiz.
İşçi ücretlerinde bu haklarla sağlanan artışlardan bazı esnaf ve sanatkârlar tedirgin olabilirler. Fakat konunun biraz derinine inersek, bu tedirginliğin yersiz olduğu görülür. Bir esnaf veya sanatkâr, diyelim ki, üç-beş işçi çalıştırıyor. En az ücretin yükseltilmesi veya sözleşme sonucu, bu esnaf veya sanatkâr, işçisine ödemek zorunda kalacağı ücretin yüksekliğinden yakınabilir. Fakat şunu düşünmesi gerekir: Ücreti artanlar yalnız kendi yanında çalıştırdığı üç-beş işçi değildir. O kentteki binlerce veya on binlerce başka işçinin de ücretleri aynı şekilde artmaktadır.

Ücreti artan bu binlerce, on binlerce işçi, gelirleri yükselince ne yapar? Çarşıya daha sık çıkar, daha çok mal alır. Bundan yirmi bir yıl önce Gaziantep'e ilk gelişimde radyo alamayan işçilerden birçoğunun evinde bugün televizyon, buzdolabı var. Ayağında lastikle dolaşan işçilerden çoğunun bugün ayakkabısı var. Nereden geliyor işçiye bunlar? Kendi kentinin çarşısındaki, örneğin Gaziantep çar-şısındaki esnaftan alıyor.

Esnafın asıl müşterisi işçilerdir, kamu görevlileridir, köylülerdir. Onların geliri yükseldikçe, esnafın da satışı ve kazancı artar. Demek ki, halkın yararına olan bir düzen esnafın da yararınadır.

Zenginlere gelince, onlar çoğu ihtiyaçlarını, kendi kentlerinin, kasabalarının çarşısından, esnafından almazlar. Avrupa'dan alırlar. Son bunalımdan önce Beyrut'a gidip oradan alırlardı.

Öyleyse esnafın kaderi, bankadan bir yılda 114 milyar kredi alıp esnafı, sanatkârı, köylüyü ezenlerle değil işçiyle, köylüyle, kamu görevlisiyle bağlantılıdır.
Esnaf ve sanatkâr birliklerini kendi içine çekmeye çalışan Özel Teşebbüs Konseyi'ndeki birleşme, bu bakımdan, suni bir birleşmedir. Esnafa, sanatkâra, küçük çiftçiye karşı kurulmuş bir tuzaktır.

Sizin yeriniz, esnafın sanatkârın yeri, kendisini ezenlerin konseyleri, birlikleri değildir. Esnafın, sanatkârın yeri, kendi müşterisi olan halkın arasındadır, işçinin, köylünün, kamu görevlisinin yanındadır. Çünkü esnaf, onların satın alma gücü arttıkça daha çok satabilen, onların kazancı yükseldikçe daha çok kazanabilen insandır.

Esnafı ve sanatkârı kurtaracak, kalkındıracak düzen de, gelişen ekonomiyle birlikte esnafı ve sanatkârı geliştirecek olan düzen de, bizim kuracağımız insanca ve hakça düzendir.

Aracıya 114 milyar kredi verirken, esnafa ve sanatkâra ancak 6 milyar kredi sağlayabilen bugünkü düzen, esnafı ve sanatkârı kal-kındıramaz, kurtaramaz.
Türkiye'nin ekonomisini etkileyen beş büyük merkezden biri olan Gaziantep, bu durumunu, devlete değil, kendi halkına, kendi işçisinin, esnaf ve sanatkârının, köylüsünün çalışkanlığına borçludur. Bunu rakamlarla kanıtlayabilirim. Gaziantep'in yalnız merkez nüfusu 300 bini aşmış durumdadır. Hızlı sınaileşme için her olanak Gaziantep'te vardır. Gaziantep'in sanatkârlarında da, burasını tümüyle Ortadoğu'nun bir büyük sınaileşme merkezi durumuna getirebilmek için gerekli her yetenek ve tecrübe birikimi vardır. Fakat 1977 yılı için öngörülen toplam kamu yatırımları 133 milyar olduğu halde, bu yıl Gaziantep'e kamu yatırımları için ayrılan ödenekse bir milyar 82 milyon liradan ibarettir. Yani, Gaziantep kadar güçlü, kabına sığmayan bir ekonomik gelişme ve sına-ileşme merkezine, toplam kamu yatırımlarının ancak binde sekizi ayrılmaktadır bu yıl.

Bu, yalnız Gaziantep'in değil, tümüyle Güneydoğu'nun, tümüyle Doğu'nun ihmali demektir. Bu bölgenin birçok illerine ayrılan ödenek bundan da daha düşüktür.
Siz şimdiye kadar kendi gücünüzle kalkındınız. Halkın gücüyle kalkındınız. Bizim kuracağımız düzende, sizin gücünüze, halkın gücüne, devletin gücü de eklenecektir. Ve sizler öylelikle devlete daha büyük güç, gelişmemize daha çok hız katabileceksiniz.
Öylelikle hem insanlar arasında hem de bölgeler arasında daha çok sosyal adalet sağlanabilecektir.
Hem gelişmemiz ve sınaileşmemiz hızlanacaktır hem de insanca ve hakça düzen kurulacaktır ülkemizde.

Kaynakça
Kitap: Umut Yılı 1977
Yazar: Bülent Ecevit
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir