Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Bülent Ecevit'in Chp Eğitim Seminerlerindeki Konuşmaları

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

Bülent Ecevit'in Chp Eğitim Seminerlerindeki Konuşmaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:17

BÜLENT ECEVİT'İN CHP EĞİTİM SEMİNERLERİNDEKİ KONUŞMALARI

Birinci Seminer Konuşması

21 Ocak 1977, Kızılcahamam


Değerli arkadaşlarım,
Siyaset çok iddialı bir uğraştır: Ülkeyi yönetmek veya en azından, ülke yönetimini etkilemek isteyenlerin uğraşı...
Çağımızda bir işyerinin yönetimi bile üniversitelerde öğretilen bir bilim dalıdır. Bir işyerinin bile eğitimsiz yönetilemediği bir çağda ülkeyi yönetmek veya ülke yönetimini etkilemek işini üstlenenlerin, bunun için eğitilmeleri, kendi kendilerini eğitmeleri zorunludur.

Bundan, siyaset adamlarının bilgin olmaları gerektiği veya bir ülkeyi ancak bilginlerin yönetebileceği anlamı çıkarılamaz.
Hiç kuşkusuz, siyaset, masa başında eğitimden çok, işbaşında eğitime, yaşayarak ve yaparak eğitilmeye dayanır.
Fakat çağımızda, hele gelişmiş veya gelişme sürecindeki bir toplumda, siyaset adamları ve siyasal partiler bununla yetinemezler.
Çağımızda eğitim hızla yaygınlaşıyor. Halk toplum sorunlarını ve dünyada olup bitenleri yakından izliyor, gitgide daha bilgili olarak değerlendiriyor. Toplum yapısı ve toplum sorunları karmaşıklaşıyor.

Bilimin, teknolojinin, uzmanlığın toplumdaki ve yönetimdeki önemi, etkinliği her gün daha çok artıyor.
Her gün daha çok şey öğrenen, toplum ve dünya sorunlarını her gün daha bilgili olarak değerlendirebilen bir halka, kendi kendilerini sürekli eğitmeyen, kendilerini yenileyemeyen siyaset adamları bir şey söyleyemezler, anlatamazlar. Anlatmak şöyle dursun, anlayamazlar da halkı. Halka bir şey veremezler, ülkeyi gereğince yönetebileceklerine halkı inandıramazlar.

Uzmanlarla, her alandaki uzmanlarla diyalog kuramayan, onların ne dediğini anlayamayan siyaset adamları, uzmanların sunacağı çözümleri değerlendiremezler, çözüm seçenekleri arasından sağlıklı bir seçme yapamazlar.

Onlar uzmanlara yön verecekken, uzmanlar onlara yön vermeye başlar. O zaman da yönetimde bir yön kargaşası ortaya çıkar. Çünkü bir konunun uzmanlarının vereceği yönle bir başka konunun uzmanlarının vereceği yön çelişebilir.

Oysa sağlıklı ülke yönetimi için, her alanda verilecek siyasal kararların, her konudaki çözüm seçenekleri arasından yapılacak seçmelerin, birbiriyle tutarlı olması gerekir. Değişik konulardaki siyasal seçmeler bir araya geldiğinde ortaya tutarlı bir genel siyaset çıkabilmelidir. Başka türlü sağlıklı toplum yönetimi gerçekleşemez.

O nedenle, tutarlı bir siyaset ve sağlıklı bir yönetim oluşturabilmek için, uzmanlarca güdülen değil, uzmanları anlayabilen ve uzmanların önerilerini gereğince değerlendirebilen siyaset adamlarına gerek vardır.

Siyaset adamları da bu yeteneği ancak sürekli ve çok boyutlu eğitimle edinebilirler.
Siyaset adamı için yalnız bilgisini genişletmeye ve bilgi düzeyini sürekli yükseltmeye yönelik eğitim de yeterli değildir. Bunun sonu yoktur zaten.
Bunun yanı sıra yöntem eğitimi gereklidir.
Halkla ilişkiler için yöntem eğitimi gereklidir.
Halkın duygularını, özlemlerini, gereksinmelerini iyi anlayabilmek için yöntem eğitimi gereklidir.

Düzeni değiştirme iddiasındaysa, devrimcilik iddiasındaysa, bir siyaset adamına bu da yetmez. Toplumda yeni gereksinmelerin bilincini uyandırabilmek ve belli amaçlara doğru halkın gücünü halkın kendi istenciyle harekete geçirebilmek için yöntem eğitimi gereklidir.

Gerçi bu yöntemlerle ilgili yetenek yalnız eğitimle edinilemez. İnsanın içinde olmalıdır bu yetenek... Bir siyaset adamı bu yöntemleri bir ölçüde olsun kendi içgüdüsüyle sezip oluşturabilecek yaradılışta değilse, ne kadar eğitilirse eğitilsin, siyasette başarılı olamaz. Ama yaradılıştan gelen yeteneklerin eğitimle desteklenip geliştirildiği de bir gerçektir.

Tıpkı sanatta olduğu gibi... Bir insan sanatçı yaradılışlı değilse, en iyi eğitim bile onu başarılı bir sanatçı yapamaz. Ama eğitimle desteklenip geliştirilmedikçe, yaradılıştan gelen sanatçılık, genellikle ham kalır veya bir yerde tıkanır kalır.

Öte yandan, düzeni değiştirmek isteyen bir devrimci siyasal parti için toplu eğitim, örgüt eğitimi de kesin bir zorunluluktur.
Bir partinin her üyesi çağımızda siyaset adamları için gerekli eğitimi çok yüksek düzeyde edinmiş olsa bile, bir araya geldiklerinde bir parti bütünlüğünü oluşturabilmeleri, sürekli ortak eğitimden geçmelerine bağlıdır.

Tutucu partiler için, düzeni olduğu gibi korumak isteyen partiler için, böyle bir ortak eğitim zorunlu olmayabilir. Çünkü onlar edilgin (pasif) partilerdir. Düzeni değiştirmeye çalışan değil, değişimi önlemeye ya da ağırlaştırıp sınırlamaya çalışan partilerdir.

Atılımcı değildirler, savunucudurlar. Savunmada dayanışma ve tutarlılık da genellikle içgüdüsel olarak sağlanabilir, kendiliğinden oluşabilir.
Ama düzeni değiştirmek isteyen devrimci bir partide, dayanışma ve tutarlılığın içgüdüsel olarak sağlanması, bütünlüğün kendiliğinden oluşması beklenemez.
Çünkü düzeni değiştirmek isteyen devrimci bir parti, edilgin değil etkindir, pasif değil, aktiftir.
Savunucu değildir, atılımcıdır.

Koruyucu değildir, kurucudur.
Olanı sürdürücü değildir, henüz olmayanı oluşturucudur.
Tutucu bir partinin korumak istediği düzen, öteden beri var olan, var olduğu için de bilinen düzen olduğu için, neyin korunacağı üzerinde o partinin üyeleri, yöneticileri bir ortak eğitime gereksinme duymayabilirler.
Ama henüz olmayanı oluşturmak amacıyla bir partide toplaşanlar, neyi nasıl oluşturacaklarında, içgüdüsel olarak değil, ancak birlikte düşünüp tartışarak, birlikte okuyup araştırarak anlaşabilirler.

Tutucu bir partiye halk fazla soru sormaz. Çünkü tutucu sorular, var olanla ve zaten bilinenle ilgilidir. Yanıtları da herkesçe önceden az çok bilinir.
Ama düzeni değiştirmek isteyen bir partiye, devrimci bir partiye, halk sürekli soru sorar. Neyi, niçin ve nasıl değiştireceğini sorar... Nasıl bir düzen kuracağını sorar... O yeni düzenle ülkeyi nasıl yöneteceğini, halka ne sağlayacağını sorar.
Kimi merakla sorar, kimi kuşkuyla sorar, kimi de katkıda bulunabilmek için sorar.
Eğer o partinin yöneticileri ve üyeleri sürekli bir ortak eğitimden geçmezlerse, bu sorulara tutarlı ve doyurucu yanıtlar veremezler. Tutarlı ve doyurucu yanıtlar veremeyince de halkta partiye yeterince umut ve güven uyandıramazlar.

Oysa düzeni değiştirmek isteyen bir devrimci partinin başarılı olabilmesi, halkta, güvenin ve umudun da ötesinde, heyecan uyandırabilmesine bağlıdır.
Öyle bir partide doğrultu tutarlılığı, düşünce tutarlılığı ancak ortak eğitimle sağlanabilir.
Düşünce tutarlılığının da ötesinde, "muhayyile" tutarlılığı gereklidir öyle bir partide... Neyin nasıl oluşturulacağında başka türlü birlik sağlanamaz.

Bir demokratik devrimci partide bu birliğin demokratik tartışmadan doğması, demokratik özeleştiriyle sınanması ve ortak eğitimle pekiştirilmesi gerekir.

Cumhuriyet Halk Partisi de bir demokratik devrimci partidir. Düzeni, demokrasi kuralları içinde ve demokrasiyi güçlendirecek biçimde değiştirmek isteyen partidir.

Kendi içinde yıllarca süren demokratik tartışmalardan, bazı bazı kıyasıya tartışmalardan sonra, bundan iki ay kadar önce yeni programını oluşturmuştur.
Şimdi bu programla ilgili ortak özeğitim aşamasına varmış bulunuyoruz.

Yeni Program dün baskıdan çıkmaya başladı. Gün yitirmeden, bu sabah, Program'la ilgili ortak özeğitimimize başlıyoruz.
Biz demokratik ve devrimci bir partiyiz. Onun için, "Program çıktı, tüm sorunların çözümü, tüm soruların yanıtı bulundu" iddiasında olamayız elbette... Arayışımızı da, sınanıp sınayışımızı da, özeleştirimizi de demokrasi kuralları içinde sürdüreceğiz.
Ama bundan böyle ortak özeğitimimizi dayandırabileceğimiz bir ortak metin var şimdi elimizde. Bu olanağı değerlendirmek üzere Parti içi eğitim çalışmalarını bugün başlatıyoruz.

Kuruluşundan beri, Cumhuriyet Halk Partisi, çağdaş uygarlık yolunda, özgürlük yolunda, eşitlik yolunda atılımlar yapan, öncülük eden, çığır açan partidir.
Ülkemizde eğitimin hükümet politikası olarak baltalandığı, bilimin, bilimsel yöntemlerin bir yana atıldığı, bilimadamlarının horlandığı bir dönemde, biz, eğitimin ve bilimin toplumsal gelişmede ve insan düşüncesini, insan kişiliğini geliştirmede baş etken olduğuna inanan parti olarak, "hayatta en hakiki mürşit ilimdir" diyen Atatürk'ün kurduğu parti olarak, değerli bilimadamlarının da gönüllü katkılarıyla, ortak özeğitime başlıyoruz. Öylece bir yeni çığır açıyoruz Türk siyasetinde...

Bugün Kızılcahamam'da il başkanlarımızla birlikte başlıyoruz bu özeğitime... Önümüzdeki ay, il örgütlerinin eğitimci olarak görevlendireceği arkadaşlarımızla, her ilden gelecek arkadaşlarımızla, yine üçer günlük iki toplu eğitim çalışması daha yapacağız. Sonra, zincirleme eğitim yöntemiyle, ortak özeğitimden geçenler illerde sürdürecekler bu çalışmayı... İller ilçelerde sürdürecekler. Özeğitim halkaları öylece genişleyip yayılarak, tüm örgütümüzü kapsayacak ve özeğitimde ilk aşamamız nisan ayında tamamlanacak.

Fakat bitmeyecek orada... Hiç bitmeyecek. Özeğitimimiz sürekli olacak ve süreli yayınlarla desteklenecek.

Bu türlü bir çağdaş siyaset anlayışına aklı ermeyen, bilime, eğitime değer vermeyen, onun için de işbaşına her gelişinde ülkeyi bunalımdan bunalıma, devlet işlerini çıkmazdan çıkmaza sürükleyen bir siyaset adamı, bizim, kitap niteliğinde bir seçim bildirgesinden üç yıl sonra kitap niteliğinde bir Program da hazırlayışımızı yadırgamıştı ve, "Cumhuriyet Halk Partisi kitap yazarı mı oldu?" demişti.
Şimdi belki de, "Cumhuriyet Halk Partisi okul mu oluyor?" diyebilir.
Evet Cumhuriyet Halk Partisi bir anlamda bir okul da oluyor.

Ama bu okulda kimse kimsenin öğretmeni değildir. Bugün başlayan özeğitim çalışmamızda da kimse kimseye ders vermeyecektir. Toplulukların kendi kendilerini eğitecekleri demokratik ve ileri bir eğitim yöntemi uygulanacaktır bu çalışmalarda.
Bu okulda hepimizin, bize gönüllü katkıda bulunacak bilimadamları da dahil hepimizin asıl öğretmeni halktır, halk olacaktır.
Eğitimci olarak görev yapacak arkadaşlarımızın ancak yöntem açıklamasıyla ve çalışmaları düzenlemeyle ilgili işlevleri olacaktır.
Asıl öğretmenimiz halk olduğu gibi, elimizdeki kitabın esin kaynağı da toplumumuzun gerçekleri ve çağın gerekleridir.
Özeğitimimizin amacı, Türk halkının mutluluğudur, Türk toplumunun özgür ve sağlıklı gelişmesi, çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne yükselmesi ve tüm insanlığın mutluluğuna ve gelişmesine daha çok katkıda bulunabilmesidir.

Konuşmamın başında dediğim gibi, siyaset çok iddialı bir uğraştır:

Ülkeyi yönetmek veya en azından ülke yönetimini etkilemek isteyenlerin uğraşı.
Fakat böylesine iddialı bir uğraşa girenlerin, sürekli özeğitim gereksinmesi duyacak kadar da alçakgönüllü olmaları gerekir.

Böyle bir uğraşta, ancak, kendi kendilerini sürekli eğitenler ve bu eğitim sürecinde halktan öğrenip halka verebilenler, halktan öğrendiklerini bilime kalabilenler ve bilimi halk hizmetine koşabilenler başarılı ve yararlı olurlar. Bunları yapamayanlar, gelip geçici başarılar sağlasalar bile, topluma da kendilerine de yararlı olamazlar.

Sizlere ve tüm Cumhuriyet Halk Partililere bu uğraşta sürekli başarılar dilerim, toplum yararına, halk yararına başarılar dilerim. Saygılar sunarım.

Kaynakça
Kitap: Umut Yılı 1977
Yazar: Bülent Ecevit
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BÜLENT ECEVİT'İN CHP EĞİTİM SEMİNERLERİNDEKİ KONUŞMALARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:17

İkinci Seminer Konuşması

5 Mart 1977, Ankara.


Değerli arkadaşlarım,
CHP Gençlik Kolları öteden heri siyasal eğitimin önemini kavramıştır. Nitekim bugün Türk siyasal ve düşünsel yaşamında gelenekleşmiş bulunan Demokratik Sol Düşünce Forumları Cumhuriyet Halk Partili gençliğin eğitime, siyasal eğitime ne kadar önem verdiğinin bir kanıtıdır.

Türkiye'de Cumhuriyet Halk Partisi dışında bildiğimiz kadar hiçbir parti bizim bir süredir başladığımız gibi düzenli ve yaygın bir eğitime gerek görmemiştir, bu yönde bir adım atmamıştır. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'de her ilerici ve demokratik konuda olduğu gibi bu konuda da ilk adımı atan, ilk yol açan parti olmak durumundadır. Bugüne kadar düzenlediğimiz eğitim seminerlerinden çok olumlu sonuçlar aldık. Bu eğitim seminerleri aslında sizin de birazdan ayrıntılarıyla öğreneceğiniz gibi özeğitim yöntemine dayanmaktadır. Yani kimse kimseye ders vermemektedir, bu eğitim çalışmalarına katılan herkes kendi kendini eğitmektedir. Birbirini denetleyerek kendi kendini eğitmektedir. Bu eğitim yöntemini bütün yurda, bütün örgüte yaygınlaştırdığımız zaman Cumhuriyet Halk Partisi'nin büyük güç kazanacağına ve Türkiye'nin siyasal ve düşünsel ortamını karıştıran slogan kargaşalığından ülkemizi kurtarmaya daha çok yardımcı olacağına inanıyorum.

Değerli arkadaşlarım,
Birbirinden sloganlar aşırarak, kulağa hoş gelen sloganları değişik anlamlarda kullanıp yozlaştırarak sağlıklı bir düşünce ortamı, verimli bir siyasal tartışma ortamı sağlanamaz. Oysa bugün Türkiye'de sloganlar düşünceleri yansıtma değil, akılları karıştırıp düşünceleri bulandırma aracı olmuştur. Kimi bu yüzden etkisiz kalan sloganları taşlarla, sopalarla, zincirlerle, silahlarla destekleyerek etkinleştirmeye kalkışmaktadır. Kimi de anahtar aşırır gibi başkalarından slogan aşırıp kendilerine kapalı olan kapıları gizlice açmak ve içeriye sızmak istemektedir. Bu kargaşalığı sona erdirmenin yolu ve bu kargaşalığa karşın partimiz içinde tutarlılık ve açıklık sağlamanın yolu eğitimdir. Onun için de bu eğitim çalışmaları içinde bulunduğumuz dönemde ayrı ve özel bir önem kazanmış olmaktadır.

Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi gibi demokratik rejim içinde demokrasiyi güçlendirecek biçimde düzen değişikliği yapmak isteyen bir partide eğitim, özeğitim kesin zorunluluktur. Bu eğitim çalışmalarıyla böyle bir zorunluluğu da yerine getirmiş oluyoruz.

Değerli arkadaşlarım,
Aslında bizim geçen yıl kasım ayında toplanan 23. kurultayımızın oybirliğiyle kabul ettiği yeni CHP Programı parti içinde yıllardır süren Demokratik Sol dünya görüşünü ve tutumunu oluşturma yolundaki eğitim çabalarının, kendi kendini eğitim çabalarının ürünü idi. Şimdi bu programı toplumun her kesiminde, her çevresinde en iyi değerlendirilebilecek biçimde anlatabilmenin, yayabilmenin eğitimini yapmaktayız. Düşünce akımlarıyla en yakından ilgilenen toplum kesimi gençliktir. Onun için de özellikle Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları bu eğitim çalışmalarına önem vermelidir. Zaten sözlerimin başında belirttiğim gibi Gençlik Kolları'mız, gelenekleştirdiği Demokratik Sol Düşünce Forumları'yla da buna ne kadar önem verdiğini göstermiştir. Şimdiden inanıyorum ki Demokratik Sol Düşünce Forumları Türk siyasal düşünce yaşamına gerçek ve geçerli katkılarda bulunmuştur. Bu yaygın eğitim çalışmalarımızla Türk siyasal düşünce yaşamına katkılarımızın daha çok artacağına, etkinleşeceğine inanıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Demokratik Sol doğrultusuna girdiğinden beri karşısındaki muhalefet ne kadar yoğunlaşmış olursa olsun, o muhalefetin kendisi de Cumhuriyet Halk Partisi'nin Demokratik Sol düşüncelerinden, doğrultusundan büyük ölçüde etkilenmektedir. Bunun gözler önündeki kanıtlarını sizlere anımsatmak isterim: Belki birçoğunuz yaşlarınız gereği bilmeyebilirsiniz, ama bundan birkaç yıl öncesine gelinceye kadar sağdaki partiler "sosyal" sözünü bile sosyalizmi hatırlatıyor diye kullanmaktan kaçınırdı. Sosyal adaletten söz etme zorunluluğunu duyduğu vakit içinde sosyal sözcüğü bulunmasın diye "içtimai" adalet diyenlere rastlanırdı. Yine karşımızdaki partiler başta Adalet Partisi olmak üzere kapitalist sömürünün tipik ilkesi olan "hele bir somun büyüsün, somunun nasıl bölüşüleceğim sonradan düşünürüz" ilkesini benimserdi. Oysa şimdi görüyoruz ki sosyal sözcüğünü bile kullanmaktan birkaç yıl önceye kadar kaçınanlar artık çıkardıkları sosyal yasalarla övünür olmuşlardır. Sosyal adaletten, sosyal güvenlikten söz eder olmuşlardır. Bu konuda bir yarışa girdikleri izlenimi görüntüsünü vermeye uğraşmaktadırlar. Bu da Cumhuriyet Halk Partisi'nin Demokratik Sol doğrultusunun kendisine karşıt olan sağcı partileri bile ne kadar etkilediğini göstermektedir. Fakat bu etkilenenlerin yaptıkları aslında bir özentidir, bir aldatmacadır, bir taklittir.

Gelişme sürecindeki bir toplumda, hele Türkiye gibi doğal kaynakları çok zengin olmayan bir ülkede ekonominin yapısı ve düzeni değiştirilmeden sosyal adalet yaygınlaştırılamaz. Eğer ekonominin yapısı ve düzeni değiştirilmeden sosyal adalet yaygınlaştırılmak istenirse, o yönde birtakım özentici, aldatıcı adımlar atılacak olursa devlet, vatandaşlara bir eliyle verir göründüğünü iki eliyle birden halkın cebinden alır. Bu iki elin araçlarından biri enflasyonsa öbürü de devalüasyondur. Sağ partiler iktidarda olduğu zaman kaçınılmaz olan bu oyunun en yakın bir belirtisini, bir kanıtını 1977 Bütçesi geçtikten hemen sonra gördük. Bu bütçeyle katsayı arttırılarak kamu görevlilerine görünürde bir rahatlık sağlanmış olacaktı, yine o günlerde tütüne verilen taban fiyatla tütün üreticisine bir rahatlık sağlanmış olacaktı. Fakat Bütçe Meclis'ten geçer geçmez önemli bir devalüasyon yapılmak suretiyle hem kamu görevlilerine verilen zam, hem de tütün üreticisine sağlanan gelir büyük ölçüde onun elinden alınmış oldu. Demek ki devlet bir eliyle verdiğini kamu görevlilerinin de, tütün ekicilerinin de cebinden iki eliyle birden almış oldu. Bu noktada bir düşüncemi belirtmek isterim: Enflasyon ve devalüasyon zaman zaman hangi rejimle yöneti-lirse yönetilsin, herhangi bir ülkede kaçınılmaz duruma gelebilir. Hatta bazen bir ölçüde enflasyon belki gerekli duruma gelebilir. Fakat sosyal adalete inanan, gerçekten inanan bir parti, enflasyonu da devalüasyonu da halkın, üreticilerin, çalışanların yararına işletmenin yolunu bulabilir. Bunun yolu nasıl bulunabilir? Eğer Hükümet devalüasyonu Ege Tütün Piyasası'ı\ı açtıktan birkaç gün sonra değil de birkaç gün önce ilân etmiş olsaydı o devalüasyon tütünü yetiştiren köylünün yararına işlemiş olurdu. Fakat kampanyayı açtıktan birkaç gün sonra devalüasyon ilân ettiği için tütüne alın teri döken köylünün, tarım işçisinin yararına değil, tütün aracısının yararına işlemiştir. 1974'te Cumhuriyet Halk Partisi kısa bir süre hükümette bulunduğu zaman dünyadaki enflasyon kaçınılmaz olarak bir ölçüde Türkiye'ye de gelmişti, fakat ona rağmen izlediği ücret politikasıyla ve taban politikasıyla Cumhuriyet Halk Partisi'nin başında bulunduğu Hükümet enflasyonu da halkın yararına işletmenin yolunu bulmuştu.

Değerli arkadaşlarım,
Eğer bir ekonomik düzende kaynakların dağılımı adaletsizse o kaynaklardan sağlanan, elde edilen ürünlerin dağılımı adaletli olamaz. Eğer bir düzende sermaye gücü belli ellerde toplanmışsa o sermayenin çalıştırdığı emek refaha ulaştırılamaz. Üstelik bu aldatmaca sürdürülürken ülkenin ekonomisi de çöker, sonunda refahın ve sosyal adaletin yaygınlaşması şöyle dursun insanlar özgürlüğü nü, ülke bağımsızlığım yitirebilir.

Değerli arkadaşlarım,
Ekonomik kalkınmayla sosyal adaleti bir arada yürütmek Türkiye için, hele demokratik rejimden vazgeçemeyecek noktaya varmış olan Türk toplumu için artık kaçınılmaz olmuştur. Öyle ise ekonomimizin düzeni de ekonomimizin yapısı da yaygın sosyal adaleti sağlamanın ve bunu özgürlükçü demokrasi içinde sağlamanın gereklerine göre mutlaka ve süratle değiştirilmek gerekir. Başka türlüsü olanak dışıdır. Yani ekonomik bir düzeni olduğu gibi bütün bozukluklarıyla, adaletsizlikleriyle işler halde tutup, tutmaya çalışıp sosyal adaleti yaygınlaştırmaya çalışmak olanak dışıdır. Çünkü ikisi birbiriyle çelişir. Yaygın sosyal adaleti Türkiye'nin bugünkü ekonomik düzeni ve yapısı taşıyamaz. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi'nin öngördüğü biçimde bir düzen değişikliği Türkiye'de artık kaçınılmaz olmuştur. O düzen değişikliğinden kaçmak, o düzen değişikliğini önlemek için gösterilen çabalar Türkiye'yi bugünkü açmaza, Cephe Hükümeti'ni de bugünkü çıkmaza sürüklemiştir.

Seçim de ancak düzen değişikliği yolunu açacaksa bir çıkış yoludur. Biz önümüzdeki genel seçimlerin o yolu açabileceğine, bunun için gerekli yetkiyi de gücü de Cumhuriyet Halk Partisi'ne vereceğine inanıyoruz. O nedenle önümüzdeki seçimler büyük önem taşımaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi seçime giderken kendi programının ve doğrultusunun halk tarafından daha iyi değerlendirilmesini sağlayacak bir eğitimin yanı sıra seçim tekniği ile ilgili, sandık güvenliği ile ilgili eğitimini de hızlandırmak zorundadır. O nedenle bu eğitim çalışmalarında seçim tekniğine de büyük yer vermekteyiz.

Değerli arkadaşlarım,
Seçimlerin öne alınmasını biz Adalet Partisi'ni kendi kazdığı kuyudan kurtarmak için değil, o kuyuya ülkeyi, demokrasiyi ve ulusal ekonomiyi de birlikte sürüklemesini bir noktada ve bir an önce durdurmak için isteyebiliriz. Gençliği Adalet Partisi'yle bir hükümet ortağının destekledikleri eşkıyadan bir an önce kurtarmak için ancak seçimlerin öne alınmasını isteyebiliriz. Adalet Partisi'nin ülkeyi, ekonomiyi, rejimi kurtarmak için seçimlerin öne alınmasını istediğine inanmak bizim için henüz zordur. Bir devleti, bir toplumu, bir rejimi ayakta tutmak için ne gerekliyse hepsini yıkmak pahasına paramparça bir hükümeti zorla yerinde tutabilmek marifet değildir. Nefesi çoktan tükenmiş bir hükümeti suni teneffüsle yaşatmak uğruna her gün gençleri öldürtmek, gençlerin öldürülmesine seyirci kalmak insanlık değildir. Eğer Adalet Partisi'nin isteği gerçekten ülkeyi bunalımdan, rejimi tehlikeden, gençleri ölümden kurtarmak olsaydı, bugünkü hükümet içinde bile bunun önlemlerini bulabilirdi. Bunun önlemlerini bulamayacağına kanaat getirdiği takdirde gençlerin ölümü pahasına, demokrasinin tehlikeye düşmesi pahasına bu bütün inandırıcılığını ve tutarlılığını yitirmiş hükümeti ayakta tutmaya hakkım yoktur der ve hükümeti bırakmak sorumluluğunu gösterebilirdi. O nedenledir ki Adalet Partisi'nin seçimleri öne almaktan belli belirsiz bahsederken, söz ederken rejimi, ülkeyi düşündüğüne inanmak bizim için zordur. Biz her şeye rağmen kurtuluş yolunu bulacağız. Ülkemiz için kurtuluş yolunu, ekonomimiz için kurtuluş yolunu, demokrasimiz için, halkımız için, gençlerimiz ve çocuklarımız için kurtuluş yolunu bulacağız. Bunu da halkla el ele bulacağız, seçimle bulacağız.

Hepinize başarılar dilerim, saygılar sunarım.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BÜLENT ECEVİT'İN CHP EĞİTİM SEMİNERLERİNDEKİ KONUŞMALARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:18

Gençlik Kolları Eğitim Semineri Konuşması

Değerli arkadaşlarım,
Cumhuriyet Halk Partisi geçen ay başlayan eğitim çalışmalarıyla Türkiye'de parti içi siyasal eğitimi sistemli olarak başlatan ilk parti olmaktadır. Türkiye'de her ilerici adımın, uygarlık yolundaki her atılımın öncülüğünü yapan Cumhuriyet Halk Partisi bu alanda da öncülük yapan Parti durumuna gelmektedir.
Kızılcahamam'daki ilk semineri açış konuşmamda söylediğim gibi, politikacılar ülkeyi yönetmek, en azından ülke yönetimini etkilemek iddiasındadırlar. Bu çok büyük bir iddiadır. Bu büyük iddia ile uğraş verenler için eğitim özellikle önem taşımaktadır. Herhangi bir alanda ilerleyebilmenin ve gelişebilmenin temel koşulu eğitimdir. Bunu ülkelerin gelişmesinde de görebiliriz. Dünyada bazı ülkeler vardır ki, doğal kaynakları bakımından, madde servetleri bakımından zengindirler. Fakat eğitim düzeyleri yeterince yüksek olmadığı için gelişmemiş ülkeler arasında kalmışlardır. Buna karşılık doğal kaynakları maddi olanakları çok sınırlı olarak gelişme yoluna giren bazı ülkeler vardır ki, eğitim düzeyleri yüksek olduğu için, ileri ölçüde gelişmiş ülkeler arasında yer almışlardır.

Elbette, ülke yönetiminde olduğu gibi, ülke yönetiminin bir aracı olan, hele demokrasilerde çok önemli bir aracı olan Particilikte de eğitimin çok büyük etkisi ve yeri vardır. Özellikle bir sol partide eğitime büyük gerek duyulur. Çünkü bu partilerde tutarlılık çok önemlidir. Hiçbir sözümüzün, önerdiğimiz hiçbir çözümün ve hiçbir davranışımızın benimsediğimiz temel ilkelerle, kurallarla yöneldiğimiz insanca amaçlarla çelişmemesi gerekir. Bu tutarlılığı da ancak, ortak parti içi eğitim bize sağlayabilir.

Bu ilkeleri ve kuralları biz Demokratik Sol bir parti olarak demokratik tartışma kuralları içinde oluştururuz. Gerekirse yine demokrasi kuralları içinde, demokratik biçimde eleştiririz ve yöneleceğimiz amaçları da demokratik biçimde saptarız. Bunları başarabilmenin ve benimsediğimiz ilkeleri, kuralları, yöneldiğimiz amaçları kamuoyuna inandırıcı ve tutarlı biçimde açıklayabilmemiz her şeyden önce parti içi eğitime bağlıdır.
Biz yalnız sol bir parti değiliz. Demokratik Sol bir partiyiz. O nedenle kendi içimizdeki eğitim de yöntemleri bakımından olsun, içeriği bakımından olsun demokratik bir eğitim olmalıdır. Öyle olmaktadır. Yalnız içeriği bakımından değil, dediğim gibi, yöntemi bakımından da buna özen gösteriyoruz. Kızılcahamam'daki ilk eğitim toplantımızda, kullandığımız deyimle, özeğitim yöntemini oluşturuyoruz. Bu eğitim yönteminde kimse kimsenin öğretmeni değildir, herkes belli bir çerçeve içinde özellikle son kurultayımızın benimsemiş olduğu Program doğrultusunda, kendi kendini eğitmektedir.

CHP gibi Türkiye'de çığır açmakta olan, uygarlık yolunda ve demokrasiye gerçeklik kazandırma yolunda insanca ve hakça bir düzen kurma yolunda atılımlar yapmakta olan, Cumhuriyet Halk Partisi gibi parti için özeğitim, özellikle Türk toplumunun bugünkü aşamasında, ayrı bir önem taşıyor. Çünkü gelişme sürecimizin ve demokratik sürecimizin bu aşamasında Türk toplumu bir arayış içindedir. Eğer dikkatli davranmazsak, bu arayış sürecinde henüz yollarını bulamamış olanlar bizi kendi doğrultumuzdan başka yönlere çekip çekiştirebilirler. Bu olasılığa karşı kendimizi koruyabilmenin de en güvenilir yolu parti içi eğitimdir.

Ayrıca yine bu ortamda, özellikle Demokratik Sol bir Parti olarak bizim karşılaşabileceğimiz bir tehlike, bizim dışımızdaki sol akımları benimseyenlerden kendilerini topluma yeterince kabul ettirememiş olanların, hiç değilse, bunlardan bir kısmının, bizden yararlanarak, bizi araç gibi kullanarak güçlenebilmek istemeleri olasılığıdır. Bizim dışımızdaki sol akımlara, şiddet kullanmayan ve demokrasi kurallarına bağlı kalan bütün sol akımlara, onları benimsemesek de, onlara katılmasak da, saygı duyarız ve demokrasi anlayışımızın gereği olarak hepsinin özgürlüklerini ve haklarını kendi özgürlüğümüz hakkımız gibi koruruz: Ama kendi doğrultumuzla başka sol akımların doğrultuları arasındaki ayrılığı da en küçük ayrılıklarına kadar ve belirgin çizgilerle belirtmek zorundayız. Aksi halde, Türk toplumu Cumhuriyet Halk Partisi'ndeki Demokratik Sol akımı değerlendirmekte ve ona güven duymakta güçlük çeker. Bütün örgütümüzün bu konudaki titizliğini, dikkatini biliyorum. Bu titizliği, dikkati ortak Parti içi eğitimle de desteklememizde büyük yarar görüyorum.

Değerli arkadaşlarım,
Bizim Parti içi eğitim çalışması gereğini başka partilerden, başka sol partilerden daha çok duymamızın bir başka özel nedeni de vardır, CHP olarak kendi Demokratik Sol anlayışımızı, daha önce başka doktrinler, ideolojiler oluşturmuş olanların felsefelerinden veya kitaplarından öğrenmiyoruz. Türk toplumundan, Türk halkının eğilimlerinden ve özlemlerinden esinlenerek Türk toplumunun gerçeklerini göz önünde tutarak kendimiz oluşturuyoruz. Bu çok zor bir iştir. Bu zor işi de tutarlı biçimde yapabilmenin temel koşulu özeğitimdir.

Bizim kendi doğrultumuzu korumak ve dışımızdaki sol akımların kendi gölgelerini bizim üzerimize düşürmelerini önlemek bakımından gösterdiğimiz titizliği aşırı bulanlar da olabilir; aşırı bulanlar olduğunu biliyorum. Fakat bu titizliği göstermez isek, bizim dışımızdaki sol akımların yıllardan beri içine düştükleri duruma düşeriz. Bizim dışımızdaki sol akımların nasıl ufak parçalara bölündüğünü, nasıl ufalandığını, kendi aralarında nasıl dağıldığını hepimiz

biliyoruz. Bir eleştiri olarak söylemiyorum, bir gerçeği saptamak için söylüyorum. Biz ise Türkiye'nin en güçlü partisiyiz. Ve Türkiye'de demokrasinin yaşaması, hatta şimdi içine girdiğimiz aşamada Cumhuriyet'in gerçek anlamıyla yaşaması, Cumhuriyet Halk Partisi'nin önümüzdeki ilk seçimlerde iktidara gelmesine bağlıdır. Onun için bizi zayıflatabilecek, bizim bütünlüğümüzü bozabilecek her tehlikeye karşı kendimizi sakınmamız bugün başta gelen ödevimizdir. Demokrasiyi yaşatabilmek için, ülkemizde can güvenliğini ve gerçek özgürlükçü demokratik ortamı yeniden kurabilmek için ve demokrasimizi, Cumhuriyet'imizi sağlam temeller üzerinde sürdürebilmek için, bu, bizim başta gelen sorumluluğumuzdur.

Yine Parti içi eğitime özen göstermemizi gerekli kılan bir başka gerçek de vardır. Bugünkü Türk toplumunda, özellikle Cephe Hü-kiimeti'nin bilinen tutumu dolayısıyla ve siyasal cinayetlerin bazı hükümet partilerinden sağlanan destekle her gün yaygınlaştığı ve tırmanmaya dönüştüğü ortamda, bu arada bazı gençlerimiz, zaman zaman, anlaşılır bir isyan duygusuna kapılabilirler. Kapılanlar da olmaktadır. Bu ortam bir protesto ortamıdır. İnsanları protestoya yönelten ortamdır. İsyan duygusu, protesto ortamı, insanları usdışı, akıldışı çözümler aramaya yöneltebilir. Ve bu akıldışı, usdışı çözümlere yönelenler kolaylıkla faşizmin tuzağına düşebilirler. Bu tuzaktan kendimizi şimdiye kadar başarı ile koruduk. Tümüyle toplumu da daha etkin biçimde koruyabilmemiz için, tümüyle gençliği daha etkin biçimde koruyabilmemiz için, Cumhuriyet Halk Partisi olarak özeğitime önem vermek zorundayız. Çevremiz tuzaklarla, tertiplerle, kışkırtıcı ajan oyunlarıyla doludur. Eğer dikkatli davranmazsak ve Parti içi eğitime gereken önemi vermezsek bu tuzaklar, bu oyunlar karşısında kendimizi korumamız güçleşebilir.

Bizim bu konudaki duyarlılığımızı aşırı bulanlar herhalde geçen cumartesi günü Ankara'da düzenlenen bir yasal toplantıya karşı tezgâhlanan tertibi bütün çirkinliğiyle gördükten sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu tür tuzaklara, oyunlara karşı duyarlı davranmakta, dikkatli davranmakta ne kadar haklı olduğunu kabul etmiş olacaklardır.

Değerli arkadaşlarım,
Demokratik Sol bir parti olarak biz içinde bulunduğumuz, içinden geçmekte olduğumuz, Cephe Hükümeti'nin tutumu nedeniyle toplumun içinden geçmekte olduğu bunalıma tılsımlı çözümler bulamayız. Ancak demokrasinin kurallarına uygun çözümler bulabiliriz; bulacağımıza inanıyorum. Bu çözümlerin bulunamaması insanlığın gelişme çizgisinin tersine çevrilmesi olur ki, buna olanak yoktur. Mutlaka bir çözüm bulacağız. O bakımdan CIIP bir tarihsel görevle ve sorumlulukla karşı karşıyadır. Bulacağımız çözüm demokrasi kurallarına uygun olduğu için sabır isteyen, tahammül isteyen bir çözümdür. Ama bu tahammülü, bu sabrı daha çok uzun süre göstermemize gerek kalmamıştır. En geç sekiz ay sonra Türkiye'de Genel Seçimler yapılacaktır ve buna inanıyorum ki önümüzdeki ilk Genel Seçimler Türk halkının, Türk demokrasisinin kurtuluşu olacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi üzerine düşen işlevi gereği gibi ve etkin biçimde yapabilirse -ki yapabileceğine inanıyorum-bu seçimler Türk halkının ve Türk demokrasisinin kurtuluşu olacaktır. Seçimlere en çok sekiz ay kaldığını söyledim. Çünkü daha az kalmış da olabilir. Türkiye'nin gitgide yoğunlaşan bunalım ortamında seçimlerin daha erkene alınması da kaçınılmaz hale gelebilir. CHP, hangi tarihte yapılacak olursa olsun, seçimlere hazırdır. Daha 1973 seçimlerinden hemen sonra hazırdı, 1974'te hazırdı bugün de hazırdır. Üç ay sonrası için de, sekiz ay sonrası için de hazırdır. Eğer cup'nin 1974'te erken seçim önerdiği dönemde öteki partiler bundan kaçmasaydılar, Türkiye bugünkü bunalıma düşmemiş olacaktı, o kadar gencimiz, çocuğumuz, işçimiz siyasal saldırılar nedeniyle ölmemiş olacaktı. On binlerce gencin eğitimi aksamamış olacaktı ve bunca yurttaşımız ıstırap çekmemiş olacaktı.
Fakat maalesef öteki partiler bizim o zamanki çağrımıza uymadıkları için Türkiye bugünkü bunalım aşamasına varmış bulunuyor. Şimdi bu bunalımı sona erdirme zamanı yaklaşmaktadır. Önümüzdeki seçimlerde halkımızdan alacağımız güçle sona erdirebileceğimize inanıyorum.

Seçimlerde beklenen sonucu alabilmemiz yalnız programımız ve doğrultumuz bakımından kendi kendimizi yeterince eğitmemize bağlı olmakla kalmıyor. Aynı zamanda seçimle ilgili işlemler bakımından da kendimizi yeterince eğitmemize bağlıdır. Biz dört yıl gece-gündüz çok iyi çalışmış olabiliriz. Programla ilgili, doğrultuyla, ilkelerimizle, kurallarımızla ilgili eğitimimizi çok etkin biçimde, çok yüksek düzeyde ve yaygın olarak yapabiliriz. Fakat seçimin teknik işlemleriyle ilgili görevlerimizi ihmal edersek, bütün o dört yıllık çabalarımız etkisiz kalabilir. Seçimin teknik işlemleri de özellikle bildiğiniz gibi mart ayında ve seçim günü yoğunlaşmaktadır. Mart ayında Seçmen Listeleri'nin denetimi vardır. Bu denetimde yurttaşlarımıza yardımcı olmak birinci ödevimizdir. Çünkü birçok seçmen yurttaşlarımız ne kadar demokrasiye bağlı olurlarsa olsunlar işleri güçleri arasında bu denetime gereken vakti ayıramayabilirler veya Seçmen Listeleri denetiminin nasıl yapılacağını bilemiyor olabilirler. Bu konuda örgütümüzün yurttaşlarımıza yardımcı olması gereklidir. İkincisi, seçim günü oy güvenliğini, sandık güvenliğini korumak bakımından CHP örgütüne büyük ödevler düşmektedir. Eğer bu ödevlerimizi gereğince yerine getiremezsek yıllarca verdiğimiz emek iki günde boşa gidebilir.

Değerli arkadaşlarım,
Biraz önce söylediğim gibi, seçime sekiz ay da kalmış olabilir, seçime çok daha az da kalmış olabilir. Her zaman için, her gün için seçime hazır olmalıyız, hazîfiç, bundan üç yıl önce hazır olduğumuz gibi, bundan üç ay sonrası için de hazırız. Bundan sekiz ay sonrası için de hazırız.

Hazırlıklarımızı en küçük teknik ayrıntılarına kadar tamamlamamız gereken günlere gelmiş bulunuyoruz. Belki önümüzdeki aylarda örgütümüzün sorumluları, yöneticileri ve bu seminerlerde yetişen eğiticileri, gece-gündüz çalışmak zorunda kalacaklardır. Fakat bütün örgütümüzün bunu severek yapacağına inanıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi çok güç bir işi başarmak üzere yola çıkmıştır. Bugün dünyada gelişme sürecindeki ülkeler arasında İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana demokrasiyi yaşatabilmiş olan tek ülke Türkiye'dir. Bugün de demokrasimiz en çetin sınavından geçmektedir. Bu sınavdan da başarıyla çıkabilmemiz tabii en başta halkımıza, ondan sonra da halkın partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'ne bağlıdır. Onun için önümüzdeki ayları hepinizin her türlü özveride bulunarak, birer Demokratik Solcu'dan bütün yaşamı boyunca ve yaşamının her alanında beklenen özveriyi göstererek, seçimde halkımızın bizden beklediği sonucu almaya katkıda bulunacağınıza inanıyorum. Gerek eğitim çalışmalarınızın, gerek örgüt ve seçim çalışmalarınızın başarılı olmasını dilerim. Hepinize saygılar sunarım arkadaşlar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir