Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Çözüm: Demirel Hükümeti'nden kurtulmak

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

Çözüm: Demirel Hükümeti'nden kurtulmak

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:06

Değerli arkadaşlarım!..
Konuşmamın sonlarına gelmiş bulunuyorum.
Bugünkü olayların çözümlenmesi bakımından, sağ-sol ayırımı da, milliyetçi-komünist ayırımı kadar anlamsızdır. Bir bakıma demokrasiyi benimseyenlerin ve benimsemeyenlerin saflaşması var bugün Türk toplumunda. Demokrasi ile birlikte gelen, gelmesi kaçınılmaz olan sosyal değişimi ve gelişmeyi kabullenenlerin ve bunu birtakım zoraki tedbirlerle, çırpınışlarla önlemeye uğraşanların mücadelesi var Türk toplumunda. Demokrasiyi benimsemenin de ötesinde, hukuk devleti kavramını benimseyenlerle, benimsemeyenlerin ayırımı var, saflaşması var Türkiye'de. Barış isteyenlerin ve kavga isteyenlerin ayırımı, saflaşması var.
Biz hiçbir zaman, savaştan söz etmedik, Türk toplumunun içinde. Hiçbir zaman; düşmanlıktan söz etmedik, kavgadan söz etmedik. Ama kavga deyimi Sayın Demirel'in çok sık kullandığı bir deyimdir. Kavga deyimini kullanan insan, elbette cephe kavramını da benimser. Bir cephe kavramının üstüne hükümet kurdunuz mu, o hükümet ülkede kavga çıkarmak için, barışı bozmak için, ülkeyi içsavaşa sürüklemek için kurulmuş hükümet demektir. Bir hükümete "Cephe" adını vermenin başka anlamı yoktur. Sertlik, kavga, düşmanlık, kin... Bunlar cephe felsefesinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bizlerse cepheden söz etmeyiz. Kavgadan söz etmeyiz, kinden söz etmeyiz. Ancak barıştan söz ederiz.

Bize her isnadı yöneltti Sayın Demirel. Her tahriki yaptı. Şimdi sorduğumuz sorularla, gösterdiğimiz belgelerle köşeye sıkışınca, Parlamento'da birtakım yolsuzlukların hesabının verilmesi istenince, ilk kez, bu kavga terimlerini bir yana bırakıp, diyalogdan, diyalog ihtiyacından söz etmeye "başladı. Milletin yarıya yakınının oylarını alan bir partiye karşı düşmanlık cephesi kurmuş bir partinin, şimdi diyalog kopukluğundan yakınmaya ne hakkı vardır?
Konuşmamda daha önce söylediğim gibi, Sayın Demirel, ya başında katiller bulunan derneklerle diyalogunu sürdürür ya da onlarla, onların arkasındakilerle, diyalogunu kesip, demokrasiyi yaşatmak, kurtarmak için, bizimle diyalog kurar.

Diyalog kurmak hükümet kurmak değildir. Diyalog kurmak, demokrasiyi yaşatmak için, demokrasiyle yaşamak için, gerçekten partiler arasında bulunması gereken bir şeydir. Fakat, hem birtakım kanlı ellerle, katillerle, gençlerin, çocukların, işçilerin katilleriyle el ele vereceksiniz, hem bizimle el ele vereceksiniz. Üstelik ne zaman? Köşeye sıkıştırıldığın zaman! Buna elbette olanak yoktur. Biz size defalarca el uzattık. "Demokrasi kurallarında anlaşarak, demokrasiyi kurtarmak için işbirliği yapalım" dedik. Reddettiniz. Bu önerimiz yine geçerlidir. Yeter ki demokrasinin ne olduğunda ve ne olmadığında anlaşalım.
Yüce Meclis'in huzurunda bir kez daha söyleyeyim, Cumhuriyet Anayasası'nın emrettiği demokrasi neyse, biz onu istiyoruz. Fakat siz şimdiye kadar onu istemediğinizi söylediniz Sayın Demirel.

"Bu demokrasi ile, bu Anayasa ile ülke yönetilmez, bunlar değişmeli" dediniz. Anlaşamayışımızın, diyalog kuramayışımızın temel nedeni bu... Eğer Anayasa'yı benimsiyorsanız, içtenlikle benimsiyorsanız, o zaman diyalog kurmamız da, rejimi birlikte kurtarmamız da elbette kolaylaşır. Ama Anayasa'ya bağlılıkta, Anayasa'yı anlamakta, benimsemekte belli bir diyalog kuramıyorsak, belli bir noktaya yaramıyorsak, neyin diyalogunu nasıl kuracağız?

Bizim davamız kişisel dava değil. Bizim davamız "sen git ben geleyim" davası değil. Davamız bu olsaydı biz gitmezdik. Tam tersine, zaman oldu, "ben gideyim sen gel" dedik Adalet Partisi'ne. Ama bir tek temel şart koştuk: Demokrasiye kıyma, demokrasiye kıymak isteyenlerle işbirliği yapma! Bu şartımızı kabul edemedi Sayın Demirel ve şeytanla işbirliğini tercih etti. Onun için de maalesef Türkiye'yi on ayda cehenneme çevirdi. 1974'te cennet gibi olan, barış içinde olan, bir tek gencin kanı dökülmeyen Türkiye onun için şimdi böylesine kanlı bir ülke, kardeş kanına bulanmış bir ülke durumuna gelmeye başladı.
Bizim davamız, Sayın Demirel'le, Adalet Partisi ile sen ben davası değil, bizim davamız gençlere, çocuklara kıyılmasını önleme davası.

Bizim davamız, demokrasinin gereği olan düşünce ayrılıkları içinde milli birliği sağlama ve koruma davası. Tıpkı 1974'te sağlayabildiğimiz gibi...
Bizim davamız demokratik hukuk devleti davası.

Bizim davamız hakkı alınmak istenen, birbirine kırdırılmak istenen işçinin davası.
Bizim davamız köylünün emeğinin hakkını ve insanca yaşama olanağını ona kazandırma davası. Orman köylüsünün hakkını birkaç zengine, imtiyazlı kişiye yedirip orman köylüsünü aç bırakmama, çaresiz bırakmama davası.

Bizim davamız, dünyada gitgide yalnızlaştırılan Türkiye'nin, dünyada yeniden, en az 1974 yılında olduğu kadar güçlü ve saygın olabilmesi davası.
İçerde halka karşı zorba, dışarıda yabancılara boynu eğik olan bir hükümet yerine, içerde kendi halkının önünde boynu eğik, dışarıda yabancıların karşısında başı dik bir hükümete kavuşma davası bizim davamız.

Bizim davamız, Türkiye'de barış sağlama, huzur sağlama, sosyal adalet içinde gerçek kalkınma sağlama davası.
Kendisine yönelen yolsuzluk iddialarından, yolsuzluk yapan yakınlarını koruma iddialarından bunalmış gibi görünüyor Sayın Demirel. Bu bunalımdan, tabii suçsuzsa, kurtulmanın bir tek yolu vardır demokraside: Meclis'e hesap vermek; ve Meclis gerekli görürse adalete de hesap vermek. "Allaha hesap veririm, millete hesap vermem..." Demokraside böyle söz söylenmez. Allah'a vereceği hesap kendi bileceği iştir. Millete hesap vermenin bir yolu ise, biraz önce söylediğim gibi, gelip burada milletin temsilcilerine hesap vermektir ve Meclis gerekli görürse Anayasa'mıza göre millet adına yargı erkini kullanan adalete hesap vermektir. Ama bunları göze alamıyor Sayın Demirel; hiçbir demokratik ülkede eşine rastlanamayacak bir davranışla haftalardır Meclis denetiminden kaçıp duruyor.

Milletin kendisine vermediği hükümet kurma yetkisini yeniden sağlayabilmek için, millet oyuna başvurmak varken ondan kaçıp ülkeyi cephelere bölmeye kalkıştı. Hesabını veremediği davranışlarından ötürü Meclis denetiminden kaçma çarelerini aramaya başladı. Fakat hükümet kurabilmek ve hükümette kalabilmek uğruna katillerle el ele vermiş bir Başbakan artık düştüğü durumdan kendi kendini kurtaramaz. Meclis'ten bir süre kaçabilir, gerçeklerden bir süre kaçabilir, plânda, programda yazılan, dile getirilen gerçekleri tahrif ettirebilir, ama bu duruma gelen bir başbakan, artık kendi kendini kurtaramaz.
Sayın Demirel, dün-bugün değil, yıllardır yapılan uyarılara rağ-men, korkarım ki, artık dönüşü olmayan bir yola girmiştir. Türkiye'yi nasıl bir ekonomik çıkmaza sürüklediğini resmi evrak tahrifatı ile bile gözden saklayamaz duruma gelmiştir. Dünyada Türkiye'nin hiçbir hakkını koruyamaz duruma gelmiştir. Astarı yüzünden pahalı birkaç yüz milyonluk kredi uğruna Türk ekonomisinin geleceğini Ortak Pazar'a ipotek etme durumuna gelmiştir. Zorbalarla, katillerle, siyaset eşkıyası ile iş yaparak bile yerini sağlam göremez duruma gelmiştir.

Bu durumdaki bir insan ne kendini ne de kendi yarattığı tehlikelerden ülkeyi ve rejimi kurtarabilir. Demirel zihniyetinin elinden ülkeyi kurtarmak; demokratik hukuk devletini kurtarmak, demokrasiyi kurtarmak; Demirel zihniyetinin elinden birbiri ardından vurulan gençleri kurtarmak; ders okuyamayan, okula gidemeyen gençleri kurtarmak, çocukları kurtarmak, ülkenin gençliğini ve geleceğini kurtarmak; hatta Demirel zihniyetinin elinden, iş işten büsbütün geçmeden, Demirel'i kurtarmak, en başta, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin elindedir. Millet Meclisi'nin elindedir.

SONUÇ

Kısacası, ülkeyi de rejimi de gençliği de hatta Demirel'i de kurtarmanın tek yolu vardır: Demirel Hükümeti'nden kurtulmak... Yüce Meclis'in er geç bunun geçerli yolunu bulacağına inanıyorum. Ne kadar erken bulursa o kadar iyi olacaktır, bu arada o kadar çok gencin canını kurtarmış olacaktır.

Hepimizin kişiliğini aşan, parti bağlarını aşan, ideolojik ayrılıklarımızı aşan bir sorunla ve sorumlulukla karşı karşıyayız. İnanıyorum ki, partilerin sosyal ve ekonomik konularda ayrılıkları ne otursa olsun, Millet Meclisi'nde yeterli bir çoğunluk bu sorumluluğun gereğini yerine getirecektir. Çünkü, Millet kendi meclisinden bunu beklemektedir.

Yüce Meclis'e saygılar sunarım.

Kaynakça
Kitap: Türkiye 1965-75
Yazar: Bülent Ecevit
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir