Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türk Milliyetçiliğinin İdeolojik Sorunları

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

Türk Milliyetçiliğinin İdeolojik Sorunları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 23:12

Türk Milliyetçiliğinin İdeolojik Sorunları

Kökleri geçmişten güç alan gelecek merkezli bir ideolojik yaklaşım arayışına girmek, Türk milliyetçilerinin kısa zamanda çok önemli bir mesafeyi arkalarında bırakmalarını sağlayacaktır. Çünkü, Türk milliyetçiliği çok sağlam bir ideolojik zemin olan millet gerçeği üzerinde yükselmektedir. 20. yüzyılda ideolojik çatışmanın ana eksenini, millet ile sınıf merkezli ideolojilerin çatışması oluşturmuştur. Bu ideolojik çatışmadan millet merkezli ideoloji galip çıkmıştır. Şimdi, millet ile milleti alt etnisitelere bölmek isteyen küreselleşme arasında yoğun bir mücadele yaşanmaktadır. Millet gerçeği, küreselleşme ile girdiği ideolojik mücadeleden de galip çıkacaktır. Türk milliyetçileri, Türk milletine küreselleşme ile girişilen mücadelede yol gösterebilmek ve öncülük yapabilmek için büyük bir medeni cesaretle ideolojik gelişimi sorgulamak zorundadırlar.

Milliyetçiliğin yenilenerek 21. yüzyıla taşınması konusunda şimdiye değin çok fazla bir şey yapıldığını söylemek mümkün değildir. Milliyetçiler, Türk milleti için yaşamsal nitelik taşıyan birçok soruna tutarlı hatta tutarsız cevaplar dahi vermemişlerdir. Küreselleşme karşısında belirgin bir olumlu veya olumsuz milliyetçi tavır yoktur. Demokratik bir ideoloji olan milliyetçilik çerçevesinde, milliyetçilerin demokratikleşme programı nedir veya şimdiye değin neden olmamıştır? Milliyetçiler neden çevreci politikaları gerektiği kadar ciddiye almazlar ve politikalarına dâhil etmezler? Her şeyden önce, Türk milletinin geleceğini tehdit eden ve şimdilik ağırlıklı olarak Kürt sorununda temsil edilen etnik meselenin çözümünde Türk milliyetçilerine düşen görev nedir? Bütün bu soruların dışında, daha genel sorun alanlarını da tespit etmek mümkündür.

Türk milliyetçiliğinin ideolojik yenilenmesi sürecinin en önemli aşamalarından birisini ideolojik açıdan temel sorunlar dediğimiz alanların tespit edilmesi aşaması oluşturmaktadır. Temel sorunların tespiti aslında ideolojik yenilenme yolunda çok önemli bir mesafe kaydedilmesi anlamına gelecektir. Çünkü, Türk milliyetçileri bu tespitleri yaparak ilerleme sürecinin yöneleceği istikameti belirleyeceklerdir.

Aşağıda yapılan tespitler aslında Türk milliyetçilerinin değişik plâtformlarda yaptıkları, ancak henüz sistematik bir eleştiri-özeleştiri mekanizmasının çerçevesi içerisine oturtulmamış tespitler olma niteliği taşıyor. Burada yapılan tespitleri, Türk milliyetçisi aydınlar içeriğini doldurmak ve sorun alanından çözüm alanına taşımak anlamında yoğun bir şekilde tartışarak, eleştirerek, olgunlaştırmak, geliştirmek görevi ile karşı karşıyadır.

Türk milliyetçiliğinin mevcut ideolojik sıkıntıları olarak şu hususları gösterebiliriz:

1- Türk milliyetçiliği ulaşmış olduğu teorik gelişmişlik düzeyi itibarı ile, 21. yüzyılın temel sorun alanlarına teorik izah ve yanıt verebilmiş değildir. Türk milliyetçiliği genel olarak 20. yüzyılın kavramsal çerçevesi içine sıkışmış kalmıştır ve 21. yüzyılın kavram ve gündemi ile teorik bir çatışma sürecine girmemiştir. Ancak, bu durum Türk milliyetçiliğinin gerilemesini engellememekte, aksine hızlandırmaktadır. Bundan dolayı, Türk milliyetçisi aydınlar, bütüncül teorik bir çerçeve geliştirerek etnik milliyetçilikten, çok kültürcülüğe, internetten, yeni misyonerlik ve küreselleşmeye kadar gündem ile ilgili eklektik olmaktan uzak somut cevaplar üretmek zorundadırlar.

2- Türk milliyetçiliği hâlâ Türkiye milliyetçiliği şeklinde anlaşılıyor ve bütün Türk dünyasını kapsayan bir Türk milliyetçiliği ideolojisinin oluşturulmasından hâlâ uzak bir konumdayız. Türkiye Cumhuriyeti'nin tek bağımsız Türk devleti olduğu dönemde bu husus anlayışla karşılanabilirdi. Ancak, bağımsız Türk cumhuriyetlerinin kuruluşunun üzerinden 12 yıl geçmiş olmasına rağmen Türk milliyetçiliğinin en azından genel-temel sorunlar karşısında ürettiği ortak cevaplar üzerinde Türk dünyasının bütün noktalarında Türk milliyetçilerinin fikir birliği içinde olmaları gerekmektedir. Bu ise teorik bir çalışma sürecinin başlaması anlamına gelmektedir. Bu süreçte Türk dünyasının farklılıkları ve bunların gerektirdiği farklı açılımlar olabileceği gibi, ortaklıkların da bulunmasını beraberinde getirecektir.

3- Türk milliyetçilerinin tarih anlayışı hâlâ hanedan tarihi üzerine oturmaktadır. Birçok Türk milliyetçisi haklı bir gurur duymamız gereken Osmanlı tarihini tarihsel-politik analiz sürecinin tek ölçütü yapmaktadır. Bu ise Türk milliyetçiliğinin ulaşması gereken "Türk dünyası Türk milliyetçiliği" anlayışının önünde önemli bir engeldir ve Türk milliyetçilerinin bakış açısını daraltmaktadır. Timur, Şah İsmail, Tomambay, Cengiz, Nadir Şah daha az Türk daha az bizim değildir. Asya, Avrupa, Afrika'dan oluşan eski dünya toplam 85 milyon km2dir. Bu dev coğrafyanın 55 milyon km2si Türk devletlerinin egemenlik ve hayat sahası olmuştur. Türk milliyetçisi aydın bütün Türk tarihine sahip çıkmalıdır.

4- Türk milliyetçiliğinin dini yorumu hâlâ ne yazık ki mezhep merkezlidir. Oysa, Türk milliyetçiliği ne kadar büyük bir çoğunlukta olur ise olsun Türk milletinin sadece bir bölümünün mensup olduğu mezhebi değil, bütün Türk milletini kapsamalıdır. Avrasya bloğuna yayılan Türk milletinin çok büyük bir bölümü Müslüman olmakla beraber bünyesinde az da olsa Müslüman olmayan, Hristiyan, Musevi, Şaman, Budist (Burkancı) unsurlar da bulunmaktadır. Ayrıca gerek Avrasya kıta bloğunda gerekse Türkiye'de, Şii ve Alevi Türklerin sayısı hiç de küçümsenmeyecek kadar fazladır. Türkiye'den sonra en büyük Türk ülkesi olan İran'da Türk nüfusun büyük bir bölümünün Şii olduğu gerçeği göz önünde tutulmalıdır. Türk milliyetçileri genel söylem bazında Alevi-Sunni sorununu aşmış görünseler dahi gerçek yaşamda bunun politik-sosyal sıkıntıları ne yazık ki hâlâ çekilmektedir. Bu da Türk milletine karşı gerçekleştirilen psikolojik operasyonlarda bir araç olarak Alevilik-Sunnilik karşıtlığının kullanılmasına imkân vermektedir. Türk milliyetçileri, bu oyunun sona erdirilmesi ve sosyal bütünleşmenin sağlanması amacı ile Alevi-Sunni çatışması tuzağını ortadan kaldırıcı bir süreci başlatmak zorundadırlar. Dar mezhepsel yaklaşımlar sergileyenler, kendilerini Türk milliyetçisi zannetseler dahi eylemleri/düşünceleri ile Türk milletine ve milliyetçiliğine istemeyerek de olsa zarar vermektedirler. Burada ortaya konulan hususlar, Türk milliyetçilerinin İslâmiyete karşı kozmopolit aydınlarda çok sık görülen "steril lâik" bir tavır içine girmesi anlamına gelmemektedir. Büyük şair Yahya Kemal, "Şu Ahmet Yesevi kim? Bir araştırın göreceksiniz... Bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız" demektedir. Yani, İslamsız bir Türk tanımı mümkün değildir. Ancak bu bizim Müslüman olmayan Gökoğuzlara ve Çuvaşlara sevgi ile bakmamızı engellemeli mi? Ya da Kuzey ve Güney Azerbaycan'da yaşıyan 35 milyon Şii Türk'e sevgisiz mi yaklaşmalıyız?" Türk milliyetçisi dini yaşamak için büyük bir çaba içinde olmalıdır. Ziya Gökalp'in ortaya koyduğu İslâmlaşma süreci hâlâ Türkiye için büyük bir gereklilik olmaya devam etmektedir. İslâmın öğretilmesi ve anlaşılması için en uygun koşulların oluşturulması gerekmektedir. Bunun aksi düşünülemez. Ancak, dinin yaşanması, mezhep merkezli politika yapılması, politikanın bu esas üzerine kurulması anlamına gelmez. Ayrıca, dinin yaşanması Türk milliyetçilerinin benimsediği lâik devlet modeli ile de çelişmemektedir.

5- Türk milliyetçiliği, modern çağda kentli bir ideoloji olarak ortaya çıkmıştır ve milliyetçilik aynı zamanda bir çalışma ahlâkı olarak modern sanayi toplumunun itici gücü olmalıdır. Oysa, Türk milliyetçiliği, bugün kentli-modern değil, taşralı-modern öncesi bir görünüm sergilemektedir. Bu sürecin hızla aşılması ve Türk milliyetçiliğinin gerçek sosyal zemin üzerine oturtulması gerekmektedir.

6 - Türk milliyetçiliği ekonomik kavrayışını ve izahını yitirmiştir. Gerçi Türk milliyetçiliğinin hiçbir zaman vahşi liberalizm ve Marksist sosyalizm gibi rijit bir ekonomik anlayışı olmamıştır ve olmamalıdır. Ancak, bu milliyetçiliğin her ekonomik ekolü benimseyebileceği anlamına gelmemektedir. Bir siyasal program olarak savunulan Türk milliyetçiliğinin muhakkak sosyal adaleti göz önünde tutan üretimci/ toplumcu/rekabetçi bir anlayış üzerine oturtulması lâzımdır.

7- Türk milliyetçiliğinin bir reform programı yoktur. Oysa Türk milliyetçiliği 20. yüzyıl başında radikal reformist-devrimci bir geleneği temsil etmiştir. Bugün de Türk milliyetçiliğini siyasal muhafazakâr hareketlerle eşdeğer tutan yaklaşımlar sergilenmektedir. Oysa, kültürel anlamda muhafazakârlıkla, siyasal muhafazakârlık çok farklı uçlardır. Türk milliyetçileri Türk milletinin büyük bir tarihsel derinliği olan ve bugün küreselleşmenin darbeleri ile hırpalanan kültürel değer, varlık ve geleneklerine sahip çıkmaktadırlar. Ancak kültürel değerlerin muhafazası çürümüş siyasal sistemi savunmayı, muhafazayı gerektirmemektedir. Türk milliyetçiliği, çürüme sürecinde olan politik yapılanmalar ve sosyal süreçler (televole toplumu) için hangi reform programına sahip olduğunu ortaya koymalıdır.

8- Türk milliyetçiliğinin gelecek tasarımı yoktur. Türk milliyetçileri, 20 veya 50 yıl sonra çocuklarının ve torunlarının nasıl bir Türkiye'de ve dünyada yaşaması gerektiği konusunda bir vizyona, bir gelecek rüyasına sahip değildirler. Hatta, kendilerinin nasıl bir Türkiye ve dünyada yaşamayı arzu ettikleri konusunda bile şüpheleri vardır. Ufuksuz, hayalsiz ve amaçsız ideoloji olmaz. İflâs eden komünizm bile hâlâ direnerek doğru ya da yanlış bir gelecek önermeye devam etmektedir. Türk milliyetçileri, dünyaya ve Türkiye'ye nasıl bir gelecek önerdiklerini ortaya koymak zorundadırlar.

9- Türk milliyetçiliği ne Türkiye'de ne de Türk dünyasında ortak bir siyasal dil üretebilmiştir. En kısa zamanda Türk milliyetçileri teorik çalışma sürecinde, milliyetçilerin dünyayı anlamlandırmasının aracı olacak kavramsal çerçeveyi geliştirmek zorundadırlar.

10- Türk milliyetçiliğinin dış politik konsepti yoktur. Soğuk Savaş öncesinde anti-komünizm ve esir Türkler üzerine kurulmuş olan Türk milliyetçiliğinin dış politik konsepti Soğuk Savaş sonrasında ortadan kalkmıştır. Son süreçte, Irak'a yönelik ABD operasyonu dış politik konseptin yokluğunu tekrar ortaya koymuştur. Türk milliyetçilerinin bir bölümü büyük bir iyi niyet ile Kürt devletini engellemek için ABD'ye yardım etmemiz gerekir derken, diğerleri haklı bir ulusal gurur ve endişe ile Türkiye'nin ABD'ye karşı tavır almasını önermektedirler. Bir başka yaklaşım ise bu ikisinden çok daha farklı ve omurgasız bir tavır sergilemekte ve "elimizde devletin bilgileri yok; bundan dolayı bir şey söylememiz, karşı çıkmamız veya yanında olmamız mümkün değil" demektedir. İlk iki yaklaşım, içinde doğru ve yanlışları ile milli endişelerden kaynaklanır ve netice itibarı ile savunanların arkasında durduğu bir tavırdır. Ancak, üçüncü yaklaşım "onurlu AB'cilik" gibi tavırsızlıktan başka bir şey değildir.

11-Türk milliyetçiliğinin ahlâk temelleri büyük bir sarsıntı geçirmiştir. Türk milliyetçiliği, çürümüş Türk siyasal yaşamında ahlâki değerler üzerinde durmayı mümkün olduğunca başarmış bir harekettir. Gerçi, birleşik kaplar kanunu gereği bir toplumda bulunan bütün hastalıkların kaçınılmaz olarak milliyetçi camiaya da sıçramamış olması düşünülemez. Ancak, bu sıçramalar Türk milliyetçiliği içinde hiçbir zaman meşru bir zemin kazanmamıştır. Bu da Türk milliyetçiliğine, Türk siyasal yaşamını temizleyecek bir ahlâki yeniden yapılanma sürecinin öncüsü olma fırsatını verecektir. Ancak, son dönemde gerçekleşen bazı uygulamaların Türk milliyetçiliğine büyük ölçüde zarar verdiği şüphe götürmez. Türk milliyetçileri, siyasetin bir ahlâk klubü anlayışı ile yapıldığını, kendilerine ve Türk milletine göstermek zorundadırlar. Ahlâki bir temele dayanmayan, bu ülkeyi, bu halkı, bu halkın kaynaklarını sömürmek amacı taşıyan mezar soyguncusu zihniyeti Türk milliyetçiliği hareketinin içinde barındırmak, hatta ödüllendirmek bütün Türk milliyetçilerini olduğu gibi Türk milliyetçiliği ideolojisini de ahlâken yıpratacaktır.

12- Türk milliyetçiliğinin teorik çerçevesinin üç temel ayağı olmak zorundadır. Bunlar sırası ile yerel-milli ve evrensel dayanak noktalarıdır. Yerel düzlemde, bu, halkın kültür dokusu üzerine oturmalı, onun değerlerini anlamalı, kavramalı, içselleştirmelidir. Milli düzlemde, ulusun milli menfaatlerini doğru tanımlayabilmeli ve milli menfaatlerin gerçekleşmesi için doğru araçlar önerilebilmelidir. Evrensel düzlemde ise Türkiye'yi ve Türk dünyasını aşan boyuttaki sorunlara doğru cevapları olmalı, bütün insanlığın paylaştığı/paylaşabildiği değerler üretebilmelidir. Türk milliyetçiliği, Yunus Emre'deki yerellik-millilik ve evrenselliği yakalayabilmelidir. Bugün için ne yazık ki, Türk milliyetçiliğinin evrensellik noktasında çok önemli eksikliklerinin olduğunu itiraf etmemiz gerekmektedir.

13- Türk milliyetçilerinin önündeki en acil görev, emperyalizmin Türkiye için plânladığı federasyon modeli sürecinde dayatmaya çalıştığı ve bir "Türk Kerbelâsı" anlamına gelecek olan iç çatışmanın engellenmesi için gereken modeller üzerinde çalışmaktır. Bu konuda Türk milliyetçilerinin gerekli çalışmaları yaptığını söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Türk milliyetçilerinin, Türk milletinin bu en yaşamsal sorunu hakkında detaylı ve bilimsel çözümler üreterek, PKK'nın tahrip ettiği milli dokuyu onarması gerekmektedir.
Bu noktada iki çok değerli hocamız, Türkiye'de etnik sorun konusunda büyük bir hassasiyet ile çalışan Prof. Dr. Orhan Türkdoğan ve Prof. Dr. Mustafa Erkal istisna teşkil etmektedirler.

14-Türk milliyetçiliği hâlâ erkek egemen bir yapı sergilemekte, Türk milliyetçisi kadın, politik sürecin dışına itilmektedir. Hatta, Türk milliyetçisi kadının fazla milliyetçi olmasının gerekmediği, erkeğin politik tavrının yeterli olduğu anlayışı gibi sağlıksız bir yaklaşım söz konusu-dur.

Yukarıda sayılan ve daha birçok temeli olan, üzerinde yapılması gereken teorik çalışmalar, Türk milliyetçiliğinin siyasal bir program olarak da önünü açacaktır. Türk milliyetçisi aydınlar ile Türk milliyetçiliğini bir siyasal ideoloji olarak benimsediğini söylemeyen siyasi partiler bu çizgi üzerinde ideolojik çalışma yapmaktan günlük politik nedenlerle sakınanlardır. İdeolojik bir yaklaşım olmayınca, milliyetçi siyasal partilerin politikalarını ilkeler değil, ilkesizlikler, kişisel tercihler, korkular, menfaatler belirlemektedir.

Artık Türk milliyetçilerinin kimseyi beklemeden ve kendilerinden başlayarak Türk milliyetçiliğini sorgulama temelinde geliştirmeleri gerekmektedir. 21. yüzyıl yeni Ziya Gökalp'leri, Yusuf Akçura'ları, Gaspıralı'ları, Atsız'ları, Sancar'ları, Mehmet Eröz'leri, Erol Güngör'leri, Avrasi'leri beklemektedir. 20. yüzyılda Türk milliyetçiliğinin önder isimleri olan Atatürk'ü, Alpaslan Türkeş'i, Dündar Taşer'i, Muzaffer Özdağ'ı kendisine örnek alacak bir tavrı sergileyecek Türk milliyetçisi aydınların ve devlet adamlarının ortaya çıkması gerekmektedir. Ancak, bilgi ve eylemin sentezi Türk milliyetçiliğinin başarıya ulaşmasını sağlayacaktır.

Kaynakça
Kitap: Yeniden Türk Milliyetçiliği
Yazar: Ümit Özdağ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir