Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

IRA Terör Örgütü Analizi

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

IRA Terör Örgütü Analizi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 20:26

IRA (İRLANDA CUMHURİYETÇİ ORDUSU)

Tarihi Gelişim


İkinci Dünya Savaşı'ndan 1960'ların sonuna kadar, bazı istisnalar dışında, pek bir etkinlik gösteremeyen ayrılıkçı /milliyetçi hareketler özellikle 1970'ler ve 1980'lerde yeniden alevlenmeye ve soğuk savaşın sona ermesiyle de çatışmaya dönüşmüşlerdir. Ayrılıkçı hareketlerin çoğunluğunun tarihsel bir dayanağı olduğu bilinmektedir. Bugün, Kuzey İrlanda'da (Ulster), İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmeyi amaçlayan 'Cumhuriyetçi/milliyetçi' Katoliklerle, Londra ile birliğin devamından yana olan kralcı Protestanlar (bunlara da Britanyalı -British- milliyetçiler demek doğru olur) arasında süren gücü ele geçirme/elde tutma mücadelesi, İskoçya'dan 17. yüzyılın başlarında gelen ve adanın kuzey doğusundaki Ulster bölgesine yerleştirilen Protestanlar ile (150 bin kadar göçmen İskoçya'dan, 20 bin kadar göçmen ise İngiltere'den) İrlandalı Katolikler arasında, Katoliklerden zorla alınan toprakların yeni gelen göçmenlere verilmesiyle başlayan ve yüzyıllardır süren çekişmelerin günümüzde devam eden bir biçimidir.16-17. yüzyılda devam eden bu çatışmalar ve açlık sonucu bir ifadeye göre 1641-1652 arası İrlanda nüfusunun önemli bir kısmı ya ölmüş ya da göç etmek zorunda kalmıştır.

İngiltere'de yönetimi ele geçiren Cromwell, Ağustos 1649'da İrlanda'ya girmiş ve oradaki Katoliklerden gaspettiği arazileri kendi askerlerine dağıtmıştı. Cromwell'in idamıyla birlikte 1660 yılında İngiltere krallığına getirilen II. Charles'ın yerine kardeşi II. James 1685'de kral olmuş ve İrlanda'da önemli görevlerden o zamana kadar dışlanan Katolikler yeniden bu görevlere getirilmeye başlanmıştı. Katolik II. James, ayrıca İrlanda'da Katoliklerden zorla alınan arazilerin geri verilmesi konusunda diretmekteydi. İngiliz parlamentosu bu gelişmelerden rahatsızdı. Protestan William of Orange (III. William) Katolik-lere karşı tutumuyla tanınıyordu. Kral II. James'in kızı Mary ile evli Hollandalı bir prens olan William of Orange'a krallık teklif edilir. Katolik kral II. James İngiliz parlamentosunun direnişi sonucu 1688'de İrlanda'ya geçer. Katolik güçler 1689'da İrlanda'nın bir çok bölgesini kontrol altında tutmaktaydılar. Fakat Kuzey İrlanda'nın önemli bir şehri olan Londonderry'de Protestan kralcıların direnişiyle karşılaşmışlardı. Bu direniş zamanla Protestanlar için bir sembol oluşturmuştur.
1690 yazında William of Orange, Belfast'ın kuzey doğusunda bir kıyı bölgesi olan Carrickfergus'ta karaya çıkmasıyla Katoliklerin kaderi değişmeye başlar. William'ın güçleri, Boyne savaşında Katolik kral II. James'in güçlerini 12 Temmuz 1690'da yenilgiye uğratır. Kral II. James Fransa'ya kaçar. Böylece Protestan egemenliği dönemi başlar. Protestanlar, Katolik kral'a karşı 12 Temmuz'da kazandıkları bu zaferi ve getirdiği yeni düzeni her yıldönümünde kutlamaktadırlar, yani Kral William of Orange'a borçlu oldukları 'Orange Düzeni'ni. 18. yüzyıl, İngiltere'nin egemenliğinin İrlanda'da pekiştirildiği yüzyıl olarak görülebilir. İrlanda 1801'de 'Birlik Yasası' ile İngiltere'nin (Birleşik Krallık) bir parçası oldu. Kral William'm kurduğu Protestan düzeni ('Orange Order') devam etmiş ve bugünkü çatışmalarında temelini oluşturmuştur.

Tarihte İngiliz idaresine karşı başarısız ayaklanmalar birbirini takip etmiştir (Wolfe Tone, Daniel O'Connor, Charles Stewart Parnell'in önderlik ettiği ayaklanmalar). İngiliz idaresine karşı başlatılan '1916 Paskalya Ayaklanması' ise İrlanda tarihinde yeni bir dönüm noktasıdır. Katoliklerin iktisadi ve siyasi dışlanmışlığı 1916 ayaklanmasını doğurmuştur. İngiltere'den bağımsızlığın sosyalizm olmadan aldatıcı olacağını ve gerçek toplumsal kurtuluşu getirmeyeceğini savunan işçi lideri James Connolly de (1868 -1916) bu ayaklanma sonunda idam edilen 15 lider arasındadır. Bunlar 3-12 Mayıs 1916'da idam edilmişlerdir. Bütün bu ayaklanmalar İrlanda Katolik milliyetçileri için bir gelenek oluşturmuştur. Bu gelenek elbette geçmişteki mücadelelerin tümünü içermemiş, sadece tarihi olaylardan milli hisleri besleyenler seçilerek uygun bir şekilde yorumlanmıştır.

19. yüzyılda Londra'nın bir kaç kez İrlanda'ya sınırlı yerel yönetim hakkı tanıma girişimi ('Home Rule Bili') Kuzey İrlanda'da yaşayan Protestanların direnişiyle karşılaşmıştı. Ocak 1911'deki seçimleri takiben Liberal hükümetin yerel idareye yetkiler verilmesi girişimleri üzerine bu karara karşı direnmek amacıyla Kuzey İrlanda'daki Protestanlar Ocak 1912'de binlerce Protestan'dan oluşan silahlı birlikler oluşturmaya başladılar. Hükümet, sınırlı yerel yönetim hakkı tanıma girişimini Protestanların tepkileri sonucu, 1914'de Birinci Dünya Savaşı'nm da başladığı bir dönemde ertelenmek zorunda kalmıştı. Londra'nın savaş ile meşgul olması Katolikler için bağımsızlık yolunda bir fırsattı. Dublin'deki 1916 Paskalya ayaklanması bu ortamda gelişti. 1916 Paskalya ayaklanması sonrası İngiltere'de (Britanya) yapılan 1918 genel seçimlerinde Kuzey İrlanda (Uls-ter) dışındaki hemen hemen bütün sandalyeler Katolik partilerin adaylannca kazanılmıştı. Seçimlerde milliyetçi Sinn Fein partisi, Londra'daki meclis için (Westminster) İrlanda'ya ayrılmış olan 105 sandalyeden 73'ünü almayı başarmıştı. Bu çoğunluğu elde eden Katolikler Dublin'de, Londra'dan ayrı bir meclis kurmaya karar verirler. Kuzey İrlanda'daki Protestanlar ise İngiltere ile birlikten yanaydılar. 1920 yılında Protestan birlikçiler ve İrlanda'nın bir bütün olarak bağımsız olmasını savunan Katolik Cumhuriyetçiler arasındaki anlaşmazlıklar sonucu 'İrlanda Hükümet Yasası' adı altında Londra, güneyde Dublin'de ve kuzeyde ise Belfast'ta iki meclis kurma karan alır. Bu karar Kuzey İrlanda'da, Protestanların ve Londra'nın desteğiyle uygulanmaya konur, fakat güney bunu kabul etmemekte direnir. Başbakan Llyod George'un ayrılık planı Kuzeyde Protestanlara bir bölge oluşturmayı ve Westminster'i İrlanda yükünden kurtarmayı başarmıştır. O dönemde bir hegemon devlet olarak Londra hükümeti hem Rusya'daki Bolşevik devriminin Avrupa'ya yayılma tehlikesine karşı tedirgindi,18 hem de Yakın ve Orta Doğu'daki planlarım uygulamaya koymaya çalışıyordu. İrlanda'daki çatışmalar ise tam da bu kritik döneme rastlamıştı. 'İrlandalı Gönüllüler' adı altında örgütlenen Katolikler ile İngiliz askerleri arasında 1919-1921 yılları arasında devam eden çatışmalarda Katolikler başarısız olurlar. Haziran-Temmuz 1921'de ise ateşkes sağlanır.

İngiliz Hükümeti ile Sinn Fein ve diğer İrlandalı liderler arasındaki görüşmeler sonucu İngiliz-İrlanda Anlaşması Aralık 1921'de imzalanır. Fakat bir grup Katolik bu bölünmeye karşı çıkınca çatışmalar yeniden başlar. Bu arada Sinn Fein'de kopma yaşanır. Sinn Fein'in lideri Eamon de Valera anlaşmaya karşı olduğunu açıklayarak partiden ayrılmıştı19 (1926'da Fianna Fail'i kurmuştu). 1922-23 yılları arasında meydana gelen çatışmalarda bölünmeye karşı direnen Katolik gönüllü güçlerinden oluşan İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu taraftarları, bölünmeyi kabul eden Dublin'deki Katolik hükümet güçleri karşısında teslim olmak zorunda kalırlar. 1922'de ise İrlanda devleti dominyon statüsünde kurulur. Kuzey ile sınırlar ise 1925'te belirlenmiştir.

Bölünmeye karşı mücadele karan alan provisional Sinn Fe-in'den gelen bir grup ve İrlandalı Katolik Gönüllüler'den oluşan IRA 1930'larda bir yeraltı örgütü haline gelir. İrlanda'nın bölünmeşine karşı çıkarak mücadeleye devam eder. Fakat bu mücadelede Kuzey İrlanda için tehdit olabilecek kadar güçlenemedi. IRA, Siyasetle ilgilenmiyordu. Bu işi Sinn Fein'e bırakmıştı. 1939 yılında bombalama kampanyasına girişti fakat toplumsal destek bulamadı. 1937'de İrlanda hükümeti yeni bir anayasayı kabul etti. Bu anayasanın ikinci ve üçüncü maddelerine göre Kuzey İrlanda, İrlanda Devleti'nin bir parçası olarak kabul ediliyordu. Bu arada ülkenin adı 'Eire'ye (İrlanda anlamına geliyor) çevrildi. 1949'da ise İrlanda devleti 'İrlanda Cumhuriyeti' adını aldı ve İngiliz Uluslar Topluluğundan çekilmeye karar verdi.

Kuzey İrlanda parlamentosu tamamen Protestanların kontrolüne girdi. Ölümüne kadar (1940) Kuzey İrlanda'da başbakan olarak görev yapan Sir J. Craig ise 1934'te Kuzeydeki parlamentonun bir Protestan parlamentosu, ve devletin de bir Protestan devleti olduğunu, söylüyordu. IRA'nm yeni kampanyası 2 Eylül 1942'de bir IRA üyesinin bir polisi öldürmesi üzerine idam edilmesiyle yeni bir boyuta ulaşmıştı. Bu, Kuzey İrlanda'da ilk idamdı. Kuzey İrlanda'da 1955-62 yılları arasında özellikle imalat ve tekstil alanında işsizliğin artması en çok Katolikleri etkilemekteydi.21 İşsizliğin artmasıyla birlikte şiddet taraftarları da artıyordu. 1957-9 arası, bölünmeden sonra o tarihe kadar yaşanan IRA'nın şiddet kampanyalarında, şiddetin en yüksek olduğu dönemdir. Fakat düzenli bir örgütlenmeleri olmadığı için başarılı olamıyorlardı. Güneyden Kuzeye geçerek sınırdaki bazı polis merkezlerine saldırmakta ve geri dönmekteydiler. Bazı polisler de dahil 19 kişi öldürülmüştü fakat Dublin'deki hükümetle Kuzey İrlanda'daki hükümet teröre karşı işbirliği yapınca IRA Şubat 1962'de saldırı kampanyasını kestiğini açıkladı.

IRA ve onun siyasi kanadı Sinn Fein, 1960'lı yılların ortalarına kadar pek aktif değillerdi. 1960'larm sonlarında başlayan 'Sivil Haklar Kampanyası' ki amacı Katoliklerin şikayetlerinin bir ifadesi olarak ortaya çıkmış ve tüm Birleşik Krallık vatandaşlarına eşit haklar sağlanmasını talep etmiştir, Londra hükümetinin baskısıyla karşılaşmış ve bu gelişmeler milliyetçi/ayrılıkçı örgütlenmenin yeniden canlanmasına, hayat bulmasına ve harekete geçirilmesine yol açmıştır. Sivil Haklar Hareketini takiben, Ekim 1968'de Katolikler ve Protestanlar arasında çatışmalar başlamıştır. Mart 1969'da Belfast'ta birçok patlamalar oldu. Bunlar IRA'ya mal edildi. Gerçekte IRA bazı bombalama eylemlerinde bulunmuştu fakat çoğunluk bombalamalar bir Protestan şiddet örgütü olan UVF'nin (Ulster Gönüllü Güçleri) işiydi. Protestanlar kendi ayrıcalıklarından taviz verme taraftan değillerdi. Bu amaçla karşı-terör kampanyası başlatmış ve paramiliter örgütlenmelere gitmişlerdi. Bu arada iki toplum arasında barışı sağlamak için uğraşan Kuzey İrlanda başbakanı O'Neill 28 Nisan 1969'da istifa etmek zorunda kaldı (Mart 1963'te başbakan olmuştu). 12 Ağustos 1969'da geleneksel Protestan yürüyüşüne (1869'un yıldönümünde Katoliklerin yenilgisi kutlanıyordu) katılanlar Katoliklerin yoğun olarak yaşadığı bölgeden geçişlerinde Katoliklerin müdahalesiyle karşılaşınca çatışmalar başladı. Bunun üzerine İngiliz askeri birlikleri çatışmaları durdurmak için Ağustos 1969'da bölgeye gönderildi. Haziran 1970 yılına kadar içişleri bakanı olan James Callaghan görevden ayrıldıktan sonra, doğrudan müdahaleden kaçınmak için elinden gelen her şeyi yaptığını yazmıştı. Bu çatışmalar Stormont'taki parlamentonun da sonunun başlangıcı olmuş, 1972 yılında Muhafazakar Parti lideri başbakan Edward Heath Stormont'u kapatma kararı almış ve yetkiler Londra'nın doğrudan yönetimine geçmişti.
IRA, Sivil Haklar Hareketinde aktif değildi. Fakat 1968-69'daki gelişmeler ile birlikte IRA, irlanda'nın birleşmesi için şiddet kampanyasına başladı. Yani, bir anlamda 1969 sonrası IRA'nın yeniden doğuşu bölgedeki huzursuzluklar ve bunun doğurduğu baskı ve şiddet çıkmazının bir sonucudur.

IRA Bölünüyor

IRA, Aralık 1969'da ikiye bölündü; (P)IRA - Provisional IRA, ve (O)IRA-Official IRA. (P)IRA militarist /milliyetçi bir yol seçerken, (O)IRA Marksist bir yol izleyeceğini açıklamıştı. (P)IRA 1970-71 yıllarında Katolik gençlerden büyük destek gördü. Lord Mountbatten'da dahil birçok siyasi öldürme olayını gerçekleştirdiler. (O)IRA 1972'den sonra, işçi sınıfını bölüyor gerekçesiyle tek taraflı ateşkes ilan etti. Bu gelişmelerden sonra (P)IRA kısaca IRA olarak ifade edilmeye başlandı. Bu arada (O)IRA 'dan ayrılan bir grup 1975'de İrlanda Ulusal Kurtuluş
Ordusu'nu (INLA) kurdu. INLA, özellikle 1976-1979 yılları arası,
Muhafazakar Parti milletvekili Airey Neave'nin 30 Mart 1979'da arabasına konan bir bomba sonucu öldürülmesi olayı da dahil birçok eyleme girişti.26 1987'de iç anlaşmazlıklar sonucu bölünme yaşadı ve bu gelişmelerden İrlanda Halk Kurtuluş Ordusu (IPLA) adlı örgüt doğdu.271975 yılında yayınlanan bir Sinn Fein dokümanında 1969'daki bölünmeden 'aşırı sosyalist unsurların' sorumlu olduğu, İrlanda'nın özgürlüğünün 'uluslararası aşırı sosyalist hareket'in eliyle kazanılamayacağı belirtilmiştir.

Çatışmaları Önleme Arayışları

Kuzey İrlanda da devam eden çatışmaları durdurmak için buradaki Protestan yönetim, olağanüstü durumlara özgü göz altına alma yasasını (Internment) Ağustos 1971'de yürürlüğe koymuştu. Fakat, bu yasa Katolikler tarafından artan bir şiddetle karşılık buldu. 30 Ocak 1972'de 'internment' yasasına karşı Londonderry'de protesto gösterisi yapan Katolikler üzerine Paraşütçü Birliği'nden gelen askerlerin ateş açması sonucu 13 göstericinin ölmesi ('Kanlı Pazar') ortamı gerginleştirmiştir. IRA bunun üzerine saldırılarına hız verdi. Londra'da iktidarda bulunan Muhafazakar Parti hükümeti başbakanı Edward He-ath bu gelişmeler üzerine Mart 1972'de Kuzey İrlanda parlamentosu Stormont'u fes hetti ve buranın yönetimini doğrudan kendisine bağladı.29 Kuzey İrlanda Ofisi adı altında bir birim kuruldu ve bu görev için bir Kuzey İrlanda bakanı atandı. 1973'de başlayan hükümet kurma çalışmaları Protestanlar tarafından, yönetimdeki imtiyazlı konumları Katolikler lehine değişeceği endişesiyle zora sokulmuştu. Protestanlar 1973 Sunning-dale anlaşmasındaki 'İrlanda Konseyi' oluşturulması önerisine, bölgede var olan kendi hegemonyalarını zaafa uğratabileceği düşüncesiyle karşı çıkıyorlardı. Kurulan koalisyon hükümeti Mayıs 1974'de 'Protestan Ulster İşçi Konseyi'nin öncülük ettiği bir genel grev sonucu düşmüş ve böylece yönetim tekrar Londra'ya geçmişti.
IRA 1973 yılından itibaren terör eylemlerini Kuzey İrlanda'dan İngiltere'ye taşımıştır. Burada 3 milletvekili de dahil 100'ün üzerinde insanı öldürmüştür. 1984'deki yıllık Muhafazakar Parti konferansına bombalı saldırı düzenlemiş ve 5 kişinin ölümüne neden olmuştu. 1991 yılında Londra'daki başbakanlık binasına bakanlar kurulunun toplanmakta olduğu bir sırada yapmayı planladığı saldırısı ise önlenmişti.

Londra bir türlü iki tarafın da kabul edebileceği bir idareyi Kuzey İrlanda'ya getirememişti. İrlanda'nın bölünmesinde yapılan hatalara, yani geçmişten kalan sorunlara eklenen yenileri bunalımı besliyordu. Ekonomik ve sosyal eşitsizlikler IRA ve Sinn Fein'in Katolik işsizler arasındaki toplumsal desteğini artırmıştır. Londra hükümeti, sorunun sosyal ve ekonomik yanından çok güvenlik yönüne ağırlık verdi. İnsan haklan ihlalleri, keyfi tutuklamalar vs. 'Olağanüstü Hal Tedbirleri Yasası' (1973) ve 'Terörizmi Önleme Yasası'na (1974) göre yapıldı. Bu gelişmeler toplumsal gerilimi artırmıştır. 1976'da bu gerilimi azaltmak amacıyla 'internment' uygulamaları sona erdirilmiştir. 1976'da 'Adil İstihdam Yasası' adı altında yapılan düzenleme ise Katoliklerin aleyhine işlemeye başlamış ve iş bulma konusunda Protestanların ayrıcalıklı konumlarını korumaya devam etmiştir. 1980'li yıllarda yapılan hükümet istatistiklerine göre bu yasanın Protestanların lehine çalıştığı görülmüştür. Hükümet, 1989'da hazırladığı yeni bir 'Adil İstihdam Yasası' ile (l Ocak 1990'da yürürlüğe girdi) işyerlerinde Katolik-Protestan çalışanlar arasında adil istihdamın sağlanması amaçlandı ve kurulan bir komisyon tarafından bu denge kontrol edilmeye başlandı.

Açlık Grevleri

IRA, 1979'da iktidara gelen, Londra'daki Muhafazakar hükümeti zorlamak ve kendisine olan toplumsal desteği sürekli kılmak için yeni taktikler geliştirmekteydi. Özellikle IRA ve INLA üyelerinin 1981 yılında giriştikleri açlık grevi dikkatlerin tekrar Kuzey İrlanda sorununa çekilmesini sağlamıştır. Bu yöntem sivil bir direniş olduğundan, soruna uluslararası dikkatlerin çekilmesini ve böylece hukuki müdahaleleri de getirebilecekti.

1981 yılına gelindiğinde iktidardaki İngiliz 'Muhafazakar Parti' hükümetini yeni zorluklar bekliyordu. Belfast'taki Maze cezaevinde30 açlık grevi kararı alan IRA ve Marksist INLA üyeleri hükümeti zora sokmuşlardı. IRA ve marksist INLA üyelerinin Nisan ayında başlayan ve 3 Ekim 1981'de sona eren açlık grevinde ilk ölen Bobby Sands ile birlikte 10 kişi hayatım kaybetmiştir. Açlık grevi sırasında 13 IRA üyesi grevlerine son vermiş, kalan diğer 6 kişi ise ailelerinin müdahalesiyle grevi yarım bırakmak zorunda kalmışlardır. INLA ise greve devam eden kendi elemanının greve devam etmeyeceğini açıklayarak çekilmiştir. Ölümler dikkatleri Kuzey İrlanda sorununa çekmiş ve Muhafazakar Parti'nin uluslararası prestijini sarsmıştı. Yaşları 23 ile 30 arasında olan grevciler silah bulundurmak, bir Protestan kadını ve bir İngiliz askerini öldürmekten yargılanıyorlardı. Açlık grevindeki tutuklular siyasi statü talep etmişlerdi.31 Ayrıca, sivil elbise giymek, cezaevi görevi yapmamak, cezaevindeki siyasi tutuklu arkadaşlarıyla bir araya gelebilmek 30 Mart cezaevi Belfast'ın güneyinde Lisburn'da bulunmaktadır. 300 civarında Katolik milliyetçi ile 150 kadar Kralcı Protestan örgüt üyesini terör suçlusu olarak barındırmaktadır.

Cezaevindeki 1863 tutuklunun %60'ı Protestan ve Katolik örgüt üyelerinden oluşmaktadır (1995 rakamları). 1976 yılında buradaki IRA tutukluların siyasi statülerindeki geniş hürriyetler sona erdirilince 1979 sonu ve 1980 başlarında açlık grevleri başlamıştı. Kralcı ve Cumhuriyetçi tutuklular kendi bulundukları cezaevi bloklarını yönetmeye başlamışlar, görevlilerin, cezaevi koğuşlarına girip arama yapmaları imkansız hale gelmişti. Buradan tünel kazarak kaçma girişimlerine sıkça rastlanmış, 1983'te kaçma girişiminde bulunan IRA üyesi Gerry Kelly ise (Sinn Fein'in görüşmecisi ve partinin Kuzey Belfast'ta genel seçimlerde adayı idi) Şubat 1997'de bulunan bir tünel üzerine bir soruya karşılık, IRA'nın blokları kontrol ettiğini yalanlamıştı.

Zamanın başbakanı Thatcher, açlık grevleri konusunda mecliste yaptığı bir konuşmasında siyasi tutuklu olarak tanımanın öldürme yetkisi tanımak anlamına geleceğini, Sands'ın kendi hayatına son vermek yolunda bir seçim yaptığını fakat İRA'nın karşıtlarına böyle bir seçim hakkı tanımadığını belirtirken, muhalefetteki İşçi Parti'si lideri M. Foot ise siyasi tutuklu statüsünün kabulünün teröristlerin sayılarının artmasına yardım edeceğini, bunun da daha faz la suçsuz insanın öldürülmesi anlamına geleceğini ifade etmiştir.32 Bu grev sırasında Katolik papaz Deniş Faul açlık grevinin sona erdirilmesi ve grevdeki gençlerin ölmelerini engellemek için başlatılan bir kampanyaya öncülük etmekteydi. Sinn Fein lideri Gerry Adams ise grevin sona erdirilmesinden sonra yaptığı bir açıklamada grevi sona erdirmek için yapılan bu kampanyayı "teslimiyetçi ve moral bozucu" olarak nitelendirmiş ve kampanyaya destek veren din adamlarını da eleştirmiştir.

Bobby Sands, Kuzey Belfastlı bir ailenin çocuğuydu. Protestanların yoğun olarak yaşadığı bu bölgede Protestanların baskısına maruz kalan aile Haziran 1972'de buradan taşınmak zorunda kalmıştı. Tam bu dönemde 18 yaşındayken İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu'nun faaliyetlerine katılan Sands, Ekim 1972'de kaldığı evde 4 silah bulunması üzerine tutuklanır. Cezaevinde kaldığı 3 yılı kendisini eğitme dönemi olarak nitelendiriyordu. 1976'da serbest bırakıldı. Taksicilik yapmaya başlayan Sands hapisten çıktıktan 6 hafta sonra Belfast'ta bir bombalama mahallinin yakınında arabasında bulunuyordu. Yapılan aramada arabada bir silah bulunmuştu ve bu Sands için sonun başlangıcı oldu. 11 ay hapisten sonra mahkemeye çıkarılan Sands 'işgal kuvvetlerinin mahkemesi' olarak gördüğü Birleşik Krallık mahkemesini tanımadığını açıkladıysa da 14 yıla mahkûm olmaktan kurtulamadı. Tutuklandığı sırada arabasında bulunan 3 arkadaşı da 14'er yıl hapse mahkûm oldular, 1 silah için 4 adet 14 yıl. Hapisteyken Şubat 1979 sonrası IRA'nın yayın organı 'An Phoblacht' için takma isimle yazmaya başlamıştı. 5 Mayıs 1981'de, 27 yaşındayken açlık grevinin 66. gününde ölen Bobby Sands ölmeden üç hafta önce bağımsız milletvekili Frank Maguire'ın ani ölümü üzerine boşalan sandalye için yapılan ara seçimlerde Sinn Fein listesinden İngiliz parlamentosuna milletvekili seçilmişti. Açlık grevleri 1920'de de olmuştu.

1920'deki açlık grevinde ölen Thomas McSwiney şöyle diyordu:

"en çok ızdırap veren değil, en çok ızdırap gören kazanacaktır". Ölümler Katolikler arasında dayanışmayı artırmış, hareketin idamesi için gerekli olan yeni semboller yaratmıştır.

Protestan Şiddet Örgütleri

IRA'nın devam eden terör eylemleri karşısında Protestanlar da silahlı örgütlenmelere gitmişlerdir. Protestanların kurdukları Krala paramiliter şiddet örgütlerinden olan Ulster Özgürlük Savaşçıları (UFF), IRA'nın saldırılarına, karşı saldırılarla cevap verdiler. IRA militanları Protestan hedeflere saldırırken, UFF Katolik hedefleri vurmaya devam etti. UFF, işadamlarından koruma parası adı altında topladığı haraçlarla eylemlerini finanse etmektedir.34 Özellikle Sinn Fein üyelerine saldırılar düzenliyordu. UFF eylemlerini Ulster Savunma Birliği (UDA) adına sürdürdü. UDA, Protestan topluluğu savunmak amacıyla 1971'de ortaya çıktı, ve 1970'K yıllarda genellikle Protestan işçi sınıfından katılımlarla gelişti. Diğer bir Protestan örgüt, Ulster Gönüllü Güçleri (UVF) 1966'da kuruldu. IRA üyelerine karşı daha sert tedbirler alınmasını savunan bu grup IRA'ya savaş açtı ve IRA üyesi olarak görülen her kim olursa öldürülecektir diye bir açıklama yaptı. Fakat Mayıs ve Haziran 1969'da iki kişiyi yanlışlıkla IRA üyesi sanarak öldürmesi üzerine yasadışı ilan edildi ve faaliyetlerini yeraltına taşıdı.35 İki örgüt, UDA-UVF, uzun yıllar ayrı faaliyet gösterdikten sonra 1990-91'de ortak faaliyetlerde bulundular. UDA, terörist faaliyetlerde bulunduğu iddiasıyla, İngiliz hükümeti tarafından 10 Ağustos 1992'de yasadışı ilan edildi. UVF, UDA'nın askeri operasyon kanadı olarak da bilinir. Silah depolarını genellikle Belfast'ın Protestan bölgelerinde saklamaktan çekinmezler. 1994 yılında İngiliz güvenlik birimlerinin önemli miktarda UVF silahının bulunduğu bir depoyu ele geçirmeleri bunların silahlı örgütlenmelerinin gücünü gösteriyordu. Katolik milliyetçi liderler ise bunların daha fazla silaha sahip olduklarını öne sürmüş, bir deponun ele geçirilmesini ise gösteriş olarak yorumlamışlardı. Bir grup UVF'li IRA taktikleri uygulayacağını öne sürerek UVF'den ayrıldı ve Kralcı Gönüllü Güçleri'ni (LVF) kurdu. Bazı yıllar Protestan teröristler IRA'nın öldürdüğünden daha fazla insan öldürdü. 1993 yılında bu örgütler karşılıklı olarak adeta yarıştılar. Aynı yıl Protestan örgütlerin terör eylemleri sonucu 48 sivil, IRA'nın terör eylemleri sonucu ise 22 sivil hayatını kaybetmiştir.

Kuzey İrlanda'da paramiliter güçler ile buradaki güvenlik birimleri, Ulster Savunma Alayı (UDR) ve Kraliyet Ulster Polis Teşkilatı (RUC) arasında IRA'ya karşı bir işbirliğinin varlığı kanıtlanamazsa da çeşitli defalar ileri sürülmüştür. Fakat bu teşkilatlardaki bazı Protestan görevlilerin Protestan paramiliter örgütlere bilgi sızdırmış olduğu bilinmektedir. Kuzey İrlanda'da düzeni sağlamak için bulundurulan güvenlik personelinin sayısı 1989'da 29.000'e ulaşmıştır. UDR ve RUC'de 19.000'in üzerinde personel bulunmaktadır ve bunların büyük bir çoğunluğu Protestanlardan oluşmaktadır. Kuzey İrlanda'nın nüfusu 1.610.000 civarındadır (1992 rakamları ile. İrlanda Cumhuriyeti'nin nüfusu ise yaklaşık 3.5 milyondur). Katolikler toplam nüfusun yüzde 42'sini oluşturmaktadırlar. Yüzde 58'i ise Protestanlardan oluşuyor.

Terör Eylemleri İle Çözüm Arayışları Burarada

Dublin ve Londra hükümetleri aralarında 1985'de bir anlaşma imzaladılar. 1985 İngiliz-İrlanda Anlaşmasına (AIA) göre iki taraf arasında Kuzey İrlanda sorununa bir çözüm yolu bulmak için siyasi, güvenlik, yasal vs. konularda düzenli olarak görüş alış verişi sağlanacaktı. Bu gelişme Londra için önemliydi,
36 Kuzey İrlanda'da güvenlik birimlerinin protestan kralcı terör gruplarıyla, IRA gibi katolik terör örgüleriyle ilişkili olanlara karşı saldırılarda işbirliği yaptığı iddiası İngiltere'deki değişik yayın kuruluşlarında iddia edilmiştir. Sean McPhilemy'nin "The Committee' (New York, Roberts Rinehart, 1998) adlı çalışmasında özellikle bu ilişki anlatılmıştır. İrlanda sorunu konusunda uzun yıllardır yaptığı çalışmalarıyla bilinen Aberdeen Üniversitesi'nden Ste-ve Bruce, bu iddialarda böyle bir işbirliği olduğunun öne sürüldüğünü fakat bu iddiaların tek tek öldürme olaylarına ve bireysel güvenlik görevlilerinin işbirliğine dayandırılmış olduğunu belirtiyor. Bazı RUC (Kraliyet Ulster Polis Teşkilatı) görevlilerinin öldürme olaylarına karıştığını, UDA (Ulster Savunma Birliği) ve UVF'ye (Ulster Gönüllü Güçleri) yardım ettiklerini, bazılarının ise IRA'ya bilgi sızdırmakla suçlandıklarını belirten Bruce (Bkz., S. Bruce, The Red Hand: Protestan Pammilitaries in Northern Ireland, Oxford University Press, Oxford, 1992:199-225), Ulster Kralcı Merkez Koordinasyon Komitesi'nin 1990-1991'de suikast kampanyasıyla 48 kişinin öldürülmesinden sorumlu olduğunu iddia eden McPhilemy'in böyle bir yapılanmanın varlığını iddia ettiğini fakat kanıtlanamadığını ifade ediyor (Bkz., S. Bruce, 'Loyalist Assasinations and Poliçe Collusion in Northern Ireland: An Exten-ded Critique of Sean McPhilemy's The Committee', (Review Article), Studi-es in Conflict and Terrorism, Vol.23, No.l, January-March, 2000:61-80). IRA üyesi olduğundan şüphelenilenleri UDA silahlı gruplarına bildiren Brian Nelson'un bir ajan olarak öldürme olaylarına karıştığı ve 1992'de tutuklandığı biliniyor. Bruce'a göre, bu tür bireysel hareketlerden yola çıkılarak Kuzey Irlanda'daki güvenlik birimlerinin IRA üyelerini öldürmek gibi ortak bir stratejisi olduğu söylenemez.

Çünkü bu sayede Protestanlar üzerinde az-çok etkili olabilen Londra hükümeti, Kuzey İrlanda Katolik topluluğu üzerinde var olan Dublin'in etkisinden de yararlanabilecekti.
1985 Anlaşmasıyla birlikte Protestan örgütlerin eylemlerinde bir azalma oldu. Bu anlaşmadan IRA rahatsız olmuştu. Kendisinin içinde yer almadığı bir anlaşma sürecini baltalamak için saldırılarını artırdı. 1986'da IRA, güvenlik güçleriyle ticari ilişkilere giren iş adamlarına da saldırılara başladı. Bir Protestan örgütü olan UFF (Ulster Özgürlük Savaşçıları) karşı saldırılarla bu eylemlere cevap verdi, ve böylece şiddet daha da arttı. İki taraf anlaşmanın yürümediğini kanıtlamak istercesine terör eylemlerine hız verdiler. AIA'dan önce 1983-85 arası saldırılarda ölenlerin sayısı 195 iken, 1986-88 arası bu sayı 247'ye yükseldi. Aynı dönemlerdeki saldırılarda yaralananların sayısı ise 2342'den 3661'e ulaştı. Saldırı olaylarında 716'dan 1132'ye bir sıçrama oldu. 1966-1995 yılları arasında 3.120 kişi öldürüldü, 36.000 kişi de yaralandı. Öldürülenlerden 900 kişi asker ya da polisti.37 Bu arada IRA, karşı tarafa bilgi verdiği iddia edilen işbirlikçi, hain olarak nitelendirdiği Katolikleri de öldürmeye devam etti. IRA'nın özel bir soruşturma birimi vardır. Bu birimde yer alan IRA güvenlik elemanları Kraliyet Polis Teşkilatı RUC ile işbirliği yapanları (özellikle hain olarak nitelendirdikleri Katolikleri) tespit etmek ve bunları sorgulamakla görevlidirler. Ayrıca, Ulster Savunma Birliği (UDA) içerisinde de hesaplaşmalar oldu. IRA'ya UDA içerisinden bilgi verildiği iddia edildi. Aralık 1987'de UDA başkan yardımcısı John McMiche-al'in öldürülmesi bu tür hesaplaşmaları gündeme getirdi.

IRA'nın silahlı elemanları için bir UDR (Ulster Savunma Alayı) üyesini öldürmek önemli bir başarı sayılıyordu. IRA, Katolik toplulukça nefretle anılan 'B Specials' ('Ulster Özel Güvenlik Teşkilatı' olarak da bilinir) güvenlik biriminin yasaklandığını fakat bunların elemanlarının fiilen UDR içinde yeniden örgütlendiklerine inanmaktalar. Bu nedenle UDR üyelerini öldürerek Katolik toplumda kendilerine karşı bir sempati doğuracağına inanmaktalar. UDR üyeleri, resmi giysi giymiş Kralcı paramiliter silahlı teröristler olarak görülmektedir. IRA, Kuzey İrlanda'daki ve İngiltere'deki resmi hedeflere saldırılarını devam ettirirken, Avrupa'daki İngiliz hedeflerine saldırılarını da sürdürdü. Özellikle, görevli İngiliz güvenlik mensuplarını hedef alan bu saldırılar sırasında, sivillerin de ölmesi (Kuzey İrlanda'da, Enniskillen'de bir anma günü nedeniyle Kasım'da yapılan toplantıya IRA üyelerinin saldırısı sonucu 11 sivilin ölmesi; iki Avustralyalı turistin Benelüx ülkelerinde gezileri sırasında kazayla öldürülmeleri gibi) uluslararası alanda IRA'ya prestij kaybettirmiştir. Sinn Fein lideri Gerry Adams, 12 Mayıs 1989'da Belfast'ta yaptığı bir konuşmada sivillerin öldürülmesinin partilerine olan desteği olumsuz yönde etkileyeceğini ifade etmiştir.38
İngiliz hükümeti potansiyel tehlike olarak gördüğü IRA üyelerini gerektiğinde ortadan kaldırabileceğini 6 Mart 1988'de özellikle terör eylemlerine karşı yetiştirilmiş son derece uzman bir kadrosu bulunan SAS (Special Air Service) komandolarının Gibraltar'da silahsız 3 IRA üyesini öldürme operasyonuyla göstermiş oldu. Bunun üzerine IRA, Ağustos 1988'de 8 İngiliz askerini öldürür. İngiliz İçişleri bakanlığı ise İngiltere'de Sinn Fe-in'e yayın yasağı koyar.
Gibraltar'daki olayda İspanyol polisi, IRA üyelerinin bölgede görüldüklerini İngiliz istihbaratına bildirmiştir. Londra ise İspanyol polisinin diğer 3 IRA üyesinin izini kaybettiğini açıklamıştır. 13 Mart 1989'da İspanya güvenlik bakanlığı 22 polisi IRA üyelerinin takip edilmesi ve yerlerinin tespit edilip ölü ele geçirilmelerinin sağlanması yolundaki çalışmalarından dolayı ödüllendirmiştir. Daha sonra operasyona katılan SAS komandoları maskeli olarak mahkemeye çıkartılmış ve mahkeme "öldürme olayının yasalara uygun olduğu" kararına varmıştır.

Strasburg'daki Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi ise aldığı bir kararda öldürmelerin yasadışı olduğunu belirtmiştir.
SAS üyeleri toplumdan soyutlanmış olarak kendi kurumları ve kuralları içinde yaşarlar. 1969'da SAS üyeleri Kuzey İrlanda'da faaliyet gösteriyorlardı. Fakat Harold Wilson'un resmi olarak 1976'da bunların Kuzey İrlanda'da da faaliyette olduklarını açıklamasına kadar SAS'ın faaliyetleri hakkında kesin bir bilgi yoktu. 5 Mayıs 1980'de Londra'da İran büyükelçiliğinin işgaline karşı SAS komandolarının gerçekleştirdiği kurtarma operasyonuna kadar, teröristleri yakalamak için değil fakat öldürmek için eğitilmiş olan SAS komandolarının teknik özellikleri de gizli kalmıştı. Bu operasyonla birlikte bu konudaki 'becerilerini' kamuoyuna da göstermiş oldular.

İngiliz güvenlik birimlerinin eylemlerindeki amaç, IRA üyelerine bir mesaj vermekti. Fakat bu mesajın Londra'nın pek de işine yaramadığı zamanla anlaşıldı. Her öldürme olayı Katolik ve Protestan toplulukları arasındaki uçurumu büyüttü. 19 Mart 1988'de bir IRA üyesinin Batı Belfast'daki cenaze kortejine yanlışlıkla giren iki İngiliz askerinin linç edilmesi gibi olaylar, insanların ne kadar kin dolu olduklarını göstermektedir.
1969-1990 arasında meydana gelen terör olaylarında hayatını kaybeden yaklaşık 3.000 kişinin yüzde 57'sinin ölümünden Katolik milliyetçi örgütler; yüzde 25.3'ünden Protestan kralcılar; yüzde 11.8'inden ise güvenlik güçleri sorumlu tutulmuştur.

Zamanın İrlanda Cumhuriyeti başbakanı John Bruton, IRA'nın şiddetinin hiçbir idealinin gerçekleşmesine katkıda bulunmadığını, şiddetin varolan toplumsal bölünmeyi artırdığını ve daha önceleri birçok Protestamn kendilerini İrlandalı olarak görmelerine rağmen bugün uygulanan şiddet sonucunda Protestanların kendilerini Britanyah olarak tanımlamaya başladıklarını, bunun da Katolik-Protestan ayırımını artırdığını ifade etmiştir"

Yerel Partiler Ne Talep Ediyorlar?

Bütün bu olumsuz gelişmeler arasında barış için görüşme zeminleri aranmaya devam edildi. Çözümün ancak şiddetle gelebileceğini savunan IRA ve barış masasına silahlarıyla oturmayı düşleyen Sinn Fein'in yanısıra, Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi (SDLP), İrlanda'nın birliğini diyalog ile ve nüfusun çoğunluğunun rızasıyla gerçekleştirmekten yana bir politika izlemiştir.

Sinn Fein 1905'de Arthur Griffith'in liderliğinde kuruldu. 1920-21'de İrlanda'nın ikiye bölünmesi sürecinde antlaşma taraftarı ve karşıtı olmak üzere ikiye ayrılmış ve ayrılığa karşı olan militan Cumhuriyetçiler 1970 yılında Provisional ve Official Sinn Fein olarak ikiye ayrılana kadar IRA'yı desteklemişlerdi. Official Sinn Fein isim değiştirerek partileşince, Provisional Sinn Fein kısaca Sinn Fein olarak anılacaktı. Sinn Fein on yıllar boyunca değişik ideolojik tartışmalar arasında gidip geldikten sonra, Ruairi O'Bradaigh'in liderliğinde 1970'li yılların sonlarına doğru yönelmeye başladığı sol politikalardan 1983'te Sinn Fein liderliğine 1960'lı yıllarda Sivil Haklar hareketi içerisinde yer alan, 1972 yılında bir süre tutuklu bulunduktan sonra Londra ile barış görüşmelerine katılan fakat 1973'de tutuklanıp 1977 yılına kadar cezaevinde kalan, kendisi ve ailesi Protestan para-militer silahlı örgütlerin silahlı saldırılarına uğramış olan Gerry Adams'ın (1948 doğumlu) getirilmesiyle vazgeçilmiştir (Adams 1983'te Batı Belfast'tan milletvekili seçilmiştir).

İrlanda Cumhuriyetçi hareketinde Katolikliğin hareketten ayrı bir din olarak düşünülmesi yanlış olur. Burada din, Katoliklik İrlanda milliyetçiliğinin bir parçası haline gelmiştir. Sol argümanlar bunun içerisinde yer almaktadır. "Cumhuriyetçi ilahiyat diye birşey yoktur. Bizim yaşayan siyasi bir ilahiyata ihtiyacımız vardır. Politikamızı, sıradan insanların politikası yapmalıyız" diyen Gerry Adams'a göre amaç, sosyal olarak dışlanmış genç, işsiz, küçük çiftçi, kadın ve İrlanda'ca konuşanların yerel mücadeleleriyle milliyetçi mücadeleyi bağlantılandıracak, birleştirecek bir siyasi hareket oluşturmak olmalıdır.

Kuzey İrlanda'nın en önemli partilerinden biri de Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi'dir (SDLP). SDLP, 21 Ağustos 1970'de sivil toplum hareketi temsilcileri, işçi hareketi temsilcileri ve bazı yerel partilerin eski üyelerince bir sol parti olarak kuruldu. Amacı, refahın adil dağılımını sağlamak, tüketici, sanayi ve tarım alanında kooperatifleri yaygınlaştırmak, bütün çalışanlar için eşit haklar, işsizliğin yüksek olduğu yörelerde devlet sanayilerinin geliştirilmesi, İrlanda Cumhuriyeti ile her alanda işbirliği yapmak olarak belirtilmişti. Kuzey ve Güney'in birleşmesinin halkın rızası doğrultusunda gerçekleşmesi gerektiğini savunuyordu. Parti ayrıca cemaatçiliğe, gizli ve cemaatçi gruplarla ilişki kurmaya karşı çıkıyordu. Kuzey İrlanda'nın 680.000 kişilik Katolik nüfusunun önemli bir çoğunluğu ya Sinn Fein'i destekliyorlar, ya da tercihlerini SDLP'den yana yapıyorlar. Sinn Fein desteğini yoksul Katoliklerin yaşadığı bölgelerdeki özellikle işsiz gençlerden alırken, orta sınıf Katolikler çoğunlukla SDLP'ye destek veriyorlar. Protestan nüfus ise Ulster Birlikçi Parti'yi veya sertlik yanlısı Demokratik Birlikçi Partisi'ni desteklemektedirler. Ulster Birlikçi Parti Kuzey İrlanda'da yüzyılın başındaki bölünmeden 1970 yılına kadar iktidarı elinde bulundurmuştur. Demokratik Birlikçi Parti ise 1971'de Ulster Birlikçi Parti'nin politikalarını yeterince sert bulmayanlar tarafından kurulmuştur. Bu iki parti de Londra ile birlikten yana çaba harcamakta ve Kuzey İrlanda'nın İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmesine karşı çıkmaktadırlar.

Cemaatçi partilerin sertlik taraftarı tutumlarını devam ettirmeleri yasadışı örgütlerin ekmeklerine yağ sürmektedir. IRA, terör eylemleri planlarını Londra'nın nasıl dize getirebileceği konusunda yaparken, Protestan şiddet örgütleri de Londra'nın Katoliklere olası bir taviz vermesini engellemek için zaman zaman terörün devamında yarar görmektedirler. Eski bir IRA yöneticisi olan ve geçmişte Sinn Fein'de ulusal konsey üyesi olarak görev yapan Sean O'Callaghan, Sinn Fein'in stratejisinin şiddeti desteklemek ve kışkırtmak olduğunu örgütten ayrıldıktan sonra verdiği bir mülakatta açıklamıştır.44 Uzun yıllardır devam eden karşılıklı mücadele sonucu örgütlerdeki tam-gün faaliyet gösteren teröristler de profesyonelleşmişlerdir. 1979-85 yılları arasında IRA içerisinde önemli görevler alan Eamon Collins, örgütten ayrıldıktan sonra yaptığı açıklamada örgütteyken mücadelenin bir düşkünlük halini aldığını ve eylemlere adeta kilitlendiğini ifade etmiştir.45 Örgüt elemanı olmak kendi başına bir meslek haline gelmiştir. Artık onların da mali uzmanları, siyasi stratejileri belirleyen kurmayları var. Bir çok profesyonel örgüt elemanı, kurulacak yeni bir düzende kendilerinin konumlarını garanti etmeyen bir barış anlaşmasına yanaşmayacaklardır. Örnek vermek gerekirse; IRA, 500 kadarı eylem halinde olmak üzere, 500 ile 2.000 arasında profesyonel bir kadroya sahiptir. Sinn Fein içerisinde yer alan binlerce taraftar ise bu kadroyu beslemektedirler.

IRA üyelerinin önemli bir kısmı Kuzey İrlanda'da faaliyet gösteriyorlar. Bu insanlar İrlanda'nın birliğinin sağlanmasından sonra yeni kurulacak kurumlarda önemli görevlerin kendilerini beklediğini ifade ediyorlar. İngiltere ve İrlanda Cumhuriyeti istihbarat servislerinin hesaplarına göre ise IRA operasyonlarına doğrudan katılan 400 civarında eleman bulunmaktadır. Silahlarının önemli bir kısmını İrlanda Cumhuriyeti'nde saklarken, bir miktar silah ve patlayıcının Kuzey İrlanda'da saklandığı belirtilmektedir. Dışarıdan gelen silahlar dışında kendi gizli atölyelerinde patlayıcılar imal ettikleri de bilinmektedir.

IRA Şiddetinin Mail Boyutları

IRA, faaliyetlerini sürdürmede özellikle ABD'deki 'Sinn Fein'in Dostları' adlı kuruluş ve diğer İrlandalılardan destek gördü.47 İrlanda kökenli Amerikalılar 1970'lerin başından itibaren bir Kuzey İrlanda yardım fonu oluşturarak IRA'ya maddi yardım sağlamaya başladılar. Ayrıca kurulan bir komite diplomatik çevrelerde propaganda, lobi çalışmalarım sürdürdü.48 Zamanın İrlanda Cumhuriyeti başbakanı Charles Haughey 27 Temmuz 1980'de 'Fianna Fail' partisinin bir toplantısında yaptığı konuşmada New York'taki Kuzey İrlanda Yardım Komite-si'nin (NORAID) Kuzey İrlanda'da şiddete mali ve moral destek sağladığını, NORAID ve bunun gibi kuruluşların IRA'ya, İrlanda'nın birleşmesini sağlamak yolunda mücadele etmek için 2 milyon dolar gönderdiğini açıklamıştı. Haughey, birliğin halkın rızası dışında olamayacağını da yinelemişti. IRA'ya diğer başka ülke veya örgütlerden yardım gelmiş olabilir, fakat bu tür yardımların yapıldığı ise yalnızca Libya yönetimi tarafından açıkça kabul edilmiştir. Fransız güvenlik birimleri, IRA'ya ulaştırılmak üzere Libya'dan İrlanda Cumhuriyeti'ne gitmekte olan 150 ton silah yüklü bir geminin Ekim 1987'de yakalandığını açıklamışlardı.50 Fakat asıl mali destek IRA'nın kendi faaliyetlerinden sağlanmaktadır. İngiliz Savunma Bakanlığına göre IRA tehdit vs. illegal yollarla örgüte yılda 10 milyon pound (yaklaşık 15 milyon dolar) gelir temin etmektedir. 31 Katolik ve Protestan örgütlerinin terör eylemleri, Kuzey İrlanda'da ekonomik yatırımları olumsuz yönde etkilemiştir. Yetersiz yatırımlar işsizliğin özellikle gençler arasında artmasına yol açarak radikal Katolik ve Protestan örgütlerin terör eylemleri için eleman sağlama işlerini kolaylaştırmış ve bu süreci besler duruma gelmiştir.

Artan terör olaylarının İngiliz ekonomisini olumsuz etkilemesi Londra hükümetini sürekli bir anlaşma zemini aramaya zorlamıştır. Kuzey İrlanda'daki ayrılıkçı terörün maliyeti Londra'ya yük olmaktadır. Zamanın Kuzey İrlanda'dan sorumlu devlet bakanı Peter Brooke, Kasım 1990'da İngiltere ile Kuzey İrlanda arasındaki birliğin devamı için İngiltere'nin stratejik ve ekonomik çıkarları olmadığını ifade etmiştir.

Savunma Bakanlığına göre, 29.000 dolayındaki tam gün veya yarım gün çalışan güvenlik güçlerinin maaşları, yaşam mahallerinin sağlanması, yol, kırtasiye v.s. masrafları için 1994/95 mali yılında ayrılan miktar 542 milyon pound'a (yaklaşık 810 milyon dolar) ulaşmıştır.54 İngiliz İşçi Partisi milletvekili Tony Benn'e göre, İngiltere'nin Kuzey İrlanda'da kalma nedenlerinden birinin İngiliz Genel Kurmayınca bağımsız ve birleşik İrlanda'nın İngiltere için savunma sorunu yaratabileceğinin düşü-nülmesiydi. Ayrıca terör eylemlerini Londra'daki mali merkezlere taşıyan IRA'nın bazı eylemleri büyük mali zararlara yol açmıştır.. 1992'de Londra'nın uluslararası alanda ünlü mali merkezi 'City'deki patlama, ve 9 Şubat 1996'da yeni kurulan diğer bir ticaret merkezi olan Dockland'daki ('Canary Wharf) patlama on milyonlarca dolarlık zarara yol açmıştır.

Anlaşma Arayışları Devam Ediyor

1985'deki girişimin sonuçsuz kalmasından sonra, 1990-91'de Kuzey irlanda'dan sorumlu devlet bakanı Peter Brooke yeni bir plan hazırladı. 1992'de Peter Brooke yerini Sir Patrick May-hew'a devretti. Loyalistler (kralcı Protestanlar) Dublin'deki yetkililerle aynı görüşme masasına oturmayı ancak İrlanda Anayasasındaki Kuzey İrlanda topraklarında hak iddia eden maddelerin kaldırılması koşuluyla kabul edeceklerini açıkladılar.

Zamanın İngiliz başbakanı John Major'ın 1992'de başlattığı barış girişimi ise 1993'de İrlanda Cumhuriyeti başbakanı olan Reynolds ile birlikte gelecekteki görüşmeler konusunda bir ortak bildiri hazırlamalarıyla (Dovvning Street Declaration) yeni bir boyut kazandı. Bu arada İşçi Partisi içindeki sosyalist kanadın önemli ismi Tony Benn tarafından Sinn Fein lideri G. Adams, yumuşamaya katkı olacağı düşüncesiyle, Londra'daki meclise (Westminster) çağrıldı. Bunun üzerine Ekim 1993'te İngiliz İçişleri bakanlığı Adams'ın Kuzey İrlanda'dan İngiltere'ye girişini yasakladı. Sinn Fein'in görüşmelere katılması şiddeti reddetmesi koşuluna bağlandı. 1995'deki yeni görüşmeler ise Dublin'in İrlanda Cumhuriyeti Anayasasındaki Kuzey İrlanda üzerine hak iddia eden 2. ve 3. maddeleri gözden geçirmeyi kabul etmesi Protestan liderleri görüşme masasına oturtmak konusunda önemli bir adım oldu. 1996 yılı ile başlayan Clinton yönetiminin arabuluculuk çabaları ise yine IRA'nın "masaya silahlarla oturmak" konusunda diretmesi ve Londra'nın masaya oturmak için IRA'nın silahsızlanmasını şart koşması üzerine, IRA'nın 17 aylık ateşkesi 10 Şubat 1996'da bozmasıyla sonuçlandı. Burada şunu belirtmek gerekir. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ulusal azınlıklar komisyonunun, 'terörist örgüt" 1994 yılında IRA askeri operasyonlarını durduracağını açıklamış ve bunu yerine getirmişti.

Kaynakça
Kitap: Ayrılıkçı Terörün Anatomisi / IRA-ETA-PKK
Yazar: Emin Gürses
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: IRA Terör Örgütü Analizi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 20:27

Mayıs 1997 genel seçimlerini kazanarak iktidara gelen İşçi Partisi'nin soruna yaklaşımı görüşmelere yeni bir boyut kazandırmıştır. Zenginler için yüksek vergi ve Kamu sektörüne öncelik veren İşçi Partisi'nin, lideri İskoç kökenli John Smith'in Mayıs 1994'de ani ölümü üzerine yeni bir İşçi Partisi sloganıyla liderliği alan Tony Blair, partinin eski politikalarından uzaklaşırken, Kuzey İrlanda sorununa da çözüm önerileri getirmeye başladı. Bu arada başbakan Blair, ortamı yumuşatmak amacıyla 150 yıl kadar önce kıtlıktan dolayı İrlanda'da yaşanan felaketi engellemek için İngiltere'nin yeterince çaba göstermediğini kabul etti ve özür diledi.

1 Mayıs 1997 seçimleri öncesi SDLP (Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi) lideri John Hume'un, 'Sinn Fein için bir oy, IRA şiddeti için bir oydur1 iddiası Sinn Fein lideri Gerry Adams ve Sinn Fein'in resmi görüşmecisi ve ikinci ismi Martin McGuin-ness'in milletvekili seçilmelerini engelleyemedi. Sinn Fein, İngiltere'deki (Birleşik Krallık) 659 kişilik Avam Kamarası'na kendi partisinden iki adayın milletvekili seçilmesini sağlarken, Kuzey İrlanda'daki Protestan 'Ulster Birlikçi Parti' 10, radikal Protestan 'Ulster Birlikçi Parti' 2, 'Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi' 3, 'Birleşik Krallık Birlikçi Parti' l milletvekilliği kazandılar. Bu tablo Londra için yeni sorunlar yaratacak nitelikteydi.

Ayrılıkçı Sinn Fein milletvekilleri Londra'daki mecliste yerlerini alabilmeleri için öncelikle kurallar gereği kraliçeye bağlılık yemini etmeleri gerekiyordu, fakat bunu reddettiler. Bu nedenle meclise girişleri yasaklandı. Sinn Fein'den İngiltere'deki meclise (Westminster) seçilen Martin McGuinness kraliçeye bağlılık yemini etmemekte direndiği için Londra'daki meclise girişinin engellenmesine karşı mahkemeye başvurdu.

IRA henüz yeni bir ateşkes ilan etmemişti. Kuzey İrlanda'da Co Antrim'de arkadaşlarıyla bir bardan çıkışta saldırıya uğrayan bir RUC (Ulster Kraliyet Polis Teşkilatı) üyesi, Katoliklerce bıçaklanarak öldürülünce hızlı bir yumuşama dönemine girildiğini sananlar karşılıklı nefretin ne derece yüksek olduğunu tekrar hatırladılar. Yaklaşık yüzde 93'ü Protestan olan RUC güvenlik teşkilatı geleneksel görünümünü değiştirmek amacıyla Katoliklerden de eleman istihdam etmek için çaba harcıyor. Öldürülen polis bir Katolikti ve Cumhuriyetçi Katolik milliyetçiler bunları hain olarak nitelendirmekte ve hedef göstermektedirler.

23 Mayıs 1997'de Kuzey İrlanda'da yapılan belediye seçimlerinde Protestan Kralcıların Belfast şehir meclisindeki egemenlikleri sona erdi. Cumhuriyetçi Katolikler çoğunluğu ilk defa ele geçirdiler. Sinn Fein, Kuzey İrlanda'nın bütününde %16.9 oy almayı başardı. Sinn Fein lideri Gerry Adams, seçim sonuçlarının açıklanması üzerine, "biz bu yeni dönemin bir parçasıyız ve değişim geliyor" diye demeç veriyordu.

İrlanda Cumhuriyeti Eski başbakanı Reynolds'un yerini alan yeni başbakan ve Fianna Feil partisi lideri olan Bertie Ahern, görüşmelerdeki çıkmazlardan rahatsız olduğunu ifade etmiştir. Ahern'e göre şiddet devam ettikçe bir ilerleme sağlanamayacağını Adams'a söylediğini, barışa katkı sağlamak için Adams ile görüşebileceğini açıklamıştır.

Görüşmeler için bazı ön şartlar ileri sürülmüştü. Londra ye Dublin yönetimlerinin üzerinde mutabakata vardıkları şartlar (Mitchell Principles) şunlardı:

1- Sorunların demokratik ve barışçı bir şekilde çözülmesi kabul edilecek.
2- Paramiliter örgütler tamamıyla silahsızlandırılacak.
3- Bağımsız bir komisyon silahsızlanmanın gözlemlenmesi görevini üstlenecek.
4- Herhangi bir grubun görüşmeleri engellemesine karşı çıkılacak.
5- Anlaşmalara uyulacak.
6- Protestan ve Katolik örgütlerin şahısları cezalandırmak amacıyla öldürmelerine ve dövmelerine son vermek için gerekli önlemler alınacak.
7- Şiddete son verilecek.

Dublin, silahların tesliminin gönüllü olması gerektiğini ve Sinn Fein'siz bir görüşme sürecinin ise başarısız olacağını belirtiyordu. Kasım 1996'da İngiltere'de iktidarda bulunan zamanın Muhafazakar hükümetinin yaptığı bir açıklamada, görüşmelerin tek amacının karşılıklı rızaya dayanan bir anlaşmayla genel bir siyasi çözüme varmak olduğu ifade edilmişti.65 Daha önce, Şubat 1996'da ise yapılan İngiliz-İrlanda ortak açıklamasında şiddetin barışa giden yolda görüşmeleri engelleyemeyeceğini açıklayan İngiliz ve İrlanda Cumhuriyeti başbakanları Sinn Fein ve IRA'ya çağrı yaparak Sinn Fein'in barış görüşmelerine katılmasının sağlanması konusunda çaba gösterilmesi istenmişti. Bu arada yoğun güvenlik önlemlerinin sürdüğü Kuzey İrlanda'daki Portlaoise cezaevinde bulunan İrlanda Ulusal Kurtuluş Ordusu (INLA) üyeleri de, ittifak içinde bulunduklan 'İrlanda Cumhuriyetçi Sosyalist Partisi' liderleriyle yaptıkları görüşmelerden sonra yaptıkları açıklamada kendi siyasi temsilcilerinin de bütün partilerin katılacağı görüşmelere dahil edilmesini istediler.

23 Temmuz'da biraraya gelen İrlanda Cumhuriyeti ve İngiltere başbakanları yasadışı bulundurulan silahların teslimi konusunda bir anlaşmaya vardılar. Tony Blair ise Sinn Fein'in Kuzey İrlanda'nın geleceğinin belirleneceği görüşmelere katılması için yeni bir öneri getiriyordu. Blair, Kuzey İrlanda'da Belfast'ı ziyareti sırasında Sinn Fein'e mesajının açık olduğunu, anlaşma treninin istasyondan ayrılmakta olduğunu, kendilerini bu trende görmek istediğini, fakat tren ayrılırken Sinn Fein için beklemesine izin vermeyeceğini ifade ediyordu. Blair aynca görüşme sürecinin Sinn Fein tarafından daha fazla rehin alınamayacağını, eğer Sinn Fein ve diğer cumhuriyetçiler bu teklifi reddederlerse kendilerinden anlayış beklememelerini belirtiyor ve terörizmin amansız takipçisi olacağını da söylüyordu.

Sorunun Çözümü Önündeki Engeller

Sinn Fein, Londra'nın 'IRA silahlan bırakmalıdır' önerisine hiç bir zaman sıcak bakmamıştı. 1995 yılında da Londra'nın 'IRA silahlan bırakmalıdır' çağrısı IRA liderliğince reddedilmişti. IRA Haziran 1997'de yeniden ateşkes ilan etmiş fakat görüşmeler yine silahları bırakma konusunda düğümlenmişti. Martin McGuinness, IRA'nın bir tek mermi bile teslim etmeyeceğini belirttiğini ve bu tutumlarını değiştireceklerine dair herhangi bir açıklamalarının olduğunu duymadığını belirtirken, Protestan 'Ulster Birlikçi Parti'den John Taylor ise 'silah başına dayanmış bir şekilde Sinn Fein ile masaya oturmayacağını' ifade etmiştir.

Sinn Fein lideri Adams ise Belfast'ta yayınlanan Katolik milliyetçi eğilimli 'Irish News' gazetesine verdiği demeçte Sinn Fein'in Stormont'taki toplantıda Kuzey ve Güney İrlanda'nın birleşmesi için bastıracaklarını açıklamıştı.

İşçi Partisi'nin başlattığı girişimler Sinn Fein ile doğrudan görüşmelere kadar vardı. Sinn Fein lideri Gerry Adams, İngiltere'nin Kuzey İrlanda bakanı Mo Mowlam ile Kuzey İrlanda'da Stormont'ta iki buçuk saatlik bir görüşme yaptı. Adams, kendilerinin özgür ve bağımsız bir İrlanda istediklerini Mowlam'a iletti. Adams'a göre, Sinn Fein görüşmelere, İrlanda'da İngiliz egemenliğini sona erdirecek olan geniş bir milliyetçi hedef geliştirmenin yollarını aramak amacıyla bir İrlanda Cumhuriyetçi Partisi olarak katılacaktı. Kuzey İrlanda bakanı Mowlam ise Sinn Fein'in, örgütlerin silahlarını en kısa zamanda teslim etmesi yolundaki çabalara katkıda bulunmasını istemiştir. Fakat, Sinn Fein'in açıklamalarından biliyoruz ki IRA bir tek mermi bile teslim etmemekte kararlıydı. Bu arada Mowlam görüşmelerde herhangi bir anlaşmanın Kuzey İrlanda halkının genel rızası ile sağlanacağını açıklamıştır. Bu da herhangi bir referandumda Kuzey İrlanda'da çoğunluk olan birlikçi Protestanların kazançlı çıkacakları anlamına gelir. Bu durumda ya tekrar eski çatışma ortamına dönüş olması veya Kuzey İrlanda'nın Protestan ve Katolik bölgeler olarak ayrılması kaçınılmaz olur. Bu gelişmeler devam ederken Londra, Sinn Fein'in görüşme masasında yerini alabilmesi için IRA'nın silahlarını bırakması talebinde diretmeyeceğini açıkladı. Silahlı bir örgüte destek veren bir partinin görüşme masasına kabul edilmesi yeni bir gelişmeydi.

Fakat sorun henüz bitmiş değildir. Sadece doğrudan görüşme yollan açılmıştır. Sorun nerede düğümleniyor? Yaklaşık bütün Protestanlar Kuzey İrlanda'nın Britanya'dan ayrılmasına ve İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmesine karşı çıkıyorlar. Katolik milliyetçiler ise, sınırları değiştirmek istiyorlar fakat çoğunluğu oluşturan Protestanların ya Kuzey İrlanda toplumuna entegre olmalarım veya bir IRA üyesinin ifade ettiği gibi, geldikleri yerlere gitmelerini istiyorlar.
Sorunun çözümünde önemli bir rolü olduğu inkar edilemeyecek olan Dublin yönetiminin yaptığı açıklamalarda ise, İrlanda Cumhuriyeti'nin Kuzey İrlanda ile oradaki halkın çoğunluğunun onayı olmadan birleşmeyi gündeme almadığı ifade edilmiştir. Sinn Fein'in ikinci ismi ve de beyni sayılabilecek olan Martin McGuinness'e, 26 Şubat 1994'de Belfast'da, Protestanların Kuzey İrlanda'da yapılacak bir referandumda kendi geleceklerini tayin etmek (self-determination) konusunda evet veya hayır deme haklarının olup olmadığı sorulduğunda şöyle cevap veriyordu; "Onların böyle bir hakları olduğunu sanmıyorum". Gerry Adams Eylül 1994'deki ABD ziyaretinde Londra'dan isteklerini şöyle sıralıyordu: 'Kuzey İrlanda asker ve silahtan arındırılmalı, hapishaneler boşaltılmalı, bütün vatandaşlara eşit haklar tanınmalıdır'. Londra ise barışın önündeki en büyük engelin IRA'nın terör eylemleri olduğunu iddia ediyor ve IRA'nın silahlarını bırakmasını istiyordu. IRA ise bu çağrılan reddetmeye devam ediyor.

İşçi Partisi'nin silahların bırakılması konusundaki ısrarından vazgeçip ateşkes ilanını barış görüşmelerine katılmak için yeterli bir adım olarak kabul etmesi ile Sinn Fein partisi ile Protestan Ulster Birlikçi Parti'nin birlikte görüşmelere katılmasını sağladı. Fakat Ulster Birlikçi Parti'nin bundan öte, IRA'nın istediği türden bir taviz vereceği ise düşünülemez. Zaten görüşmelerin düğümleneceği en önemli nokta da verilecek tavizlerin düzeyi konusunda olacaktır. Sinn Eein lideri Adams görüşmelere başlamadan kısa bir süre önce ABD'ye yaptığı bir ziyaret sırasında birleşik İrlanda'nın gerçekleşmesinin bu görüşmelerden çıkmasını ummadığını ifade etmiştir. Martin McGuinness ise görüşmelerden İngilizlerin Kuzey İrlanda'dan çekileceği kararının çıkmasını beklediğini söylemiştir.

Protestan 'Ulster Birlikçi Parti'nin, Sinn Fein'in görüşmelere katılmasına karşı çıkmakla birlikte, görüşmelere katılacağını açıklaması da önemli bir gelişme idi. Fakat tam bu sırada Co Armagh, MarkethiH'de bir Ulster Kraliyet Güvenlik Teşkilatı karakoluna bombalı saldırının gerçekleşmesi Kuzey İrlanda'da barışı istemeyenlerin varlığını göstermektedir. Bombalama olayının IRA'dan ayrılan 'Sürekli Ordu Konseyi' adlı bir grup tarafından gerçekleştirildiği öne sürüldü. Eski IRA bombacısı ve şimdiki Sinn Fein görüşmeci ekibinin elemanlarından olan Gerry Kelly, bombalama olayını kınayarak görüşmecilerin çalışmalarına hız vermelerinin gerektiğini açıkladı. 17 Eylül 1997'de iki düşman partinin (Sinn Fein ve Ulster Birlikçi Parti) liderleri Stormont'ta görüşmelere katıldılar. Ulster Birlikçi Parti lideri Trimble sorulan bir soruya karşılık, toplantıya Sinn Fein ile görüşmek için değil, onların faşist karakterlerini göstermek için geldiklerini ifade ediyordu.

Londra'nın son adımı İşçi Partisi hükümeti için olumlu bir puandır. Fakat Sinn Feip masaya oturduğunda yüzyüze geleceği en önemli gerçek Kuzey ve Güney'in birleşmesi önünde en önemli engel olarak duran Kuzey İrlanda'daki Protestan varlığım ne yapacağıdır. Londra, stratejik ve ekonomik bir önemi olmayan Kuzey İrlanda'da yeni bir yapılanmaya evet diyecektir. 1922'deki yapılanmaya benzer bir düzenleme sağlanabilir. Fakat, Protestan çoğunluğun varlığı dikkate alınırsa, IRA'nın arzu ettiklerinin tam anlamıyla tatmin edilebilmesi mümkün değildir. Katolikler Protestanların, Protestanlar ise Katoliklerin lehine olabilecek her türlü gelişmeye karşı çıktığı sürece sorunun çözümü için atılan adımlar sağlam bir zemine oturtulamayacaktır. Karşılıklı tavizler sorunun bir çözüm yoluna girmesine yardımcı olacaktır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: IRA Terör Örgütü Analizi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 20:43

IRA değişen sisteme ayak uydurmaya çalışıyor

Kuzey-Güney İrlanda'yı birleştirme amacında bir değişiklik olmamasına karşın Washington'un da araya girmesiyle IRA, 1923'ten bu yana sürdürdüğü politikayı değiştirme eğilimine girmiş ve bazı önkoşullar ileri sürse de teröre son verme arzusunu belirterek yeni bir sürece yeşil ışık yakmıştır. Zamanın ABD devlet başkam Clinton'un seçimlerde desteğini aldığı ABD'deki güçlü ve örgütlü İrlanda lobisinin baskılarıyla aracılık çabalarım artırdığı, bunun sonucu IRA'nın bu yeni sürece (Aralık 1993 Downing Street Deklarasyonu'yla başlayan) destek vermek için 1994'deki ateşkes kararını aldığı biliniyor.

İngiltere'de İşçi Partisi'nin Mayıs 1997'deki seçimleri kazanmasıyla Kuzey İrlanda yükünden kurtulmak için girişimler yeni bir ivme kazanmıştı. Washington'un desteği sürece olumlu katta sağlamıştır. IRA bu süreçte Blair hükümetine hareket alanı sağlamak ve Sinn Fein'in Kuzey İrlanda'da partilerarası gelişmelere katılabilmesini güvenceye alabilmek için Temmuz 1997'de ikinci ateşkesi ilan etmişti. IRA'nın ateşkes ilanının güvenilir olmadığı kuşkusu protestan kralcılar arasında her zaman yaygın bir düşünce olmuştur. Bu arada ateşkesle birlikte şiddetten uzaklaşılacağı ve karşılıklı görüşmelerde demokratik çoğunluğun kararına saygı gösterilmesinin siyasi görüşmelerin sonucunu etkileyeceği konusunda IRA içerisinde de görüş ayrılıkları gündeme geldi. Ateşkesle birlikte Tony Blair, protestan kralcı-birlikçilerin sürece muhalefetini yumuşatmak için Belfast'a bir ziyarette bulunmuş, bu ziyaretinde barış süreciyle Sinn Fein ve IRA gibi katolik örgütlenmelerin istediği gibi birleşik İrlanda'nın amaçlanmadığını, Kuzey-Güney İrlanda arası yeni kurumların oluşturulmasının da böyle bir amacı taşımadığı mesajını vermişti. Sinn Fein'e de görüşmelere dahil edileceği güvencesi verilmişti. Radikal protestan kralcı bir parti olan 'Demokratik Birlikçi Parti' lideri lan Paisley buna karşı çıkarak görüşmelerden çekildiğini açıklamıştı.

Clinton seçim kampanyası sırasında ABD'deki İrlanda kökenlilere, seçilmesi halinde Kuzey İrlanda sorununun çözülmesi için çaba göstereceği sözü vermişti. Bu. amaçla ABD'deki İrlanda kökenli etkili işadamları örgütlenerek ABD'ye vize verilmeyen Sinn Fein lideri Gerry Adams'ın NewYork'a getirilmesine olanak sağlanmıştı. Londra'nın tüm engelleme çabalarına karşın Sinn Fein ABD iç politikasındaki çıkar ilişkilerinden yararlanabilmiştir. Bunun üzerine IRA 31 Ağustos 1994'te ateşkes ilan etmiş, bu kazanımı hareketin önünü açmak için kullanabilmişti. 13 Ekim 1994'te loyalist paramiliter grup Ulster Gönüllü Güçleri de ateşkese uyacağını ilan etmişti. Clinton, senatör Mitchell'i 2 Aralık 1994'te Kuzey İrlanda ekonomik elçisi olarak görevlendirmiş, Adams'ın Londra'ya giriş yasağı kaldırılmıştı.

Kuzey İrlanda'da yeniden meclis kurulmasını da içeren Nisan 1998'deki Belfast Anlaşması (Mayıs 1998'deki referandumla kabul edilen bu anlaşma Good Friday günü imzalandığı için bu adla da anılır) barış süreci açısından çok önemli bir adım olmuştu. Taraflar, Washington'un aracılığıyla anlaşmaya varılabileceğini ve buna katılmamakla süreçten dışlanabileceklerini hesap ederek bu sürece çoğunlukla olumlu yaklaştılar. Fakat tabanlarının tepkisinden çekinen bazı yöneticilerin zaman içerisinde sürecin önüne engeller çıkardıklarını da biliyoruz.

Temelde Aralık 1973 Sunningdale Anlaşması'na benzer bir anlaşma olan Good Friday Anlaşması, Kuzey İrlanda'daki tüm örgütlerin silahlarından arındırılması, Kuzey-Güney arası kurumların oluşturulması gibi konuları içeriyordu. Bu anlaşma katoliklerin ve protestanların kendi kimliklerini eşitlik temelinde güç paylaşımına göre düzenlenmiş bir hükümette korumayı da güvenceye alıyordu. Siyasi olarak önemli bir adımdı bu anlaşma. Fakat iki tarafta da (Protestan ve Katolik) derin yaralar açmış olan terörün yarattığı güvensizlik duygusunun kırılması kolay değildi.

Ulster Birlikçi Parti (UUP) lideri David Trimble görüşmelerde partisinin desteğini almıştı. Trimble, IRA'nın anlaşmaya uygun olarak silahlarını bırakmadığı taktirde Sinn Fein'in yeni kurulacak olan mecliste yer almasına izin verilmeyeceğini ifade edince süreç çıkmaza girmekten kurtulamadı. Oysaki Trimble'in istediği gibi IRA'ya silahları bırakması konusunda Sinn Fein'in baskı yapması kolay değildi.

Sinn Fein tabanına mesaj vermek için karşı öneride bulunmuş, anlaşmayı göstererek genel silahsızlanma ve katolikler arasında kötü şöhrete sahip Kraliyet Ulster Polis Teşkilatı'nın (RUC) feshedilmesini ve Cumhuriyetçi mahkûmların serbest bırakılmasını talep etmişti.

IRA'dan kopan Sürekli-IRA ve Gerçek-IRA anlaşma sürecini baltalamak için onlarca sivilin de öldüğü bombalama eylemlerine devam etmekteydi. Aynı yıl, aralık 1998'de protes-tan paramiliter örgütlerden Kralcı Gönüllü Güçler'in (LVF) önemli ismi Billy Wright'm ünlü Maze hapishanesinde İrlanda Ulusal Kurtuluş Ordusu (INLA) üyesi bir mahkûm tarafından öldürülmesi de görüşmelere zarar vermişti. Zamanın Kuzey İrlanda'dan sorumlu bakanı Movvlam cezaevine giderek LVF'li mahkûmlarla görüşerek onların bağlı oldukları dışarıdaki paramiliter ve siyasi parti gruplarının süreci baltalamamasını güvenceye almıştı.

Clinton Eylül 1998'de İrlanda'ya yaptığı ziyaretinde, barış sürecinin dünyaya örnek olduğunu ifade etmesi IRA'dan ayrılan şiddet yanlısı grupların bombalı saldırılarım engelleyememiştir.214 Hem katolik hem de protestan silahlı grupların silahlardan birlikte arındırılması sağlanmadan karşılıklı güvenin oluşturulması zordu.215 Silahlardan arındırma konusunda Kanadalı General John de Chastelain'in başkanlığındaki bağımsız uluslararası bir komisyon sadece IRA'nın silahsızlandırılması ile değil tüm paramiliter örgütlerin sılahsızlandırılmasının sağlanması için taraflara yardımcı olmakla görevlendirilmiştir.

Arabulucuların bu süreçte katkıları yadsınamayacak kadar önemli bir işleve sahipti. Dönemin ABD devlet başkanı Clin-ton'un, Ulster Birlikçi Partisi (UUP) lideri Trimble'la anlaşma öncesi bir konuşma yapması ve İngiltere başbakanı Blair'in Belfast'ta bulunması görüşmelerin olumlu bir seyir izlemesine katkı sağlamıştır. Sonraki gelişmeler silahlardan arındırma konusunun görüşmelerin tıkanmasında en önemli etken olarak öne çıktığını göstermiştir.217
Anlaşmaya uygun olarak Kuzey İrlanda'da yapılan 25 Haziran 1998 seçimlerinde anlaşma yanlısı bir tavır sergileyen Sinn Fein oylarını artırmıştır. Bir önceki seçimlerde aldığından 2 puan daha fazla oy alan Sinn Fein % 17.6lık (Kuzey İrlanda'daki milliyetçi oyların yaklaşık %45'i) oy oranıyla kurulan hükümette 2 bakanlık elde etmeyi başarmıştı.

2 Aralık 1999'da idari yetkiler Londra'dan Kuzey İrlanda'da seçimle kurulan meclise; Stormont'a, geçti. Sinn Fein lideri Gerry Adams 27 Kasım 1999'da yaptığı konuşmasında birleşik İrlanda kurma amaçlarından vazgeçmediklerini, Good Friday Anlaşması'm bu amaca varmak için geçici bir yapı olarak gördüklerini ifade ederek taraftarlarına taviz vermek gibi bir niyetleri olmadığı mesajını gönderiyordu. UUP lideri Trimble da aynı yolu izlemiş, IRA'nın silahları bırakmaması halinde Sinn Fe-in'in mecliste yerini alamayacağını ifade ederek kendi tabanına mesaj vermişti.219 Kuzey İrlanda'dan sorumlu bakan Mandel-son protestanların taleplerinde diretmesi üzerine zora giren gelişmelere müdahale ederek Şubat 2000'de 72 günlük Stormont hükümetini askıya aldığını açıklamıştı.22 0
Dublin yönetimi, Sinn Fein'e silahların bırakılması konusunda IRA'yı ikna ederek bir jest yapmasının sağlanmasıyla ve Kuzey İrlanda başbakanı Trimble'ın Sinn Fein'e koyduğu yasağı kaldırmasına yardımcı olunabileceğini belirtiyordu. Milletvekili seçildikten sonra Kuzey İrlanda meclisinde eğitim bakanlığı görevini üstlenen Martin McGuinness'in Kasım 2000'deki başvurusu sonucu ise Belfast Yüksek Mahkemesi, Trimble'ın Ekim 2000'de koyduğu yasağın yasal olmadığı kararına varmıştı Şubat 2001'de.

Trimble'ın IRA'nın silahlardan arındırılmasını Sinn Fein'in güç paylaşımına dayanan yönetime katılması için ön koşul olarak öne sürmesine karşın, Sinn Fein yönetimi IRA'nın ateşkesi sürdürmekle anlaşmaya uyduğunu, anlaşmaya göre protestanlann kontrolündeki Kraliyet Ulster Polis Teşkilatı'nın bu haliyle varlığını sürdürmesinin kabul edilemez olduğunu açıklamıştı. Adams ayrıca, 27 Kasım 1999'da Belfast'ta yaptığı bir konuşmada Trimble'ın şartlı yaklaşımının siyasi işbirliği çabalarının önünde engel yaratmaya devam edeceği açıklamasını yapıyordu. Silahlardan anndırma konusu gelişmelerde sıkıntı yaratıyor. IRA yaptığı bir açıklamada silahlan bırakacağı konusunda tarih vermediklerini, zorunluluk bildirmediklerini, garanti vermediklerini açıklamıştı. 31 Mart -1 Nisan toplantısında Sinn Fein İrlanda cumhuriyeti başbakanı Ahern'e IRA'nın silahlarını hiçbir zaman İngiliz güçlerine teslim etmeyeceğini de iletmişti.

1 Şubat 2000 tarihinde IRA sözcüsü IRA'nın barış sürecine karşı bir tehdit oluşturmadığını açıklamıştı. Fakat Trimble kendi tabanının taleplerine kulak vermek zorundaydı ve IRA'nın silahlardan arındırılması konusunda bir adım atılmadığını ifade ederek başbakanlık görevinden l Temmuz 2001'de istifa ettiğini açıkladı. 10 Temmuz'da ise Ulster Özgürlük Savaşçıları (UFF) adlı paramiliter protestan örgüt Sinn Fein'e sürekli taviz verildiğini, katolik milliyetçilere daha fazla taviz verilemeyeceğini belirterek Good Friday Anlaşması'na verdiği desteği çektiğini bir bildiriyle açıkladı.223 Adams ise Trimble'm istifasının planlı olduğunu, Londra'nın ve birlikçilerin istediği gibi bir çözüm bulunamayacağını, tehditle ve ültimatomla bir yere varılamayacağını açıklıyordu.

Kuzey İrlanda'dan sorumlu bakan John Reid'in silahsızlanma konusunda Sinn Fein'i özellikle suçlamasına Kuzey Belfast'tan milletvekili seçilen Gerry Kelly 3 Temmuz 2001 tarihli basın açıklamasında cevap vermiş, Reid'in eski bakan Peter Mandel-son gibi Sinn Fein'i suçlamaya devam ettiğini225, Good Friday Anlaşması'nda belirtilen tarafların ortak sorumluluğu ifadesini görmezlikten geldiğini, kralcı protestan silahlı grupların 30 yıldır katolikleri öldürdüklerini, bunların silahlarının da silahsızlanma çabalarında ele alınması gerektiğini hatırlatıyordu. Ayrıca Sinn Fein'in silahlan İrlanda politikasından uzaklaştırmak istediğini, Reid'in ve hükümetinin de sorumluluğunu yerine getirmesinin gerektiğini ifade ediyordu basın açıklamasında.

Sürecin tıkanmasından IRA'nın sorumlu olduğunu, başarı ya da başarısızlığın IRA'nın tutumuna bağlı olduğunu ifade eden Trimble'a 29 Haziran 2001 tarihli Sinn Fein basın açıklamasında Gerry Adams şöyle sesleniyordu; "Bazıları IRA'nın yenildiğini görmek istiyor. Ben mutlu bir emeklilik görmek istiyorum". Adams ve McGuinness'in IRA'yı isteseler de süreçten dışlamaları mümkün değildir. Gelişmeler olumlu giderse IRA'nın ileride ne yapacağı konusunda ipuçları veriyordu Adams'ın ifadesi.

Taraflar tabanlarıyla ters düşmeden barış sürecinden elden geldiğince kârlı çıkmanın yollarını aramaktalar. Londra, Washington'un ABD'deki güçlü İrlanda lobisiyle ters düşmemeye çalışacağı fakat dünya hegemonyasında önemli bir ittifak olan İngiltere'yi de dışlamayacağını biliyor. Londra, Galler ve İskoç-ya'da olduğu gibi, zarar görmeden üzerinden Kuzey İrlanda yükünü atmaya çalışıyor.

Silahlı mücadelenin IRA üyelerine ve destekçilerine manevi bir güç verdiği ve düşmanlıkların kronikleştiği bir coğrafyada dayanılacak önemli bir kimlik sağladığı bilinmektedir. Bu mücadelenin terk edilmesi örgütün gücünün azalmasına ve Adams'ın belirttiği emeklilik dönemine erken girilmesini kaçınılmaz kılar. 1916 ayaklanması ve sonrası İrlanda Cumhuriyetçi Kardeşlik Örgütü lideri, 1918-1921 savaşında cumhuriyetçi İrlanda güçlerinin başında bulunan ve Ağustos 1922'de öldürülen Michael Collins şöyle diyordu; "Ateşkes ilan edilince IRA üyeleri tavşanlar gibi yuvalarından çıkıyorlar".227 Gizlilik silahı gidince büyü kaybolmaya başlıyor, ilgi azalıyor ve çözülme artıyor.

Londra bu süreci kavramakta gecikmiş, kendi istihbarat birimleri içinde bilgi alışverişinden doğan sorunlar nedeniyle IRA saldırıları karşısında önemli başarısızlıklarla karşılaşmıştır.22 8 Londra'nın bu zaafını IRA'nın çıkış kaynağı olan İrlanda Cumhuriyetçi Kardeşlik örgütü içerisinde yaygın bir söz olan "İngiltere'nin zor durumda olduğu zamanlar İrlanda için fırsattır" sözünü doğrular gelişmeler gözlenmiştir. Londra'nın savaşta olduğu 1916'lı ve 1939-1941'li yıllar cumhuriyetçilerin ayaklanma ve saldırı dönemleri olmuştur. 1969-1972 yılları arası yapılan hatalar ise IRA için yeni fırsatlar doğurmuştu.
Washington'un siyasi aracılığına mali alanda da destek vererek katkı sağlayacağını açıklaması olumlu yankı yapmıştır. Kuzey İrlandalı siyasilerin buna açıktan karşı çıkmaları mümkün değildir. 3.5 milyon civarında bir nüfusa sahip İrlanda Cumhu-riyeti'nin ABD ve AB'den aldığı mali desteklerin kendi toplumsal gelişmesine yaptığı katkıyı Kuzey'de görmek istemesi ve sürece destek vermesi gelişmeleri olumlu etkileyecektir. Ekonomik konular öne çıktıkça terörle dayanışma sağlayarak ve ölümler üzerine politika yaparak örgüt romantizmini sürdürmek zorlaşacaktır. Fakat geride kalabilecek en önemli sorun, iki toplum arasındaki güvensizlik duygusunun ne kadar zamanda ve nasıl bir rehabilitasyon süreciyle ortadan kaldırılabileceğidir.

Kuzey İrlanda'da cumhuriyetçilerin buradaki protestanlara rağmen onları dışlayarak Güney ile birleşmeleri mümkün değildir. Bunu Sinn Fein liderliği görmektedir. Fakat temeli birleşme üzerine kurulmuş bir mücadelede bu ayak koparsa Sinn Fe-in'in var olma nedeninin de sorgulanmaya başlanacağı açıktır. Bu nedenle gelişmelerin bir sürece yayılması sorunun çözümü açısında uygun bir yol olarak görülebilir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir