Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ali Yurtaslan'ın İtiraflarında Abdullah Çatlı Çetesi

(Aydınlık, 29 Temmuz-2 Eylül 1980)

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

Ali Yurtaslan'ın İtiraflarında Abdullah Çatlı Çetesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 00:47

ALİ YURTASLAN'IN İTİRAFLARINDA ABDULLAH ÇATLI ÇETESİ
(Aydınlık, 29 Temmuz-2 Eylül 1980)


Nenehatun Yurdundan Bahçelievler-Emek Beştepe bölgesine sayısız saldırılar yapıldı. Ben Nenehatun Yurdunda kalırken bu saldırıları düzenleyen belli bir grup vardı. Başkanları Nidai Seven, ikinci başkanları Armağan Yılmaz, Sekreter Mehmet Berk ve muhasip Hanifi Tokgöz'dü. Bu bölgenin başkanı o sırada Mahmut Korkmazdı. Bunlar yurt kapandıktan sonra da teşkilat tarafından o bölgede tutuldular. Mahmut Korkmaz direkt olarak Abdullah Çatlı'ya bağlıydı. Abdullah Çatlı, Nenehatun Yurduna çok önem verirdi. Yurtta özel bir odası vardı. "Beşevler bölgesini elde tutabilmemiz için Nenehatun Yurdunu, Emek 4. ve 8. Cadde başlarını tutmamız lazım" derdi. Abdullah Çatlı, Feridun Akkuzu ve Nevzat Bor yurdun müşavir dairesinde olayları yönetirlerdi. Oraya kimse giremezdi. Ankara şubesinin Renault marka arabasını Feridun kullanırdı. Malzemeleri Feridun verirdi. Çatlı Ankara şubesini bıraktıktan sonra Feridun malzeme vermeye devam etti. (s.27-28.)

(...)
Abdullah Çatlı Ankara şube başkanı iken, Bahçelievler-Emek bölgesinde birkaç cinayet işledi. Bunlardan biri İbrahim Bozkurt'un öldürülmesi olayıdır. 1977 Aralığında veya 1978 Ocak ayında şimdi halen İnci Baba adlı Ankara Mafyasının elebaşlarından birinin fedailiğini yapan Kemal Bilgin elinde silahla yurda geldi. Ve "Komünistler bize saldırdı, ateş edip kaçtım" dedi. Kemal Bilgin, Teknik Öğretmen öğrencisiydi. Yurttan Nidai Seven, Armağan Yılmaz ve birkaç kişi daha buraya açılan ateşe karşılık verdiler. Hanifi Tokgöz bu olaylarda yoktu. Kemal Bilgin, olaydan sonra bir kıza arkadaşlık teklif ediyor. Kız reddedince onu tehdit ediyor ve cinayet işlediğini anlatıyor. Kız durumu polise bildiriyor. Polis Kemal Bilgin'i yakaladı ve hemen konuşturdu. Kemal kendisinin dışında babalan albay olan Ersin ve Ender Eter adlı kardeşlerin de olayda silah kullandıklarını söylüyor. Bunlar ikizdir. Olayda babalarının beylik silahını kullanmışlar. Polis bunları yakalayınca birinin üzerinden babasının silahı çıkıyor. Albay, Genelkurmay istihbaratta çalışıyormuş. Tanıklar Kemal'i, Ender'i ve Ersin'i teşhis ediyorlar. Balistik muayenede İbrahim Bozkurt'un albayın silahı ile vurulmadığı anlaşılıyor. Hanifi Tokgöz önemsiz bir olaydan dolayı içeri düşünce bunlar onu kandırıyorlar. Ve suçu üzerine almasını istiyorlar. Albay ve Selahattin Arpacı da araya giriyor. Kemal Bilgin mahkemede İbrahim Bozkurt'u Hanifi'nin öldürdüğünü söylüyor. Hanifi de suçu kabul ediyor, (s.29.)

Silahları MHP Genel Merkezine Taşıdık

Polisler bürodan gider gitmez ÜGD'ye telefon ettik. Acele partiye gelmemizi istediler. Hemen bir taksiyle parti merkezine gittik. Ali Kaçar, Erdem Şenocak, Abdullah Çatlı, Şevkat Çetin, Muhsin Yazıcıoğlu ve Ertuğrul Alpaslan, Mustafa Mit'in odasında oturuyorlardı. Biz kendilerine durumu anlattık. Bunun üzerine, "Büyük bir tehlike atlattık. Silahlan buraya getirin. Biz de ÜGD'ye gidelim" dediler. Erdem silahlan parti merkezine getirdi. Bu olayla şunu anlatmak istiyorum: Ülkücüler en küçük bir olayda MHP'ye sığınır ve oraya bilgi verirlerdi. Partiler aranamadığı için en emniyetli yer orası idi. Silahlar orada saklanır, kaçaklar orada otururlardı. (s.41-42.)

(...)
Bu tür ilişkiler sayesinde aynca da bazen para yedirerek sorgu ha-kimliğindeki dosyalarda bulunan ülkücüler aleyhindeki önemli belgelerin yırtılmasını sağlıyorduk. Mesela Abidinpaşa Ülkü Ocaklan Başkanı, aynı zamanda ETKO'nun Abidinpaşa Bölge Başkanı olan ve halen ETKO davasından yargılanan Mehmet isimli şahıs izmir Caddesinde devrimcileri taramıştı. 2. Sorgu'nun Başkatibine para yedirerek bunun dosyadaki kendini suçlayan belgelerin yırtılmasını sağladık.

Ekrem Yüksel yukarda belirttiğim işler için MİSK'ten 2 milyon lira tahsisat alıyordu. O üç aylık dönemde yapılan işler için toplam 5-6 milyon lira para harcandı. Bu paranın zannederim 1 milyon lira kadarı kızlara verildi. Kızlar her 15 günde bir patronlarına 15 bin lira kadar para götürüyorlardı
Ekrem Yüksel, bunlardan başka Çeşme'de 1 aylığına çok lüks bir villa kiralamıştı. Hakimleri 3-4 kişilik gruplar halinde buraya gönderecektik. Burada hem dinlenecekler hem de kızlarla ilişki kuracaklardı. Fakat kızlar bu sırada bizi terk ettikleri için bu planımız suya düştü.

Ekrem Yüksel bu işleri yaparken resmi olarak Ülkücü İşçiler Derneği Teşkilatlandırma Sekreteriydi. Fakat Hukuk Masasına bakıyordu. Daha sonra adam öldürmeye teşebbüs suçundan cezaevine girdi. Kendisine bu işlerde Ülkücü İşçiler Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Vedat Bacanlı yardım ediyordu. Teşkilatta Abdullah Çatlının, Şevkat Çetin'in, Erdem Şenocak'ın, Vedat Alagöz'ün, Mustafa Sami Barsan'm ve zannedersem Mete Beşeri in bu olanlardan haberleri vardı, (s.46.)

(... )
Ben Hukuk Masasında çalışırken bir gün Genel Merkez Hukuk Masası Başkanı Ali Kaçar bizi topladı ve durumun kötüleştiğini, ülkücülerin ceza almaya başladığını, morallerinin bozuk olduğunu, artık cezaevlerinden adam kaçırmanın zamanının geldiğini anlattı. Bu toplantıya benimle birlikte, Fatih Kirişçioğlu, Erdem Şenocak, Osman Katipoğlu ve Ali Durdusal da katılmıştır. Bu dönemde Ali Kaçar, Şevkat Çetin, Muhsin Yazıcıoğlu ve Abdullah Çatlı'ya bağlı olarak çalışıyordu. Bu karar onlardan gelmişti, (s.50.)

(... )
Cezaevinden çıkanlar direkt olarak ÜGD Genel Merkezine geliyordu. Burada Şevkat Çetin veya Abdullah Çatlı ile görüşüyorlardı. Bunlar kaçakları gönderiyordu. Kaçacak şahıslan Şevkat Çetin, Abdullah Çatlı ve Ali Kaçar tespit ediyorlardı. Ben de sahte evrakı İbrahim Songül'e hazırlatıyordum. Telgraflan çekenler ise genellikle Erdem Şenocak, Fatih Kirişçioğlu ve Ali Durdusal'dı. Kaçınlacak olan şahıslar idamlıklardan ve aynı zamanda dışarda iş yapabilecek olanlardan seçiliyordu, (s.51.)

(... )
1978 yılından bugüne kadar kaçakların yerleştirilişi şöyle olmuştur: Kaçak şahıs çalıştığı kesimin başkanıyla birlikte Ankara Şubesi Başkanının yanma gelir. Ankara Şubesi Başkanı Ali Kaçar'ı bularak bu şahıslarla temas ettirir. Ali Kaçar bu şahıslara bir gün verir. Bu arada kaçak şahsın nereye ve nasıl gideceği konusunda Şevkat Çetin ve Abdullah Çatlı ile bir görüşme yapar. Kaçakların nasıl ve nerede saklanacaklarına ve nasıl kullanılacaklarına bu şahıslar karar verir. Kaçak şahsın nereye gideceği ve orada kimi göreceği Şevkat Çetin veya Abdullah Çatlı tarafından Ali Kaçar'a bildirilir, (s.57.)

(... ) İstanbul Sağmalcılar Cezaevinden Firarı Abdullah Çatlı Organize Etti

2 Kasım 1978'de İstanbul'un Sağmalcılar Cezaevinden gerçekleştirilen firar eylemini Abdullah Çatlı organize etti. En az 30-40 kişinin cezaevinden firar etmesi planlanmıştı. Bu kaçanlar Abdullah Çatlı'nın ayarladığı yerlere gideceklerdi. Fakat 13 kişi kaçıyor ve bunların hiçbiri esas gitmeleri gereken yerlere gitmiyor. Abdullah Çatlı buna çok kızdı. İstanbul teşkilatı Başkanını ve birkaç kişiyi Ankara'ya çağırarak, onları azarladı. Bunlara, "Siz yapamayacaksanız, çekilin başkaları yapsın" diye bağırdı. Bu kaçırma eylemini Abdullah Çatlı'nın organize ettiğini bana Erdem Şenocak anlam, (s.62.)

(... )
ÜGD Genel Merkezinin emri olmadan cezaevinden kaçma olamazdı. Cezaevinden kaçma emrini verenler Şevkat Çetin ve Abdullah Çatlı idi. Ayrıca diğer dönemlerdeki ÜGD Genel Başkanları. İşte en somut örnek; Edirne Cezaevinden kaçış emrini Şevkat Çetin verdi. Erdem Şenocak gerçekleştirdi. ÜGD'den izinsiz kaçışlar engellenirdi. Mesela Ankara Kapalı Cezaevinden birkaç kişi bu şekilde kaçmaya kalkıştı. Bunlar bizzat Selahattin Arpacı tarafından idareye ihbar edildi. Kaçmaya çalıştıkları yerler tahkim edildi, (s.63.)

(... ) Çatlı'nın Kahve Tarama Ekibi

1977 Ekiminden sonra Ankara Şubesi Başkanlığına Abdullah Çatlı getirildi. Çatlı 1978 Şubatına kadar Ankara Şubesi Başkanlığında kaldı. Çatlı döneminde çok sayıda cinayet işlendi. Abdullah Çatlı'nın dönemi, bir bakıma kahve taramaları dönemiydi. Çatlı'nın güvendiği ve saldırı olaylarında dayandığı bir ekibi vardı. Bu ekip şu isimlerden meydana geliyordu: Hüseyin Demirel, Aydınlık Bölgesinden Nevzat Bor (Abdullah'ın sağ koluydu. Abdullah, İstanbul'da Ökkeş Çokuçkun ile görüşmeye bununla ve Mahmut Korkmazla, gitti.) Mahmut Korkmaz, Hüseyin Kocabaş, Feridun Akkuzu (Abdullah'ın en önemli adamlarından biriydi. 1978 Ağustosuna kadar Yüksek Öğretmendeki dinamit vs.nin dağıtımını bu yapıyordu. Şimdi Yaşar Okuyan'ın yanında bulunuyor, aranıyor olabilir). Bu isimler ekip liderleriydi. Abdullah Çatlı'nın Nenehatun Yurdunda özel bir odası vardı. Teşkilatı buradan yönetirdi.

Abdullah Çatlı 25 Ağustos 1978'de Sakarya'da Nevzat Bor ve Balgat katliamı sanıklarından Mustafa Pehlivanlı ile beraber yakalandı. Nevzat o sırada aranıyordu. Bunları İstanbul'a götürdüler. Ankara polisi Ankara'ya gönderilmelerini istedi. Fakat Gayrettepe'de serbest bırakıldılar. (Ya para yedirdiler veya başka bir yolla.) Ankara'ya dönerlerken Ankara ekibi bunları tekrar yakalıyor. Ankara'ya geldiklerinden bir saat kadar sonra Muhsin Yazıcıoğlu şubeye telefon etti. "Bu size ilk ihtarımız. Abdullah'ı bırakmazsanız Ankara'nın 150 yerinde bomba patlatacağız" diye tehdit etti. Gerçekten de ihtar olarak Demirtepe köprüsüne bir bomba konmuştu. Polis patlamadan bombayı aldı. Abdullah tehditten sonra bırakıldı, (s.69.)

(...) Şevkat Çetin, Esat Bütün döneminde araya kademe sokulması dolayısıyla birçok cinayetin açığa çıktığım, önüne gelen her şahsın beline silah sokulduğunu da eleştiriyordu. Çetin şöyle diyordu: "Esat cinayet emrini , yönetim kurulundan birine söylüyordu. O, bölge başkanına, bölge başkanı semt başkanına, semt başkam da o semtten birine, Böylece olay hemen açığa çıkıyor. Abdullah Çatlı ise öyle yapmıyordu. Direkt iş yapacağı adama emri kendi veriyordu." Bu eleştirilerle birlikte Şevkat Çetin, teşkilat başkanlarının aradan çıkmasını ve hücreler kurulmasını önerdi. Böylece ilerde daha etraflı anlatacağım ETKO, TTT gibi örgütler ortaya çıktı, (s.72.)

(... ) TNT'lerin Esrarı

Abdullah Çatlı, ÜGD Ankara Şubesi Başkanıyken, Mahmut Korkmaz ve Nevzat Bor'la birlikte İstanbul'a gidiyor. Burada o zamanki ÜGD istanbul Şubesi Başkanıyla buluşuyorlar. (Adı Mehmet Yıldız gibi bir isimdi.) Dört kişi Ökkeş'e gidiyorlar. Ökkeş bunları arabasıyla Aksaray'a kadar götürüyor. Daha sonra Abdullah'ı yüzbaşıyla tanıştırıyor. Abdullah bunlardan otomatik silah istiyor. Ökkeş silahlan temin edeceğini söylüyor. Bunun üzerine Abdullah, Ökkeş'e 115 bin lira veriyor.
Bu arada Ökkeş, Abdullah'a yarım sandık kadar (25 adet civarında) TNT veriyor. "Bunları alın, size lazım olur" diyor. Tahrip kalıplarının tutan olan 250 bin lirayı sonra almak şartıyla Abdullah'la anlaşıyorlar. Ökkeş TNT'leri verirken Abdullah'a bunlann nasıl geliştirileceğini de anlatmış. Bütün bunları daha sonra cezaevinde bir görüşmemizde bana Ökkeş anlattı. Ökkeş verdiği TNT'lerin 450'lik ile 750'lik arasında olduğunu söylüyordu. Bunlar askeri malzemelermiş. Bunlara Amerikan TNT'si de deniyormuş.

Ökkeş, Abdullah Çatlı ile mutabakatından sonra K. Maraş'a gidiyor. Buradan Abdullah'ın istediği otomatik silahlan alacak. Bu arada Abdullah'ın aldığı TNT'ler ise şöyle paylaşılıyor: Abdullah bunların 4-5 tanesini İstanbul teşkilatına bırakıyor. Bir miktarını Ankara'ya getiriyor. Bir miktarını yüzbaşıya veriyor. Gerisini ise Ökkeş'te bırakıyor. Bunları bana Abdullah anlattı.

Bunlardan on tanesi Maraş'ta Ökkeş'in üzerinde yakalanıyor. Üç tanesi yüzbaşının evinde ele geçiyor. Bir kısmı ise, kendini Emniyetten aşağı atarak intihar eden bir gencin üzerinde çıkıyor. Bu olay 1978 Nisan sonlarında veya Mayıs başlarında Ankara Emniyetinde meydana geldi. Bir kişi kendini pencereden aşağı attı ve öldü. Bunun kim olduğu anlaşılamadı. Oysa bu genç MHP'liydi. Abdullah, TNTlerin bir kısmını saklaması için bu çocuğa vermiş. Polisler de bunları bulmuşlar. Çocuk kendini aşağı atarken, "Bunları kimin verdiğini kesinlikle söyleyemem" diye bağırmış.

Abdullah'ın İstanbul'da bıraktığı TNT'lerden bir tanesi, bu yılın başlarında İstanbul ÜGD Şubesinde yapılan bir aramada ele geçti. Aynca İstanbul Üniversitesinin 16 Mart tarihinde bombalanmasında da bunlar kullanıldı. Bunu bana Abdullah Çatlı söyledi. Ayrıca Ökkeş Çokuçkun, gazetelerde İstanbul ÜGD'den çıkan bombayı görünce, "İşte bu benim verdiklerimden"dedi.

Ökkeş'in yakalanması ise şöyle oldu: Ökkeş, Abdullah'tan aldığı parayla Maraş'a gidiyor.
1979'un Haziran ayında Abdullah Çatlı beni çağırarak, Mehmet Ali Çeviker ve Ökkeş Çokuçkun adlı şahısların Ankara Kapalı Cezaevinde bulunduklarını, bunlarla kimseye hissettirmeden ilişki kurmamı istedi. Kendilerine maddi, manevi yönden destek olacağımızı, yalnız bunu kimsenin bilmemesi gerektiğini anlattı. Poliste nasıl ifade verdiklerini öğrenmemi istedi.

Ben 1978'in Nisan ayında cezaevine giderek Yüzbaşı Mehmet Ali Çeviker ile görüştüm. Yanımızda Selahattin Arpacı da vardı. Bana Abdullah Çatlı ile İstanbul'da görüştüğünü söyledi. Ayrıca ordudan silah ve malzeme çıkartmak için ordu içinde bir teşkilat kurduklarını anlattı. Bu teşkilatın kurulmasında MHP Milletvekili Necati Gültekin ve Baki Tuğdan yararlandıklarını söyledi. Kendisinin İstanbul'da öldürülen astsubaya bağlı olduğunu, onun üstündekileri bilmediğini
söyledi, (s.97-98.)

(...)
Abdullah Çatlı, Ökkeş Çokuçkun ve Gabriyel'le bir görüşmesinde, kendisini silah kaçakçılarıyla ilişkiye geçirmelerini istedi. Ökkeş ve Gabriyel, Abdullah'a Bulgaristan'ın Varna limanında ikamet eden bir silah kaçakçısından söz ediyorlar ve onun adresini veriyorlar.
Ökkeş veya Gabriyel bu şahsa bir tanıtma yazısı yazıyarlar. Ve 1978 yılı başlarında bir ara zannedersem İstanbul teşkilatının başkanlığını yapmış olan Mustafa Verkaya bu yazıyı alarak Varna'ya gidiyor. Verkaya da Ökkeş gibi Maraşlıdır. Kaçakçılık şebekeleriyle ilişkisi vardır. Şimdi halen içerde olan Ökkeş'e sürekli sahte isim kullanarak para göndermektedir. Verkaya'nın Varna'ya gidiş sebebi, buradaki şahıs aracılığıyla Türkiye'ye silah naklini sağlamaktır. Bu şahıs silahlan Türkiye'de direkt olarak Mustafa Verkaya'ya gönderecektir. Yani şebekenin Türkiye temsilcisi Verkaya olacaktır. Mustafa gelen silahlan MHP ve ÜGD'ye aktaracaktır. Plan bu şekilde yapılıyor, (s.99.)

(...)
Yüzbaşı Çeviker cezaevinde MHP'li olarak geçiniyordu. Bizimkilerin sırtından yaşıyordu. Bizden para çekmek için, sürekli, "Maddi durumum çok kötü" diye sızlanıyordu. Teşkilattan aldığı paralara karşılık o da ülkücüleri tekvando çalıştırıyordu. Hatta bir ara subay koğuşunda başkanlık bile yaptı.
1979 Haziran'ından sonra onunla cezaevinde birkaç kere görüştüm. Neredeyse kafayı bozmuş gibi bir durumu vardı. Söyledikleri birbirini tutmuyordu. "Başbuğ'a albay rütbesini ben verdim" gibi saçmasapan laflar ediyordu. Bu daha sonra arkadaşlara şantaj yapmaya başlamış. Selahattin Arpaciya, "Artık dayanamayacağım, konuşacağım" gibi sözler sarf etmiş. Selahattin, raporunda bu durumu bana yazdı. Ben de Abdullah Çatlı'ya anlatım. O da bu konuyu Muhsin Yazıcıolu ile konuşmuş. Abdullah bana, "Bu işi ne şekilde hallederseniz halledin. Ağzını kapatın" dedi. Ben de Se-lahattin'e söyledim. "Tamam, biri ağır ceza alsın, bu işi hallederiz" dedi. Sonra Mehmet Ali Çeviker Sivas Cezaevine nakledildi, (s. 100.)

(...)
Abdullah Çatlı İstanbul'a gittiğinde, burada birkaç tane kaçakçı ve kuyumcuyu soydurdu. Bunların adreslerini Gabriyel Aktürk'ten aldı. Bu soygunları daha çok Mustafa Verkaya'ya yaptırdı. Mustafa daha sonra yakalandı. Fakat Abdullah'ın ismini vermedi. "Bunları kendimiz yaptık" şeklinde ifade verdi. Hatta ifadesinde teşkilattan ihraç edildiğini söyledi. Bir keresinde Nevzat Bor bana İstanbul'da yaptıkları bir soygunu anlattı. Abdullah Çatlı'nın emriyle bir döviz kaçakçısını basmışlar ve kasadan 6 milyon liralık döviz kaldırmışlar. Ayrıca Çatlı İstanbul'dayken, sahte döviz ve sahte para basanlarla ilişki kurduklarını da öğrendim. Bunları alarak Türkiye çapında piyasaya sürmeye çalışmışlar, (s. 101-102.)

(... )
MHP, silahlan daha çok Karadeniz illerinden sağlıyor. Amasya, Tokat, Samsun, Ordu, Trabzon gibi illerimizden geliyordu. Buradaki imalatçılara Türk yapısı silahlar yaptırılıyordu. Mermilerin çoğu da dolma mermiydi. Aynca Hatay, Gaziantep, Maraş gibi güney illerimizden de silah geliyordu. Abdullah Çatlı birkaç defa bizim yanımızda çeşidi kişileri Karadeniz bölgesinden silah almaya gönderdi. 1978 yılı içinde bir kere Erdem Şenocak'i gönderdi. Bir kere de Burak Eke gitti. Yine 1978 yılı içinde Bilal Demir, memleketi olan Tokat'a gönderildi. Giderken kendisine 300 bin lira para verilmişti. Bilal Demir'm şu anda cezaevinde olduğunu zannediyorum, (s. 104.)

(...) Bahçelievler'de 7 TİP'linin Öldürülmesi

Bahçelievler'de işlenen bu cinayet Türkeş'in "Bahçelievler bizim için çok emniyetli bir yer haline getirilmelidir" sözlerinden sonra meydana geldi. Bu konuşmadan sonra bizimkiler Bahçelievler'de bir araştırma yapmışlar ve TİP'lilerin kaldığı evi tespit etmişler. Burayı basmadan önce kim olduklarını öğrenmek için bir araştırma daha yapılmış. Bunların TİP yöneticisi olduklarını öğrenmişler. Bunun üzerine Abdullah Çatlı timin başına geçmiş. TİP'lileri öldürmeden önce bunlann sorgulamasını Abdullah Çatlı yapmış. Olayda Mustafa Mit'm Chevrolet marka arabasıyla, Ankara Şubesinin Renault'u kullanılmış. Mustafa Mit'in Chevrolet marka açık mavi renkteki arabasını, ülkücü gençler 1977 seçimleri sırasında Türkeş'e hediye etmişler. O da Mustafa Mit'e vermiş. Bu olayda yer alan şahıslar şunlardı:
Abdullah Çatlı: Cinayetin elebaşısı. Olaya Reis lakabıyla karışmış. ÜGD Genel Başkan Yardımcısıydı. TİP'lilerin sorgulamasını bu yaptı. Halen kaçaktır. Ben kendisiyle kaçakken bir kere Nevşehir'de görüştüm. Yukarıda anlattığım bilgileri ondan öğrendim.

İbrahim Çiftçi: Ulus bölgesi başkanıydı. Bu olaydan halen içerde.

Turan Demirkıran: Bahçelievler bölge başkanıydı. Halen içerde.

Mahmut Korkmaz: Ankara Şubesi ikinci Başkanıydı. Aranıyor.

Bünyamin Yıldırım: ÜGD'nin açtığı Platin Kıraathanesini çalıştırıyordu. Aranıyor.

Ömer Özcan: Ankara şubesinin eski yönetimindeydi. Şimdi içeride.

Ercüment Gedikli: Bahçelievler bölgesindendi. Babası albaydır ve MHP'lidir. Onun sayesinde tahliye olmuştur. Bu adam, oğlu cezaevindeyken de subaylarla irtibata geçerek onun rahat etmesini sağlamıştır.

Mehmet Kundakçı: Ankara Şubesi Yönetim Kurulu üyesiydi. Bu davadan tahliye oldu. ETKO'dan tutuklu.

Haluk Kırcı: Erzurumlu, 17-18 yaşlarında. Esmer, sarkık dudaklıdır. Nenehatun Yurdunda kalırdı. Mahmut Korkmaz'dan ayrılmazdı.
Aynca olayda yer alan tanımadığım iki kişi daha vardı, (s.107-108.)

Kaynakça
Kitap: Çiller Özel Örgütü
Yazar: DOĞU PERİNÇEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir