Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Eroinleri Erbakan Temin Etti

Milli Selamet Partisi, 1978

NATO şemsiyesi altında Amerikan Gladyosu ve İçimizdeki Hainler birlikte çalışarak uygulamaya koydukları senaryolarla(Amerikan projeleriyle), Türk Milletimiz'i sağ-sol kavramlarıyla birbirine düşürdüler ve bunun sonucunda katliamlar yapıldı ve Amerika'nın Our Boys'u Hain Kenan Evren 12 Eylül 1980 Darbesi'ni gerçekleştirdi.

Eroinleri Erbakan Temin Etti

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Kas 2010, 21:21

EROİNLERİ ERBAKAN TEMİN ETTİ

-18 Ekim 1978: MSP eski milletvekili Halit Kahraman, Almanya'nın Duisburg kentinde 3 kilo 399 gram eroinle yakalandı. Kahraman, Alman polisine verdiği ifadede şunları söylüyordu:

"Diyarbakır'da çiftçilik yapıyordum.1973 yılında, Erbakan tarafından kurulan MSP'ne girdim. Tanıdıklarımla birlikte MSP'nin Diyarbakır örgütünü kurdum. 1973 seçimlerinde milletvekili seçilerek, 1977 seçimlerine kadar parlamentoda kaldım. 1977 seçimlerinde seçilemedim. Mali durumum bozuldu. 1978 Ağustos ayında Erbakan'a gittim. Durumumu anlattım. Bunun üzerine, Erbakan çok dikkatli bir şekilde konuyu eroin satışına getirdi. Bana, eroin satışıyla çok iyi para kazanabilirsin, dedi. Ancak dil bilmediğim için işimin zor olduğunu söyledi ve bir taşıyıcı bulmamı istedi. Diyarbakır'da Nusrettin Gündüzhan'ı buldum. Gündüzhan işi kabul etti. Tekrar Erbakan'a gittim. Genel Merkez binasına gittiğimde, Erbakan'ın yanında Fehim Adak da vardı. Fehim Adak'ın yanında konuşmak istemedim. Ancak Erbakan açık bir şekilde Fehim Adak'ın huzurunda mali durumumun bozuk olduğunu, yardım edilmesi gerektiğini ve eroin temin edilmesinin lazım geldiğini söyledi. Eroinin nerede, ne zaman teslim edileceğini Fehim Adak'ın telefonla bildireceğini de söyledi. Bu konuşmadan sonra, Ankara'daki evime gittim. O günün akşamı Fehim Adak telefon etti. Malların hazır olduğunu söyledi. Eroini Oran'dan alacağımı bildirdi. Fehim Adak buraya taksiyle geldi; şoför taksiden inip bana bir plastik torba verdi. Torbanın içinde, 6-7 tane daha plastik torba vardı. Adak, geldiği taksiyle gitti. Torbayı çalıların arasına sakladım. Evime döndüm. Daha sonra, Nusrettin Gündüzhan'ın otomobiliyle gidip torbayı aldık. Gündüzhan torbayı arabanın bagajına koydu. Daha sonra, Gündüzhan ile kararlaştırdığımız günde Almanya'ya hareket ettik."

Halit Kahraman ve Nusrettin Gündüzhan Almanya'da mahkum oldular. Erbakan ve Adak haklarında ise Türkiye'de dava açıldı. Mahkeme, Erbakan ve Adak'ı delil yetersizliğinden berat ettirdi. Biz, mahkum olan şeriatçı milletvekili Halit Kahraman örneğinden yola çıkalım.

"Temiz insan, temiz politika, manevi kalkınma" sloganlarını her dönemde kullanan şeriat politikacıları, nasıl oluyor da uyuşturucu gibi kirli bir işe böylesine bulaşabiliyorlar. Bir bölümünün adı bulaşıyor, bir bölümü bulaşmakla kalmayıp mahkum oluyorlar. Bunu, kişiliğe indirgemek biraz saflık olur. Bir siyasi hareketin, yürürlükteki sistemin pisliklerine karışması demek, düzene karışması demek oluyor. Yürürlükteki sistemin pislikleri kavramını da açalım. Örneğin, Türkiye'de yürürlükte bulunan sistemin pislikleri, Türkiye gibi yönetilen ülkeler bütünündeki pisliklerle üç aşağı beş yukarı ortak özellikler taşır. Rüşvet gibi, fuhuş gibi, güce tapınma gibi, uyuşturucu gibi...

Nitekim buyurun, İslam adına laik-demokratik Afgan hükümeti ve Sovyet askerlerine cihat açan Afgan İslam Mücahitleri, uyuşturucu ticareti yaptıklarını inkar etmiyorlar.

1986-1987 yıllarında Afganistan'ın güneyinde bin millik bir alanda çarpışan mücahitler, üç ayrı bölgede, doğrudan haşhaş işine karıştıklarını saklama gereğini bile duymuyorlar. Onlara göre savaş, kendine özgü ekonomik ve ahlaki zorunlulukları da beraberinde getirmiş. Haşhaş ekimi, yürüttükleri savaşımda ayakta durabilmeleri anlamında yaşamsal bir öneme sahip olduğundan, kendilerini bu amaca yönelik olarak yaptıkları hiçbir şeyden sorumlu tutmuyor ve yöntemlerinin sorgulanmasına karşı çıkıyorlar. Haşhaş ekiminin çarpışmaların başlamasından sonra sadece mücahitlerin elindeki bölgelerde gerçekleştirildiğini Amerikalı görevliler de ifade ediyorlar.

Pakistan'da bölgesel yayın yapan Khyber Mail gazetesi, bölgede dev boyutta işleyen uluslararası bir mafyanın olduğunu ve onun önderliğinde ABD ye İngiltere'de tüketilen eroinin yüzde 80'inin Pakistan-Afganistan sınırından geldiğini belirtiyor. Pakistan, şeriatle yönetilen bir başka ülke. Birader Ziya ül Hak'ın ülkesi.
Buralardan gelen uyuşturuculardan kazanılan para yalnız Afgan mücahitlerine değil, CIA aracılığıyla tüm dünyadaki karşı devrimcilere örneğin o dönemde aktif olan Eden Pastora, 'Komutan Sıfır'ın Küba kontralarına ve bunun dışında da batılı gizli istihbarat örgütlerinin illegal operasyonlarının finansmanına harcanıyor.

1986 sonunda, Musa Quala kentinde öğretmenlik yapan ve Helman bölgesinin önde gelen asillerinden Nazım Akınzade'nin ağabeyi olan Muhammed Resul, haşhaş ekiminin isyancılar için taşıdığı önemi şöyle vurguluyor:

"Başka nasıl yapabiliriz ki? Allahsız Afganlılar ve Ruslara karşı savaşımımızı afyon üretip satarak ve karşılığında silah alarak sürdürüyoruz."
Diğer birçok isyancı lider tarafından da dilegetirilen bu gerçeği, Müslüman halka empoze etmek için bir kılıf bulmakta da gecikmemişler. Bilindiği gibi Afganlılar, hele isyancıların etkili olduğu bölgelerde yaşayan halklar dinlerine fazlasıyla bağlı olup, Müslümanlığın reddettiği herhangi bir konuda oldukça duyarlıdırlar.

Aynı sorunun keyif verici ve uyuşturucu maddeler konusunda tepki yaratmaması amacıyla, isyancıların halkı ikna etmek için buldukları çözümü Resul şöyle dilegetiriyor:

"Müslümanlığa göre afyon kullanımı yasak. Ancak yetiştirilmesi ve satılması serbesttir. Bizim de yaptığımız bundan başka bir şey olmadığına göre, günah filan işlemiyoruz demektir." (YÜCEL, Zeki: Yarın Dergisi. S f. 28-29. Ocak 1987)

Afganistan, Pakistan, İran, Suudi Arabistan gibi şeriatçı ülkelerin reddettikleri, muhalifi olduğunu söyledikleri ve cihad ilan ettikleri batılı sistemle bağlan bu denli güçlü olunca, sonuçları da güçlü ve etkili oluyor. Batıdan kapitalist,emperyalist sistemin tüm yanlışlıklarını ve pisliklerini alıp, kelam erbabına bir kılıf ısmarlıyorlar.

-2 Aralık 1978:

Sivas'ta "Müslüman Gençlik" başlıklı bir bildiri dağıtıldı. Bildiride, "Müslüman durma! Hiç durmadan ilerle. Ölüm seni şehit olarak bulsun", deniliyor ve altında, MHP imzası yer alıyordu.

-23-25 Aralık 1978:

'Kahramanmaraş katliamı' meydana geldi 23 Aralık, Cumartesi günü sabah, erken saatlerde kent içinde gruplar oluşturan gericiler, "Müslüman Türkiye", "Ordu Millet el ele", sloganlarıyla yürüdüler. Av tüfeği satan dükkanların kapılarını kırdılar ve silahlandılar. İki günün bilançosu; 105 ölü, 176 yaralıyla kapandı. 210 ev ve 70 işyeri yakılıp yıkıldı. Bunun üzerine, 26 Aralık'ta 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi.

-1 Ocak 1979: Kahramanmaraş olayları sırasında Kadir Köse, Muharrem Ekici, Recep Duman ve Veli Duman tarafından yakılan Ali Tıraş adlı çocuğun annesi Döne Tıraş, Sıkıyönetim Komutanlığı'na bir dilekçe verdi.

Döne Tıraş'ın dilekçesine bir göz atalım:

"24 Aralık 1978 günü sabahleyin saat 07.00'de, yukarıda isimleri yazılı kişiler evimizi ateşe verdiler. Ben ve oğlum kaçarken ben geride kaldım, oğlum yukarıdaki evlerde oturan kişiler tarafından tutuldu ve oğlumu götürdüler, ben onu kaybettim, oğlumu göremedim, bu evlerde oturan kişiler bir gün önce gelip kırma av tüfeğimizi ve mermileri alıp gittiler, aynı gün iki kızımı Aramaraş semtindeki akrabamız Ali Duyar'ın evine göndermiştim.

27 Aralık 1978 günü eşyalarımı almaya eve gittiğimde, yukarıdaki kişilere: çocuğumun ya ölüsünü, ya dirisini verin, diye söyledim. Onlar bana, Kürtçe: Bu orusbuya bir kurşun atalım yoksa bizi yakar, dediler.

28 Aralık 1978 günü eşyalarımı toplarken çocuğumun yanmış cesedini gördüm, askerlere haber verdim, alıp cesedi götürdüler.
Yukarıda adları yazılı olan kişiler haklarında, yüksek makamınıza 28 Aralık 1978 tarihinde şikayet dilekçesi vermiştim.

Hâlâ suçlular, elini kolunu sallaya sallaya gezmektedirler. Bunlar hâlâ bana, biz öldürdükse ne yaptın, elinden geleni yap, diye ileri geri konuşmaktadırlar; bu bakımdan bu ikinci müracaatta bulunmak mecburiyetinde kaldım.
Suçluların bir an önce yakalanması ve cezalandırılması bakımından gereğinin ifasını saygılarımla arz ve şikayet ederim. 1/1/1979. Mehmet kızı Mehmet eşi Döne Tıraş."

-21 Mayıs 1979:

Kurs ve Okullara Yardım Dernekleri Federasyonu'nun Genel Kurulu, İstanbul Spor ve Sergi Sarayı'nda beşbin kişinin katılımıyla yapıldı.

Genel Kurul'da 'Süleymancılar'in lideri Kemal Kaçar şu konuşmayı yaptı:

"Bu salonda, Türkiye'de çeşitli kent ve kasabalarda, binin üstünde özel binada kurs gören, en az yüzbin genci; yurt dışında da tüm Avrupa'yı ağ gibi saran 215 İslam Kültür Merkezi'ni sinesinde barındıran bir örgütün genel kurulu yapılmakta."
İşte 1979 yılı Mayıs ayında Süleymancıların gücü...

-1 Şubat 1979:

Ruhullah Musevi ya da bilinen adıyla Ayetullah Humeyni, sürgünde bulunduğu Fransa'dan İran'a döndü. Şah Rıza Pehlevi, 16 Ocak'ta ülkesinden kaçmıştı. İran İslam Devrimi gerçekleşmiş oldu.

-13 Şubat 1979:

Milli Selamet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Recai Kutan, hükümetin, İran İslam Cumhuriyeti'ni tanımasını ve yakın ilişkiler kurmasını istedi. Kutan'ın sözleri şöyle:

"Uzun bir süreden beri Türk kamuoyunun büyük bir dikkat ve hassasiyetle takip ettiği, komşu İran'daki hadiseler sonuçlanmış, İran milletinin arzu ve temayüllerini temsil eden Ayetullah Humeyni, Şah rejimini yıkıp yerine İran İslam Cumhuriyeti'ni kuracak noktaya gelmiştir.
Bu hadise namütenahi maddi imkanlara, dış güçlerin çok büyük desteklerine sahip olsalar bile milletin arzu ve tercihlerini hiçe sayan diktatörlerin akıbetlerinin ne olacağını göstermektedir.

Bu hadise, inancın çok büyük maddi imkan ve desteklere galebesini, dünyada her şeyin maddeden ve menfaatten ibaret olduğunu iddia eden Marksizmin, kapitalizm ve her çeşit materyalizmin iflasını isbat etmektedir.

Milli Selamet Partisi olarak, kurulduğu günden bu yana 'Şahsiyetli dış politika' görüşünü savunduk ve kardeş Cezayir devletini en son, İsrail'i ise ilk tanıyan, uydu dış politikanın karşısında olduk. Bu anlayış ve görüş içerisinde hükümeti ikaz ediyoruz. Acaba Amerika ve Rusya ne diyecek, nasıl bir tavır takınacak, diye beklemeden İran İslam Cumhuriyeti'ni derhal tanımalı ve bu kardeş ve komşu ülke ile en yakın ilişkileri kurmalıyız."

-23 Şubat 1979:

İslamcı gençliğin liderlerinden Metin Yüksel, İstanbul Fatih Camii avlusunda, ülkücü komandolar tarafından öldürüldü.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE’DE ŞERİATIN KISA TARİHİ
Yazar: Halil Nebiler
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1974-1980: Cumhuriyetimizin 3. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir