Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Köylü Meselesi

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

Köylü Meselesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Nis 2011, 02:58

PROLETARYA, BÜTÜN KÖYLÜ KİTLESİNİ EZEN SERFLİK DÜZENİ KALINTILARINI YOKETMEK İÇİN SAVAŞ İLAN ETMİŞ BULUNUYOR

Yurdumuz, Amerikan emperyalizminin boyunduruğu altında geri bir tarım ülkesidir. Nüfusun çoğunluğunu meydana getiren milyonlarca köylü, toprak ağalarının, tefecilerin, vurguncu tüccarların ve emperyalistlerin sömürü ve zulmü altındadır. İşbirlikçi burjuvazinin ve toprak ağalarının devleti, valisi, kaymakamı, jandarması, komandosu, orman idaresiyle, haklarını arayan, toprak isteyen köylü kitlelerini yıldırmaya, baskı altında tutmaya çalışmaktadır.
Hakim sınıflar iktidarlarını devam ettirebilmek için daima iki yoldan gitmişlerdir. Zulüm ve zindanla, jandarma ve komandoyla halkı ezmişler, diğer taraftan, yalan ve dolana başvurmuşlardır. İşte «toprak reformu» da böyle bir yalandır. Hakim sınıflar, «toprak reformu» vaatleriyle, topraksız ve yoksul köylüleri aldatacaklarını ve uyutacaklarını hesap ediyorlar.

Hakim sınıflar, yoksul köylü kitlelerinin içinde bulunduğu insafsız sömürüyü ve ülkenin geriliğini gözlerden saklayabilmek için, Türkiye'nin feodalizmin kalıntılarından kurtulmuş, kapitalist bir ülke olduğu yalanını da yaymaya çalışıyorlar. Onlar, milyonlarca köylünün ağır sömürü ve zulüm altında inlediği ülkemizde, «demokrasi» olduğunu söylüyorlar. Böylece ihtilalci hedefleri yok etmek ve milyonlarca emekçiyi ebediyen sömürü ve zulme mahkum etmek istiyorlar.

Onların bu gayretleri boşunadır. TİİKP halkımıza önündeki devrimci hedefleri göstermektedir. Bu hedefler, milyonlarca işçi ve köylünün istekleridir. Kendisiyle birlikte bütün halkı kurtaracak olan işçi sınıfımız, demokratik halk devrimini zafere ulaştıracaktır.

Yurdumuzda Nüfusun Çoğunluğunu Köylüler Meydana Getiriyor

Emperyalizm, 19. yüzyılın başından beri, bir yandan iç kapitalist pazarı açmak ve sömürüsünü arttırmak için kendine bağlı bir kapitalizm geliştirmekte ve yarı-feodal ilişkilerde çözülmelere yol açmaktadır. Öte yandan, yurdumuz üzerindeki iktisadi ve siyasi hakimiyetini perçinlemek için. yarı-feodal ilişkileri kendine tabi kılmakta ve onların tasfiyesini önlemektedir.

Emperyalizmin tahakkümü altında bulunan ve feodal kalıntıların varlığını sürdürdüğü her geri ülkede, nüfusun çoğunluğunu veya önemli bir kesimini köylüler meydana getirmektedir. 36 milyon nüfusu olan ülkemizde, 23 milyon köylü bulunmaktadır. Köylülerin bütün nüfusa oranı yüzde 65'tir. Çalışan nüfusa baktığımızda da aynı oran göze çarpmaktadır. 14 milyon civarındaki çalışan nüfusun 8.8 milyonu tarımda, 1.5 milyonu sanayide, 3.2 milyonu hizmetlerde bulunmaktadır.

Ülkemizin tarım nüfusunu kapitalist ülkelerle karşılaştırdığımızda, durum daha açık bir şekilde gözükmektedir. Federal Almanya'da tarım nüfusu yüzde 9. sanayi nüfusu ise yüzde 50'dir. Fransa'da tarım yüzde 14, sanayi yüzde 39. İngiltere'de tarım yüzde 3, sanayi yüzde 47, İrlanda'da tarım yüzde 27, sanayi yüzde 30'dur. Buna karşılık Türkiye'de sanayideki nüfus yüzde 11 kadardır.

Tek başına bu rakamlar dahi, Türkiye'nin geri bir tarım ülkesi olduğunu gösteriyor. Lenin, köylü nüfusun çoğunlukta olmasını, toplumun henüz bir burjuva toplumu haline gelmediğinin bir göstergesi olarak almakta ve şöyle demektedir:
«Tamamen burjuva bir Avrupa'da olduğu gibi, tamamen burjuva bir Rusya'da da köylüler, nüfusun çoğunluğunu meydana getirmeyecektir.» (Toprak Meseleleri, s. 72)

Yurdumuzda Tarım Tekniği Geniş Ölçüde Karasabana ve Dövene Dayanmaktadır

Ülkemizde ekilen toprakların büyük kısmı, hâlâ ilkel araçlarla sürülmekte, tarım geniş ölçüde ilkel tekniğe dayanmaktadır.
Bugün ülkemizde iki milyon karasabana karşılık 136 bin traktör vardır. 2 milyon 120 bin dövene karşılık, 8600 biçer-döver vardır. 4 milyon 125 bin köylü ailesinden 2.5 milyonu, karasaban, öküz ve dövene dayalı tarım yapmaktadır.
Marks şöyle diyor: «Bir sosyo-ekonomik kuruluş, bütün üretici güçler bu kuruluşun tarihe gömülmesi gerektiği ölçüde gelişmediği sürece, yok olmaz.»

Yine Marks, üretim tekniği ile üretim tarzı arasındaki sıkı ilişkiyi şöyle ifade ediyor:

«Toplumsal ilişkiler, sıkıca üretici güçlere bağlıdır. İnsanlar yeni üretici güçler yaratarak, üretim tarzlarını değiştirirler. Üretim tarzlarını, hayatlarını kazanma yollarını değiştirirken, toplumsal ilişkilerini de değiştirirler. Kol değirmeni, sertin (toprağa bağlı köylünün) mevcut olduğu bir toplumu, buhar değirmeni ise sanayi kapitalistinin mevcut olduğu bir toplumu ifade eder.» (Felsefenin Sefaleti)

Toprakların yarısından çoğunu işleyen karasaban ve öküz de, yarı-feodal ilişkilerin mevcudiyetini, hem de bu ilişkilerin kuvvetle varlığını sürdürdüğünü gösterir. Köylü kitlelerini sömüren toprak ağalarının, köylünün ürününe daha tarladayken el koyan kan emici tefecilerin varlığını gösterir.
Bir traktöre düşen dönüm miktarını diğer ülkelerle karşılaştırdığımız zaman, Türkiye tarımının içinde bulunduğu gerilik şartlarını daha iyi görebiliriz. İsviçre'de bir traktöre 67, Hollanda'da 95, İsrail'de 432, Yunanistan'da 1361 dönüm toprak düşmektedir. Oysa Türkiye'de bir traktöre 6044 dönüm toprak düşmektedir. Bu rakamlar, Türkiye'de tarım teknolojisinin İsviçre tarımından yüz defa, Yunanistan tarımından beş defa geri olduğunu ifade ediyor.

Sulanabilecek durumdaki arazinin ancak yüzde 7'si sulanabilmektedir. İşlenen toprağın hektarı başına gübre tüketimi, Mısır'da 109, İsrail'de 85, Yunanistan'da 80, Türkiye'de ise 2.7 kilogramdır Üretim araçlarının ve tarımda kullanılan tekniğin geriliği, tarımın verimliliğinin büyük ölçüde tabiat şartlarına bağlı olduğunu göstermektedir.

Lenin, feodalizmin, «tarımın ve doğal ekonominin ağır basmasına» (Toprak Meseleleri, s. 65) dayandığını belirtmiştir. Burada «doğal ekonomi» ile, hem kapalı köy ekonomisi, hem de tabiat şartlarına bağlı ekonomi kastedilmektedir. Ülkemizde, tarım hem feodalizmin, hem de kapitalizmin unsurlarını birlikte barındırmaktadır. Bu da yarı-feodal yapıyı meydana getirmektedir.

Tarımda kapitalizm gelişmekte ve yarı-feodal yapıyı çözmektedir. Tarımda makinalaşma ve traktör kullanılması hızla gelişmektedir. 1950 yılında traktörle ekilen toprakların bütün ekilebilir topraklara oranı binde 8 iken, 1960'ta yüzde 13'e, 1970'te ise yüzde 32'ye yükselmiştir.

Türkiye, yarı-feodal bir ülkedir. Bir yandan öküz ve karasabana dayanan tarım ağırlığını devam ettirmekte, öte yandan traktörün kullanılması gün geçtikçe artmaktadır. Bir yandan kapalı köy ekonomisi varlığını devam ettirmekte, diğer yandan köylüler kapitalist pazara açılmaktadır. Köylüler bir yandan toprak ağaları ve tefeciler tarafından sömürülmekte, yarı-feodal bağımlılıklar altında bulunmakta, diğer yandan ticaret burjuvazisi ve emperyalizm tarafından sömürülmekte, toprağını ve üretim araçlarını kaybetmektedir. Bir yandan bütün köylülük feodal kalıntılara karşı mücadeleye girişmekte, diğer yandan köy proletaryasının mücadelesi filizlenmektedir.

Gelişen kapitalist ilişkilerin yarı-feodal yapıyla içiçe geçmesi, işçilere, köylülere daha büyük acılar vermektedir. Hakim sınıfların yukarıdan aşağı, geniş kitleleri ezerek yürüttükleri kapitalistleşme, uzun, ızdıraplı yıllar alacaktır. Ve bu yıllar, toprak ağaları ve her türlü feodal kalıntı demokratik devrimle tasfiye edilmediğinden, toplumda çöküntü ve yozlaşmayı da yanında getirecektir.

İşte bu şartlarda gelişen bir kapitalizm, bizim demokratik devrim görevimizi ortadan kaldırmıyor, tam tersine onu daha da zorunlu kılıyor. Kapitalist ilişkilerin gelişmesi, kitlelerin uyanışına hız veriyor. Sınıf ayrılıklarını ve çatışmalarını arttırıyor.

Kapitalizm ne kadar gelişirse, demokratik devrim o kadar geniş kitleleri kavrar, sosyalizme geçiş o kadar kolaylaşır. Lenin bu durumu şöyle ifade ediyor:

«Toprak sahipleri ekonomisi içinde kapitalist unsurlar ne kadar kuvvetlenirse, toprakların demokratik olarak müsaderesi, sosyalizm için yapılacak gerçek mücadeleye o kadar erken hız verecektir.» (Toprak Meseleleri, s. 36)

Türkiye'de köylülerimizin yüzde 30'u tamamen topraksızdır, yüzde 53'ünün toprağı kendine yetmemektedir. Yani tarım nüfusunun yüzde 83'ünü meydana getiren 19 milyon köylü toprak ağalarının, tefecilerin, kapitalist toprak sahiplerinin amansız sömürü ve zulmü altında bulunuyor.

Tarım İşçileri, Köylük Bölgelerde Sosyalist Toplumun Habercileri Olarak Gelişmektedir

Tarım işçileri, hem topraksızdır, hem de çoğunlukla üretim araçlarından yoksundur. Devlet çiftliklerinde, büyük kapitalist işletmelerde, toprak ağalarının veya zengin köylülerin topraklarında işgüçlerini satarak yaşarlar. Bir kısmı tarım işletmelerinde sürekli işçilik yaparlar. Önemli bir kısmı ise, mevsimlik işçi ve gündelikçidir. Bütün bir yıl boyu, oradan oraya dolaşarak çalışırlar.

Tarım işçilerinin büyük çoğunluğu, «elci» veya «dayıbaşı» denilen aracılar tarafından büyük toprak sahiplerine ve zengin köylülere kiralanırlar. Ücretlerinden bir kısmını bu aracılara vurmak zorundadırlar. Tarım işçilerinin büyük çoğunluğunun no sigortası, ne de sendikaları vardır. Patronun isteği dışında hareket edemezler. İstedikleri yerde çalışamazlar. Bir iş sözleşmesi bulunmadığı için, haklarını arayamazlar. Toprak sahibi onları istediği zaman kovabilir. Onlar için sekiz saatlik iş günü ve asgari ücret de söz konusu değildir. Gün doğumundan gün batımına kadar ortalama 13 saat çalışmak zorundadırlar. İş günü bazı yerlerde 15-16 saate kadar çıkar. Bir köylü arkadaşımız, sorgusunda tarım işçilerinin içinde bulundukları durumu, bir örnek vererek şöyle anlatmıştı:
«Söke'nin Atburgaz köyünde, 1972de pamuk amelesinin dayıbaşını ağa öldürdü. Dayıbaşının ölüsü tarlanın içinde yatarken, ağa elinde tabancası, akşama kadar ameleye zorla pamuk toplattı. Ağalar, eskiden beri pamuk amelesini paydostan sonra da çalıştırmaya alışkındır. Sıkıyönetimden sonra bu işi tehditle yapmaya başladılar.» (Durmuş Uyanık'ın sorgu vermeyi reddettiği dilekçeden) Tarım işçileri, çalıştıkları yerlerde, ya toprak sahibi tarafından gösterilen damlarda çok kötü şartlar içinde barınırlar, ya da iki değneğin üstüne gerdikleri bir bez parçasının altında yatarlar Aldıkları ücretle ancak yarı-aç, yarı-tok yaşarlar. Çalıştıkları yerde toprak sahipleri tarafından çeşitli yollarla borçlandırılır ve aldıkları ücretlerin bir kısmını da böylece kaptırırlar. Türkiye tarımının geriliği tarım işçilerine birçok baskı ve bağımlılıklar getirmektedir.

Tarm işçilerinin sayısı, kapitalizmin köylerde gelişmesi sonucu hızla büyümektedir. Yapılan sayımlarda 740 bin tarım işçisi gözükmektedir. Ancak bunların bir kısmı, kahya gibi, toprak ağalarının adamlarıdır. Bunun yanında, devamlı dolaşan gündelikçi tarım işçilerinin bu rakama bütünüyle dahil edilmediği açıktır Bu durumda, yaklaşık olarak, bir milyon sürekli ve günde-likçi tarım işçisinin bulunduğunu söyleyebiliriz.

Tarım işçilerinin çoğalması, köylük bölgelerde burjuvazi-proletarya çelişmesini de yaygınlaştırmakta ve keskinleştirmektedir. Tarım işçileri köylük bölgelerde, bugünden bütün köy yoksullarıyla birlikte, geleceğin sosyalist toplumunun kurucuları olarak ortaya çıkmaktadırlar. Tarım işçileri, bütün köylülerle birlikte acısını çektikleri bu yarı-sömürge, yarı-feodal köhne düzenin kökten yıkılmasını istiyorlar. Bunun içindir ki, proletarya partisi köylük bölgelerde tarım proletaryasına ve yoksul köylülere dayanacaktır.

Yoksul Köylüler

Topraksızlığın Acısını Çekiyorlar


Yoksul ve topraksız köylüler, bütün köylü ailelerinin yüzde 83'ünü meydana getiriyorlar. 4 milyon 125 bin köylü ailesinden 1 milyon 268 bini, yani yüzde 30'u tamamen topraksızdır. Bunların bir mezarlık toprakları bile yoktur. Topraksız köylülerin oranı, feodal kalıntıların daha güçlü olduğu Doğu Bölgesine doğru yükselmektedir. Bu bölgede köylülerin yüzde 38'i tamamen topraksızdır. Mardin'de köylülerin yüzde 40'ı, Siirt'te yüzde 42'si, Diyarbakır'da yüzde 46'sı, Urfa'da yüzde 53'ü, Reyhanlı'da, yüzde 66'sı, Viranşehir'de yüzde 67'si, Hilvan'da yüzde 70'i, Bismil'de yüzde 73'ü, Diyarbakır Devegeçidi Barajı sulama alanında 15 köy halkının yüzde 82'si, Batman'ın 10 köy halkının yüzde 90'ı tamamen topraksızdır.

Bütün Türkiye'de köylü ailelerinin 2 milyon 221 bini, yani yüzde 53'ü az topraklıdır. Köylülerin yarısından çoğunun küçük, verimsiz toprakları kendilerine yetmemektedir. Bunlar, ağa topraklarında çeşitli şekillerde çalışmaktadırlar. Az topraklı köylülerin bir kısmı, işleyemedikleri topraklarını büyük toprak sahiplerine ve zengin köylülere kiraya vermek zorunda kalmaktadırlar. Bütün Türkiye'de toprak sahibi gözüken köylü ailelerinin yüzde 69'u, işlenen toprakların ancak yüzde 24'üne sahip iken, ailelerin yüzde 3.5'i toprakların yüzde 28'ine sahiptir.

Bölgelere göre baktığımız zaman toprak dağılımındaki eşitsizliği daha açık görürüz. Orta Anadolu'nun kuzey bölgesinde ailelerin yüzde 50'si, toprakların yüzde 13'üne sahip iken, yüzde 2'si yüzde 17'sine sahiptir. Akdeniz Bölgesinde ailelerin yüzde 73'ü toprakların yüzde 28'ine, yüzde 3'ü yüzde 30'una sahiptir. Güneydoğu Anadolu'da ailelerin yüzde 61'i toprakların yüzde 10'una sahip iken, ailelerin yüzde 4'ü toprakların yüzde 50'sine sahiptir. Amik, Ceyhan, Asi ve Berdan ovalarında ailelerin yüzde 55'sı toprakların yüzde 11'ini işlerken, ailelerin yüzde 6'sı toprakların yüzde 69'unu gasbetmiştir. Hakkâri'de ailelerin yüzde 76'sı toprakların yüzde 13'üne, yüzde 3'ü toprakların yüzde 52'si-ne, Siirt'te ailelerin yüzde 57'si toprakların yüzde 5'ine, yüzde 4'ü yüzde 52'sine, Diyarbakır'da ailelerin yüzde 57'si toprakların yüzde 6'sına, yüzde 7'si yüzde 63'üne sahiptir. (1963 Tarım Sayımı rakamları)

Bu rakamlar da gösteriyor ki, geniş yoksul köylü kitleleri, topraksızlık ve sefalet içinde yaşamaya çalışırlarken, toprak sahibi olan küçük bir azınlık, geniş ve verimli toprakları ellerine geçirmişlerdir.

Yukarıdaki rakamlar bir gerçeği daha gösteriyor. Ülkemi/ de toprakların belli ellerde toplanması, kapitalizmi değil, toprak ağaları ekonomisini güçlendiriyor. Borçlandırma, tefecilik, zorlu el koyma gibi yollarla toprakları ele geçiren toprak ağaları ve tefeciler, mülksüzleşen yoksul köylüleri kendilerine daha da bağımlı hale getiriyorlar. Mülklerini kaybeden köylülerin bir kısmı, proleter ve yarı-proleter durumuna gelirken, bir kısmının toprağa bağımlılığı ve yarı-serf durumları daha da ağırlaşıyor. Lenin'in belirttiği gibi, «Kır nüfusunun mülksüzleştirilmesi, dolaysız olarak ancak büyük toprak sahiplerini yaratmaktadır.»

Yoksul Köylülerin Önemli Bir Kısmı, Ortakçılık, Kiracılık ve Angarya Gibi Yarı-Feodal Sömürü Biçimleri Altında Eziliyor

Ülkemizde büyük toprak sahipleri, hem feodal ve yarı-feodal, hem de kapitalist sömürü biçimlerine başvuruyorlar. Büyük toprak sahipleri içinde kapitalist toprak sahipleri az sayıdadır. Büyük çoğunluğu, yarı-feodal niteliklerini devam ettirmektedirler. Türkiye'nin yarı-feodal bir ülke olduğunu inkar edenler, tarımda yarı-feodal ilişkilerin yüzde kaç olduğunu soruyorlar ve uzun hesaplara girişiyorlar.

Bunlara en iyi cevabı Lenin vermektedir:

«Objektif olarak, bugün köylülerin büyük toprak sahiplerine karşı mücadelesi, sertliğin kalıntılarına karşı bir mücadeledir. Ancak, her bir durumu ayrı ayrı numaralamaya girişmek, her bir durumu ayrı ayrı tartmak ve eczacı tartısının kesinliğiyle sertliğin nerede bittiğini, katışıksız kapitalizmin nerede başladığını tesbit etmek, kişinin kendi ukalalığını Marksizme atfetmesi demektir.» (Toprak Meseleleri, s. 35)

Toprak ağaları, yoksul köylüleri çeşitli biçimlerde sömürmektedirler. Bunlardan biri, ortakçılık ve kiracılık yoluyla sömürüdür. Toprak ağaları, topraklarının bir kısmını yoksul köylülere geçici olarak, ürün veya para karşılığında ortağa veya kiraya »ermektedirler. Ağalar, bazen üretim aracı bile olmayan köylüye üretim aracı da vermekte, böylece üründen daha fazla pay almaktadırlar. Yoksul köylü bu küçük toprak parçası üzerinde ailesiyle birlikte bütün bir yıl boyunca çalışır. Ağa, yıl sonunda ürünün bir kısmına el koyar. Köylüye ürünün ancak hayatını devam ettirebileceği kadarı kalır.

Yüz dönümden küçük toprak parçalarını işleyen ortakçı ailelerin sayısı 420 bin, yani toplam köylü ailelerinin yüzde 12'sidir. 1952'den bu yana, ortakçılık yüzde 3'ten yüzde 12'ye yükselmiştir. Güneydoğu Anadolu'da köylü nüfusu yüzde 40 oranında artarken ortakçı aile sayısı yüzde 55 artmıştır. Toprakların belli ellerde toplanması, bir kısım köylülerin proleterleşmesine yol açarken, diğer bir kısmının ortakçılık gibi yarı-feodal bağımlılıklar altına girmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu da göstermektedir ki, yarı-feodal yapı devrimle tasfiye edilmedikçe, topraklarını kaybeden köylülerin önemli kesimi, ağalara daha fazla bağımlı hale düşmektedir.

Kiracılık yapan ailelerin sayısı ise 293 bindir. Bunlar, köylü ailelerinin yüzde 7.5'unu meydana getirmektedir. Bunun küçük bir kısmını, kiraladığı toprak üzerinde işçi çalıştırarak kapitalist çiftçilik yapan zengin köylü aileleri meydana getiriyor. Çoğunluk ise, toprak ağalarına para-rant ödeyen yoksul köylülerdir. Bu da bir çeşit yarı-feodal sömürüdür. Lenin'in dediği gibi, «Pararant ölmekten başka çıkar yolu olmayan, ölmekte olan dündür... » (Toprak Meseleleri) Gene Lenin şöyle diyor: «Bu rantın köylülerden sızdırılmasını mümkün kılan güç nedir? Burjuvazinin ve gelişen kapitalizmin gücü müdür? Hiç de değil. Bu, feodal latifundiyanın gücüdür.» (Toprak Meseleleri, s. 50)

Köylü nüfusunun yüzde 18'inin, yani aşağı-yukarı dört milyonluk bir köylü kitlesinin ortakçılık ve kiracılık yoluyla toprak ağalarının yarı-feodal sömürüsü altında bulunduğunu söyleyebiliriz.

özellikle doğu bölgesinde, yoksul ve topraksız köylülerin toprak ağalan karşısında hiçbir özgürlükleri yoktur. Birçok köy, doğrudan doğruya şahıs ve sülale malıdır. Köylerin önemli bir kısmı ise, üç-beş aile ve sülaleye aittir. Köylülerin içinde oturdukları evler bile kendilerinin değildir. Bir köylü, ağa tarafından kovulunca köyden ayrılmak zorundadır. Aşiret bağları, köylünün üzerinde feodal tahakkümü ifade etmektedir. Şeyhler ve mütegallibe de yoksul köylünün ürettiği ürünün bir kısmına el koymaktadırlar.

Toprak ağalarının, şeyhlerin, aşiret reislerinin büyük bölümü Doğu Bölgesinde toplanmışlardır. Yüzyıllardan beri Kürt köylülerini ezen ve sömüren hanedan aileleri, hâlâ nüfuzlarını sürdürmektedirler. Bitlis'te Pasolar, Şerefhanoğulları, Hizan'da Şeyh Selahattin, Hakkâri'de Mahmudiler, Patnos'ta Kör Hüseyin Paşalar, Diyarbakır'da Cemil Paşalar, Hazro'da Budak-lar, Silvan'da Azizoğulları, Siverek'te Bucaklar, Ağrı'da Küfreviler, Doğu Beyazıt'ta Beyazıt Beyleri, bunlardan bir kısmıdır.

Aşiret reisleri, yüzbinlerce dönüm toprak yanında, hayvanlara da sahiptirler. Mesela Şirvan köylerine hakim olan Mehmediyan aşireti reisleri, 25 bin aşiret mensubu üzerinde nüfuz sahibi oldukları gibi, 35-40 bin hayvana da sahiptirler.

Doğu Anadolu'nun bazı bölgelerinde hâlâ angarya, hizmetkarlık, uşaklık ve feodal vergi usulleri yürürlüktedir. Bu bölgede angaryaya «zibare» denmektedir. Tamamen topraksız ve üretim aracı bile bulunmayan marabalar, ağaların, aşiret reislerinin ve şeyhlerinin angaryasını yapmakla, hizmetini görmekle yükümlüdürler. Hiçbir mülkü ve hürriyeti olmayan bu köylüler, çeşitli tarım sayımlarında «tarım işçisi» olarak gösterilmektedir. Oysa bunlar, toprak ağasına, ortakçı ve kiracı köylüden daha da bağımlı durumdadırlar. Ağa toprakları üzerinde boğaz tokluğuna çalışırlar. Bu yoksul köylülerin taşıdıkları maraba, gulam (köle), azap gibi isimler de yarı-serf niteliklerini ortaya koymaktadır. Bunlar da ortakçı ve kiracılarla birlikte hesaba katılınca, toprak ağalarının yarı-feodal sömürüsü altındaki yoksul köylülerin oranı daha da yükselir.

Kapitalizmin Gelişmesi, Yoksul Köylülerin Önemli Bir Kısmını Yarı-proleter Haline Getiriyor

Toprak ağaları, kapitalizmin gelişmesi sonucu topraklarının bir kısmını doğrudan doğruya işletmeye başlamışlardır. Bu sebeple, birçok yerde ağa topraklarından kovulan ortakçı köylüler, açlıkla karşı karşıya geliyorlar. Bunlar ağalara karşı daha da şiddetli mücadelelere girişiyorlar. Bu durum da kapitalizmin gelişmesinin sınıf mücadelesini ve demokratik devrimi hız-landırdığını göstermektedir. Toprak ağaları, topraklarının bir kısmından ortakçıları kovup bu toprakları doğrudan doğruya işletmeye başladıklarından, artık ücretli işgücü sömürüsüne de başvurmaktadırlar. Hattâ pamuk gibi sanayi bitkilerinin üretildiği bölgelerde, kapitalist durumuna gelmiş büyük toprak sahipleri, tamamen ücretli işçi çalıştırmaktadırlar.
Ücretli işçiliğin artan miktarda kullanılması, yoksul köylülerin önemli bir kısmını yarı-proleter durumuna getirmiştir. Bu yarı-proleter köylüler, yarı-feodal bağımlılıklardan kurtulmuş değildirler.

Topraklarından ürettikleri kendilerine hiçbir zaman yetmeyen yoksul köylüler, belirli mevsimlerde Çukurova, Ege gibi bölgelere akın etmekte, gün doğumundan gün batımına kadar kızgın güneşin altında yarı-aç, yarı-tok çalışmaktadırlar. Bunların ücretleri çok düşüktür ve hiçbir hakları yoktur.
Büyük bir yoksulluk ve sefalet içinde olan orman köylüleri de. orman idaresinin ve jandarmanın ağır baskısı altındadır Her yıl binlerce orman köylüsü, ağaç kesmek, tarla açmak gibi sebeplerle hapishanelere doldurulmaktadır.

Eski Toplumun Kalıntısı Olan Tefeci Sömürüsü, Yoksul Köylüler Üzerinde Ağır Bir Yüktür

Yoksul köylüler yalnız toprak ağaları tarafından değil, toprak ağalığıyla içiçe geçmiş bulunan tefeciler ve vurguncu tüccarlar tarafından da borçlandırma ve faiz yoluyla sömürülmektedirler. Ağa-tefeci-banka ortaklığı, geniş köylü kitlelerini sömürü ağlarına düşürmekte, yoksul halkın kanını emmektedir.
Emperyalizmin ve işbirlikçi burjuvazinin sömürü araçları olan bankalar, tarımda tamamen toprak ağalarını, tefecileri ve vurguncu tüccarları desteklemektedir. Bu olay, yarı-sömürgelik ile yarı-feodalliğin içiçe geçmiş olduğunu ispat ediyor.

Köylü ailelerinin yarısından çoğu bankalardan hiç kredi alamaz. Çünkü onların bankaya karşılık olarak gösterecekleri mülkleri ve itibarları yoktur. Kredi alanların yüzde 70'i, 500 liradan az kredi alırlar. Bu kredi, köylünün hiçbir ihtiyacına yetmez. Bu sebeple köylüler, tefecilerin eline düşerler. Milyonlarca liralık kredi, mülk ve itibar sahibi olan tüccarlara ve büyük toprak sahiplerine akmaktadır. 37 işletme, işletme başına ortalama 626 bin lira kredi alabilmektedir. 82 milyon liralık kredi, 40 ihracatçı arasında paylaşılabilmektedir.

Ülkemizde bütün banka kredilerinin yüzde 49'unu vurguncu tüccarlar ve tefeciler, yüzde 16'sını toprak ağalan almaktadır. Toprak ağaları ve tefeci-tüccarlar, aldıkları kredilerin bir kısmını köylülere yüksek faizle vererek, onları kendilerine bağımlı hale getirirler. Bu suretle köylülerin alınteri, bankalarla ağalar, tüccarlar ve tefeciler arasında paylaşılmaktadır.

Yoksul köylüler, üretim araçlarını yenileyebilmek, yeniden üretim yapabilmek, hatta çoğu zaman kışı geçirebilmek için paraya muhtaçtırlar. Para ise, bankalarla işbirliği halinde olan, köylüleri amansızca sömürüp servet yığan ağalarda ve onların köylerdeki, kasabalardaki uzantısı olan tefecilerde bulunur. Tefeci, bankadan yüzde 10 faizle aldığı parayı köylüye yüzde 50, hatta yüzde 100 faizle verir. Çoğu zaman köylü borç alabilmek için küçük tarlasını da ipotek etmek zorunda kalır. Bazı yerlerde köylüler, bankadan aldıkları kredileri dahi bağımlı ve borçlu oldukları ağalara teslim etmek zorundadırlar. Böylece banka faizi yoksul köylünün sırtına biner, parayı ağa kullanır. Yoksul köylü, banka ile tefeci arasında gidip gelir, en sonunda küçük toprağını da kaybeder.
Yoksul köylülerin ellerinde kalan son mülkleri, tefecilerden aldıkları borçlar karşılığında ipotek altına girmektedir. Bu yüzden her yıl binlerce köylü tarlasını ağalara ve tefecilere kaptırıp ya kendi toprağı üzerinde ortakçı durumuna düşmekte, ya da tarım işçisi olmaktadır.

Yoksul köylüler, tefecilerden borç para alabilmek için alivre satış yapmak zorunda kalarak, tarladaki ürününü, koyununun karnındaki kuzusunu da kaptırır. Tefeci, yoksul köylünün ürünü daha tarladayken, çok düşük bir fiyat biçer ve hasat zamanı bu ürüne el koyar. Bu durum o kadar ileri gitmiştir ki, bazı yerlerde yoksul köylüler iki yıllık, üç yıllık zeytin ürününü te-feciye devretmek zorunda kalmışlardır. Tarlayı ekip biçen, işleyen köylü, ürünü kaldıran tefecidir.
Yoksul köylülerin tefecilere borçlanmalarının kölelik derecesine varan şekli ise, iş üzerinden borçlanmadır. Artık ne verecek tarlası, ne de ürünü kalmayan yoksul köylü, toprak ağasının, tefecinin tarlasında veya başka bir işinde borcuna karşılık çalışmak zorunda kalır.

Yoksul Köylülerin Büyük Çoğunluğu Esas Olarak Kapitalist Piyasanın Değil, Toprak Ağaları VG Tefecilerin Sömürüsü Altındadır

Ülkemizde köylülerin büyük çoğunluğu kapitalist pazarcı açılmıştır. Kapalı köy ekonomisi gittikçe çözülmektedir. Ancak, yoksul köylülerin önemli bir kısmı ürettikleri ürünü pazara bile çıkaramadan tüketmektedirler.
Köylülerin yüzde 60'ı 50 dönümden küçük toprak parçalan üzerinde tarım yapmaktadır. Bu ailelerin dörtte üçü tahıl ekmektedir. Bunların ürettikleri tahıl, toprak ağalarının ve tefecilerin ağır sömürü payı çıktıktan sonra, yoksul köylü ailelerinin hayatlarını devam ettirmelerine ancak yetmektedir. Hatta bunların çoğu, ürettikleri miktar yetmediği için, pazardan tahıl almak zorunda kalmaktadır.
Tütün, pamuk, zeytin gibi sanayi bitkileri üreten yoksu! köylüler ise, çoğunlukla az bir miktar tutan ürünlerini daha tarladayken veya köyden çıkarmadan tefecilere kaptırıyorlar. Yani yoksul köylülerin büyük çoğunluğu ürünlerini piyasaya çıkaramıyorlar. Bu da göstermektedir ki, büyük yoksul köylü kitlesi, esas olarak kapitalist piyasa mekanizması tarafından değil, toprak ağaları ve tefeciler tarafından sömürülmektedirler.

Sanayi bitkisi üreten yoksul köylülerin bir kısmı, toprak ağasından ve tefeciden kurtarabildiği ürününü eğer piyasaya çıkarabilirse, burada da vurguncu tüccarların, devlet tekellerinin ve emperyalist kumpanyaların sömürüsüne maruz kalırlar. Düşük fiyat, ıskarta gibi yollarla ürünlerini yok pahasına kaptırırlar. 117 pamuk ihracatçısı, yılda ortalama ikişer milyon lira kazanırken, 250 bin pamuk üreticisinin eline yılda 800-900'er liranın geçtiği bir ülkede, ürününü piyasaya çıkarabilen küçük üreticinin nasıl insafsız bir sömürü altında bulunduğu açıkça görülür.

İşte biz burada, bu 117 vurguncunun talanına son vermek istediğimiz için suçlanıyoruz. Milyonlarca yoksul köylünün ancak devrimle kurtulacağını savunduğumuz için, hakkımızda ağır hapis cezaları isteniyor. Bir yoksul köylü arkadaşımız, emekçi köylüler üzerindeki ağır sömürüyü, mahkemenizde şöyle ifade etmişti:
«Sekiz yaşındaki çocuğu, yetmiş yaşındaki dedeyi, nineyi, hamile kadını, eli kınalı gelini, otuz beş derece güneşin altında gün boyunca bir ekmek parasına çalıştıranlara, amelenin hayat ve iş güvenliğini hiçe sayanların hakimiyetine, baskısına karşı olduğum için burada bulunmaktayım. 60-70 haneyi amele olarak getirip bir hayvan damın-da yatıran, onları köle gibi çalıştıran toprak ağalarının zulmüne, baskısına karşı olduğum için burada, sanık sandalyesinde bulunmaktayım. Topraksız, yoksul köylünün senelik geliri olan 1000-2000 lirayı bir gecede harcayan sömürücü zalimlere karşı olduğumdan buradayım. Köylüye yüzde 50 faizle para veren, ürettiği malını en düşük fiyata alan, böylece köylünün kanını emen, onu yoksulluğa sürükleyen sahtekar tefeci-tüccara karşı olduğumdan buradayım.» (Mehmet Ali Öztürk'ün sorgu vermeyi red dilekçesinden)

Köylü kitlesinin büyük çoğunluğunu meydana getiren yoksul köylüler, işçi sınıfıyla birlikte, yarı-sömürge, yarı-feodal zulüm düzeninin acısını en fazla çeken kitledir. Bu sebeple onlar, demokratik halk devrimi mücadelesinde proletaryanın önderliğinde kararlı bir şekilde savaşacaklardır. Lenin şöyle diyor:
«Tasavvur edilebilen bütün çeşit ve şekilleriyle serflik düzeni kalıntıları, bugüne kadar köylülüğün bütün kitlesini ezen amansız bir yük teşkil etmiştir. Proleterler, bayrakları altında, bu yükü ortadan kaldırmak için, savaş ilan etmiş bulunmaktadırlar.» (İşçi ve Köylü ittifakı, s. 29)

Tefecilerin ve Vurguncu Tüccarların Sömürüsü Altındaki Orta Köylüler Yıldan Yıla Yoksullaşıyor

Orta köylüler, kendi topraklarını işleyerek ancak geçimlerini sağlayabiliyorlar. Bir miktar üretim aracına ve sermayeye sahiptirler. Genel olarak işçilik yapmazlar. Bir kısmı belirli mevsimlerde birkaç ücretli işçi de çalıştırır. Çoğunluğu ise, ailesiyle birlikte kendi toprağını ekip biçer. Bu durum, tarımda ücretli işgücü kullanılmasının yaygın olmayışından ve kapitalizmin geriliğinden gelmektedir. Lenin, geniş çapta ücretli işgücü kullanılmaksızın yapılan küçük köylü üretiminin, henüz tamamen kapitalist pazara bağlanmamış geri toplumlara has bir durum olduğunu belirtmiştir. (Toprak Meseleleri, s. 78)

Orta köylüler, feodalizmin çözülüp kapitalizmin gelişmesi sonucu köylülüğün sınıflara parçalanmasıyla ortaya çıkmışlardır. Gelişen kapitalizm, bunları mülksüzleştirmekte ve büyük çoğunluğunu yoksul köylüler haline getirmektedir. Kapitalizm geliştikçe, orta köylüler yok olmaya mahkumdur.

Engels, bizim orta köylü dediğimiz küçük köylülüğün kapitalizm-öncesi toplumun damgasını taşıdığını şöyle ifade ediyor:

«Küçük köylü, tıpkı küçük zanaatkar gibi, işinin gerektirdiği araçlara hâlâ sahip olduğundan, modern proletaryadan ayrı bir emekçidir. Ve bundan dolayı da, geçmiş bir üretim biçiminin kalıntısıdır(Fransa ve Almanya'da Köylü Meselesi)

Ülkemizde kendi toprağı üzerinde tarım yapıp, borç içinde varlığını sürdürmeye çalışan orta köylüler, köylü ailelerinin yüzde 13'ünü meydana getiriyor. Orta köylüler gırtlaklarına kadar borçlu durumdadırlar. Tefecilerden aldıkları borcun yükü, her yıl sırtlarına binmekte, ürünlerini ve tarlalarını kaptırarak yoksulluğa sürüklenmektedirler.

Yıldan yıla birçok yoksul ve orta köylü, yarı-proleter durumuna geliyor ve ücretli işçilik yapmak zorunda kalıyor. Yoksul ve orta köylülerin tefeciler tarafından sömürülmesi, bir yandan yarı-feodal ilişkilerin çözülmesi ve köylülerin sermaye tarafından sömürülmesi sonucunu doğururken, diğer yandan da köylülerin bir kısmının yarı-feodal bağımlılıklar altına düşmesine yolaçmaktadır.

Lenin, Rus tarımında bu bağımlılığın karakterini şöyle ifade ediyordu:

«Bu bağımlılığın bütün özelliği şudur: Kapitalist ilişkilerin bu ilkel, tohum halindeki şeklini eski ilişkiler, feodal ilişkiler sarmıştır. Burada hiçbir zaman hür ve serbest sözleşme yoktur, zoraki bir ticari işlem vardır. (Bazen resmi makamların emriyle, bazen kendi işletmesini korumak arzusuyla, bazen de eski borçlar yüzünden, vb.) Üretici burada belli bir yere ve belli bir sömürücüye bağlıdır Tamamiyle kapitalist ilişkilere has ticari ilişkilerin kişisel olmayan niteliğinin aksine, ticari ilişkiler burada zorunlu olarak 'yardım', 'hayırseverlik' gibi şahsi bir şekle bürünmektedir. Ticari işlemin bu özelliği de üreticiyi şahsi, yarı-feodal bir bağımlılık altına sokar.» (Halkçılığın İktisadi Muhtevası, s. 192) Orta köylülerin büyük bir çoğunluğu ürettikleri ürünü piyasada satarken, vurguncu tüccarlar, Tekel ve emperyalist şirketler tarafından da sömürülürler. Piyasaya hakim olan vurguncular, Tekel ile anlaşma halinde fiyatları durmadan düşürürler. Böylece borcunu ödeyebilmek, kışı geçirebilmek için paraya ihtiyacı olan köylü, çaresizlik içinde ürününü ucuza kaptırır. Bu sömürü en açık bir şekilde tütünün ve diğer sanayi bitkilerinin satışı sırasında görülür. Mesela 1969 yılında, Akhisar'da köylülerden kilosu 5 liraya alınan tütünün yurtdışına birkaç misli fiyatla satıldığı, bilinen bir gerçektir. Aradaki fark, vurguncu tüccarın, devletin ve yabancı kumpanyaların cebine inmektedir.

Görüldüğü gibi, orta köylüler bir yandan yarı-feodal sömürünün, tefeciliğin acısını çekerken, bir yandan da kapitalist pazarın sömürüsüne uğrarlar. Yani yarı-sömürgeliğin acısını da çekerler. Önümüzdeki devrimin demokratik görevleriyle milli görevleri, bu sebeple de birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Orta köylüler, toprak ağalarının, tefecilerin, vurguncu tüccarların ve emperyalizmin sömürüsü altında eziliyor ve yoksullaşıyorlar. Bu sebeple onlar, halkımızın demokratik devrim mücadelesinde proletaryanın ve yoksul köylülerin yanında yer alacaklardır.

Emperyalizm ve İşbirlikçi Burjuvazinin Zengin Köylüler Üzerindeki Baskısına Karşıyız

Zengin köylüler, köy burjuvazisini temsil etmektedirler. Kapitali/m geliştikçe, köylülüğün çeşitli sınıflara parçalanması sonucu, küçük bir azınlık olarak ortak çıkmışlardır. Esas olarak, tarım işçilerini ve yoksul köylüleri ücretli işgücü yoluyla sömürmektedirler. Bir kısmı, kendi toprağı olmadığı halde, sermayesi vasıtasıyla toprak kiralamakta ve makinalı tarım yapmaktadır. Kimileri tefecilik de yapıyorlar.

ünlün köylü nüfusun yüzde 3'ünü meydana getiren zengin l'1 iyililer, ürünlerini kapitalist pazarda mümkün olduğu kadar yüksek fiyattan satmak isterler. Oysa vurguncu tüccarlar, emperyalist şirketler ve devlet tekeli, fiyatları daima düşürür. Diğer taraftan zengin köylüler tarım araçları, gübre, benzin, ilaç gibi sanayi mallarını piyasadan alırken, kârlarının bir kısmını emperyalizme ve büyük burjuvaziye kaptırırlar. Bütün bu sebeplerle, zengin köylülerin emperyalizmle ve işbirlikçi burjuvaziyle çelişmeleri vardır.

TİİKP, tarım işçilerinin zengin köylülere karşı bütün hak ve menfaatlerini savunmaktadır. TİİKP, bununla beraber, emperyalizmin ve vurguncu tüccarların zengin köylüler üzerindeki her türlü baskısına karşıdır.

Halkımızın Büyük Toprak Sahipleri ve Tefecilerden Soracak Hesabı Vardır

Büyük toprak sahipleri, yoksul ve topraksız köylüleri ve tarım işçilerini, angarya, vergi, yarıcılık, ortakçılık, kiracılık ve ücretli işgücü yoluyla sömürüyorlar. Aynı zamanda bunların bir kısmı, tefecilik de yapıyorlar. Bankalarla içli dışlıdırlar. Emperyalizm ve yarı-sömürge yapı, köylük bölgelerde bunlara dayanmaktadır.
Büyük toprak sahipleri, çoğunlukla kasaba ve şehirlerde oturmaktadırlar. Toprak ağaları, silahlı çeteleri vasıtasıyla toprakları gasbetmekte, keyfi vergi toplamakta, ürünlere el koymakta, birçok yerde köylüler üzerinde tahakküm kurmaktadır. Mardin'deki ağaların sahip oldukları topraklar hükmettikleri köyler ve silahlı güçleri hakkında.

Hürriyet gazetesinde çıkan şu rakamlar, durumu açıkça göstermektedir:

«Türk ailesi: 54 bin dönüm arazi, 9 köy, 400 silahlı adam.
Kahraman ailesi: 37 bin dönüm arazi, 200 silahlı adam.
Necimoğlu ailesi: 15 bin dönüm arazi, 500 silahlı adam.
Özkan ailesi: 15 bin dönüm arazi, 600 silahlı adam.»

(Hürriyet, 1 Aralık 1973) Tarımdaki nüfusun yüzde Tinden daha azını meydana getiren toprak ağalarının küçük bir bölümü, tamamen kapitalist top-rak sahibi durumuna gelmiştir. Kapitalist toprak sahipleri, tarımdan semirerek ticarete ve sanayiye el atmaktadırlar.

Büyük toprak sahipleri ve tefeciler, tarım işçilerinin, yoksul ve orta köylülerin baş düşmanlarıdır. Bu bir avuç sömürücü zalim, milyonlarca yoksul halkın kanını emiyor. Köylüleri açlığa ve sefalete mahkum ediyor. Onlar, yalnız köylülerin değil, başta işçi sınıfı olmak üzere bütün halkın düşmanıdır. Halkımızın onlardan soracak çok hesabı vardır. Burada bizim hakkımızda eğer bir mahkumiyet kararı verilecekse, işte bu bir avuç zalim namına verilecektir.

Köylüler Niçin Mücadele Ediyor: Toprak, Hürriyet, Bütün Borçların İptali!

Yıllardan beri, yurdumuzun birçok yerinde, toprakları işgal eden köylüler, toprak ağalığının ortadan kalkmasını istiyorlardı. Kadınıyla erkeğiyle, çoluğuyla çocuğuyla, jandarma dipçiğine göğüs geren köylüler, jandarma ve komando zulmünden kurtulmak ve hürriyete kavuşmak istiyorlardı. Ülkemizin dört bir yanında, yürüyüşler yapan, meydanlarda toplanan köylüler, tefecilerin ve vurguncu tüccarların soygununun son bulmasını, ürünlerine değer fiyat verilmesini, emperyalizmin ve devletin sömürü ve baskılarının kalkmasını istiyorlar; su, yol, okul gibi en hayati ihtiyaçlarının sağlanmasını talep ediyorlardı. Çiftliklerde aç-susuz grev yapan tarım işçileri, en tabii demokratik ve iktisadi haklarının tanınmasını istiyorlardı.

Hakkari'den bir köylü şöyle diyor: «Yöremizde ağalık hükmü şiddetle hüküm sürüyor. Ağalar tereddütsüzce halka zulmetmeye devam ediyor. Anlayacağınız, bir derebeylik sürüp gidiyor.» 1971 yılında Akhisar'da yapılan tütün mitinginde, bir köylü şöyle haykırıyordu:

«Ağaların bize ettiklerini yanlarına koymayalım. Topraklarımızı geri alalım. Topraklar bizimdir.» (Proleter Devrimci Aydınlık, sayı 33)

Nisan 1973'te Adana'da yapılan Üreticiler Kurultayında bir yoksul köylü şöyle diyordu:

«Bizim, yazın sarı sıcağında toprağa döktüğümüz teri soracağımız hesabımız var... Toprak ve ekmek istiyoruz.» (Cumhuriyet, 30 Nisan 1973)

Yine 1971 yılında Akhisar'da yapılan tütün mitinginde, bir yoksul köylü arkadaşlarına şöyle sesleniyor:

«Tan yeri ağarıyor. Yakında güneş doğacak. Kardeşler, bizi 15-16 Haziran şanlı işçi mücadelesinin yolu kurtaracak. Mücadelemiz, ölüm pahasına da olsa durmayacak. Sömürücülerin iktidarını yerle bir edene kadar sürecektir.» (Proleter Devrimci Aydınlık, sayı 33) İşte milyonlarca köylünün istekleri bunlardır! Hakim sınıflar ve yardakçıları, bu sesi bastırmaya çalışarak, temelinde yoksul köylülerin ahi bulunan büyük toprak mülkiyetine son verilmesini ve köylüler tarafından toprakların paylaşılmasını «gericilik» olarak göstermeye çalışıyorlar. Toprakların paylaşılmasının, «cüce işletmeleri» doğuracağını, «verimi düşüreceğini», «teknik ilerlemeye aykırı olduğunu» söylüyorlar.

Esas gerici olan, onların savunduğu zalim toprak ağalarının mülkiyetlerinin korunmasıdır! Esas gerici olan, köylüleri sefalete sürükleyen ve ezen yarı-feodal unsurların varlığını sürdürmesidir!

Toplumun geri kalmasına sebep, emperyalizme bağımlı yarı-feodal yapıdır. Böyle olduğu içindir ki, tarihimiz boyunca emperyalistler toprak ağalarıyla işbirliği yapmışlardır. Ağalar ve onların büyük mülkiyeti tasfiye edilip, köylülere hürriyet getiren küçük mülkiyet yolundan geçilmeden, ileri teknolojiye dayanan büyük üretime ulaşılamaz. Bu gerçek birçok milletin tarihi tarafından defalarca doğrulanmıştır.

İleri teknolojiye dayalı kollektif büyük üretime, proletaryanın önderliğinde yine köylülerin büyük çoğunluğunun isteğiyle geçilecektir. Sahtekarca bahaneler ileri sürerek, geniş kitlelerin ihtilal yolunu karartmak ve onları bu köhne düzenin sömürüsüne mahkum etmek jabalarına, en iyi cevabı yine yüce Lenin veriyor:
«Toprak sahiplerinin geniş topraklarının verimliliği, köylü tarımının veriminden yüksek olduğu için, toprak sahiplerinin mülksüzleştirilmesinin geriye doğru bir adım olduğunu iddia ediyorsunuz! Böyle bir iddia, ancak ilkokulun dördüncü sınıfındaki bir çocuğa yakışır. Bir düşünün beyler: Sertlik kaldırıldığı zaman, az verimli köylü topraklarını toprak sahiplerinin yüksek verimli topraklarından ayırmak, 'geriye doğru bir adım' değil miydi?» (Toprak Meseleleri, s. 35) Köylüler, yüzyılların hıncıyla, kendilerini ezen sömürü ve zulüm düzenine son vermek istiyorlar. Bu uğurda verilen mücadelenin önünde, hiç bir güç duramayacaktır. Savcılar, değil bin sayfalık, on binlerce sayfalık iddianameler yazsalar, yüzlerce yıl hapis cezaları isteseler, gene de bu köhne düzeni yıkılmaktan kurtaramayacaklardır.

TİİKP, 20 milyon köylünün gerçek özlemi olan Toprak Devrimi Programını ilan ederek, halk yığınlarının devrimci talebini dile getiriyor. Savcılar, TİİKP'nin Toprak Devrimi Programını istedikleri kadar suçlasınlar. Onu koyan köylüler, «Toprak Devrimi Programımız çok güzel! Eğer ihtilal böyleyse, silah elde, en önde ben dövüşürüm» diyorlar. Bu programı köy odalarında, köy kahvelerinde, yoksul köylüler heyecanla okuyorlar. Bu programı benimseyen köylülerin yüreği, mücadele ateşiyle tutuşuyor.

Toprak işleyenindir!
Toprak, üzerinde kim çalışıyor, kim alınteri döküyorsa. onundur!
Toprak ağalığına, tefeciliğe, jandarma dipçiğine, komando zulmüne son!
Toprak, hürriyet, bütün borçların iptali!
Faşizme paydos!
Yıllardır Aldatıldığımız Yeter Artık!

Köylülerin bu taleplerini yıllardır jandarma dipçiği ve zorbalıkla bastıran hakim sınıflar, şimdi «toprak reformu» yalanını yeniden ortaya sürüyorlar. Çünkü hakim sınıflar, iktidarlarını sadece baskı ve şiddet yoluyla yürütemezler. Onlar, kitlelerin gelişen mücadelesi karşısında, yalana ve dolana başvurmak zorundadırlar. Yoksul halka karşı bu yolu her zaman kullanmışlardır.

Bir köylü arkadaş, bu gerçeği, Mahkemenizin okutmadığı ve engellediği sorgu vermeyi red dilekçesinde şöyle ifade etmişti: «Bugünkü iktidar, zalim toprak ağalarının ellerinden bu toprakları alıp bize dağıtabilir mi? Senelerden beri toprak reformu denilen aldatmacayla bizi uyuttular. Biz gençler 'Toprak reformu yapılacak' dediğimizde, köyün ihtiyarları bize 'Bu bir aldatmaca oğlum, ben sizin yaştaykenden beri toprak reformu yapılacağı söylenir, biz hiçbir şeyin yapıldığını görmedik' diyerek bunun yalan olduğunu hatırlatıyorlardı. Hakikaten bunun bir aldatmaca olduğu doğrudur. İhtiyarlar 'Oğlum, seçilip Meclise giden bu mebuslar zaten toprak ağalarından yana. Onların topraklarını alıp bize vereceklerine hiç inanmayınız' diyorlardı.» (Ahmet Uyanık'ın dilekçesinden) Elli yıldan beri, köylüyü susturmak için ortaya atılan «toprak reformu» vaadlerinin bir masal olduğunu, bugün anlamayan kalmamıştır. Sunay ve Tağmaç'ın çizmeli-kamçılı iktidarlarının hazırladığı ve bugünkü iktidarın benimsediği «toprak reformu» tasarısı, büyük toprak mülkiyetini sağlama almak amacını taşıyor. Onlar, tarımda «cüce işletmelere son» vermek perdesi altında, yoksul köylülerin elinde kalan son toprak parçalarına el koymak istiyorlar. Emperyalizmin, bütün yarı-sömürge ülkelere tavsiye ettiği «toprak reformları», toprak ağalığını güçlendirmekten başka bir sonuç vermemiştir. Latin Amerika ülkelerinde, İran'da, Yunanistan'da uygulanan «ak devrim»inden sonra, köylünün yoksulluk ve sefaleti daha da artmıştır.

Bugün toprakların ancak dörtte birinin kadastrosu yapılmış tır. On binlerce arazi ihtilafı, yıllardan beri mahkemelerde çözülemeyip devam etmektedir. Hakim sınıflar, Türkiye'de toprakların kadastrosunun en erken elli yılda tamamlanacağını söylüyorlar. Sabrı taşan köylüleri aldatmak için, bu yıl Urfa'dan başlayacakları «reform», bu gidişle 67 yılda tamamlanacak!

Oysa köylüler, toprak meselesinin köklü bir şekilde halledilmesini istiyorlar. Köylülerin, elli yıl, yüz yıl beklemeye tahammülleri yoktur. Onlar için toprağa kavuşmak, yarınki ekmeklerini çıkarmak, aç kalmamak meselesidir. İşte bunun içindir ki, Turanlar köylüleri otuz beş yıldır süren toprak davasının dosyalarını bir kenara bırakarak ağalara karşı mücadeleye girişmişlerdir.

Ağaların Hiçbir Tazminat Hakkı Olamaz!

Köylüler topraklara tazminatsız olarak el konmasını istiyorlar.
On binlerce dönüm toprağa sahip olan ağaların topraklan nereden geliyor? Bunu bütün köylüler biliyor. Ağalar, on binlerce dönüm toprağa padişah fermanlarıyla sahip oldular. Milli Mücadelede şehit düşenlerin topraklarına el koydular. Şahitlerin dullarını ve yetimlerini aç bıraktılar. Topraklarını bırakıp giden Rumların, Ermenilerin topraklarına kondular. Hazine topraklarını gasbettiler. Türkiye'yi babalarının çiftliği gibi paylaştılar. Yiyici memurlara rüşvet verip sahte tapular düzenlettiler. Yoksul ve topraksız köylüleri insafsızca sömürüp, topraklarına toprak kattılar. Köylüyü faize ve borca batırıp, ipotek ettikleri topraklara el koydular.

Bir köylü arkadaş, Mahkemenizin okutmadığı sorgu vermeyi red dilekçesinde, kendi bölgesiyle ilgili olarak durumu şöyle anlatmıştı:

«Birinci Dünya Savaşında İngilizlere casusluk yapan Hulusi Özbaş, bugün Söke'de toprak ağasıdır... Fakat bunun yanında, benim köyümden olup çeşitli cephelerde dokuz yıl, on iki yıl savaşan köylüler, yatacak yere, yiyecek ekmeğe, giyecek elbiseye muhtaçtırlar. Hulusi Özbaş'a bu hakkı biz mi tanıdık? Köylülerin bütün bu haklarını biz mi gasbettik? Hüseyin Özbaş gibi Bata Gölü'nü Rumlardan devralıp göl için 99 yıllık icar muamelesi yapan, ayrıca tapusunu da kendi üstüne alarak, gölün kıyısında bulunan sekiz köy halkı bu gölden faydalanmak istediği zaman, kendi silahlı adamları ve jandarma tarafından onları kurşunlatan, hatta öldürten, bu köylüleri bulundukları dağ arazisinde mahkum eden de biz miyiz?» (Ahmet Uyanık'ın dilekçesinden)

İşte, ağaların binlerce dönüm toprağının temelinde zulüm ve sahtekarlık var. Çizmeli-kamçılı beylerin binlerce dönüm toprağında, yoksulların ahi ve hıncı var.
Yapılan hesaplar, devlet hazinesinin ağalara verilecek tazminatlara yetmeyeceğini gösteriyor. Hem, bu tazminatları kimin sırtından veriyorlar? Ağaların hiçbir tazminat hakkı olamaz! Ağalara tazminat vermekten sözedenler, köylüye toprak dağıtmayacaklarını ilan etmiş oluyorlar.

Köylüler, Toprak ve Hürriyete Proletarya Önderliğinde Gerçekleştirecekleri Demokratik Devrimle Kavuşacaklardır

İktidarlar, jandarması, komandosuyla toprak ağalarının arkasındadır. AP. DP, CGP ve MHP gibi faşist partiler ve onların mebusları, Şeyh Halitlerin, Fahri Tanmanların, Celal Sungurların menfaatlerinin kara yüzlü bekçileridir. Faşist Saraçoğullarının, Recep Pekerlerin, Çakırbeyli çiftliğinin ağası Mendereslerin, Morrison şirketinin acentası Süleyman Demirellerin, Kandıralı toprak sahibi Nihat Erimlerin, Vanlı ağaların adamı Ferit Melenlerin başında bulunduğu iktidarlar, köylüye yoksulluk, tahsildar zulmü ve jandarma dipçiğinden başka ne verdiler?

Köylünün toprak mücadelesi karşısında bugünkü Başbakan Ecevit de, «bizim köylümüz başkasının malına göz dikmez» diyerek toprak ağalarının «kutsal mülkiyet»ini savunuyor. Bugünkü iktidar, yoksul köylüler yararına bir toprak reformu siyaseti değil, kapitalist çiftçileri güçlendiren bir siyaset izliyor.

Hakim sınıf iktidarlarının köylüye toprak dağıtamıyacağını, bir köylü arkadaş Mahkemenizde şöyle açıklamıştı:

«1946 seçimlerinden bu yana bütün seçimleri biliyorum. Çok iktidarlar değişti. Ama hiçbirinin bize yaran olmadı. Toprak reformu diyerek oylarımızı alanlar, hep ağaları korudular ve köylülerin üzerine jandarma birlikleri salarak köylüyü dipçik altında inlettiler. Bugün artık ağaların zalim yüzünü bilmeyen köylü kalmamıştır. Bugün artık köylüler hakim sınıflardan toprak reformu beklemiyor. Şunu çok iyi belledik: Bunlardan medet ummak, kurdun kuzuyu, tilkinin tavuğu güdeceğine inanmak kadar boştur. Köylüler toprağa ancak kendi güçleri, kendi mücadeleleriyle kavuşacaklardır. Köylüler, yüzyıllardan beri, talep ettikleri topraklara ancak işçilerle birlikte yapacakları bir ihtilalle kavuşacaklarını kavramışlardır.» (Durmuş Uyanık'ın, sorgu vermeyi red dilekçesinden)
Köylüler, hakim sınıf iktidarlarının lütuf ve ihsanıyla değil, aşağıdan yukarıya doğru yürüttükleri gerçek demokrasi mücadelesiyle toprağa kavuşabilirler.

Milyonların mücadelesinden korkan bugünkü iktidar, bu tutumuyla köylülerin toprağa kavuşmasının karşısında olduğunu gösteriyor. CHP-MSP hükümeti, köylük bölgelerdeki geri toplum yapısının tasfiyesi için köylü yığınlarının mücadelesine dayanacağı yerde, hakim sınıfların en gerici kesimleriyle uzlaşarak bu mücadeleyi bastırmaya çalışıyor. Onlar, köylülerin hürriyet ve toprak talebiyle harekete geçtikleri her yere motorize komando birlikleri sevk ediyorlar. Onlar yoksul köylüye toprak değil, «sıkı güvenlik tedbirleri» götürüyorlar. Mebusları, reform için pilot bölge seçilen Urfa'da toprak ağalarıyla «çiğ köfteli toplantılar» yapıp, «Her şeyi düşünüyoruz, motorize komandoları hazırladık» diyen iktidarlardan, hiç toprak beklenir mi? (Günaydın, 3 Mayıs 1974)

Halkımızın yıllardır edindiği tecrübe gösteriyor ki, köylünün toprağa ve hürriyete kavuşması, reform değil devrim meselesidir. Emperyalizmin işbirlikçisi büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının iktidarı yıkılıp demokratik halk iktidarı kurulmadan, kurtuluş mümkün değildir. Toprak Devrimini, hakim sınıfların «cahil» ve «uykuda» sandıkları, yüzyıllardır hor gördükleri yoksul köylü yığınları gerçekleştirecektir. Onlarda öyle bir cevher vardır ki, Türkiye'nin kara yazısını değiştirecek ve yurdumuzu demokrasiye kavuşturacak olan onlardır. Geniş köylü yığınlarındaki bu cevheri, yalnız ve yalnız proletarya harekete geçirebilir. Yalnız ve yalnız proletaryanın önderliği, toprak ağalarının zulüm düzenini yerle bir edecek maddi gücü yaratabilir. Çünkü proletarya, kendisiyle birlikte bütün halkı kurtaracak olan, tarihin en ileri sınıfıdır. Devrimimizin önderi ve yarınların yaratıcısı, proletaryadır.

TİİKP'nin Toprak Devrimi Programı Gün Işığı Gibi Apaydınlık!

Demokratik devrimin özü olan Toprak Devrimi, bütün tarım işçilerinin ve köylülerin isteklerini gerçekleştirecektir.


1) Toprak ağalarının topraklarına tazminatsız olarak el konacaktır. El konan bu topraklar ve Hazine topraklarının büyük bir kısmı, köylüye bedelsiz olarak ve eşit şekilde dağıtılacak ve tapularına geçirilecektir.
2) Toprak ağaları ve çiftlik beylerinin hayvanlarına, makinalarına, çiftlik binaları ve ambarlarına, bütün alet ve demirbaşlarına, mahsul ı/e tohumluklarına el konacaktır. Bunların bir kısmı köylülere eşit olarak dağıtılacak, bir kısmından ise köylü komitelerinin yönetimi ve gözetimi altında bütün köylü ortaklaşa yararlanacaktır.
3) Hazine topraklarının büyük kısmı, yoksul köylüye bedelsiz ve eşit olarak dağıtılacaktır. Diğer kısmı ise, halkın malı haline getirilecek, buralarda örnek Halk Çiftlikleri kurulacaktır. Bu Halk Çiftliklerinin maki-na ve aletlerinden köylüler parasız olarak yararlanacaktır.
4) Köylülerin bütün tefeci ve banka borçları, kira ve faiz borçları iptal edilecektir. İpotekler kaldırılacak ve senetler imha edilecektir. Köylünün kanını emerek servet yığmış olan tefecilerin bu servetlerine el konacaktır.
5) Tarım işçilerinin her türlü sosyal hakkı tanınacak, sekiz saatlik iş günü, sosyal güvenlik ve bütün demokratik hakları sağlanacaktır.
Yoksul ve orta halli köylülerin topraklarına, hayvanlarına, aletlerine ve diğer mallarına el konamaz. Yoksul ve orta halli köylülerin topraklarının ıslahı için vardım edilecektir. Üretim kooperatifleri, traktör ve makina istasyonları kurarak, faizsiz kredi, tohumluk ve gübre sağlanarak, yoksul köylüler ve orta halli köylüler desteklenecektir. Köylüler kooperatiflere ve kurulacak olan Halk Çiftliklerine, yararını görüp gönüllü olarak, kendi istekleriyle katılacaklardır. Köylüler hiçbir şekilde buna zorlanamazlar.
6) Devrime karşı çıkmadığı ve tefecilik yapmadığı takdirde, demokratik devrim süresince zengin köylülerin mülklerine dokunulmayacaktır. Ancak, zengin köylülerin karşısında tarım işçilerinin her türlü iktisadi ve demokratik hakları gerçekleştirilecektir.
7) Köylünün toprak devrimi mücadelesine karşı çıkmayan toprak ağalarına ve ailelerine, işleyebilecekleri kadar toprak ve alet, diğer köylülerle eşit miktarda bırakılacaktır.
Toprak ağalarına yaltakçılık ederek köylüye karşı mücadeleye girişen hainlerin, ihbarcıların, toprak ağası casuslarının topraklarına ve mallarına el konacak ve bunlar köylüye dağıtılacaktır.
8) Toprak Devrimi programının uygulanmasını ve toprak dağıtımı işini Köylü Komiteleri yürütecektir. Tarım işçileri, yoksul köylüler, orta halli ve zengin köylüler, her köyde Köylü Komitesini seçimle kuracaklardır. Köylü Komitesinin çoğunluğu, tarım işçileri ve yoksul köylülerden meydana gelecektir.
9) Ormanlar, göller, sular ve meralar, Köylü Komitelerinin yönetimine geçecektir. Bunların korunması, geliştirilmesi ve köylülerin eşit olarak yararlanması işini, Köylü Komiteleri düzenleyecektir.
10) İhtiyarlık ya da hastalık ve sakatlık sebebiyle toprağını işleyemeyen köylülerin, dul ve yetimlerin geçimleri ve bakımları sağlanacaktır. İşte, Savcıların «suç delili» olarak İddianamelerine ve Esas Hakkında Mütalaalarına aldıkları Toprak Devrimi Programı budur. Bu Programı Savcılar suç sayıyor. Ama milyonlarca köylü, bu Programın gerçekleşmesini istiyor. Yoksul köylüler, onu göğüslerinin üstünde saklıyorlar. Savcıların iddiaları ve mahkemelerin hükümleri, bu yüzden geçersiz kalmaya mahkumdur.

Kaynakça
Kitap: Türkiye ihtilalci işçi Köylü Partisi Davası SAVUNMASINDA KÖYLÜ MESELESİ
Yazar: Türkiye ihtilalci işçi Köylü
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir