Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ahlaki Çöküşü Yaratanlar Bugünkü Faşist İktidarlardır

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

Ahlaki Çöküşü Yaratanlar Bugünkü Faşist İktidarlardır

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Nis 2011, 16:38

AHLAKİ ÇÖKÜŞÜ YARATANLAR BUGÜNKÜ FAŞİST İKTİDARLARDIR

TİİKP davası sanıkları hakkında açılan Üçüncü Hakaret davasının 17 Ocak 1974 tarihli duruşmasında Ankara 2 Notu Sıkıyönetim Mahkemesine verilen sorgu.

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı İki Nolu Mahkeme Başkanlığına

7 Eylül 1973 tarihinde TİİKP davasında yaptığım açıklama dolayısıyla hakkımızda yeni bir dava açılmış bulunuyor. Savcı, hükümetin manevî şahsiyetini tahkir ettiğimizi iddia ediyor.

İddianameyi Heyetiniz de dinledi. 7 Eylül 1973'te Üç Nolu Askeri Mahkemede yaptığım sözlü açıklama, Tutanaklardan aynen İddianameye geçirilmiş, üç daktilo sayfasını bulan bu açıklamanın neresinde hakaret suçu işlenmiştir? Hangi söz suçtur? Savcı, bunu belirtmek ve hukuki yönden tahlil etmek gereğini dahi duymamıştır. Savcının iddiası, bu sebeple her şeyden önce ciddiyetimiz hukuki temelden yoksundur.

Çünkü Biz Faşizme ve Emperyalizme Boyun Eğmedik

Gördüğünüz bu dava, TİİKP davası sanıklarını sindirmek, gerçekleri savunmamızı engellemek amacıyla açılmıştır. Yıllarca hapis tehdidiyle bunu başaracaklarını sanmışlardır.

Hakkımızda açılan üçüncü hakaret davası, engizisyon usulünün yeni bir örneğidir. İddiaya dayanak olarak alınan Üç Nolu Mahkeme Tutanağında, aynen şöyle yazılıdır:

«Huzurdaki sanıklardan bu bağırmaya ve fikirlere iştirak etmeyenlerin dışarı çıkmaları istendi. Bu suretle sanık Doğu Perinçek'in sözlerine salonda 'kahrolsun hainler ve zalimler' şeklinde bağırarak iştirak edenler huzurda bırakıldı.»

Bu uygulamayı yapan ve tutanağa geçiren, Üç Nolu Askeri Mahkemedir. Savcı, iddiasını bu tutanağa dayandırmakla, belli bir fikre bir insanın içinden katılmasını dahi suç saydığını göstermektedir. Artık yurdumuzda insanların kafalarından geçen fikirler araştırılmakta ve bu sebeple davalar açılmaktadır.
Bu usul, engizisyon usulü değil de nedir? İnsanlara belli fikirlere katılıp katılmadıkları soruluyor ve buna göre ceza kesilmesi isteniyor. Mantık budur. Çünkü «suç» olduğu iddia edilen açıklamayı ben yaptığım halde ve hiç bir sanık kalkıp «ben bu açıklamaya katılıyorum» demediği halde, 157 sanık hakkında dava açılmıştır. Tutanaklar da açıkça göstermektedir ki, Üç Nolu Mahkeme bütün sanıklara topluca soru yönelterek, onları fikirlerini açıklamaya zorlamıştır. Ve sanıkların salondan çıkmayışını «fikirlere katılma» olarak değerlendirmiştir. Savcı da buna dayanarak dava açmıştır. Böyle bir davanın açılması, yurdumuz için yüzkarasıdır. İnsanlar, kafalarındaki fikirler dolayısıyla şüphe altındadır ve cezalandırılmaları istenmektedir.

Düşünce sahibi olmak suç olmayacağı gibi, düşünceyi açıklamak da suç olamaz. İnsanlar, kafalarından geçirdikleri düşünceler dolayısıyla «hakaret ettikleri» iddiasıyla mahkûm edilebilirler mi? Böyle bir tutum, bütün yeryüzünün bir hapishane haline getirilmesi demektir. Aslında bugün faşist diktatörlüğün yurdumuzda yaptığı da bundan başka birşey değildir. Türkiye, bir toplama kampı haline getirilmiştir. Bu dava da işte bu uygulama ve zihniyetin eseridir.
«Suç» olduğu iddia edilen açıklamayı, MİT tarafından hazırlanan ve Halis Özkan tarafından verildiği belirtilerek 6 Eylül 1973 günü Mahkemece okunan dilekçeye cevap olarak yapmıştım. MİT'in emrine giren Halis Özkan, bu dilekçede, ırkçılığı, gericiliği, zulüm ve sömürüyü savunmakta, komünistlere ve devrimcilere hayâsız iftira ve yalanlarla saldırmaktaydı. MİT işkencehanelerinde her türlü ahlâksızlığı ve hayâsızlığı yapanlar, bu dilekçe vasıtasıyla devrimcilerin ahlâkına leke sürebileceklerini sanmışlardı.

TİİKP davası sanıkları, yargılama boyunca, faşizme boyun eğmeyerek devrimci şeref ve vakarla hareket etmişlerdir. Bu durum karşısında faşistler, çeşitli yollara başvurmak suretiyle TİİKP davası sanıklarının şeref ve itibarlarını zedelemeye boş yere çalışmışlardır. Ama bütün halk, Halis Özkan gibi faşizmin hizmetine girmiş iki-üç hain vasıtasıyla bizlere niçin saldırıldığını çok iyi bilmektedir. Çünkü biz, faşizme ve emperyalizme boyun eğmedik. Yurdumuza, halkımıza ve devrim davasına bağlı kaldık.

Savcı, hangi sözlerimizin «hakaret» suçunu taşıdığını belirtmemiştir. Açıklamanın tümünü delil olarak İddianameye yazmış bulunuyorlar. Bu açıklamadaki her satır ve her kelimeyi bugün de aynen tekrar ediyor ve savunuyorum. Bu sözlerimde hakaret söz konusu değildir. Bunu göstermek için, açıklamada yer alan her fikir üzerinde tek tek duracak değilim. Ancak, Savcının suç delili olarak aldığı iki noktayı açıklamak istiyorum.

MİT Ajanının İftiraları

Enternasyonalist Dayanışmamıza Toz Konduramaz

İddiaya göre, şu sözlerim suç olmaktadır:


«MİT ajanı, kendisi Amerikan emperyalistlerinin ajanı olduğu halde, bizim dış düşmanlarla ilişkimiz olduğunu ileri sürmektedir. TİİKP, Diyarbakır'dan Söke'ye kadar Türkiye'nin bağrından çıkmıştır ve halkımızın bağrında kök salmaktadır. Bu MİT ajanı, üsler mevzuunda Amerikan emperyalistlerinin hizmetinde bir ağızla konuşmaktadır. Bizim Partimizin Programı, hiçbir yabancı ülkeye üs verilmiyeceğini ve tek bir yabancı askerin Türkiye'de bulunmayacağını belirtmektedir. Fakat MİT ajanının patronları, bunu söyleyemezler.»

Evet, «suç» olduğu iddia edilen bu fikirler doğrudur. MİT ajanının efendileri, yurdumuzun bağımsızlığını savunan tek kelime söyleyemezler. Çünkü onlar, emperyalist boyunduruk ve sömürünün yerli işbirlikçileridir. Onlar, ancak komünistlerin ve yurdumuzun bağımsızlığını isteyen herkesin «dış düşmanlarla ilişkisi olduğunu» iddia ederek, emperyalist tahakkümün devam etmesine çabalarlar. Fakat şu gerçeği bugün bütün dünya biliyor. Komünistler dünyanın her yerinde yurtlarının bağımsızlığı için halklarının en ön safında fedakârca ve kararlılıkla savaşıyorlar.

Biz, bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinde esas olarak halkımızın yüzyıllardan beri ispat ettiği kahramanlık ve fedakârlığına güveniyoruz. Biz, herhangi bir ülkenin diğer ülkelere efendilik taslamasını ve tahakküm etmesini şiddetle reddediyoruz. Biz Marksist-Leninistler, dünya halklarının başlıca iki büyük düşmanı olan ABD emperyalistleriyle Sovyet sosyal-emperyalistlerinin dünyamıza hükmetme çabalarına karşı dünyanın her yerinde mücadele ediyoruz ve ülkelerimizin bağımsızlığını savunuyoruz.

Emperyalist boyunduruğa ve yurdumuzun bağımsızlığım tehdit eden her türlü saldırı ve müdahaleye karşı sonuna kadar savaşacağız. Türkiye halklarının kaderlerini kendi ellerine almaları için mücadele ediyoruz. Komünistler, bunu Millî Kurtuluş Savaşı yıllarında ispat etmişlerdir. Bugün de ispat etmektedirler. Önümüzdeki yıllarda da ispat edeceklerdir.

MİT ajanlarından gelen «dış düşmanlarla ilişkimiz olduğu» iftiraları bu gerçeği değiştiremez. Ve bu ithamlar, bizim Çin Halk Cumhuriyeti ve Arnavutluk Halk Cumhuriyeti gibi sosyalist ülkelere duyduğumuz dostluğa ve dünyanın bütün Marksist-Leninist partileriyle olan dayanışmamıza toz konduramaz. MİT ajanları bize saldıracak diye, biz proleter enternasyonalizmi ve Marksizm-Leninizm temeli üzerinde bütün ülkelerin gerçek Marksist-Leninist partileriyle kurduğumuz eşit ilişkiler ve kardeşlik bağlarından vazgeçecek değiliz. Enternasyonalizmi savunmak ve yurdumuzun bağımsızlığı için mücadele etmek, birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Çünkü ancak başka halkların bağımsızlığına saygı gösterenler, kendi halklarının bağımsızlığı ve mutluluğu için savaşabilirler. Çünkü ancak ezilen halkların emperyalizme karşı devrimci dayanışmasını savunanlar, kendi halklarının bağımsızlık mücadelesine en güçlü desteği kazanmış olurlar. Biz bu fikirleri göğsümüzü gere gere söylüyoruz. Fakat MİT ajanının efendileri, ABD emperyalizminin yurdumuz üzerindeki hâkimiyetine hizmet ettiklerini hiçbir zaman açıkça söyleyemezler.

Biz, yeraltı ve yerüstü servetlerimizin emperyalistler tarafından yağma edilmesine ve halkımızın alınterinin yabancı tekeller tarafından sömürülmesine karşı çıkıyoruz. Biz, halkımızın kendi gücüne dayanarak bağımsız ve millî bir ekonomi kurmasını savunuyoruz.

MİT ajanının efendileri bunu savunabilirler mi?

Biz, emperyalist tahakkümün bir aracı olan NATO gibi saldırgan askerî teşkilâtlardan ayrılmayı ve yurdumuzun yabancı üs ve askerlerden temizlenmesini savunuyoruz. Hangi ülkeye ait olursa olsun, topraklarımızda yabancı üs ve asker bulunmasını reddediyoruz. Millî savunmamızın, kendi millî kaynaklarımıza ve halkımızın silâhlı gücüne dayanmasını istiyoruz.
MİT ajanının efendileri bunları isteyebilirler mi?

Bu fikirlerin savunulmasının neresinde hükümete hakaret vardır? Emperyalistlerle işbirliği yapan ve yabancı tahakkümüne hizmet eden hükümetler, bu tutumlarıyla kendi kendilerini azaltmaktadırlar.
Bağımsızlığı savunmanın «suç» sayılması, dünyanın neresinde görülmüştür? Bu durum, yurdumuzun emperyalist boyunduruk altında olduğunun en açık bir kanıtıdır. Esas suç olan, emperyalist tahakküme hizmet etmektir. Bu suçun lekesi, asırlar geçse de silinemez.

En Büyük Ahlâksızlık Halklara Zulmetmek ve Emekçi Kitleleri Sömürmektir

Savcılar, şu sözlerimizi de «suç» sayıyorlar:


««MİT ajanı, mensubu olduğu sınıfın bütün ahlâki çöküşünü ve düşüklüğünü komünistlerin üzerine atıyor. Kadını bir mal ve sermaye gibi gören, bizzat para babalarıdır. Türkiye'deki ahlâki yozlaşmayı tahrik ve teşvik eden, bugünkü faşist iktidarlardır. Hiçbir Marksist-Leninist yayın organında seks, esrar ve ahlâksızlık teşvik edilmemiştir. Ama burjuva yayın organları, sinemalar, foto-romanlar hep bunu körüklemektedir. Onlar, seks düşkünü ve esrarkeş bir gençlik yaratarak halkımızı uyuşturmaya çalışıyorlar. MİT ajanının bahsettiği beyaz kadın ticareti, büyük burjuvazinin meşgalesidir. Kapitalist düzenin bir ekonomik sektörüdür. İhtilâlci kadın arkadaşlarımız, tertemiz bir ahlâka sahiptirler. Onlar, gencecik yaşlarında fabrikalarda ve köylerde işçi ve köylülerle omuz omuza savaşarak ve çalışarak emekçi halkımızla kaderlerini birleştiriyorlar. Bundan daha ahlâki bir şey olamaz.»

Suç sayılan söyler bunlardır. Her şeyden önce belirtmeliyim ki, en büyük ahlâksızlık, halklara zulmetmek ve emekçi kitleleri sömürmektir. En büyük ahlâksızlık, vatanımızı emperyalist boyunduruğuna teslim etmektir. Esasen, kadının erkeğin kölesi haline gelmesi, alınan satılan bir ticaret metaı olması da, insanlık tarihine, sömürü ve tahakkümle birlikte girmiştir.

Servetin ve özel mülkiyetin erkek elinde toplanmasından bu yana, kadınlar aşağılanmış, köleleştirilmiş, erkeğin bir defada satın aldığı bir mal veya ücretle kiraladığı bir işgücü haline getirilmiştir. Kadının bir cariye olarak kullanılması, aşağılanması ve fuhuş, bütün özel mülkiyetçi toplumların ezelî ahlâksızlığıdır.
Bu ahlaksızlığın bugünkü temsilcisi olan burjuvazi, ta Fransız İhtilâlinden beri işçi sınıfı devrimcilerinin kadını «ortak mülkiyet» haline getirecekleri yalanını yayar durur. Çünkü onlar kadına bir mülk gözüyle bakmaktadırlar ve özel mülkiyetin kaldırılıp toplumsal mülkiyetin gerçekleşmesi fikri karşısında, kadınların da «özel mülkleri» olmaktan çıkacağından ve «ortak mülkiyet» konusu olacağından endişe etmektedirler. Bu endişe, burjuvazinin kadını alınıp satılan bir mal olarak görmesinin itirafından başka bir şey değildir.

Oysa Marks ve Engels, Komünistlerin bu konudaki fikir-lerini daha 1848 yılında açıklamışlar ve burjuvazinin iftiralarını teşhir etmişlerdir. Komünist Manifestosu, kadının erkeğin tahakkümünden kurtulduğu, bir mal olarak alınıp satılmadığı, üretimde ve toplum hayatında erkeğin yanında eşit olarak yer aldığı ve fuhuşa asla yer olmayan bir toplum düzenini savunur. Sosyalist toplumda, tek-eşli evlilik ortadan kalkmıyacaktır. Tam tersine, evlilik ancak o zaman, burjuvazi içinde olduğu gibi bir sahtekârlık ve iki yüzlülük olmaktan çıkıp, gerçekten dürüst ve sevgiye dayanan bir nitelik kazanacaktır. Nitekim Çin ve Arnavutluk gibi sosyalist toplumlarda durum budur.

Komünistler, sömürü ve baskının ortadan kalktığı böyle yüksek bir ahlâkı savunurken, onlara en hayasız iftiralarla saldırılmaktadır. Büyük burjuvazi ve toprak ağaları, bu saldırılarla, halk içinde komünistlere duyulan sevgiyi sarsacaklarını ve kendi ahlâki çöküşlerini örtbas edeceklerini sanmaktadırlar. Halis Özkan'a yaptırılan suçlamaların amacı da budur.

Halis Özkan'ın ağzından yöneltilen suçlamalar karşısında, ben gerçekleri savundum. Kendi ahlâki çöküşünü devrimcilerin üzerine atmak isteyen burjuvazinin ve onların iktidarlarının gerçek yüzünü ortaya koydum.

Bugün bütün dünyada, hürriyeti, «cinsel hürriyet» ve yoz bir hayat tarzı seviyesine indiren kimdir? Halkların gerçek hürriyet isteklerini bastırmak için her türlü ahlâksızlığı bir hayat felsefesi olarak piyasaya süren ve uygulayan, büyük burjuvazinin kendisi değil midir? Çökmekte olan emperyalizm, her türlü ahlâki değeri bir kenara atmış ve insanlığı uyuşturmak amacıyla yoz bir hayat tarzını bütün dünyaya yaymaya girişmiştir. Emperyalizm, insanlığı toplum meselelerinden uzaklaştırmak, bencil bir hayat ve gününü gün etme anlayışı içinde köle olarak tutmak, halkların mücadele ruhunu köreltmek ve onlara esareti kabul ettirmek için, sosyal çürümeyi alabildiğine teşvik ve tahrik etmektedir.

Bugün gerek emperyalist ülkeler ve gerekse onların hâkimiyeti altındaki ülkelerde, fuhuş, ırza geçme, cinsî sapıklık, uyuşturucu madde iptilası, alkolizm, cinayet, hırsızlık ve intihar, bütün toplumu sarmakta ve tehdit etmektedir. Hatta Çin ve Arnavutluğa giden burjuva yazarları, kapitalist ve revizyonist toplumların bu hastalıklarını göremedikleri zaman, neredeyse bunu bir eksiklik gibi anlatmaktadırlar.

Enver Hoca yoldaşın Arnavutluk Emek Partisi Altıncı Kongresinde belirttiği gibi, «Karamsarlığın, cesaretsizliğin ve kendini yitirmenin dışa vuruşu olarak cinsel buhranlar, uyuşturucu madde iptilası, hayvansı davranışlar, kapitalist ve revizyonist dünyanın insanları arasında ortaya çıkmaktadır. Liberal ve anarşist karakterdeki insanların ortaya çıkışı, bu burjuva ideolojisinin ürünüdür.»

Halkın Kurtuluşu İçin Fedakârca Mücadele Etmek: En Yüksek Ahlâk Budur!

Yurdumuzdaki durum da budur. Biz, suç sayılan sözle-rimizde, «Türkiye'deki ahlâki yozlaşmayı tahrik ve teşvik edenlerin bugünkü faşist iktidarlar olduğunu» belirtmiştik. 12 Mart 1971'den sonra, emperyalizmin seks ve gangster kültürünün toplumumuzda yarattığı yıkıntı had safhaya gelmiştir. Türkiye'deki faşist iktidarlar, dünya halklarının çağımızda ulaştığı kültür ve bilim düzeyinin ürünlerini yasaklatmış, toplatmış, kâğıt fabrikalarına sevkederek kâğıt hamuru haline getirmiştir. Bu kâğıtlara basılan gazeteler, fotoromanlar, seks mecmuaları, kovboy kitapları, vs., toplumumuzun bünyesini kemirmekte, halkımızı uyuşturmaktadır. Sinemalar, diskotekler, kulüpler, plâklar hep bu amaca hizmet etmektedir. Hitler, Mussolini ve Franko gibi faşist diktatörlerin devrimci düşünceye ve halk kültürüne düşmanlıkları aynen uygulanmaktadır. Bu suretle yaratılan boşlukta, emperyalizmin kültürü serbestçe at oynatmaktadır.
İstanbul 2 Nolu Askeri Mahkemesinin 21 Aralık 1972 tarihinde 137 kitap, dergi ve broşürün müsadere ve imhasına; Ankara 3 Nolu Askerî Mahkemesinin 138 kitabın toplanmasına; nihayet, Ankara 1 Nolu Askerî Mahkemesinin Dev-Genç davasında verdiği, yüzlerce kitabın müsa deresine dair kararları, işte buna hizmet etmektedir.

Devlet kurumları, devlet hazinesi ve banka kredileri de, bu seks ve gangster kültürünün yayılmasını bütün imkânlarıyla desteklemektedir.
Faşist iktidarlar, gençliği yurt gerçeklerinden uzaklaş-tırmak için ahlâki yozlaşmayı teşvik etmektedirler. Onlar, yurduna bağlı ve halkla aynı kaderi paylaşan devrimci bir gençlik yerine, seks ve esrarla uyuşturulmuş, gününü gün etmek peşinde koşan, ahlâken çürümüş bir gençlik yaratmak istiyorlar. Burjuva iktidarları, ellerindeki her vasıtayla gençlik içinde uyuşturucu madde ve alkol kullanmayı, rahata düşkünlüğü, halkın dertlerine sırt çevirmeyi, sorumsuzluk ve bireyciliği teşvik ediyorlar. «Hippilik», «savaş yapma aşk yap» gibi çürümüş burjuva felsefeleri ve hayat tarzını gençlik içinde yaymaya çalışıyorlar. Yankı dergisinin 116. sayısı, bizzat polisin üniversiteye esrar soktuğunu ve bunu teşvik ettiğini açıkça yazmaktadır.

Halkımızın gözbebeği olan devrimci gençlik bunu red-dediyor. Günlük bir gazete, üniversite yurtlarında kalan gençlerin «Üniversitede uyuşuk, sabahtan akşama kadar diskoteklerde tepinen, yoz bir gençlik yaratılmak istenmesine» karşı çıktıkları haberini vermektedir. (Yeni Ortam, 23 Aralık 1973, «ODTÜ Öğrenci Yurdunun Kapatılacağı Söyleniyor» başlıklı haber.) Gene aynı haberde, gençlerimiz, üniversite yurtlarında esrar yayılmasına yöneticilerin ses çıkarmadığını, buna karşılık devrimci öğrencilerin yurtlardan atıldığını belirtmektedirler.

Bugün bütün burjuva yayın organlarının reklâmını yap tığı burjuva hayat tarzı, burjuva modası, artık kasabalara kadar giren güzellik kraliçesi seçimleri, defileler, vs. kadını teşhir edilen ve vitrine konan bir eşya derecesine düşüren burjuva ahlâkının diğer örnekleridir. Toplumumuzu uyuşturmaya ve kadını bir cariye ve süs eşyası olarak tutmaya çalışan bu hayat tarzı, beyaz kadın ticaretinin ve kadım mal gözüyle bakan anlayışın kibar ve üstü kapalı bir görünüşe bürünmesi değildir de nedir?

Bütün bunların yanında, en büyük ahlâksızlık, hiç şüphesiz halkı ezmek ve sömürmektir. Esasen bütün bu ahlaki çöküş yaratma çabası, sömürü ve baskının hüküm sürdüğü bir toplumun eseridir. Gözü dönmüşçesine talan ve vurgun peşinde koşan bir avuç haramzâdenin hüküm sürdüğü düzen olan faşizm, en ahlâksız, en zalim ve en gerici rejimdir. Alabildiğine sömürü, yağma, yolsuzluk, vurgun, rüşvet, bu rejimin esas karakteridir. General Türüng'un yolsuzluklarını, Ankara eski Belediye Başkanı Ekrem Barlas hakkında binden fazla yolsuzluk dosyası olduğunu, Keban Barajında bir milyar liranın ceplere indirildiğini ve bu türden yüzlerce vurgun ve Soygunu her gün gazetelerden okuyoruz.
Bütün bu ahlâki çöküş ve yozlaşmanın sorumlusu, faşist iktidarlardır. Çünkü halkımızı tehdit eden emperyalist kültür ve burjuva hayat tarzı, belli bir politikanın eseridir.

Bu politika nedir?

Bu politika, halkın yüreğindeki vatan sevgisini ve ba-ğımsızlık duygusunu tahrip etme politikasıdır.
Bu politika, halkımızın zulüm ve sömürüye karşı mücadele ruhunu çökertme politikasıdır.
Bu politika, emperyalizme, faşizme, her türlü sömürü ve baskıya boyun eğen, uyuşuk, bencil ve halkın değerli geleneklerinden kopmuş bir insan yığını yaratma politikasıdır.

TİİKP davası sanıkları, yurtlarına ve halklarına bağlı oldukları için, tahliye olmak uğruna devrimcilere ahlâksızca saldıran dilekçeler vermeyi kabul etmediler. Halis Özkan'ın dilekçesine verdiğimiz cevap dolayısıyla bugün burada yargılanmamızın esas sebebi budur.
Biz, emperyalizmin ve işbirlikçilerinin yaymaya çalıştığı hayat tarzını ve yoz ahlâkı reddediyoruz. Biz, halkla aynı kaderi paylaşmak, halkın kurtuluşu uğruna her türlü bencil düşünceden arınmak, halkımıza ve vatanımıza hizmet yolunda her türlü zulme göğüs germek ve fedakârca mücadele etmek yolunu seçiyoruz. En yüksek ahlâk ve dürüstlük budur.

Biz, Kurtuluş Savaşında sırtında mermi taşıyan kadınların ve cephelerde savaşan işçi ve köylülerin bugünkü temsilcileriyiz. Biz, geleceğin sıhhatli ve ahlâklı Türkiye toplumunun temsilcileriyiz. Her zaman halkımıza lâyık devrimciler olmaya çalıştık ve çalışıyoruz. Biz suçlu değiliz, haklı bir davayı savunuyoruz.
«Kahrolsun zalimler ve hainler!» diye bağırmak da bizim için bir yurtseverlik görevidir. Dünyada zalimler ve onlara hizmet eden hainler bulunduğu sürece, milyonlarca halkın onları lânetlemesi önlenemez ve önlenemiyecektir.

Kaynakça
Kitap: Faşizm Halkın Mücadelesini Durduramaz!
Yazar: Doğu Perinçek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir