Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kışkırtıcılar

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

Kışkırtıcılar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:03

Kışkırtıcılar

Geçen gün İstanbul'da bir sıkıyönetim mahkemesi, bunlardan birçoğunu salıverdi. Şu gerekçe ile: "Sanıkların çoğu ceza ehliyeti sınırını yeni aşmış olup her çeşit tesir, telkin ve hatta tahrike kapılabilecek bir yaş ve çağ döneminde idi... " Biz de bu kaygıyı öteden beri besliyorduk, bunların kışkırtıcı ajan tahrikine kapılmış zavallılar olduğuna inanıyorduk. Sıkıyönetim mahkemesinin gerekçesi, bu bakımdan da bizim kuşkumuzu ve inancımızı doğrulamış oluyor.
Türkiye'de solu şiddet eylemine itmek için kışkırtıcı ajanlar kullanıldığını ben yıllarca söyledim. Sonunda sıkıyönetim mahkemeleri doğruladı bunu, kanıtları ile belgeleri ile doğruladı. 12 Mart ara rejimi sırasında doğruladı. Bazıları adlarıyla sanlarıyla belli.

Onu bırakın, şimdilerde, son bir yıl içinde, yer yer duvarlara, orak-çekiç resmi çizenlerin kimler olduğu belli. Bunlardan bazıları suçüstü yakalandılar. Ülkü Ocaklı gençler. Geçen gün İzmir Milliyetçi Hareket Partisi il binasının merdiven altında orak-çekiçli broşürler bulundu. Tabii, ardından, bunların tertiple oraya bırakıldığı iddiası ileri sürüldü. Oysa benim bildiğim kadar Milliyetçi Hareket Partisi binalarına girebilmek, Başbakanlığa girebilmekten daha zordur. Öyle bir partiye girilecek de, gizlice, kimsenin haberi olmadan, merdiven altına orak-çekiçli broşürler bırakılacak!.. Buna kimse inanmaz.
Bunların olup bittiği bir ülkede banka soygunlarını gerçekte kimler yapıyor veya yaptırıyor, bir cenaze almak için üniversiteye giden gençlerin arasında birdenbire belirip havaya iki el ateş açan, polisle gençleri birbirine düşürdükten sonra yok oluveren kimseler solcu mudur, sağcı mıdır, değil midir? Bunlardan birine veya ötekine kesinlikle inanmak mümkün değil. Çünkü bir kez devlet kışkırtıcı ajan kullanmaya başladı mı kendisi de bu işin içinden çıkamaz. Kışkırtıcı ajanlar genellikle ikili oynarlar, ikili oynamaya mecburdurlar.

Bir tarafın ajanıdır, öbür tarafın ajanı gibi görünür, öbür tarafın ajanının ajanı gibi görünür derken kendisi de neye inandığını, kime hizmet ettiğini şaşırır kalır. Bunlara dayanarak memleket idare etmeye çalışan, bunları kullanarak Türkiye'de komünizmin böylesine büyük bir tehlike haline geldiğini ispat edip rejimi yozlaştırmaya kalkışan bir hükümet, memleketi elbette bunalıma sürükler.

"Dönen Herkesi Vurun"

Son Şeker Bayramı'nda, Kırıkkale'de Ülkücü İşçiler Derneği Kırıkkale Şubesi Yönetim Kurulu, işçilerin evlerine bir kutlama kartı gönderdi. Düşünün, herkes, dinsel geleneklerimize uygun olarak, kırgınlıkları unutacak, herkesin arasında dostluklar, barışlar kurulacak... Öyle bir bayramda, adı üstünde "Şeker Bayramı"nda, bir bayram kutlaması... Bayram kutlamasında şunlar yazılı: "Alpaslan Türkeş diyor ki, emanet olan davayı kucakladım, hiç arkaya bakmadan, tereddütsüz hiçbir şeye aldırmadan yürüyorum. Hızlanıp koşmak gayreti içindeyiz. Koşacağız arkadaşlar, bu davada geri kalmayıp beni takip edin, herhangi bir sebeple ben düşersem bayrağı kapın, daha ileriye gidin. Dönersem vurun, davaya katılıp dönen herkesi vurun."
Günlerce meydan meydan ben, gazetelerde çıkmış bu kutlama kartını okudum. Bunun izahını istedim, bunun açıklamasını istedim. Bu doğru mu, değil mi? Ses yok Hükiimet'ten. Bu doğru ise ne işlem yaptınız? Hükümet bu konuda ne düşünüyor? Sayın Demirci'den cevap yok, Türkeş'ten cevap yok. Hükümet'ten cevap yok ve herhangi bir işlem yok.

Bu şekilde, "Davaya katılıp dönen herkesi vurun" diye bayram kutlamaları dağıtılacak olursa, sağcı bilinen bazı gençlerin de zaman zaman vurulmasına şaşmamalı ve onları ille de solcuların öldürdüğüne hiç değilse kuşkuyla bakmalı!..
24 Ocak günü Cumhuriyet Halk Partisi Artvin Milletvekili Sayın Ekrem Sadi Erdem ve Senato Grup Başkanvekili'miz Artvin Senatörü Sayın Recai Kocaman bir demeç verdiler. O günlerde öldürülen Zeki Yılmaz adlı gencin sağcı olduğunu, eyleme katılmak istemediği için kendi arkadaşları tarafından vurulduğunu ileri sürdüler. Aradan birkaç gün geçti, gerçekten bu genci öldürenlerin Ülkü Ocaklılar olduğu anlaşıldı. Demin sözünü ettiğim Ülkü Ocakları'nın ünlü yöneticilerinden Muharrem Şimşek de (Gazi Eğitim'de, Müdür'ün yanında balkonda duran kimse) bu cinayete yardımcı olduğu gerekçesiyle aranmaktadır.

"Ülkücü"lerin "Ders Notları"

Aslında bir faşist özentisi tertiple karşı karşıyayız. Bu, "Davaya katılıp dönen herkesi vurun" sözü, bu sözün belki aslı belki kopyası, bilemiyorum, Ülkücüye Notlar adı altında Ülkücü gençlere ders kitabı gibi okutulan bir kitapta yer alıyor.

Kitaptan sizlere bazı paragrafları okumak istiyorum. Bunlar "Ülkücü" gençlerin ders notları gibi okudukları bir kitaptan notlar:

"Disiplin, sözde, fikirde, harekette lidere uymak, lidere uygun davranış içinde bulunmak, ondan işaret beklemek, gösterdiği hedefe mermi hızı ve mermi doğrultusunda fırlamaktır, doğru olan müstakil mantıkların kabul ettiği şey değil, liderin emrettiği şeydir.
Çünkü o lider, (şimdi geliyor o bayram kutlamasındaki parça), Emanet olan davayı kucakladım, hiç arkama bakmadan tereddütsüz hiçbir şeye aldırmadan yürüyorum. Hızlanıp koşma gayreti içindeyiz. İleri gittikçe geride kalmayıp beni takip edin. Bu mücadelede herhangi bir sebeple ben düşersem bayrağı kapın, daha ileriye gidin. Geriye dönersem vurun. Davaya katılıp geriye dönen herkesi vurun] diyebilen liderdir."

Görülüyor ki, birçok gençler, çocuklar, işçiler dönüşü olmayan bir yola sokulmuşlardır. Tabanca enselerine dayalıdır. İsteseler de istemeseler de geriye dönememektedirler, o yoldan ayrılamamaktadırlar. Çünkü bir kez kanıp katıldılar mı dönerlerse vurulacaklardır. Böyle emir çıkarılmıştır, böyle bayram tebrikleri dağıtılmıştır.
Bu faşist özentisi tehlikenin en başı kimdir, nedir? Bunu da bilemiyoruz. İş bir defa, "Davaya katılıp geriye dönen herkesi vurun" emrine dayanır hale gelince, kim bilir, belki Başbakan da girdiği yoldan onun için dönemiyordur. Belki o Başbakan Yardımcısı da o yoldan onun için dönemiyordur.

Bu kitaba göre il ve ilçe teşkilât başkanları da açık tehdit ve tehlike altındadırlar.

Kitabın 27. sayfasından okuyorum:

"Başkan, ikazlara rağmen milliyetçilik ilkelerine ters düşen tutumunu devam ettiriyorsa genel merkeze bildirilmeli ve genel merkezin vereceği talimata göre hareket edilmelidir."
Bunu okuduğum günlerde bir olay oldu. Diyarbakır Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkanı "dava"dan döndü, bir şeye kızıp partisinden ayrıldı. Birkaç gün sonra, içinde kendisi varken, arabası mitralyözle tarandı, yara bere içinde zar zor kurtuldu ve kendisine kimlerin ateş açtığını bildiğini, fakat bunu açıklayamayacağını söyledi. Demek ki verilen bu talimata göre hareket edilmiş, başkan hakkında gereken işlem yapılmış.

Kitabın 31. sayfasından bir paragraf:

"Her teşkilât başkanı kendi bölgesindeki kuruluşların bir listesini çıkarmalı, sonra bu kuruluşlara sızmanın yollarını aramalı, buralara Ülkücüleri yerleştirmeye çalışmalıdır. Böyle bir sızma mümkün görülmüyorsa, o teşkilâtın karşısına aynı konuda bir diğer teşkilâtla çıkılmalıdır.".

Şimdi oyunu anlıyor musunuz? Memur kuruluşlarına sızılamıyor, karşısına başka bir kuruluş çıkarılıyor. Öğretmen kuruluşlarına sızılamıyor, karşısına başka bir kuruluş çıkarılıyor. İşçi kuruluşlarına sızılamıyor, karşısına başka bir kuruluş çıkarılıyor.
Kitaptan okumaya devam ediyorum.

Sayfa 32:

"Çok tehlikeli ve çok nazik bölgelerden haber alabilmek için gerektiğinde bir kadını kiralamak bile mümkündür."

Milli ahlâk dönemindeyiz ve Ülkü Ocaklı gençlerimiz bu ders kitabıyla yetiştiriliyor.

Sayfa 45:

"İddia, tekrar, konu seçimi, düşman tespiti, istihbarat, yalan ve isimlerin değiştirilmesi propagandanın önemli kuralları arasındadır."
Bunlar, benim bildiğim, Nazilerin düşmana karşı, düşman saydıkları devletlere karşı uyguladıkları yöntemlerdir. Bizde ise düşman hedefler kendi içimizden seçiliyor ve onlara karşı bu yöntemler uygulanmak isteniyor.
Düşman konusu sürekli işlenmekte, bu kitapta...

Birkaç örnek:

"Düşman propagandacısının sloganlarını alaya alarak bu sloganın bir daha kullanılmasına engel olmak, düşman propagandacısının moralini bozmak ve onu irademizin esiri haline getirmek. Düşman propagandacısının inançlarını temelinden yıkarak, zavallıyı buhranlar ve ruhi depresyonlar içinde kendi haline terk etmek.".

Parlamentoyu ve halkı hor görüş de var, bu "ders notları"nda...

Sayfa 44:

"Türk milletinin mukadderatı parlamentoda değil, halkın ruhunda hazırlanmaktadır. Kitle propagandasına ağırlık verilmeli, çünkü kitle kendisine telkin edilen fikrin dışında başka bir fikri kabul edecek kabiliyette değildir."

Sayfa 23:

"Hissiz, hareketsiz, duygusuz, hantal Anadolüyu (bunu milliyetçiler söylüyor) hiitün öfkesiyle ayağa kaldırmak istiyorsak, Türk milliyetçileri olarak kati, sert, tavizsiz bir disiplin anlayışını iliklerimizde duymak zorundayız."
Biz bu yöntemleri kullananlarla işbirliği yaparak, ülkede barış sağlanamayacağını söylüyoruz. Bunu bizim söylememize gerek yok, bakın aynı kitap ne diyor?

60. ve 61. sayfalarda:

"Savaş, yaşamanın ve milli hayatı idame ettirmenin tek şartıdır. Zaferin bedeli kandır.".

Ülkücülere bunlar okutuluyor, Ülkü Ocakları'na dayanarak Sayın Demirel hükümet kuruyor, onların kongrelerine Parti yetkililerini gönderiyor, ve onlar, gençleri "zaferin bedeli kandır" diye yetiştiriyorlar. Elbette memleketi kana bular sizin Hükümetiniz Sayın Demirel.

Bir bölüm başlığı, sayfa 65:

"Milliyetçi Mücadelenin Zafer Şartları, Cephe Birliği...".

Bu şartı da, Sayın Demirel, bu emirlere uygun olarak yerine getirmiş bulunuyor.

Sayfa 68:

"Cephe birliği, ideolojinin hedef ve ilkelerinden taviz vermek veya geçici bir zaman aralığında bunları unutmak manasına alınmamalıdır... ".

Bu da Sayın Demirel'e bir uyarı... Yani, "Size şimdilik katlanıyoruz, ilerde ne yapacağımızı biliriz" demek isterler.
Bu türlü hezeyanlar, her toplumda olabilir ve her demokratik toplumda, bu kafadaki kimselere, böyle hezeyanlarını rahat rahat söyleyebilecekleri köşeler ayrılmıştır. Mesela, Londra'da Hyde Park köşesi vardır. Bu gibi hezeyanlarda bulunacak kimseler oraya giderler, işi gücü olmayan sekiz-on kişi etraflarında alaylı alaylı onları dinler, onlar da akıllarına gelenleri söylerler polis dinler, herkes dinler.
Aslında, bu benim okuduğum gibi hezeyanlar bir Millet Meclisi'nin kürsüsüne gelmez, ama ne çare ki, hükümete gelmiş. Hükümete geldiği için, biz de, ne yazık ki, Meclis kürsüsüne bu deli zırvalarını, bu haince sözleri getirmek zorunda kalıyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde bu saçmalıkları, bu yüz kızartıcı lafları nakletme noktasına gelmeden çözüm yolları aradık:

"Bunlardan kendinizi kurtarın" dedik Sayın Demirel'e, "Bunlara karşı tedbir alın" dedik. Fakat direniyor, almıyor. İnadına, onlara parti yetkililerini gönderiyor, onlara mesajlar, kutlamalar, çiçekler gönderiyor, onlarla işbirliğini büsbütün geliştiriyor, daha ileri ölçülere vardırıyor.

Sorular sorduk, cevabını alamadık. Onun için maalesef bu deli saçmalarını, bu hezeyanları Meclis kürsüsüne getirip, Meclis önünde Hükümet Başkanı'ndan sormak zorunda kalıyoruz.
Korkarım ki, "Bunlar beni ilgilendirmez" diyecektir Sayın Demirel... Türkeş'e cevap verdirmek isteyecektir. Taktiği budur, başkalarını kullanır. Mademki kullanıyorsunuz, siz çıkıp, cevap vereceksiniz, bu dökülen kanların hesabını siz vereceksiniz, gençlerin bu şekilde yetiştirilmesinin hesabını siz vereceksiniz, Sayın Demirel... Bu hesabı veremeden Türkiye'yi idare edemezsiniz, Türkiye'de huzur sağlayamazsınız, Türkiye'de bunalımı önleyemezsiniz.
Bu şekilde yetiştirilip sokağa sürülenler, "Hiikümet'in desteği, devlet kuvvetlerinin yardımcısı," imiş. Bunlar bu kürsüden ilân edildi.

Ülkü Ocakları İstanbul Başkanı Mustafa Verkaya'nın 31 Ocak 19 76 günü Hürriyet'te çıkan demecinden bazı cümleler okuyorum. Şöyle diyor İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı:
"Türkiye'de sağ-sol çatışması diye bir şey yoktur. Türkiye'de Türk milliyetçiliğini Türk Devleti'niıı temel felsefesi yapmak isteyen Ülkücülerle, Türkiye'yi başka devlete peşkeş çekmek isteyen hainlerin mücadelesi vardır."
Yani, ya Ülkücü'sünüz ya da Türkiye'yi başka devlete peşkeş çekmek isteyen hainsiniz...

Devam ediyor:

"Ülkücü hareketin karşısına çıkanlar, hain devletlerin, Türk düşmanı olan devletlerin, Türk Milleti içinde satın almış olduğu kişilerdir."
Hükiimet'in başlıca dayanaklarından biri olan bir kuruluş, bir dernek, onun yöneticileri bu sözleri söyleyebilecek ve o ülkede iç düşmanlık önlenecek!.. Tabii, bu, olanak dışı bir şeydir.

Bu Ülkü Ocağı Başkanı devam ediyor:

"Ülkü Ocaklarının çatısı altında toplanan Türk gençliği olaylara bizzat müdahale etmeyi, olayları çıkaran satılmış gençleri yakalamak isteyen güvenlik kuvvetlerine de yardım etmeyi âdeta bir vazife bilmiştir."

Yani, kendini devletin yerine koyuyor ve devam ediyor:

"Bugüne kadar Ülkü Ocakları'na mensup, Ülkü Ocakları'nın üye defterlerine kayıtlı hiçbir ferdi, silahla yakalanmak suçundan hüküm giymemiştir."

Tabii, derste okumuşlar, "yalan söylemek mubahtır" diye, onun gereğini yapıyor. Birçok Ülkü Ocaklı, silah taşımayı bırakın, silahla adam öldürmekten mahkûm olmuş, ona rağmen bunları söyleyebiliyor ve devam ediyor:
"Olaylar başka teşkilâtlar tarafından, komünist teşkilâtlar tarafından düzenlendiği için, bunun önüne bugünkü polis maalesef geçemiyor.".

Bunu da İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı söylüyor ve devam ediyor:

"Ülkücü gençliğin ayrıca, devlet kuvvetlerine yardımcı olma meselesi vardır. Evet, tekrar ediyoruz. Ülkücü gençlik, Ülkü Ocakları, Türk Devleti'ni korumak görevini üzerine almış olan Emniyet kuvvetlerine daima yardımcı olacaktır, elinden geldiği kadar yardımlarını esirgemeyecektir, ama bugünkü düzenin muhafazakârlarına değil, Türk Devleti'ni muhafaza etmek isteyenlere, Türk Devleti'n'ın korunmasını üzerine almış olan görevlilere yardımcı olacaktır. ".

Yani, her polise değil!.. Ülkü Ocaklı katili yakalamak isteyen polise silahla saldıracaksın, dün başkentte olduğu gibi, geçen gün Bornova'da olduğu gibi... Ancak Ülkü Ocaklı katilleri korumak isteyen devlet kuvvetlerine yardımcı olacaksın!.. Bunu ilân ediyor Ülkü Ocakları İstanbul Başkanı ve Başbakan susuyor. Hükümet susuyor. Ben bu genci kınamıyorum. Demecinde açıkça söylüyor, "Liderimiz Sayın Alpaslan Tiirkeş" diyor bu genç. Alpaslan Türkeş dediği de Başbakan Yardımcısı ve Hükümet'te kendisine iç güvenlikle ilgili özel ve önemli görevler verilmiş birisi.

Asıl Suçlu: Demirel

Bunların gözünde devlet ikiye ayrılıyor, devletin güvenlik kuvvetleri ikiye ayrılıyor, jandarması, polisi ikiye ayrılıyor: Bir yanda "Ülkücüler" ve "milliyetçiler," öbür yanda "hainler" ve "satılmışlar... " Kimleri hain gibi, satılmış gibi görüyorlarsa onlara silahlarla hücuma geçiyorlar ve Hükümet bunları bilmezlikten geliyor ve adi vakalar olarak görüyor, üzerinde bile durma gereğini duymuyor.

Ben aslında "Başbuğ"a da kızmıyorum, Sayın Türkeş'e de kızmıyorum. Çünkü, dediğim gibi, sağlıklı demokrasilerde bu türlü düşünceler besleyenler için özel olanaklar vardır, özel yerler vardır. Fakat o yerler arasında, hükümet yoktur. Ama Sayın Demirel, Hükümet'i de öyle bir yer haline getirdi. Onun için Türkiye bunalımdan kurtulamıyor. Asıl suçlu, böylelerini Hükümet'e alandır. İktidar olabilmek uğruna böylelerine teslim olandır. 12 Mart'tan önce Sayın Demirel, böylelerini, bütün uyarılarımıza rağmen, dolaylı olarak kullandı, şimdi açıktan kullanıyor, meydan okuyarak kullanıyor, kongrelerine, toplantılarına çiçekler göndererek, parti yöneticileri göndererek kullanıyor.

Kaynakça
Kitap: Türkiye 1965-75
Yazar: Bülent Ecevit
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir