Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sosyal Sorunlar

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

Sosyal Sorunlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 21:52

SOSYAL SORUNLAR

Değerli arkadaşlarım,
Türk Devleti, Anayasa'sına göre, demokratik ve sosyal bir hukuk devletidir. Kalkınmasının da sosyal adalet ve sosyal güvenlik içerisinde olması gereklidir ve kalkınmasında sınaileşme sürecine girmişse, işçi haklarını bütün özgürlükçü demokratik ülkelerde olduğu düzeyde korumak ve saymak zorundadır.

Cumhuriyet Halk Partisi bu bakımdan üzerine düşeni yapmıştır. Türk işçisini, dünyanın en ileri demokratik haklarına ve özgürlüklerine kavuşturmuştur.
Yasa değişiklikleriyle bu haklar işçilerin elinden alınamıyor, ama şimdi işçiler birbirlerine kırdırılarak, bu hakları fiilen işlemez duruma getirilmek isteniyor.
Adalet Partisi'nin artık bazı işçi hakları ile övünmeye başlamasını bir bakıma memnuniyetle karşılıyoruz. Örneğin 1974'te hükümette iken, işçilerin kıdem tazminatı hakkını iki katına çıkaran bir tasarıyı Meclis'e getirdik, Meclis'te, başta Adalet Partisi tarafından engellendi, fakat, daha sonra, işçiden gelen demokratik baskı altında, bu hakkı tanımaya mecbur oldular. Şimdi, sevinerek görüyoruz. AP bunu kendine mal ediyor. Sayın Demirel, "kıdem tazminatını biz arttırdık" diye övünüyor. Uygulasın da, zararı yok, isterse kendine mal etsin...

Savsaklanan Sözler

Elbette sosyal adalet ve sosyal güvenlik, Türkiye gibi bir ülkede işçi ile bitmez. İşçi ile başlasa da işçi ile bitmez...
Cumhuriyet Halk Partisi, sosyal güvenliği, bütün topluma, bütün çalışanlara veya çalışmak isteyip de çalışamayanlara yaymak kararındadır.
O arada bundan yıllar önce, 1969'dan başlayarak, Cumhuriyet Halk Partisi, kuracağı yeni düzende, kendilerine bakacak kimsesi olmayan yaşlılara aylık bağlayacağını söylemiştir, muhtarlara aylık bağlayacağını söylemiştir. Adalet Partisi o zaman Cumhuriyet Halk Partisi'ni alaya almıştı. Yine o dört aşamalı yaklaşımla, kötülemişti, alaya alınıştı. Fakat baktı ki, halk bunu benimsiyor, istiyor, şimdi Adalet Partisi de buna sahip çıkmaya başladı. Buna da seviniyoruz. Umarız ki, dördüncü aşamaya gitmeden, doğru dürüst uygularlar. Ama bu konuda da fazla iyimser olamıyoruz, çünkü, uzun süreden beri Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin, muhtarlara aylıkla ilgili yasa önerileri Meclis komisyonlarında beklemektedir. Amaç gerçekten muhtarlara aylık bağlanması ise, bunun ille Hükümet Tasarısı ile olması şart değil. İşte CHP'lilerin yasa önerisi çoktandır hazır, onu görüştürüp çıkartsaıııza!.. Fakat hala bu öneriyi görüştürmüyorlar. Eğer, dördüncü aşamayı, yozlaştırıp saptırma aşamasını akıllarına koymadılarsa, bu öneriyi bir an önce yasalaştıracaklarını umarız.

Tarım sigortasının gerekliliğini de yıllardır belirtiriz. Bunu da, iktidara geldiğimiz zaman yaygın kooperatifçilikle birlikte gerçek-leştireceğimizi söyleriz. Çünkü yaygın ve gerçek bir kooperatifçilik olmadan, bu sigortayı yeterli biçimde ve ölçüde uygulamaya Devlet gücü yetmez. Şimdi AP bunun da sözünü etmeye başladığı için memnunuz.

Bu arada Tarım İş Kanunu'na değinmek isterim. Ben 1965 başında Çalışma Bakanlığı'ndan ayrılmadan önce, dışarıdan uzmanlar getirttim, içeride sendikalarla, Tarım Bakanlığı ile işbirliği yaptım, bu yasanın bütün hazırlıklarını tamamladım. Aradan on yıl geçti. Adalet Partisi bu arada üçüncü aşamaya geldi, "Biz de yaparız, daha iyisini yaparız" demeye haşladı. Fakat ortada hala bir tasarı yok. Oysa bütün hazırlıklar on yıldır ellerindedir. Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin tarım ve orman işçileri için iş yasası önerisi ise uzun süredir Miller Meclisi komisyonlarında bekletilmektedir. Eğer bu konuda samimi iseler, o öneriyi bir an önce görüşmeyi kabul etmeleri gerekir.

Bütçe'de Anayasa'ya Aykırı Bir Hüküm

Adalet Partisi'nin işçi haklarıyla ilgili, tehlikeli fakat çok şükür çoğu kez uygulayamadıkları eğilimlerini biliriz. Bu eğitimlerden biri, Anayasa'ya, yasalara aykırı olarak huzurunuzda görüşülmekte olan 1976 Bütçe Yasası'na girmiş bulunuyor. Bu yasanın 13. maddesi ile kamu personeli ücretlerinin, özel sözleşmeli veya toplusözleşmeli personelin ücretlerinin sınırlandırılması öngörülüyor. Ücretler için bir tavan, bir sınır getiriliyor.

Madde 13 şöyle:

"Mali yıl içinde genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeli kuruluşlar, belediyeler, özel idareler, Kamu İktisadi Teşebbüslerinde (sermayesinin yarısından fazlası yukarıda sayılan kuruluşlara ait olanlar dahil) özel ve toplusözleşmelerle istihdam olunan personele ödenecek ücretle sağlanan nakdi ve ayni menfaatlerin yıllık tutarının 12]de Vinin gayrisafi miktarı 25.000 lirayı geçemez."

Madde devam ediyor:

"Ayni menfaatler, sözleşmeler itibariyle, Maliye Bakanı]nca görevlendirilecek üç kişilik bir kurul tarafından değerlendirilir. Limiti aşan sözleşmelerin yeniden düzenlenmesi mümkün olmadığı takdirde, limiti aşan kısım... " dikkat buyurun, "gelir bütçesinde açılacak özel bir tertibe gelir kaydolunmak üzere Hazine ]ye yatırılır. Bu madde hükümlerine uyulmaması halinde, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takibat yapılır."
Hükümet diyebilir ki, "Ben bunu nakdi, ayni, maddi yardım hep bir arada, brüt 25.000 liralık aylık gelir için getirdim. Düz işçi, hatta kalifiye işçi arasında bu parayı alan ya yoktur, ya çok azdır, bunun ne sakıncası var?.. " Fakat, bir kere yol olmaya görsün, bir kere böyle yasal bir olanak bulunduğu kanısı edinilmeye görsün, arkasından bu tavan elbette daha aşağılara inecektir.

Şimdi Hükümet, kurnazca, ilk yoklamayı yapıyor. "Bakalım işçilerin tepkisi ne olacak? Bakalım Türk toplumunun tepkisi ne olacak? Bakalım Anayasa Mahkemesi'ne gidecek mi?" diye ilk denemeleri yapıyor. Bu denemelerde kendi açısından olumlu sonuç alacak olursa, elbette bunu, işçi ücretlerini sınırlamak için, Anayasa ve yasa dışı bir araç olarak kullanacaktır.

Tavan 25 bin değil, 50 bin lira da olsa, bu, Anayasa'ya ve yasaya aykırı olmanın da ötesinde, işçiye karşı saygısızlıktır. Neden saygısızlıktır? Devlet memuru için böyle bir tavan getiriliyor mu? Getirilmiyor. Milletvekili için getiriliyor mu, senatör için getiriliyor mu? Getirilmiyor. Özel sektördeki beyaz yakalı işçiler için, yöneticiler için böyle bir hüküm getiriliyor mu? Getirilmiyor. Pekiyi, sorarım Maliye Bakam'ndan, insan olarak, yurttaş olarak işçinin bu saydıklarımdan farkı nedir, hak eksikliği nedir? Milletvekiline getirmediğiniz bir ödenek tavanını ne hakla işçiye getirmeye kalkışabilirsiniz?

Size söylüyorum, eğer Türkiye benim bildiğim Türkiye ise, bu adı gibi uğursuz 13. maddeyi uygulayamayacaksınız, bu bütçeyi geçirseniz bile bu gücü kendinizde bulamayacaksınız.

İşçileri Memur Yapma Oyunu

Tabii başka oyunlar da dönüyor. Toplusözleşme, grev hakkını kısamıyorlar, göze alamıyorlar, ama devlet sektöründe işçileri memurlaştırma oyunu dönüyor. Bir de hiç sıkılmadan bunun sorumluluğunu Cumhuriyet Halk Partisi'ne atıyorlar, "Sizin öngördüğünüz Komisyon öyle karar verdi" diyorlar.
Biz, bunun tanımını yapsın diye komisyon kurmuşuz, sizin yaptığınızı yapsın diye değil, Sosyal Sigortalar da bütün işçileri memur saysın diye değil... Bunu ciddi olarak ele alıp uygulamaya çalışsın diye düşünmüşüz bu komisyonu...
Kaldı ki, bizim görüşümüz başkadır. Bizim görüşümüze göre, çağımızda ve çağımızın teknolojisi içine giren toplumlarda, artık, haklar bakımından, işçi-memur ayırımı diye bir ayırım yapılamaz. Ama, sizler Anayasa'da yapılmasını sağladığınız değişikliklerle bu ayırımı zaten yaptınız. İşçiye sendikacılık hakkı var, memura sendikacılık hakkı yok.

Zaman zaman Sayın Demirel ve Adalet Partisi, bize, istediğimiz demokrasinin ne biçim bir demokrasi olduğunu imalı bir üslup ile sorarlar. Bizim istediğimiz demokrasi, özgürlükçü demokrasi denen şeydir. Şimdi ben de Hükiimet'ten soruyorum, bir tek özgürlükçü demokrasi gösterebilirler mi ki, orada kamu görevlilerinin sendikalaşma hakkı olmasın? Buna bir tek örnek gösteremeyeceklerdir. Çoğunda, bırakınız sendikalaşma hakkını, toplusözleşme ve grev hakkı tanınmıştır kamu görevlilerine. Fakat daha bu haklara sahip olmamışken bile kamu görevlisine tahammül edemeyen bir zihniyetten elbette böyle hakları tanıması hiç beklenemez.

Onun için, işçi haklarına da aslında tahammül edemeyen, fakat bunu örtmek, gözlerden saklamak isteyen Hükümet, bir yandan, Anayasa'ya, yasalara aykırı olarak, sosyal adalete, insanlığa, eşitlik ilkesine aykırı olarak işçiler için ücret tavanı getiriyor, bir yandan da kamu sektöründeki işçileri memurlaştırma yoluna giriyor. Yine o dört aşamalı yaklaşım... Evvela işçi haklarına, toplusözleşme, grev hakkına karşıydılar. Bu hakları kötülediler. Engellemeye uğraştılar. Sonra, "Biz de bu hakları benimsiyoruz" dediler. Şimdi ise yozlaştırma aşamasındalar, baltalama aşamasındalar, fakat buna da güçlerinin yetmeyeceğine inanıyorum.

Denge Sorunu

Türkiye'de ücret sorunu tavan sorunu değildir, denge sorunudur, ücretlerle ücret dışı gelirler arasında denge sorunudur. Bunu da sağlamanın yolu, Türkiye'de sosyal adalete uygun bir düzen sağlamaktır.
Siz bir yandan birtakım insanlara alın teri dökmeden milyonlar kazanma olanağını tanıyacaksınız, aracılıkla, demir karaborsasıyla, hayali ihracatla aşırı kazançlar sağlama yollarını açık tutacaksınız, ondan sonra da işçiden, bir ölçünün ötesinde ücret artışı isteklerinde bulunmamasını bekleyeceksiniz. Bu, insan doğasına aykırı bir istek olur.

Bir yandan Türkiye'yi tüketim sanayilerine boğduğunuz için tüketim hevesini alabildiğine kamçılayacaksınız, taksitle otomobil satışlarını, Türk ekonomisinin boyunu boşunu aşan birtakım eşya satışlarını teşvik edeceksiniz... Bunların televizyonlarda özendirici programlarını hazırlatacaksınız... Bazılarının "milli ahlak" anlayışına pek uygun olduğu anlaşılan, tüketim eğilimini alabildiğine kızıştıran, sözüm ona yarışma programları düzenleyeceksiniz: "Haydi sana şu televizyonu vereyim, yok onu bırak çamaşır makinesini vereyim" diye dünyanın hiçbir memleketinde görülmedik yüzkarası programlarla, hem vatandaşta tüketim hırsını kamçılayacaksınız, kurduğunuz suni ve temelsiz tüketim sanayilerini ayakta tutabilmek için kamçılayacaksınız, hem de, "işçide tüketim özlemleri bir ölçünün üzerine varmasın, ücret talepleri bir ölçünün üstünde oluşmasın" diye bekleyeceksiniz. Siz evvela kendi kafanızdaki çelişkilerden kurtulun da ondan sonra işçiden böyle bir anlayış beklemeye kalkışın.

Kooperatifçiliğin Baltalanışı

Adaletli kalkınmanın, özellikle tarım kesimini kalkındırmanın temel kurallarından biri biraz önce de belirttiğim gibi kooperatifçiliktir. Fakat, özellikle Adalet Partisi'nin hükümette bulunduğu dönemlerde, kooperatifçiliği geliştirmek için değil, baltalamak için, partizanlıkla yozlaştırmak için elden gelen yapılır. Bu konuda da, demin bahsettiğim dört aşamalı yaklaşım uygulanmıştır. İlkin, bir süre, "kooperatifçilik komünistliktir" demişlerdir. Baktılar ki, bu tutmuyor kooperatifçilik tutuyor, kooperatif yönerimlerini ele geçirmeye çalışmışlardır. Ondan sonra da kooperatifçiliği yozlaştırma ve engelleme girişimlerine başlamışlardır. Şimdi iktidar olanaklarını özellikle bu şekilde kullanıyorlar. Pek çok tanığını biliyorum: Kooperatif yöneticileri, Köy İşleri Bakanlığına veya ilgili bir başka bakanlığa gidiyorlar. Ellerinde, ülke yararına, plana uygun, olabilirliliği, fizibilitesi olan sapasağlam bir proje var. Hakları olan yardımı, ilgiyi istiyorlar. Bakanın kendilerine sorduğu soru şu oluyor: "Kooperatifinizin yönetim kurulunda Cumhuriyet Halk Partililer var mı?.. " "Niye soruyorsunuz?" denildiğinde, "Bu işi particiliğin dışında tutalım, onlar ayrılsın size istediğiniz krediyi fazlasıyla vereyim" diyor Bakan... Hiç sıkılmadan bugün bakanlar bunu söyleyebiliyor. Artık zaten bu konuda fazla sıkılacak durumda değiller. Hükümet üyesi partilerden biri, Cephe Hükümeti'nde Adalet Partisi'nin partizanlığından açıkça millet önünde şikayet eder duruma gelmiştir.

Kimi dayanıyor, kimi durumu idare ediyor, kimi Cumhuriyet Halk Partili yöneticileri geri plana itiyor ve o şekilde hükümetten hakkını almaya çalışıyor. Bu, aslında, Hükümet'in, yalnız Cumhuriyet Halk Partisi'ne karşı değil, daha çok kooperatifçiliğe karşı bir uygulamasıdır. Amaç, kooperatifçiliğe inançlı kişileri kooperatiflerin yönetiminden ayırmaktır. Onlar ayrılınca kimler gelecek kooperatiflerin yönetimine? Adalet Partililer gelecek... Kooperatifçiliğe inanmış Adalet Partiliyi nereden bulacaklar. Buna imkan yok? İşte bir yönetici buldu Adalet Partisi, bir eski milletvekilini TARİŞ'in başına getirdi. Bu AP'li yönetici şimdi darmadağın ediyor TARİŞ'i. Önce Pamuk Birliği'nin kaynaklarını yediler, bitirdiler. Arkasından Üzüm Birliği'nin, İncir Birliği'nin kaynaklarına göz diktiler. Pamuk Birliği ayrıldı. Üzüm Birliği ayrıldı. İncir Birliği ayrılıyor. Kala kala şimdilik sadece bir Zeytin Birliği kalacak.

Nasıl yapılıyor bu? Yine o yetişmiş militanlar, Ülkücüler yerleştiriliyor, kavgalar çıkarılıyor. Birliklerin parası onları beslemeye harcanıyor, kooperatiflerin olanakları çarçur ediliyor. Nasıl çarçur ediliyor? Üzümü 10 liradan alıyor TARİŞ. BU hükümet döneminde 6.5 liradan tüccara, ihracatçıya satıyor. Aynı tüccar, üretici kılığına girip, aynı üzümün bir kısmını gerisin geriye 10 liradan TARİŞ'e satıyor. Bir kısmını da, 6.5 liranın üstünde kaça tutturabilirse yurtdışına satıyor, 6.5 liranın altında satmış gibi gösterip gelirini Avrupa'da kaçak döviz olarak tutuyor. Bu türlü işlemlerle TARİş'e bağlı birlikleri canlarından bezer duruma getirdiler.

Neden ilk feryat Pamuk Birliği'nden geldi? Bunun da nedeni var. Çünkü pamuk alıcıları, pamuk aracıları, genellikle Türkiye'de bir güçlü sanayi kesimini temsil ediyorlar. Bunlar TARİŞ'in, kooperatifçiliğe inanmış, halktan yana bir hükümet elinde kendilerine karşı üretici halkı nasıl koruyabileceğini 1974'te gördüler. Gözleri korktu. Onun için, hazır Adalet Partisi hükümete gelmişken, TARİŞ'i dağıtmaya, Pamuk Satış Kooperatifleri Birliği'ni işe yaramaz duruma getirmeye karar verdiler. Böylelikle pamuk üreticilerinin ürününü sanayicilerimiz çok daha ucuza alacaklar ve karlarına kar katacaklar. Nitekim, bir yıl önceki fiyattan aldıkları pamuktan yaptıkları ipliği yüzde 30-35 zamla satıyorlar. O arada da, Pamuk Satış Kooperatifleri Birliği'nin kurduğu iplik fabrikasının açılışı, hizmete girmesi aylardır geciktiriliyor.

Elbette TARİŞ'in başına gelenlere üzülüyorum, fakat şunu da 1973 Seçim Bildirgemizde açıkça söylediğimiz gibi, belirtmek isterim, aslında TARİŞ, ÇUKOBİRLİK benzeri kooperatifler, bizim idealimizdeki kooperatifler değildir. Bunlar, şimdi acı sonuçları görüldüğü gibi, yarı devlet kuruluşlarıdır, gerçek, demokratik halk kooperatifleri değildir. Ama o yüzden bunları yıkmak gerekmez. Bu tavan kooperatifleri sağlamlaştırıp demokratikleştirmek, topraktan yükselen gerçek kooperatifçilikle bütünleştirmek gerekir. Fakat Adalet Partisi'nin yaptığı nedir? Bir yandan topraktan, tarım kesiminden yükselen kooperatifçiliği baltalamaya, öbür yandan tavanı, çatıyı yıkmaya çalışıyor.

Toprak Reformu

Konuşmamın başlarında söylediğim gibi, komünist ülkeleri, sosyalist ülkeleri bırakın, kapitalist ülkeler arasında ciddi bir toprak reformu yapmadan kalkınabilmiş ve tarımı bir yana, sanaileşmesini gerçekleştirebilmiş ülke çok azdır. Bunu Türkiye'de, yine biraz önce belirttiğim gibi, bazı sanayiciler bile anlamaya başlamıştır. Fakat Cephe Hükümeti ve özellikle Sayın Demirel hala anlayamamaktadır.
Ona rağmen 12 Mart döneminde bize göre yozlaştırılmış bir Toprak Reformu Yasası çıktı. "Niye oy vermediniz?" diye ikide bir güya bizi köşeye sıkıştırmaya çalışır Sayın Demirel. Sizin kabul edebileceğiniz bir toprak reformuna biz kolay kolay oy veremezdik. Çünkü sizin bu işi nasıl yozlaştırmayı istediğinizi biliyorduk. Kaldı ki biz, kendi istediğimiz reformları gerçekleştirmek için bir ara rejimden yararlanmaya kalkışmayacak kadar kendi kendimize ve demokrasiye saygılı bir partiyiz.
Ama Demirel yönetiminde Adalet Partisi ne yaptı? Durumu idare etmek için inanmadığı bir şeye oy verdi, yozlaştırarak oy verdi. Şimdi bunun öcünü alıyor. Ne diyor Sayın Demirel? Geçenlerde kendi temsilciler meclisinde söyledi ve basına açıkladı: "Tapuyu deldirmeyeceğiz" diyor. Bu sözü söylemeye kendinde nereden hak buluyor? Toprak reformunu iyi kötü kendi partisinin oyları ile çıkartmış. Toprak reformu tapuyu delmeyecekse neye yarayacak, hangi işi yapacak? Belli ki, toprak reformunun uygulamasını önlemeye kararlıdır Sayın Demirel. Bunu tahmin etmek, sezmek için kahin olmaya gerek yoktur, gerçeklere, uygulamaya bakmak yeterlidir.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin hükümette bulunduğu dönemde, hükümet ortağı parti ile bu konuda birbirimize açık davrandık. Adalet Partisi gibi onlar da toprak reformuna inanmıyorlardı, bunu istemiyorlardı. Yasada bizim istediğimiz değişiklikleri kabul etmiyorlardı. Ama yürürlükteki yasa çerçevesi içinde toprak reformunu uygulamamızı kabul ettiler ve bu uygulamaya giriştik. Yasanın öngördüğü, gerekli kıldığı yönetmeliklerden çoğu kısa sürede hazırlandı. Tapulama çalışmaları 1975 sonunda bitirilecek şekilde hızlandırıldı, ve o sayede 1975 başlarında, üç ay içinde 200 bin dönüm toprak birden kamulaştırıldı. 1 Haziran 1975'te bunların dağıtımı başlayacaktı. Sudan gerekçelerle ertelendi. Biz üzerine yürüyünce, 24 Haziran 1975'te toprak reformu uygulamasını törenle açtılar. Cumhuriyet Halk Partisi'nin hükümette bulunduğu sırada yaptığı hazırlıklara göre, ilk dağıtımda, yani 1 Haziran'da yapılması öngörülen dağıtımda, 2.500 aile toprak reformundan yararlanacaktı. Topraksız veya az topraklı 2.500 aileye toprak verilecekti. Bunların kuracakları kooperatifler için 63 traktör daha o zamandan alınmış, 1974 bütçe yılı içinde, bütün ekipmanlarıyla Urfa'ya gönderilmişti.

Aynı hız sürdürülürse, 1975 yılı sonuna kadar Urfa'da 11.500 topraksız veya az topraklı ailenin toprağa kavuşturulması sağlanacaktı ve başta traktör olmak üzere, verimli tarım işletmeciliği yapabilmeleri için gerekli araç ve gereçlerle donatılmış olacaklardı.
Urfa'da, 25 ila 30 bin aileye yetecek kadar dağıtılabilir toprak bulunduğu saptanmıştı. Urfa dışında ikinci bir il, 1975 ortalarında, üçüncü ve dördüncü iller de 1976 başlarında, reform uygulaması kapsamına alınacaktı.

Uygulamanın Yozlaştırılışı

Dediğim gibi, 3 ayda 200 bin dönümün kamulaştırılması yapılabilmişti, fakat hükümet değişikliğini izleyen yönetici değişikliklerinden sonra, 9 ayda ancak 25 bin dönüm toprak kamulaştırıldı. Bunların da hazırlıkları önceden tamamlanmıştı.
12 Şubat gecesi televizyon programında seyrettiğimiz gibi, Urfa'nın bütün kadastro çalışmaları tamamlanmıştır. Toprak reformunu gereken hızla sürdürmeye o açıdan hiçbir engel yoktur.
Televizyon programında, "endeksleme yapılmamıştı" gibi, mazeretler ileri sürüldü. Eski müsteşar buna da cevabını verdi. En düşük endeks neyse ona göre toprak bırakılıyordu, sahiplerinde. Endeksi arkadan gelse de, hiçbir adaletsizlik, haksızlık yapılmamış oluyordu ve kimse itiraz etmiyordu. Şimdi, bir "endeksleme"dir tutturularak, bu bahanenin arkasına sığınılarak, toprak reformu engelleniyor, yozlaştırılıyor.

Geçen yıl sonuna kadar 1.500 ailenin toprağa kavuşturulabilmesi için her hazırlığın tamamlanmış olduğu Urfa'da, henüz ancak 161 aile toprağa kavuşturulabilmiştir. Bunlar 812 nüfustur ve ancak 31 bin dönüm arazi dağıtılmıştır.
Toprak ve tarım reformu uygulaması için Urfa'da yeni ilçeler ilan edilecekti. O da yapılmadı. Taktik belli... Yozlaştırıldığını belirttiğimiz yasada bir hüküm var. Bu hükme göre, 1976 Kasım başına kadar Urfa ilinde toprak dağıtımı tamamlanmış olmazsa, bütün toprak alım-satımları serbest olacak, yani toprak reformu fiilen olanaksız duruma gelmiş olacak.

Hazine Topraklarında Adaletsizlik

Toprak reformunu bir yana bırakıyorum: 1974 yılı içinde, Halk Partisi hükümette iken, 600 bin dönüm Hazine toprağı, topraksız veya az topraklı çiftçiye kiralanmıştı. Cephe Hükümeti döneminde buna bir dönüm toprak eklenmedi. Oysa Türkiye'de 16 milyon dönüm Hazine toprağı, varlıklı kişilerin haksız tasarrufu altındadır.
Ara sıra çıkan toprak olayları da, başkasının toprağıyla ilgili olarak değil, haksız biçimde varlıklı kişilere bırakılan Hazine topraklarında, köylünün, kendine ait olan hakkı, millete ait olan hakkı istemesi nedeniyle veya bu topraklarda karşılaştığı baskılar, zulümler nedeniyle, ortaya çıkmaktadır.

Kadro Büyüyor, İş Azalıyor

Cumhuriyet Halk Partisi Hükümeti'nin yapmış olduğu hazırlıklarla, Urfa'da 3 ayda 200 bin dönüm toprağın kamulaştırılması 20 kişilik kadro ile başarılmıştı. Şimdi, bu kadro 200 kişiye çıkarıldı, fakat kamulaştırma, hemen hemen durdu. Demek ki, Cumhuriyet Halk Partisi hükümette iken, iş yapmak için 20 kişi yetiyordu. Şimdi, iş yapmamak için, 200 kişi az geliyor.

Toprak Reformu Kooperatiflerinin Yozlaştırılması

12 Şubat gecesi televizyonda, bugünkü yetkililerin ağzından, şimdi vermekte olduğum bütün rakamlar 5 aşağı 5 yukarı doğrulandı. Bugünkü yetkili, bizim zamanımızın yetkilisine dedi ki, "İyi ama siz kendi döneminizde hiç Toprak ve Tarım Reformu Kooperatifi kurmadınız." Öylelikle yeni hükümet suçüstü yakalanmış oldu. Eski müsteşar cevap verdi: "Biz, toprak dağıtımının hazırlıklarını yaptık. Toprak dağıtımı l Haziranda başlayacaktı. Toprak dağıtımı yapılmadan kime ne kooperatifi kurduruyorsunuzdedi.

Daha ancak 161 aileye toprak dağıtılmışken, yeni hükümet, 6 Toprak ve Tarım Reformu Kooperatifi kurmuş olmakla övünüyor ve televizyonda itiraf edildiği gibi, toprak dağıtımından yararlanamayacak olanlar da hu kooperatiflere alınıyor. Niçin alınıyor?.. Toprak Reformu'ndan yararlanacak yoksul, topraksız köylü kullansın diye gönderilen traktörlerden, zengin çiftçiyi de, toprak ağasını da yararlandırmak için... Yoksul köylüye yapılacak yardımlardan zengin çiftçiyi de yararlandırmak için... Toprak Reformu Kooperatifleri de işte bu amaçla böylesine yozlaştırılıyor.

Verim Arttırıcı Tedbirler

Söylenenlerin aksine, biz hiçbir zaman, toprak reformunu sadece toprak dağıtımı olarak anlamadık. Öyle bir toprak reformu dünyada yoktur zaten. Siz, adına, yine kompleksinizden ötürü, bir "tarım" kelimesini de eklemeseydiniz, toprak reformu yine tarımda verimi arttırıcı tedbirlerle birlikte uygulanacaktı. Yani, sulamayı arttırıcı, gübrelemeyi arttırıcı, makine kullanımını arttırıcı, örgütlenmeyi geliştirici, kooperatifçiliği geliştirici tedbirlerle birlikte uygulanacaktı. Cumhuriyet Halk Partisi hükümet döneminde Toprak Reformu'ndan yararlanacak köylülerin verimli tarım işletmeciliği yapabilmeleri için gerekli altyapıları sağlamak üzere, 1 milyar 300 milyon liralık yatırım projeye bağlandı ve hızla uygulanmaya başladı. O zaman Sayın Demirel hükümette olmadığı için bir yılda bu proje tutarının tam üçte biri, 470 milyonu harcandı. Bununla yapılması gerekli işler yapıldı. Sessiz sedasız, temel atmasız, nutuksuz yapıldı... O arada sulamalar başladı.
Sayın Demirel, "Dağıtılabilecek ne kadar toprak var, kaç kişiye dağıtacaksınız?" diye ikide bir sorar. Oysa sulamasız olarak ancak iki bin kişiye yeten toprak, sulamayla 12 bin kişiye yeter. Demek ki siz sulamayı da yeterli ölçüde yaptınız mı, Türkiye'de dağıtılabilecek toprağın miktarını o oranda artırmış olursunuz.

1 Kasım 1976'ya kadar Urfa'da Toprak Reformu işlemleri bitirilmezse ne olacak? Topraksız yoksul köylü için ayırmış olduğumuz 1 milyar 300 milyon liralık parayla yapılan veya yapılacak olan yatırımların toprakta sağlayacağı bütün verim artışından, topraksız köylü değil, toprak reformuyla toprağa kavuşacak köylü değil, zengin toprak ağaları yararlanacak. Şimdi kooperatiflerden onların yararlandırılmasının düşünüldüğü gibi... Zaten, kamulaştırılmış topraklar dağıtılmadığı için, eski sahipleri topraklarını sürmeye devam ediyorlar ve öylece, bu yatırımlar şimdiden onlara yarıyor.

"Yeşil Devrim"in İçyüzü

Sayın DemirePin ikide bir sözünü ettiği "yeşil devrim" işte budur. Topraksız köylüyü, yoksul köylüyü süründürme bahasına, birkaç zengin çiftçiyi daha zengin edecek yolda verim arttırıcı tedbirler almak... Eğer adaletli bir toprak dağılımı sağlamadan, tek yanlı olarak verim arttırıcı tedbirlere giderseniz, o ülkedeki, sosyal adaletsizliği dayanılmaz ölçülere, patlama noktasına ulaştırmış olursunuz.
Sayın Demirel'in sık sık sözünü ettiği, yeşil devrim, dünyada foyası birkaç yıl önce ortaya çıkmış olan ve artık mucitlerinin bile ağızlarına almaktan sıkıldıkları bir oyundur, bir yutturmacadır. Toprak reformsıız yeşil devrim olmaz, hiçbir devrim olmaz. Eğer "devrim" sözünü Sayın Demirel kırk yılda bir ciddi olarak kullanıyorsa, bunun gereğini yapmalı ve Toprak Reformu'nu da içine sindirmelidir. Yoksa "yeşil devrim" dediği şey, şimdi Urfa'da hazırlanmakta olan tuzaktan başka bir şey olmaz. Bizim, iyi niyetle, yoksul ve topraksız köylü için başlattığımız yatırımlar zengin ağaların hizmetine sokulmuş olur. Urfa'da evvelce bire on adaletsizlik var idi ise, bu adaletsizlik bire yüz olur, bire bin olur.

MHP'nin İnançsızlığı

Haydi Adalet Partisi neyse. Zaten ilke olarak toprak reformunu benimsemediği belli, "tapuyu deldirtmeyeceğiz" diyor. Ama, toprak reformu uygulamasından sorumlu bakanın partisi, programında toprak reformuna bağlı olduğunu iddia ediyor. Oysa, görebildiğimiz kadar, o ve partisi de bu oyunun içinde. Demek ki, milliyetçilikleri kadar toprak reformuna inanç iddiaları da inandırıcı olmaktan bir hayli uzak...

Sosyal İhanet

Eğer Urfa'da bu oyun oynanırsa, topraksız köylü için kurulan kooperatifler, gönderilen traktörler, yapılan sulama tesisleri, köylü oyuna getirilip ve uygulama 1 Kasım 1976'ya kadar ertelenip, büyük ağaların hizmetine verilecek olursa, bu, insanlık tarihinin en büyük sosyal ihanetlerinden biri olacaktır.
Ara rejimin suyuna gitmiş olmak için toprak reformuna "evet" dermiş gibi görünmek sonra, el çabukluğu ile, daha doğrusu, el yavaşlığı ile, toprak reformunu, toprağa muhtaç köylünün değil de toprak ağalarının işine yarar hale getirmek... Bundan büyük bir sosyal ihanet, bundan büyük bir oyun düşünülemez.

Güneydoğıı'nun yer yer yarı feodal bir geleneksel yapısı vardır. Zaman içinde bu yarı feodal yapı, kendiliğinden, yavaş yavaş da olsa, değişmeye başlamıştı. Fakat şimdi Demirel Hükümeti bu değişimi, bu evrimi bile durduruyor, Urfa'da ve Güneydoğu Anadolu'da, yarı feodal yerine tam feodal bir yapıyı gerçekleştirmeye kalkışıyor.

Bana cevap verirken Sayın Demirel neler söyleyecektir veya neler söylemeyi içinden geçirmektedir, biliyorum. Çıkacaktır, "Ecevit doğa yasalarından bahsetmişti" diyecektir. Ben doğa yasalarını hiçbir zaman bir tahrik olarak söylemedim, doğa yasalarına ters düşerseniz, bundan ne gibi olumsuz sonuçlar gelebileceğini ve bunun altından kalkamayacağınızı anlatmaya çalıştım. Zaten bizim anayasamız benim o doğa yasası dediğim şeyleri dikkate aldığı içindir ki toprak reformunu da emretmiştir. Ama siz, geçimi topraktan olan köylüyü topraktan yoksun bırakacaksınız, onun delik pabucuna, delik giysisine aldırış etmeyeceksiniz, "tapuyu deldirtmem" diyeceksiniz. Toprak reformuna rağmen söyleyeceksiniz bunu... Köylü için yapılan masraftan, yatırımdan, ağayı yararlandıracaksınız, Urfa ilinde sosyal adaletsizlik bire on ise, bire yüz, bire bin yapacaksınız. Bu durumda ben ağzımı açmasam, doğa yasasının, toprak reformunun hiç sözünü etmesem, siz yine de Türkiye'de kendi yarattığınız, yol açtığınız sorunların üstesinden bu kafa ile gelemezsiniz.

Atasözümüz var, "Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar" diye... Benim doğa yasaları dediğim işte bu. Ama ben hiçbir zaman, hiçbir kimseye "doğa yasalarına uyun" demedim.
(HALİL AĞAR [Adıyaman, AP] - Talan...)

Talanı yapan başkaları... Sormayın onu, pişman olursunuz.
Tim tersine, ben, "Doğa yasalarının işlemesine fırsat vermeyin, anayasamızın, aklın, insanlığın gereği olan tedbirleri alın" diye uyardım.
Şimdi Demirel Hükümeti, doğa yasalarını çiğnemekle kalmıyor, kendi oyları ile çıkardığı Toprak ve Tarım Reformu Yasası'nı da çiğniyor.

Çiğnediği için de, kendi açısından haklı olarak Temsilciler Meclisi'nde övünebiliyor:

"Tapuyu deldirmedik" diye, "O sırada durumu, işi idare etmek için toprak reformu yasasını çıkarttık ama, işte görüyorsunuz, tapuyu deldirmiyoruz" diye marifetmiş gibi övünüyor.

Tam Feodal Kafa Yapısı

Sayın Demirel, Adalet Partisi, Cephe Hükümeti, uygulamada bir süre için toprak reformunu tersine çevirebilirler, ama dünyanın gidişini tersine çevirmeye kimsenin gücü yetmez. Kapitalizm, feodalizme göre daha ileri bir aşamadır. Siz yarı feodal bir yapıyı, kapitalizme değil, tam feodal yapıya dönüştüreceksiniz. Bu, tarihe ters düşmektir, akla ters düşmektir, çağdışı düşmektir, hesaba kitaba, her şeye ters düşmektir. Bunu elbette başaramayacaksınız. Bu kafayla sizler, kapitalizmi bile temsil etmiyorsunuz. 20. yüzyılın ikinci yarısında "ben tapuyu deldirmem" diye konuşabilen bir başbakan, yarı feodal değil, tam feodal kafa yapılı bir insandır.

Nitekim, dediğim gibi, Türkiye'nin kapitalistlerinden bile birçoğu toprak reformunun zorunlu olduğunu anlamışlardır artık, anlamaktadırlar.
20. yüzyılın sonlarında Türkiye'de bir başbakan çıkacak, ortaçağların bir feodal beyi gibi, bir derebeyi gibi, "tapuyu deldirmeyeceğim" diyecek. Bunu söylenebilir bir söz, sıkılmadan söylenebilir bir söz sanacak ve bu Başbakan Türkiye'yi sosyal patlamalardan kurtarabilecek. Buna imkan yoktur. Tapuyu deldirtmeden nasıl yapacaksınız toprak reformunu...

Kaynakça
Kitap: Türkiye 1965-75
Yazar: Bülent Ecevit
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir