Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Mahkeme Koridorlarındaki Kıbrıs Türk Barış Harekâtı

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

Mahkeme Koridorlarındaki Kıbrıs Türk Barış Harekâtı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 18:13

MAHKEME KORİDORLARINDAKİ BARIŞ HAREKÂTI

DAVACI: Ulvi BERBEROGLU Emekli Piyade Kıdemli Yüzbaşı Rıhtım Sokak, Ayyüdız Ap. D:2-Marmaris
SANIK: Sabri EVREN Emekli Tuğgeneral 1740 Sokak, Barış Apt. Karşıyaka/İzmir
SUÇ YERİ VE TARİHİ: İstanbul -1.10.1989
SUÇUN NEVİ : Yalan Beyan / Hakaret
OLAY: 20-27 Ağustos 1989 tarihleri arasında SABAH gazetesinde "Teğmen ULVİ'nin Anıları" baş­lığı altında bir yazı dizisi yayımlandı.


Yazarı benim.
Gazetede yayımlananlar gazete idaresine verdiğim bütünün küçük bir parçasıydı.
Yazının bütününden amaç; Kıbrıs adasının tarihini, stratejik önemini, coğrafi, sosyal ve ekonomik yapışım, harekâta kanlan birliklerin tarihçilerini, harekâtın planlama ve icrasını, düşman mevcut ve mukavemetini tarafsız ve doğru bir şekilde ortaya koymaktı.

Gazete; bütün içerisinden alıntılar yaparak, ilgi alanında gördüğü bölümleri toplumun ilgisini çekecek şekilde yayımladı.
Yazı dizisinin 23.8.1989 tarihinde yayımlanan 4'ncü bölümünün başlığı "Savaş emri alan general bir sürü mazeret saydı" şeklindeydi ve devamında SANIK GENERAL Sabri Evren hakkında şu olumsuz tespit ve değerlendirilmeler yapılmaktaydı.

a. General Sabri Evren, 18.7.1974 günü K.K.K.'lığında Harekât Emri aldığında, komutanı olduğu Hava İndirme Tugayı'nın muharebe edecek güçte olmadığım beyan etmiştir.
b. 20.7.1974 günü 2'nci Paraşüt Taburu ile Kıbrıs'a inen General Sabri Evren'in; Kolordu taktik karargâhı gelinceye kadar adada bulunan, inen ve çıkan birliklerin emir ve komutasını üstlenerek harekâtı sevk ve idare etmesi planlanmışken general bu görevi yerine getirememiştir.
c. General Sabri Evren, harekâtın bütünü için çok Önemli süre olan paraşüt hücumundan sonraki birkaç saati, Kıbrıs Türk Alayı Komutanı ve sivil liderleri ziyaretle harcamış; düşmanın baskın şokunu atlatarak açtığı ateş sonrası harekâtı yönetebileceği bir komuta yeri tesis edemeyerek basiretsizlik ve zafiyet göstermiştir.
d. General Sabri Evren, başlangıçta gösterdiği basiretsizlik ve zafiyeti ileriki safhalarda da devam ettirmiş, kişisel güvenliğini birliklerinin başarısından daha önemli görmüştür.

SANIK General Sabri Evren, 1.10.1989 tarihinde Sabah Gazetesine bir açıklama göndererek şu karşı görüş ve iddialarda bulundu:

a. Teğmen Ulvi Berberoğlu, Hava İndirme Tugayı'nın en disiplinsiz subayı idi. General Sabri Evren, bu disiplinsiz subayı acımış, kolayca ordudan ilişiğim kesebilecekken, onu orduya kazandırmaya çalışmıştır.
b. Teğmen Ulvi Berberoğlu'nun General Sabri Evren hakkındaki olumsuz iddialarına sebep, geçmişte generalin kendisine verdiği cezalara duyduğu kindir.
c. Teğmen Ulvi Berberoğlu harekât sırasındaki rütbe ve görevinin küçük olması nedeniyle Kolordu cephesindeki harekâtın tenkidini yapamaz.
d. K.K.K.'lığındaki toplantıda bulunmayan teğmen Ulvi Berberoğlu'nun kapalı kapılar ardında geçen konuşmaları bilmesi imkansızdır. General Sabri Evren kendisine savaş emri verildiğinde hiçbir mazeret ileri sürmemiştir. Böylesine yalan uyduran teğmen Ulvi, normal bir insan değildir.
e. General Sabri Evren emir komuta ettiği bütün birliklerde disipline Önem veren, başarılı, titiz bir komutandır. Bu meyanda Hava indirme Tugayını da her zaman denetlemeye ve muharebeye hazır seviyeye getirmiştir.
f. General Sabri Evren büyük bir cesaret örneği göstermiş, birliğinin başında olarak Kıbrıs'a paraşütle atlamış, iniş sonrası bölgeye atılan silah ve cephanenin tahliyesi için, Önceden planlanmayan araçları temin maksadıyla Kıbrıs Türk Alay Komutanını ve Siyasi Liderleri ziyaret etmiştir. Bu ziyaretlerin siyasi yatırım amacı yoktur.
g. General Sabri Evren, Teğmen Ulvi Berberoğlu'nun iddia ettiğinin aksine Cennet Bar'ın bodrumuna sığınmamış, birliğini sevk ve idare zafiyeti göstermemiş; tam tersine, üstün feragat ve cesaretle BAŞIBOŞ askerleri birliklerine sevk etme çabasmdayken 20.7.1974 gecesi ölümle burun buruna gelmiştir.
h. Teğmen Ulvi Berberoğlu, hiçbir belge ve tanığa dayanmadan, yalnızca kulaktan dolma bilgilerle ileri sürdüğü iddialarını ispatlamalıdır. Aksi halde müfteri'dir.
General'in açıklamasının yayımlanmasından yalnızca 4 gün sonra karşı açıklama metni ve belgelerle birlikte SABAH gazetesi Haber Müdürü Ahmet Vardar'a gittim. Beraberimde Hava İndirme Tugayının Harekât sırasında Kurmay Başkam olan E. Kurmay Albay Atıla Erdem de vardı.

Albay Atila Erdem'in, yazı dizisindeki iddia ve değerlendirmelerimi tamamen doğrulayan beyanına rağmen karşı cevap yazım yayımlanmadı. Yoğun işlerim nedeniyle de bir süre konunun takipçisi olamadım.
Açıklama ve iddialarına cevap verilemediğini düşünerek cesaretlenen sanık General Sabri Evren, 9.11.1989 tarihinde İzmir C. Başsavcılığına başvurarak, kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu, hakarete uğradığını beyanla TCK'nin ilgili maddeleri uyarınca tecziyemi talep etmiştir.

General'in dilekçesinin dikkat çekici yönü, gazetede yer alan ve yukarıda ana hatlarını belirttiğim iddialarından yalnızca bir tanesini, K.K.K.Tığındaki toplantıdaki konuşmaları, ispat edemeyeceğim düşünerek, yargı Önüne şikâyet konusu yapmasıdır.
Soyca ve ailece çok iyi bir geçmişe sahip, şerefli bir meslek yaşamı olan, sosyal statüsü yüksek, üstün cesaret ve feragat madalyası ve rozeti (altın) sahibi bu şahsm, yayın yoluyla kamuya duyurduğu iddia ve açıklamalarını yargıya da intikal ettirmesi bir onur gereğiydi. Yapamadı.

Benim sanık General'den farklı bir onur ve sorumluluk anlayışım vardır. Bu yüzden, hem yazı dizisindeki görüş ve iddialarıma sahip çıkıyor; hem sanığın gazetede yayımlanan açıklamalarına yargı önünde cevap yeriyor ve hem de samğı yalan beyan, hakaret, harpte sevk ve idare zafiyeti göstermek, komuta ettiği birliğin onurunun çalınmasına ve tarihin saptırılmasına göz yummak, hak etmediği harp madalyasını muhafaza etmekle suçluyorum.
Türk Subayları sanık General'in çarpık düşünce yapısındaki kişilerin kolayca harcıyacağı bozuk para değildir.

TSK İç Hizmet Kanun ve Yönetmenliği "Disiplin"i şöyle tarif eder:

"Kanunlara, nizamlara, emirlere mutlak itaat, üstün ve astın hukukuna riayet etmek, karşılıklı saygı ve sevgi göstermektir"
Sanık General, astlarının hukukuna riayet etmez, onlara sevgi de beslemezdi.
"Astlarım beni sevmesin, üstlerim takdir etsin" cümlesi onundur.
17 yaşımda öğrenci olarak katıldığım Silahlı Kuvvetlerden 33 yaşımda Piyade Kıdemli Yüzbaşı olarak ve kendi isteğimle emekli oldum.
MSB.'lığındaki şahsi dosyam içinde Sanık General ve benzerlerinin verdiği birçok ceza yazısı vardır. Bundan üzüntü duymuyorumı Bu kişiler George Orwell'in Hayvanlar Çiftliği'ndeki daha fazla eşit yöneticiler gibiydiler. Kanun, nizam ve emirler, onların kişisel hırs ve egosunu tatmin için birer araç; astlar da bu hırs ve egonun üstlerinde tatbik edileceği, itiraz hakkı olmayan, birer piyondur. Bu çerçevede ben disiplinsiz değil, tek taraflı işletilmek istenen disiplin kavramına asiydim. Tanrıya şükrediyorum ki General Adnan Doğu (E. Orgeneral) ve General Orhan Cilasun (E. Tümgeneral) gibi subayların çok yakın maiyetinde çalışmak suretiyle Silahlı Kuvvetler' in manevi kişiliğine olan inancımı yitirmedim.
Bütün askeri okulları pekiyi derece ile bitirerek kendi isteğimle, kura çekmeksizin, Komando (Hava İndirme) Tugayı'na katıldım.

Kıbrıs Harekâtı sonrası henüz Üsteğmen rütbesinde iken Hava İndirme Tugay Karargâhina Harekât Planlama Subayı olarak alındım. Birçok harp planına imza attım, tugay birlik eğitiminin koordinatörlüğünü yaptım. Yıllarca bir veya birkaç branşta paraşüt şampiyonu oldum, ülkemi yurtdışında temsil ettim.

General ve ilgi duyanlar K.K.K.'lığı Denetleme Kurulu'nun 1979 yılı "Denetleme Raporu"nu okumalıdır. Heyet başkanı, sanık General'in Kıbrıs Harekâtı sırasındaki Komutan yardımcısı olan Albay Sami Konukoğlu'dur. Kuvvet tarihinde hiçbir birliğin hak edemediği 81 başarı puanım benim bölüğüm almıştır. Bu tarihten 6 ay sonra da emekliliğimi istedim.

Yüz kızartıcı suçlar işlemeyen, vatan hainliği yapmayan, legal veya illegal Örgüt üyesi olmayan ve hatta askerlikten başka hiçbir mesleki tercihi bulunmayan bir subayın, komutanlık makamlarının yaptığı haksızlık ve usulsüzlüklere karşı geliyor diye "kısa bir yazı" ile ordudan üişiğini kesebilecek gücü kendisinde görenlerin mantığını ve ahlâk yapışım anlamak güçtür.

General ve benzerlerinin genç subayları "Orduya ısındırmak" için özel gayret göstermelerine, soma da pişman olmalarına gerek yoktur. "Disiplin" kavramını doğru ve tek yönlü olmayacak şekilde anlasınlar yeter.
Gazetedeki yazı dizisinde, Sanık General hakkındaki olumsuz görüşlere yer vermemin, bu şahısla aramızdaki disiplin anlayışı farkından kaynaklanması söz konusu değildir.
Aksine, ilerde görüleceği gibi, emir ve komuta etmesi için sanık General'e emanet edilen ve silahlı kuvvetlerin en seçkin kara birliği olan Hava İndirme Tugayı'nın bir mensubu olduğumdan, utanarak, bu şahsın beceriksizlik ve basiretsizliğinin çok az kısmını yazıya aktardım. Eksiklikleri bu vesile ile tamamlayacağım.

General, harekât sırasındaki rütbe ve görevimin çok küçük olması nedeniyle Kolordu Cephesinde harekât kritiği yapamayacağımı ifade etmektedir.
Hava İndirme tugayı'ndaki 8 yıllık hizmetimin son 4 yılı Harekât planlama subaylığıdır. Bu süre içinde ve soması Kıbrıs Harekât Planlarinı, Harp Cerideleri'ni, Harekât sonrası yapılan değerlendirmeleri inceledim; notlar aldım, arkadaşlarımla ve üstlerimle görüştüm. Anlatılanların tamamına yakın kısmı belgeye dayanır.

Akıl yolunu bulmak, doğruyu ortaya koymak için yaş ve rütbe çok Önemli değildir. Önemli olan; konuya ilgi duymak, gerçeği bulmayı istemek, görmek, algılamak, dinlemek, bilgi toplamak, analiz ve sentez yapabilip sonuca ulaşmaktır.
Yazı dizisini kaleme aldığımda birikimlerin yukarıdaki gibi, yaşım 41 ve rütbem de E. Kıdemli Yüzbaşı idi.

General'in gazetedeki açıklamasında yer alan iddialarım göz ardı ederek savcılık şikâyet dilekçesinde yer verdiği tek konu olan K.K.K.Tığındaki konuşmayı rahmetli Orgeneral Hazma Günalp'ten dinledim. General Sabri Evren'in bu konudaki ispat isteğini yaşadığımız dünya ile ahiret arasındaki iletişim eksikliği nedeniyle, doğrudan yerine getiremem. Ancak başta Sayın Cumhurbaşkanı Kenan Evren olmak üzere bu toplantıya katılan diğer onurlu General ve subaylar gerçeği açıklayabilir. Ayrıca Sanık General'in toplantıda kendisine eşlik eden Tugay Harekât Subayı Kurmay Yüzbaşı (Halen general) Ahmet Aydoğdu'nun ismini anmayışı ve tanıklığını istemeyişi anlamlıdır.

Emekli General'in emir komuta ettiği bütün birliklerde disipline önem veren başarılı ve titiz bir komutan olduğu, harpte de birliğini başarıya ulaştırdığı savı gerçek dışıdır.
İlerde ayrıntılarını göreceğimiz gibi kendisi 2'nci Barış Harekâtı devam ederken 15 Ağustos 1974 tarihinde görevden alınmış, 17 Ağustos'ta Tugay Komutanlık görevini General Adnan Doğu üstlenmiş, sanık general ise terfi sırası geldiğinde emekliliğe sevk edilmiştir. Halen onurla taşıdığını ifade ettiği Kıbrıs Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası (Altın) da hiçbir belge ve esasa dayanmadan ve hak etmediği halde kendisine verilmiştir.

Hava İndirme Tugayı'nın Kıbrıs Barış Harekâtina katılan en eğitimli ve seçkin kara birliği olduğunu ben de her zaman her yerde söyler ve bu birlik mensubu olmakla gurur duyarım. Ancak Sanık General'in bu gururu paylaşmaya hakkı yoktur. Çünkü, anlaşılacağı gibi, bu birliğin harekât öncesi ve harekât sonrası-sırasmda-ki başarıları General Sabri Evren'e rağmendir.

Sanık generalin gazetede yayımlanan açıklamasında sözünü ettiği ve harekât öncesi düzenlenen, Korgeneral Hamza Günalp'in de takdirini alan plan tatbikatının hem hazırlığında, hem de uygulamasına kanlan tek teğmen benim. Çok değerli subaylardan oluşan Tugay Karargâh Subayları ve ast birlik komutanlarının general Sabri Evren'i kamufle etmeyi onur sorunu yapmaları sayesinde plan tatbikatı başarılı geçmiştir. Tugay Karargâhı Sanık General'i "Harekât Müdürü" yaparak Kolordu Komutam tarafından yöneltilecek sorulardan kurtardı. Ancak harpte komutanın kişiliğini, bilgi ve yeteneğini hiç kimse farklı gösteremez, basiretsizlik ve zafiyetini örtemez.
Savaş, ülkelerin istek ve/veya haklarını karşı tarafa zorla kabul ettirmek üzere silahlı kuvvetlerim harekete geçirmesidir.

Silahlı kuvvetler ise, harekete geçmeden çok önce ülke ve ulus çıkarlarının belirgin hale soktuğu muhtemel harekât bölgelerini, düşman durumunu, kendi kuvvetlerini değerlendirerek "Harekât Planları" yapar.
Kıbrıs Türkiye için etnik, tarihi bağlarının dışında coğrafi konum (Jeopolitik) yönüyle büyük önem taşıdığından Türk Genel Kurmayının doğal olarak önceden hazırladığı Kıbrıs harekât Planları mevcuttu.

İşte bu denizaşırı müşterek harekât planının karar taktik bölümünün ana dayanağı Hava İndirme Tugayı ve onun komutanıdır.
Genel Kurmay'ın prensip ve talimatları doğrultusunda hazırlanan Hava İndirme Tugayı harekât planı ise "Yıldız Atma Planı"dır.
Yıldız Atma Planı'nda Hava İndirme Tugay Komutanı ve Karargâhının Kıbrıs'a 1 no'lu atma bölgesi olan Kırniya, 1'nci paraşüt Taburu ile inmesi, Kolordu taktik karargâhı adaya gelinceye kadar adada mevcut, inen (paraşüt ve helikopterlerle) ve çıkan birliklerin emir komutasını üstlenerek harekâtı sevk ve idare etmesi planlanmıştı.

Emekli General 19 Temmuz 1974 günü öğleden sonra verdiği bir emirle 1'nci ve 2'nci paraşüt Taburlarının yükleme, bindirme planlarını değiştirtmiş, kendisinin bildiği sebeplerle harekâta 2'nci paraşüt taburu ile katılmıştır. 21 C-47 uçağı içinde, güvenliğini en iyi koruyacağına inandığı, doğrudur, seçkin bir subay olan rahmetli Üsteğmen İbrahim Poyraz'ın (Benim Bölük Komutanımdır) atlatıcı öğretmen (Jumpmaster) olduğu 5 numaralı uçaktan başkasına binmeye de yanaşmamıştır.
Harp prensiplerinden birisi olan "Komutan"ın anlamı şudur: Komutan, kişiliği, bügisi, öngörüşü, yeteneği, önderliği, kısaca tüm manevi değerleriyle, muharebenin kaderini tayin eden ana unsurlardandır. Varlığı birliğine onur ve cesaret vermelidir.
2'nci paraşüt taburunun hiçbir bireyi Tugay Komutanı'nın kendileriyle birlikte harbe gitmesinin heyecanım duymamış, onun varlığını bile hissetmemiştir.

General üstlerinin kendisine söylediğini ifade ettiği "Gazan Mübarek Olsun" cümlesini aklına getirebilip birliğini toplayarak onlara "Harbe gidiyoruz. Gazanız mübarek olsun." diyememiştir. Oysa zamanın Kayseri müftüsü, 19-29 Temmuz gece yarısı Erkilet Hava Üssü'ne gelip askerin ihtiyacı olan bu güzel sözleri söylemeyi bilmiştir.

Sanık General'in 1'nci harekât sırasında sergilediği basiretsizlik ve emir komuta zafiyeti kısmen gazetedeki yazı dizisinde ve bu dilekçe içinde özetlenmiştir.
General'in karşı iddia olarak gazetede yayınlattığı diğer açıklamaları da yavan, ucuz ve gerçek dışıdır.

Paraşüt hücumu sonrası Kıbrıs'ta yaptığı ziyaretleri "Tugay Harp Ceridesi"nden aldım. Kendisi "Siyasi yatırıma değil tahliye planındaki eksiklikleri gidermek, araç temin etmek için bu ziyaretleri yaptım." Demektedir. Ben ziyaretlerin hangi amaç için yapıldığına dair bir yorumda bulunmadım. Yalnızca olayın tespitini yaptım, sebep göstermedim. Demek ki "Siyasi Yatırım" amacı da benim düşünemediğim ihtimaller içindedir.

1'nci sorti paraşüt hücumu sonrası bölgeye 5 uçaklık malzeme atıldı ve bunlar 6 adet kamyon ile tahliye edildi. Araç temini karargâhtaki G-4 şubenin görevidir. 6 adet kamyonu bulmak için, en kritik zamanda, harekâtın sevk ve idaresinin boşlukta bırakılmasını anlamak ve kabul etmek mümkün değildir. General bu değerli zamanı gerçekten 6 adet aracı temin için harcamış ise bu onun basiretsizliğinin, görevleri arasında öncelik seçimini doğru yapamayışının tipik bir göstergesidir.

General'in "20 Temmuz'u 21 Temmuz'a bağlayan gece saat 20.30'da Tugayı takviye için birliklerden helikopterlerle gönderilen 750 asker Kırniya inmişlerdi. Bunları o gece.Cennet Bar bölgesindeki ağaçlık bölgede geceyi geçirtmek ve ait oldukları taburlara sevk etmek için Tugay Komutanı yardımcısı Albay Sami Konukoğ-lu ile birlikte arazide uğraşırken Rum bölgesinden âçılan şiddetli topçu ateşi altında kaldık, saat gece yarısını geçmişti..." şeklindeki açıklaması yalan'dır.

20 Temmuz 1974 günü Kırnı bölgesine Helikopterlerle en son iniş saat 18.15'te yapılmıştır, inen Personel Hava indirme Tugayı'na ait değil, Nevşehir Jandarma Komando Taburu ile Komando Tugayı (Bolu) Karargâh Bölüğü'nün bir kısım erleridir. Aynı gün uçaklarla yapılan son Hava İndirmesi saat 19.55'tedir. Bu da personel değil, saat 11.55'de bölgelerine inen 3'üncü ve 4'ncü paraşüt taburları ile Tugay Topçu Bataryası'nın malzemelerinin satıldığı "Malzeme Atmasi'dır. Bu malzemelerin tahliyesi ise hava karardığı için ancak ertesi gün yapılabilmiştir.

Kolayca anlaşılacağı gibi saat 20.30'da bölgeye helikopter veya uçakla inen/atılan personel olmadığından bunların ait oldukları birliklere şevki için çaba göstermek de mümkün değildir. Zaten o ana kadar Ada'da bulunan, inen ve çıkan birliklerin en seçkininin komutanı, fiilen de Kolordu Komutanı yardımcısı olan şahsın Harekâtın sevk idaresini bırakıp ile birlikte "Er sevkiyati'na soyunmuş olduğunu söylemesini yorumlamayı gereksiz buluyorum.

Olayın doğrusu şöyledir:

General 20 Temmuz günü saat 11.00'da Darboğaz bölgesine intikal ettikten sonra Karargâhının faaliyetine katılmamış, zamanının çoğunu Türkiye ile muhaberatın sağlanmaya çalışıldığı Telsiz Odasında geçirmiştir.
General 21 Temmuz günü saat 16.30'da helikopterler Kırniya intikal ettirilen erlerin toplu olarak bulunduğu karargâhının hemen yanındaki ağaçlık bölgeye çıkmış, ancak toplu hedefi iyi tespit eden düşmanın açtığı ateş sonucu 10 kadar er yaralanınca olaydan fazlaca etkilenmiş ve tekrar telsiz odasına dönmüştür.

22 temmuz akşamına kadar çok gerekmedikçe telsiz odasından dışarı çıkmayan sanık General'in bir konuda hakkım teslim etmeyi vicdan borcu biliyorum:

Kıbrıs Türk Alayı Personelinin eş ve çocuklarının da doluştuğu ve gürültünün tahammül edilmez boyutlara ulaştığı bu sıkışık yerde uzun süre kalabilmek herkesin başaramayacağı bir sabır, sebat ve cesaret işidir.
22 Temmuz akşamı Girne ele geçirilmiş, inen ve çıkan birlikler birleşmeyi gerçekleştirmiş, 23 Temmuz akşamı ise bölgedeki düşman mukavemeti büyük ölçüde temizlenmiştir.
Samk General'in telsiz odasından sıkça çıkmaya ve 500 m. yarı-çaplı bir saha içinde hareket etmeye başlaması 22 Temmuz akşamından sonradır.

Girne'nin ve Rum Milli Muhafız Ordusu'nun 3'ncü Taktik Karargâhinın ele geçirilmesi gazetedeki yazı dizisinde anlatılmıştır.
Bu elemlerin önemi ve sanık generali ilgilendiren yönünü irdelemek konuya daha fazla açıklık getirmek için gereklidir.

Kıbrıs Rum Milli Muhafız Ordusu 5 Ana Ast Birlikten oluşuyordu ve bu birlikler Askeri Taktik Komutanlık adı altında teşkilatlanmış.
Girne'nin ve tarafeyni "Kuzey sahili"ni savunma sorumluluğunu üstlenen 3'ncü Askeri Taktik Komutanlık Karargâhı ise Girne'nin güneyinde beşparmak dağlarının (Bozdağ) yamacında, Girne-Lefkoşe asfaltına hakim "Beyaz Ev"dedir.
"Papaz'ın evi" veya "Makarios'un Sarayı" diye de adlandırılan bu yapı gerçekte Makarios'un yazlık sarayı iken 15 Temmuz darbesi sonrası Rum Milli Muhafız Ordusu tarafından el konularak askeri amaçla kullanılmaya başlanmıştır.
2'nci Paraşüt Taburu'nun 22 Temmuz'daki Girne taarruzu öncesi ve sırasında "Papaz'ın evi" ve civarı diğer hedeflerle birlikte ve öncelikle, emir komutamdaki Tabur ağır silahları tarafından ateş altına alınarak, düşmanın savunma koordinasyonu, insicamı ve muhabere irtibatları bozulmuş, birleşme için sürdürülen İleri harekâta düşman baskısı ve etkisi asgari seviyeye indirilmiştir.

23 Temmuz günü 2'nci paraşüt Tabur Komutam Binbaşı Ömer Kocabıyık'ın emriyle Balapayıs'taki Rum 33'ncü Komando Taburu ile 3'ncü Taktik Komutanlık Karargâhını ateş altına alırken "Papaz'm evi"nden gelen bir kısım Rum'un birliğimi basması sonucu 3 şehit 4 yaralı verdim. Karşılığında el koyduğum bir tank desteğinde "Papaz'ın evi"ni ve bu bölgedeki çok sayıda, malzeme, evrak, silah ve cephaneyi ele geçirdim.
Rum 3'ncü Askeri Taktik Komutanlık Karargâhı ve çevresindeki harekâtın önemini bilen Tabur Komutanı Binbaşı Ömer Kocabıyık tarafından aynı gün akşamüzeri Önce Tugay Komutanı Tuğgeneral Sabri Evren'e daha sonra da Kolordu Komutanı Korgeneral Nurettin Ersin'in huzuruna götürüldüm.

Korgeneral Nurettin Ersin'in emriyle bölgedeki son düşman kalıntılarını temizlemek, ele geçirilen malzeme, silah ve cephaneyi tahliye etmek üzere görevlendirildim.
Akşam alacakaranlığı çökerken birliğimden bir kısım er ve 3 adet kamyonla harp sahasına dönerken beraberimde Hürriyet gazetesi muhabirleri rahmetli Ülkü Arman ve Sökmen Baykara ile sanık generalin emir subayı Asteğmen Artıkoğlu vardı.
Harekâtla ilgili geniş bir yazı Hürriyet gazetesinde 29 Temmuz 1974 talihinde arka sayfanın bütününü kaplayacak şekilde yayımlandı. Daha sonraki günlerde de 'Papaz'ın evinin ve çevresinin Önemini vurgulayan birçok yazı değişik gazetelerde okuyucuya sunuldu.

General Sabri Evren, bu muharebeler sırasında ele geçirdiğim ve Bölük Komutanım rahmetli Üsteğmen İbrahim Poyraz'ın ısrarıyla kendisine hediye ettiğim bir adet AK-47 Kalaşniköf otomatik tüfeği halen onurla saklamaktadır.
Çok sonraları öğrendiğim bu ayrıntılı bilgilere o tarihte sahip ol-saydım, hiçbir dostluk ilişkisi veya emir, bu silahı sanık General'e hediye etmemi sağlayamazdı.

Anlatılanlardan ortaya çıkan sonuç, Hava İndirme Tugayı Karargâhı ve Birliklerinin kendilerine verilen görevleri tam olarak' yerine getirdikleri ancak bunda Tugay Komutanının hiçbir katkısı olmadığıdır.
3 Ağustos 1974 günü Tugay Karargâhindan yalnızca, 1.5 km. ötede olan ve kurtarılmış bölgenin tam ortasında Darboğaz'daki Kireç Ocaklarında bulunan 2'nci paraşüt Taburu'nu ziyareti öncesi, bölgenin emniyette olup olmadığını soran sanık General'e üstün cesaret ve feragat madalyası ve rozetinin (altın) verilmesini sağlayanlar da en az onun kadar suçludur.

2'nci Barış Harekâtı 14 Ağustos'ta beklenmedik bir şekilde başlatıldı.
Harekât Planlanırken diğer generaller, kendi muharebe gruplarının önlerine, savaşçı yeteneklerini çok iyi bildikleri birer paraşüt taburu istediler ve samk generalin dirayetsizliği sayesinde istediklerin aldılar. Böylece Hava indirme Tugayı fiilen ortadan kaldırıldı ve sanık general de çok sevdiği Cennet Bar'da kaldı.

Komando Tugayı harekâttan bir yıl önce. Hava İndirme Tugayı'nın refüze (Paraşütle atlamayan) erlerinden kurulmuştu. Komutanları olan general Sabri Demirbağ iki paraşüt Taburu ile Tugay Topçu Bataryasını emrine aldı.
39'ncu Tümen Komutan Yardımcısı olan ve emrinde hiçbir birlik bulunmayan general Hakkı Borataş, general Bedrettin Demirel'in desteğiyle "Bora Özel Görev Kuvveti" adı altında bir muharebe grubu oluştururken kalan iki paraşüt Taburunu da 28'nci ve 39'ncu Tümen Komutanlarına hediye eden samk general, mektepleri tatil eden maarif nazırının huzurunu yaşamaktaydı.

General Sabri Evren elinde hiçbir yazılı belge olmaksızın 15 Ağustos günü Kıbrıs'a çıkagelen ve Hava İndirme Tugayı'nın Komutanlığını üstlendiğini söyleyen General Adnan Doğu'ya 17 Ağustos günü emir ve komutayı büyük bir tevekkül ve rahatlama ile teslim etmiştir.

Dere geçilirken at değiştirilmeyeceği gibi harp içindeki bu emir komuta değişikliğinin kendi basiretsizlik ve ehliyetsizliğinden kaynaklandığını bilen sanık General, hiçbir birliğine veda etmeden adeta kaçarcasına Ada'dan ayrılmıştır.
General Sabri Evren'in bilmediği, öğrenmek zahmetine de kalkmadığı veya mücadelesini vermediği çok önemli bir onur ve tarih sorunu vardır.
Hava İndirme Tugayı birliklerini adeta "Av Köpekleri" gibi kutlanan bazı muharebe grup komutanları bu birliklerin başarılarım Harp Ceridelerine kendi birlikleri adına geçirmiş ve Hava İndirme

Tugayı'nın Onurunu çalmış, tarihi çarpıtmışlardır. Bu husus Kolordu Harp Ceridesi için de geçerlidir.
Kişiler gibi birlikler de onurları ile yaşar.

Sanık general 13 Ağustos 1989 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'ne gönderdiği bir açıklamada şöyle demektedir:

" Ayrıca 1976 yılında Sayın Orgeneral Demirel bir askeri dergide Hava İndirme Tugayı Komutanlığının taburlarından 3'ncü Paraşüt Taburu ve bilahare emrine gönderilen Jandarma Komando Taburu tarafından karış karış dövüşülerek alınan Beşparmak Dağları'nı bir krokide kendisi almış gibi göstermiştir... O zamanlar dergideki yazıyı orgeneralimizin heyecanlı ve romantik mizacına vererek üzerinde fazla durmamıştık..."
Hangi şartlarda ve kim tarafından olursa olsun, birliğinin onuru çalınır ve tarih çarpıtılırken o birliğin komutanı olduğunu iddia eden şahsın suskunluğu utanç vericidir.

Sanık generalin konu üzerinde durmayışı, yazının önemsiz ve yazanın heyecanlı-romantik kişiliğinden kaynaklanmış olmasından değil, kendisinin geçmişteki komutanlık zafiyetinden ve yazı yayımlandığından orgeneral ile kendisinin silahlı kuvvetlerde bulunması nedeniyle; kısaca çekingenlik ve ikbal hesabıyladır.

2'nci Harekâtta 28'nci Tümen emrine verilen ve Paşaköy'e kadar Tümen unsurlarının en önünde ilerleyen 2'nci paraşüt taburu, 16 Ağustos'tan itibaren güneye yönelmiş, önceden tespit edilen ilerleme sınırının 12 km. aşarak İngiliz Dikelya üssü ile temasa geçmiştir.

Larnaka'nın hemen kuzeyindeki ve Larnaka-Lefkoşe yolunu kontrol eden hakim arazi kesimini ele geçirerek mevzilenen 2'nci Paraşüt Taburu'nun Larnaka'yı da işgal etmesi İngilizler'in ısrarı sonucu 28'nci Tümen Komutanlığı tarafından engellenmiştir.

Ele geçirilen bu arazinin son derece kritik olduğu üst komutanlıklarca da bilahare fark edilmiş ve sınır düzeltmeleri sırasında düşmana terk edilmemiştir.
Harekâtın tümü 28'nci Tümen ve Kolordu Harp Cerideleri'ne 6Tnci Piyade alayı tarafından icra edilmiş gibi gösterilmiştir. Oysa 61'nci Piyade alayının 2'nci Paraşüt Taburu yanında yer alması tam üç gün sonradır.

Sanık General'in, bu başarının sağlanmasında en büyük etkenin, Tabur Komutanı Binbaşı Ömer Kocabıyık, 2'nci Bölük Komutanı Üsteğmen İbrahim Poyraz, l'nci Bölük Komutanı Üsteğmen Ergün Gören ve Tugay İrtibat Subayı Üsteğmen Kubilay Kılmç tarafından desteklenen Teğmen Ulvi Berberoğlu'nun kurduğu keşif kolu faaliyeti olduğunu bilmesinde yarar vardır.

Gerçekleştirilişinden 10 yıl sonra, harekâta savaşçı ve misafir olarak katılanlara olsa olsa metodu veya dostluk hesaplarıyla çeşitli derecelerde madalya ve şerit rozet dağıtımı yapılmıştır. Ben gerek tabur gerekse Tugay Harp Ceridelerine "Kahraman" olarak geçtiğim halde bana takdir edilen ödülü almayı onursuzluk olarak gördüm ve reddettim. Bu dilekçe muhteviyatı içinde olan hususların büyük bir bölümünü hem general Nurettin Ersin'e hem de Genel Kurmay Başkanlığina gönderdim. Başvuruların ve ayrıca iade ettiğim 20 adet paraşüt madalyasının posta alındı belgelerini halen saklıyorum.

Ödüllendirilmeyi en üst seviyede hak eden birçok subay ve astsubay hatırlanmazken, sanık generalin altın dereceli üstün cesaret ve feragat madalyasını almasını, ayrıca korkaklık ve yetersizlikleri herkesçe bilinen birtakım kişilere ödül verilmesini kabul etmek mümkün değildir.

SONUÇ VE TALEP:

1- Ek listede isimleri belirtilen tanıkların ifadelerin başvurularak belgelerin incelenmesini,

2- Genel Kurmay Başkanlığı'na müracaatla:

a. Sanık generalin 2'nci Barış Harekâtı devam ederken Hava İndirme Tugayı Komutanı görevinden alınıp alınmadığının ve gerekçesinin öğrenilmesini
b. Sanık general'e verilen Kıbrıs üstün cesaret ve feragat (altın) madalyasının hangi kanun ve yönetmelik esaslarma ve hangi gerekçeye dayandırıldığının tespitini,
c. Harp Cerideleri ve tarihin saptırılması konusunda suç duyurusunda bulunulmasını,

Sonuç itibariyle toplanacak tüm belgeler ışığında gazetede ya-yımlanan yazı dizisindeki görüş ve iddialarımın doğru, buna karşılık sanık General'in açıklamalarının gerçek dışı olduğunu ve bu yolla manevi kişiliğime saldırıda bulunarak tarafıma hakaret ettiğinin kabulünü ve TCK'nın İlgili maddeleri uyarınca cezalandırılması için hakkında dava açılmasını saygı ile arz ve talep ederim.

13.2.1990
EKLER
Tanık Listesi (2 sayfa 44 isim) Ulvi BERBEROĞLU
Delil Listesi (16 Belge) E.P.Kd. Yüzbaşı


BİLİRKİŞİ RAPORU
ŞİŞLİ 2.NCİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE Dosya No: 1990/43


İstanbul'da yayınlanan SABAH gazetesinin 20-27 Ağustos 1989 tarihli nüshalarında (Teğmen Ulvi'nin anıları) başlığı altındaki yazılar ile emekli Tuğgeneral Sabri Evren'e hakaret edilip edilmediğimi! ve 1/10/1989 tarihli nüshada yayınlanan cevap yazısında da emekli Yüzbaşı Ulvi Berberoğluna hakaret edilip edilmediğinin tespiti için bilirkişi olarak tayin edildiğimden gerekli incelemeleri yaptım.

(Teğmen Ulvi'nin anıları) başlığını taşıyan yazıda Emekli General Sabri Evren'in K.K.K.Tığında hareket emri aldığında komutanı olduğu hava indirme Tugayının muharebe edecek güçte olmadığını beyan ettiği, 20.7.1974 günü ikinci paraşüt Taburu ile Kıbrıs'a inen generalin Kolordu Taktik Karargâhı gelinceye kadar adada bulunan inen ve çıkan birliklerin emir ve komutasını üstlenerek harekâtı sevk ve idare etmesi planlanmış iken Generalin bu görevi yerine getirmediği, Sabri Evren'in harekâtın bütünü için çok önemli bir süre olan paraşüt hücumundan somaki birkaç saati Kıbrıs Türk Alayı Komutanı ve Sivil liderleri ziyaretle harcadığı, düşmanı baskın şokunu atlatarak açtığı ateş sonrası harekâh yönetebileceği bir komuta yeri tesis edemeyerek basiretsizlik ve zafiyet gösterdiği, bu basiretsizlik ve zafiyetinin ilerideki safhalarda da devam ettiği, kişisel güvenliğini birliklerin başarısından daha önemli gördüğü iddia edilmiştir.

Emekli General Sabri Evren ise 1.10.1989 tarihli Sabah gazetesinde sözü geçen iddialara cevap vermiştir. Bu cevabında Teğmen Ulvi Berberoğlu'nun Hava İndirme Tugayının en disiplinsiz subayı olduğunu, bu disiplinsiz subaya acıdığı için ordu ile ilişkisin kesmediğini, onu orduya kazandırmaya çalıştığını, teğmen Ulvi Berberoğlu'nun kendisi hakkında bu tür iddialarda bulunmasının sebebinin kendisine verdiği cezalara duyduğu kin olduğunu, teğmen Ulvi rütbesindeki bir subayın Kolordu cephesindeki harekâtın tenkidini yapamayacağını K.K.K.Tığmdaki toplantıda bulunmayan bir subayı oradaki konuşmaları bilmesine imkân bulunmadığım, kendisine savaş emri verildiğinde hiçbir mazeret ileri sürmediğini belirtmiş ve yapılan iddiaların ispatlanmasının aksi takdirde Teğmen Ulvi Berberoğlu'nun müfteri sayılacağını beyan etmiştir.

Yukarıda özetlediğimiz karşılıklı iddialar esas itibarıyla bir (Tenkit) hüviyetindedir. Taraflar bir savaş harekâtının çeşitli yönlerini aradan yıllar geçtikten soma kamuoyuna duyurmak çabasındadırlar. Sözü geçen karşılıklı iddialar ilk önce Ulvi Berberoğlu tarafından başlatılmıştır. Berberoğlu bu iddialarda Emekli Generalin basiretsizlik ve zafiyetle suçlamıştır. Belirtmek gerekir ki, Silahlı Kuvvetler içinde askeri disiplin ve hiyerarşi içinde bulunan kişilerin askeri görevin özeliklerini dikkate almak suretiyle bir zamanlar emirlerinde çalıştıkları kişileri bu şekilde suçlamaları Türk Silahlı Kuvvetlerinin geleneklerine uymaz. Buna rağmen değişmekte olan toplumsal yapı, görüş ve düşüncelerin bu alanda da etkili olduğu görülmektedir. Yazıda savaş harekâtına Teğmen rütbesi ile katılan bir emekli subayın aradan yıllar geçtikten sonra harekâtla ilgili müşahede ve değerlendirmeleri söz konusudur. Bu müşahede ve değerlendirmeleri yapılırken bazı kişilerin hareket tarzının eleştirilmesi ve bu hareket tarzından dolayı bu kişilerin suçlanmaları doğaldır. Bu itibarla emekli Yüzbaşı Ulvi Berberoğlunun sözü geçen değerlendirme ve eleştiri çerçevesinde hareket ettiği, bununla ilgili olarak bir zamanlar komutanı olan emekli Generali de eleştirdiği ve fakat Generale hakaret etme, onu halkın nazarında küçük düşürme şeklinde bir amaç izlemediği sonucuna ulaşılmıştır.
Aynı şekilde Berberoğlunun iddialarına cevap veren Sabri Evren de bu iddialara karşı kendisini savunmak için, iddia sahibinin orduda disiplinsiz bir kimse olduğunu söylemek zorunda kalmıştır. Sabri Evren'e göre Berberoğlu'nun disiplinsiz bir yapıya sahip olması sebebiyle sözü geçen yazıları kaleme alarak yayınlamıştır. Bu şekildeki bir değerlendirme ve kurulan bağlantılar adı geçenin tahkir amacını göstermemektedir. Amaç yapılan iddiaların ve tenkitlerin cevaplandırılmasından ibaret bulunmaktadır.

Arz ettiğimiz sebeplerden dolayı tarafların karşılıklı iddialarında hakaret niteliğinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Keyfiyet saygı ile arz olunur. 17.8.1990
Bilirkişi
Prof. Dr. Kayıhan İÇEL

CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA İZMİR

DAVACI SANIK

SUÇUN NEVT SUÇUN YERİ SUÇUN TARİHİ SUÇUN DELİLİ

OLAYI


Sabri Evren, Ragıp oğlu 1924 D.lu, İzmir Karşı-yaka Nf. Kyt.Halen, 1740 sokak 7/6 Barış Apt. Karşıyaka/ İzmir adresinde otrur. Kayseri Hava İndirme Tugayı Eski Komutam Emekli Tuğgeneral Sabah gazetesinin 23.8.1989 günlü nüshasının 6'ncı safyasında Savaş Kahramanı Teğmen Ulvi Anlatıyor yazışım yazan şahıs. Hakaret İstanbul 23.8.1989
23.8.1989 tarihli Sabah gazetesinin 6'ncı sahife fotokopisi, 1.10.1989 tarihli Sabah gazetesinin 6'ncı sahifesinde Teğmen Ulvi'nin anılarına ait açıklama başlıklı celbi yazımın fotokopisi, çeşitli tarihlerde almış olduğum takdir, Şerit Rozet Beratı, Üstün birlik Yetiştirme Beratı, Kıbrıs Barış Harekâtında aldığım altın madalya v rozet beratı fotokopileri.

1972-1974 yılları arasmda Tuğgeneral Rütbesi ile Kayseri Hava İndirme Tugayı Komutanlığı yaptım. Bu komutanlığım sırasında Kıbrıs Barış Harekâtına Tugayımın başında katıldım. İlerlemiş yaşıma rağmen bizzat paraşütle atlamak suretiyle harekât sırasında yüksek görev anlayışı ile görev yaptığımı kanıtladım. Barış harekâtındaki üstün görev anlayışım, gösterdiğim fedakârlık ve kahramanlıklardan dolayı ekte fotokopisini sunduğum Kıbrıs Harekâtı Altın Madalyası ile ödüllendirildim. Söz konusu beratın incelenmesinden de anlaşılacağı gibi Kıbrıs Barış Harekâtının başarılı bir şekilde sonuçlandırılmasında göstermiş olduğum kahramanlık ve üstün hizmetlerimden dolayı zamanın genelkurmay başkam tarafmdan Türk Silahlı Kuvvetler Kıbrıs Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası ve Rozeti (altın) ile taltif edildim. Ayrıca Askerlik hayatım boyunca emir komuta ettiğim bhliklerimin eğitim, disiplin ve idari bakımlardan daima en üst seviyeye getirmekle gösterdiğim başarılardan ve astlarıma mükemmel örnek ve iyi bir lider olmaktan almış olduğum takdirnamelerde nasıl bir komutan olduğumu açıkça göstermektedir. Teğmen Ulvi Sabah gazetesinde yaymlanan hatırasında benim "Harekât emrini duyunca yüzümün bembeyaz olduğunu, baha savaş emrini veren komutana benim birliğim harb edemez, hazır değiller, eğitimleri noksan" şeklinde mazeretler ileri sürdüğümü iddia etmektedir. Bununla da yetinmeyerek benim barış zamanında sert görünmeyi, bağırarak emretmeyi, cezalandırarak yönetmeyi, ast birlik komutanlarına inisiyatif bırakmayarak gereksiz her işe karışmayı alışkanlık haline getirdiğimi ileri sürmektedir. Ancak bu iddialarını hiçbir mesnede dayandırmadan gazetede yayınladığı gibi 1.10.1989 tarihinde verdiğim cevap ile kendisini bu iddialarım ispata davet ettiğim halde iddiaların ispata da yanaşmamıştır. Zaten ispat da edemez, çünkü söylediği şeyler tamamen gerçekdışıdır.

Soyca ve ailece çok iyi bir geçmişe sahip olup, şerefli meslek yaşamım ve sosyal statüm nedeniyle arkadaşlar arasında ve çevremde beğenilen, sevgi ve saygı gören bir kimseyim. Şan ve şerefle dolu askerlik hayatımın sağlık ve başarı ile tamamlamış olmanın gurur ve mutluluğu ile yaşadığım bir sırada Ulvi Teğmenin Sabah gazetesinde yayınladığı gerçekdışı yukarıda özetlenen ve ekte fotokopisi sunulan hatıralarından dolayı şerefli mazime, haysiyet ve onuruma ve sosyal çevremdeki saygınlığıma saldırılmış olmasından dolayı büyük üzüntü duymaktayım. Teğmen Ulvi tugayda disiplinsizliği üe dikkati çeken bir subaydı, bu nedenle kendisini askerlik gereği disiplinli davranması için ikaz etmiş olabilirim, kendisi de bu ikazlarımdan kaynaklanan hislerle şahsıma karşı gerçeğe aykırı bu şeyleri hatıra adı altında yazmak suretiyle bu hissiyatını tatmin etmek ve bana hakaret etmek amacını taşıdığı kanaatindeyim, Teğmen Ulvi'nin iddia ettiği savaş emrinin tebliği 18 Temmuz 1974 gecesi saat 03.30'da Ankara'da zamanın Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral sayın Kenan Evren'in makam odasmda olmuştur, zamanın kuvvet komutanları, İlgili daire başkanları ve zamanm 4'ncü Kolordu Komutanının da hazır bulunduğu bir toplantıda zamanın Kara Kuvvetleri Komutam tarafından emir bana tebliğ edildi, bunu Ulvi teğmenin duyması ve görmesi mümkün değil, buna rağmen kendisi yanımda imiş gibi gerçeğe aykırı olarak hatıralar yazmıştır. Teğmen Ulvi doğru olmadığını bildiği ve ispat edemediği ve edemeyeceği bu sözlerle şeref ve haysiyetime, mesleki onuruma saldırıda bulunarak şahsıma karşı hakaret suçu işlediğinden kendisi hakkında şikâyetçiyim, Teğmen Ulvi'nin Sabah gazetesinden temin edilecek açık kimliğine göre kendismin T.C.K'nun ilgili maddeleri uyarınca tecziyesini saygıyla talep ederim. 9.11.1989

Sabri EVREN

Kaynakça
Kitap: KIBRIS BARIŞ HAREKÂTININ BİLİNMEYEN YÖNLERİ
SATILIK ADA KIBRIS
Yazar: EROL MÜTERCİMLER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir