Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İlhan Aloğlu'nun Kıbrıs Türk Barış Harekâti Anıları

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

İlhan Aloğlu'nun Kıbrıs Türk Barış Harekâti Anıları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 18:07

DENİZ PİYADE ALBAY İLHAN ALOĞLU'NUN ANILARI

(Birinci ve İkinci Kıbrıs Barış Harekâh'na, 1'nci Amfibi Deniz Piyade Taburu Komutanı olarak katılan Binbaşı İlhan Aloğlu, 9 Mart 1975 tarihinde Türkiye'ye dönmüştür. Anılarını ise, 20 Temmuz 1983 tarihinde kaleme almıştır.
Okunduğunda ne denli önemli ayrıntıların yazılmış olduğu fark edilecektir. Bu anıların elime geçiş öyküsünü kitabın önsöz'ünde okudunuz, e.m.)

Başlarken

Aradan dokuz sene gibi uzun bir süre geçtikten sonra Amfibi Alayda görev yapan silah arkadaşlarımın ısrarı üzerine l'nci Amfibi Taburun k'nci ve 2'nci Kıbrıs Barış Harekâtını günlük notlarımdan, harp ceridesinden ve hatırımda kalan izlenimlerimden faydalanarak tarihe esas olacak şekilde hadiseleri yansıtmaya çalıştım.
Altı sene komutanlığını' yaptığım bu vefakâr ve kahraman Taburuma bu vesile ile bir nebze minnet borcumu Ödeyebildiysem ne mutlu bana. 30 senelik askerlik hayatımda Amfibi Tabur Komutanlığımın özel bir yeri vardır. Çünkü orda ben mesuliyet duygusunu, vazife anlayışını ve kardeşlik havası içinde kenetlenmiş bir avuç kahraman askerin birçok imkânsızlıklar içinde nasıl canla başla çalıştığını, ter ve kan döktüğünü, evlenmek gibi kutsal bazı duyguların bile geriye itildiğine şahit oldum.
Mensubu olarak iftihar ettiğim Taburumun aziz şehitlerini hürmetle anarken gazi arkadaşlarıma da sonsuz başarılar dilerim.
20.7.1983
İlhan ALOĞLU Deniz Piyade Albay Deniz Piyade Alay Komutanı Çanakkale

Oldukça yorucu ve başarılı geçen bir Nato Tatbikatından sonra TCG Ertuğrul gemisiyle Mersin'e dönmüştüm. Yerleşim, eğitim ve malzemelerimizin sayım ve bakım işlerini bitirdikten sonra 15 günlük senelik iznimi alarak oğlumla birlikte 14 Temmuz sabahı Mersin'den İstanbul'a hareket ettik.

Oğlum ortaokulu henüz bitirmişti ve tek ideali olan Deniz Subayı olmak arzusu ile Deniz Lisesi geçme imtihanlarına gidiyordu. Yolculuğumuz boyunca tek konuşma mevzuumuz buydu. Yaşının verdiği gençlik hayalleriyle şimdiden kendisini askeri üniforma içinde hissediyor ve konuşmalarımızda bana Komutanım diye hitap edip gülüşüyorduk.

15 Temmuz Pazartesi sabahı 05.30'da yeni yapılan Boğaz Köprüsünden ilk defa geçerek doğru K.Paşa Orduevine gittik ve 09.15'de Expres vapuru ile Heybeli Ada'ya geldik. Ada liseye girmek için gelen öğrenci ve velileriyle oldukça kalabalıktı. İskeleden liseye kadar uzunca bir yolu adanın güzelliklerini seyrede ede yürüdük. Üç sene evvel görev yaptığım bu irfan merkezine yaklaştıkça benim de içimde tatlı bir heyecan dalgası esiyordu. Daha kapıdan girer girmez arkadaşlarımın sevgi dolu kucaklaşmaları ile karşılaştım ve beni doğru öğretmenler odasına, oğlumu da imtihan yerine götürdüler. Eski günlerin tatlı hatıraları içinde vaktin nasıl geçtiğini anlayamamıştım.

Bir ara kapı açıldı, gözleri ağlamaktan lapkırmızı olmuş vaziyette oğlum duruyordu. Bir anda dünyamın başıma yıkıldığını hissettim. Hepimiz donup kalmıştık. Giriş kabul sınavını başarı ile veren oğlumun imtihandan çıkarken yanma adını öğrenmek istemediğim bir öğretmen geliyor ve saçını karıştırarak benim bile o güne kadar bilemediğim bir cm. uzunluğunda bir eski yara izi tespit ediyor.

Oğlan Özürlüdür, karar iptal ediliyor ve çocuk dışarı çıkartılıyor. Duruma hepimiz çok üzülmüştük, fakat yapılacak bir şey yoktu. Okul Komutanı tarafından bizzat yapılan itiraz da kabul olunmadı. Ve binbir ümitle geldiğimiz Heybeli Ada'dan büyük bir hüsranla ve suskunluk içinde ayrıldık, içimizden İstanbul'u gezmek bile gelmedi. Doğru Orduevine gittik, odamı açar açmaz gözüme bana hitaben yazılmış sarı bir zarf ilişti. Açtım, üç dört kelimelik bir cümle vardı: "Derhal Birliğinize iltihak ediniz". Oğlumun dört gün sonra yapılacak Kuleli Askeri Lisesi imtihanlarına girebilmesi için İstanbul'da kalması icap ediyordu. Kendisini otele bakan bir askere teslim ettim. Yavrumu daha teselli bile edememiştim. Bir müddet birbirimize sanlı kaldık ve ona alnından öperek başarılar diledim. Ve 22.00 otobüsüne atlayarak Mersin'e hareket ettim.

16 Temmuz öğleye doğru Mersin'e vardım. Oldukça üzgün ve yorgundum. Yol boyunca ani çağrılmamın nedenini düşünüyordum. Evet bir tek neden olabilirdi, KIBRIS. 11 sene evvel Cumhurbaşkanı Muhafız Alayında genç bir Komando Subayı iken de aynı ümit ve heyecanı yaşamıştım ama son anda bu harekâttan vazgeçilmişti. Acaba şimdi kısmet olacak mıydı?

Çıkarma Birlikleri Komutanı Tuğamiral Emin Göksan Paşa'nın kapısını çalıp içeri girdiğimde onun sakin ve sevgi dolu bakışları ile karşılaştım. Durumu kısaca bana izah ederek eksik silah ve cephanemi tamamlayıp atışlarımı yaparak iki üç gün içinde hazır olmamı emretti. 18 Temmuz Perşembe günü de İskenderun'da bulunan Deniz Piyade Alay Karargâhı ve 2. Dz. P. Tb.'nun Mersin'e geleceğini bildirdi.

Ertuğrul gemisinin tank güvertesinde bütün Subay ve Astsubaylarını toplayarak, durumun gerektiği kadarım kendilerine izah ederek yapacağımız işleri planladık.

Buna göre:

Deniz Piyade Üsteğmen Mustafa Oğan Deniz Piyade Astsubay Osman Kalay Deniz Piyade Teğmen Ömer Kurt Astsubay Turan Aydın 81 mm'lik Havanları almak üzere Akşehir'e Roketatarları almak üzere Balıkesir'e 3 Pikap almak üzere İstanbul'a gidecek.

Levent Kışlasında bulunan 1'nci Bölük gemiye yüklenecek. AN/PRC-10 ve AN/PRC-25 Telsiz Bataryaları yenilenecek.

17 Temmuz günü yukarıda bahsettiğim hazırlıkların tamamlanması, 1. Bölüğün gemiye intikali, fazla malzemelerin depolanması gibi işlerle uğraşarak geçirdik. Hepimizde sonsuz bir heyecan vardı. İşlerin yapılması için emir vermek kâfi idi. Kontrole lüzum kalmadan bütün işler hızla yapılıyordu.

18 Temmuz gününde Mersin alışılmışın dışmda bir hareket içinde. Askeri konvoylar, gidip gelen araçlar, tank ve kariyerlerle büyük bir hazırlık içinde. O gün de verilen emirler gereğince hazırlıklarımızı yaparak geçiriyoruz. Mersin'in en sıcak günleri, etraf adeta yanıyor. 18.00'de sabırsızlıkla beklediğimiz ikinci Amfibi Deniz Piyade Taburu Mersin'e intikal etti. Büyük bir sevgi ve coşku ile birbirimizi kucakladık. Nihayet senelerce emek verdiğimiz Deniz Piyade Taburları, Amfibi Deniz Piyade alayı adı altında bir çatı altında toplanıyordu. Bu çatı TCG Ertuğrul gemisiydi.

Akşama doğru Kıbrıs'a ilk çıkacak olan özel görev birliğinin Komutanı olan Tuğgeneral Süleyman Tuncer geldi, görevi aldı ve bizlerle tanıştı, ihyan, heybetli duruşu ve babacan tavırlarıyla kısa zamanda hepimizin saygısını kazandı.

18 Temmuz Perşembe gecesi Çıkarma Birlikleri brifing salonunda nihai toplantı yapıldı.

Bu toplantıya iştirak edenler:

Tümgeneral Bedrettin Demirel Tümamiral Nejat Serim Tuğgeneral Süleyman Tuncer Tuğamiral Emin Göksan Dz. Kur. Alb. Ertuğrul Üçler Dz. Kur. Alb. Ahmet Ozon Dz. Kur. Yb. Atilla Erkan Kur. Yb. Erol Okşak
39. Tümen Komutanı Dz.K.K. Harekât Başkanı Amfibi Tugay Komutanı Çıkarma Birlikleri Komutanı Çıkarma Birlikleri Kurmay Başkanı Çıkarma Komodoru
Harp Filosu Dz. Topçu Desteği Temsilcisi Amfibi Tugay Komutanı Kurmay Başkanı

Dz. Yb. Neşet İkiz
Dz. P.Kd. Bnb.İlhan Aloğlu
Dz. Bnb. Cengiz Yılmaz: Amfibi Alay Komutanı: 1. Amfibi Tabur Komutanı: ODT-EOD Komutanı

Toplantıya Kur. Yb. Erol Okşak'ın araziyi ve çıkarma sahalarını tanıtıcı konuşmasıyla başlandı. Çıkarmaya müsait 4 plaj üzerinde duruldu. Arazinin doğal yapısı ve birden yükselen Beşparmak dağları ile mayınlarla kirletilmiş ve ateşle korunan kıyı sahil şeritleri bizi bayağı ürkütüyordu. Binbaşı Cengiz elindeki imkânlarla ancak bir plajı temizleyebileceğini belirtince bize de bu 4 plajdan birisini seçme olanağı kalıyordu. Esasen elde mevcut bilgilerinde 1972 yılına ait olduğu yine Kur. Yb. Erol tarafından belirtilmişti. Aradan geçen iki sene zarfında çok değişiklikleri olabilirdi. Komodorumuz, Alay Komutanı ve Ben Pladini çıkarma plajı üzerinde birleştik. Bu kararımız diğer komutanlarımızca da uygun bulununca hayırlı olsun temennisiyle toplantıya son verildi.

O gece saat 23.00'te Taburun bütün Subay ve Astsubayları evlerinden toparlanarak Birliğe getirildi.
Bütün gece çıkarma plaj bölgesini ve civarının haritadan incelemesini yaptım. Sabahın ilk ışıklarında çalışmamı bitirmiştim. Bir ara kamaramın kapısı çalındı. Bir asker 2. Amfibi Tabur Komutanlığı'na atanan Kd. Yzb. Tahsin Güven'in geldiğini söyledi. Saatime baktım, 06.30'du. Kardeşim gibi sevdiğim Tahsin'i karşımda görünce ne kadar sevindiğimi ifade edemem. Kendisi ile üç sene beraber çalışmıştık. Soyadı gibi tam güvenilir bir arkadaştı. Kısaca durumu kendisine anlattım ve çok az bir vaktimizin kaldığını belirttim.

19 Temmuz öğleye kadar hazırlıklarımızın büyük bir kısmını bitirdik, öğleye doğru eksik olan kadro personelimizi takviye etmek maksadıyla 4 Subay katılmıştı.
Dz. P. Ütğm. Deniz Taşkın
Dz. P. ptğm. Nabi Duru
P.Atğm. Halil Kolağası (Çıkarma Birlikleri Komutanlığımda görevli olup Dr. Atğm. kendi arzusu ile katılmıştır.)
Veli Eroğlu (Dahiliye Mütehassısı)

Öğleden sonra II. Ordu Komutanı Orgeneral Suat Aktulga da Çıkarma Birlikleri Komutanlığı'na gelerek yüklemelerimizi yakınen takip etmiş ve son olarak TCG Ertuğrul Mersin Limanı'ndan ayrılıncaya kadar rıhtımdan ayrılmamıştır.
Gemimizin kalkmasına yakın Diyanet İşleri Başkanı Lütfi Doğan ile İçel Valisi Bayram Turan Çetin gemiye binerek bütün personelle veciz bir konuşma yaparak hepimizin manevi gücünü yükseltmişlerdir.
12.55'de Çıkarma Birliklerine ait gemi araç ve botlar Kıbrıs'a doğru Mersin Limanını terk etmeye başlamışlardı. Takriben 14.00 sıralarında da TCG Ertuğrul limandan ayrıldı. Gemide 1. Amfibi Deniz Piyade Taburundan 1 Subay, 12 Astsubay, 323 Er ve Erbaşı mevcuttu.

TCG Ertuğrul yavaş yavaş limandan ayrılırken güverteyi doldurmuş olan erlerimizin bir ağızdan söylediği marşlarla etraf çınlıyordu. Bir müddet sonra Mersin de gözden uzaklaşmaya başladı. Şimdi gemide tam bir sessizlik hakimdi. Herkes bir süre çeşitli düşüncelere dalmıştı. Bizler de Subay Gazinosu'nda, bütün arkadaşlar bir arada yapacağımız işleri planlıyorduk. Önümüzde yaklaşık 16 saat vardı. Bu zamanı dakika hatta saniyelerine varıncaya dek değerlendirmeliydik.

AMFİBİ TUGAY PERSONELİ

Komutan Kurmay Başkanı
G-2 G-3 G-4 G-l
Hava İrtibat Sb. Hava İrtibat Sb. Hava İrtibat Sb.

Tuğgeneral Süleyman Tuncer Kur. Yb. Erol Okşak P.Yb.Ali Yönel
Kur. Binb. Timuçin Koçyiğit
Ord. Binb. Ayhan Kanıt
Per. Yzb. Bilgütay Tarcan
Hv.Plt. Bnb. Fehmi Ercan
Hv.Plt.Bnb. Necdet Karademir
Hv.Plt.Yzb. Akm Giray
Ordonat Kd.Bş.Çvş. Mustafa Şentürk
Ordonat Kd.Bş.Çvş. Yaşar Şanlı
İstihkâm Kd.Bş.Çvş. Oğuz Serçinoğlu

AMFİBİ TUGAY

50'nci Piyade Alayı Muharebe Gurubu 50'nci Piyade alayı Kobra Bölüğü Tank Taburu (-) Muharebe Bölüğü
Deniz Amfibi Alayı Alay Karargâhı
1'nci Amfibi Tabur Komutanlığı 2'nci Amfibi Tabur Komutanlığı 3'ncü Top Tabur Komutanlığı
Tugay Bağlı Birlikleri İstihkam Bölüğü Levazım Müfrezesi
Lojistik Destek Birlikleri Sıhhiye Bölüğü İkmal Bakım Takımı

Zira daha bir gün evvel Amfibi alayı takviye etmek maksadıyla G-3 Piyade tüfeği Law, Tanksavar silahı, M-79 Bombaatar gibi hiç kullanmadığımız silahlar verilmişti. Daha bunların atışlarını yapmadığımız gibi mekanik eğitimini de bilmiyorduk. Bütün arkadaşlarım tank güvertesinde saatlerce bu silahların mekanik eğitimlerini erata öğretmeye çalıştılar. Gece geç vakit erlerin çalışmalarını izlemeye yanlarına indiğimde verilen komut üzerine şimşek gibi yerlerinden fırlayarak gözlerimin içine bana güvendiklerini gösteren bir saygı ve sevgi ile bakıyorlardı. Bu temiz Türk çocukları karşısında çok duygulanmıştım. Boğazım düğümlene düğümlene bir konuşma yapıp helalleştim ve onlara M-2 piyade tüfekleri ile mi yoksa yem verilen G-3 piyade tüfekleri ile mi savaşa girmek istersiniz dedim, hepsi tereddütsüz alıştıkları M-l piyade tüfeklerinden ayrılmak istemediler.

G-3 Piyade Tüfeğinin üstünlüklerini bildiğim halde onların bu arzularını kırmak istemedim ve M-l piyade tüfekleri ile sahile çıkmalarını emrettim. Yeni çıkan silahları Allah nasip ederse bilahare kullanacaktık. Erlerin kamaralarına çekilip istirahat etmelerini emrettim. Üç gündür uykusuzdum. Fakat nedense canım yatmak istemiyordu. Bir ara köprü üstüne çıktım. Bütün komutanlar oradaydı. Ve herkesin gözü karanlıkları yırtarcasına denizi izliyordu, radardan civarımızda hayli gemi olduğu görülüyordu. Beklemekten başka yapacak bir şey yoktu. Arkadaşların yanma indim. Hayret, o durgunluk geçmiş, şimdi herkesi dalga dalga bir neşe sarmaya başlamıştı. Üsteğmen Raif Sümer bir kenara çekilmiş. Belli ki herkes ona damat bey diye takılıyor. Zira nikâh davetiyelerini bir hafta evvel dağıtmış, bugün de düğünü olacaktı. Taburumun personeli hemen hemen 6 senedir değişmemişti. Adeta abi kardeş gibiydik. Yalnız aramızdan çok sevdiğimiz bir subayımız eksikti. O da son Nato Tatbikatında sanlığa yakalanarak Sardunya Adasina hastaneye yatırdığımız Üstğm. Mesut Günsev'di.

20 Temmuz 1974... Gün yavaş yavaş ağarmaya başlamıştı. Amfibi Alay üst güvertede çoktan indirme yerlerini almıştı bile. Hava daha şimdiden sıcak, deniz çalkantılıydı. Saat 06.00 sıralarında LCM'ler Ertuğrul'un bordasına yanaşmaya başlamıştı, herkes sakindi. Sanki, her zaman yaptığımız eğitimlerin bir yenisini yapıyorduk. Alay Komutanımızın "Bismillah indirme noktalarım tahsisli çıkarma botlarına boşaltınız" komutuyla bir anda indirme ağları askerlerimizle doldu.
Bir ara gözüm 2'nci Bölük Komutanı Üsteğmen Mustafa Kılıç'a takıldı, iki gün evvel evde geçirdiği bir ufak yangın sonunda her iki ayağı da yanmış ve parmaklan şişmişti. Günün heyecanı ile üzerinde durmamıştık. Şimdi ise karşımda terliğe zor sığan ayaklan davul gibi şişmiş bir halde ağlardan inmeye çalışıyordu. Derhal seslenerek yanıma çağırdım. Bu vaziyette kendisini götürmemizin imkânsız olduğunu söyledim. O, şiddetle itiraz etti, böyle kritik bir anda bölüğünü terk etmek istemediğini söyledi. Vaktimiz çok az ve durum kritikti. Benim en iyi bir yardımcım olan bu temiz Anadolu çocuğunun kalbini kıracak sertlikte gemide kalmasını, bölük komutanlığını Üsteğmen Aykut Seçen'e devretmesini ve Anavatanla irtibatımızı sağlamasını emrettim. Ve nitekim onun iyileşip Tabura katılıncaya kadar geçen süre içinde çok büyük faydalarım gördük.

10-15 dakika içinde Alayımız hır mevkilerini almaya başlamıştı. İlk dalgalara 9 LCM ile Amfibi Alay iki taburu birinci hatta olmak üzere sahile çıkacaktı. Ben Harekât Subayım Ütğm. Yıldır Yoro ile aynı bota binmiştim. 5-6 mil ötede sabahın puslu havası içinde hayal gibi gözüken Beşparmak dağları yükseliyordu, içimizde gittikçe azalan ama hâlâ bir şüphe vardı, acaba bizi son anda yine geri döndürürler miydi?

Bir ara kulaklarımıza gittikçe artan bir gürültü gelmeye başladı. Kafamızı kaldırdığımızda Komando Birliklerimizi götüren helikopterler üzerimizden geçmeye başlamıştı, onları coşku ile seyrediyorduk. Kısa bir süre sonra hır mevkilerinden ayrılarak hedefe yönelmemiz emredildi. Oh... Demek doğruydu, hayallerimiz hakikat oluyordu. LCMTer hat düzeninde sahile hızla yaklaşmaya başlamış, güneşin ilk ışıkları ile parıldayan Girne yavaş yavaş beliriyordu. Birden başlayan Donanma Topçusunun salvolarıyla jetlerimizin bombardımanı Girne ve Beşparmak Dağlarını toz duman ve aleve boğdu. Ellerimizde dürbün büyük bir atışlı tatbikatı seyir çadırından izler gibi seyrediyorduk. Henüz daha yüreklerimizi muharebe heyecanı sarmamıştı. Bir ara LCM komutam olan astsubay bana telsizini uzatarak, "Dinleyin Binbaşım, galiba çarpışma başladı," dedi.

Uçakla gemimiz arasında şöyle bir konuşma oluyordu:

- Kıbrıs sahillerine iki mil mesafede 2 Rum avcı botu çıkarma bölgesine doğru seyrediyor, ne yapalım?
- Bahrm. (Bir dakika sonra bir uçağın dalışı ve)
- Hedef imha edilmiştir.

O anda benliğimi saran duygularımı ifade etmek çok zor. Nihayet beklenilen an gelmiş, en mühimi Kıbrıs'a çıkacağımıza artık inanmıştık.
Sevinç içinde silah arkadaşlarıma dönerek haykırdım. "Harp başladı. Çıkmaya hazırlanın. Hepinizin gazası mübarek olsun.".

Altımızdaki LCM sanki ok gibi ileri fırladı. 9 LCM yan yana sahile ilerliyorduk, evler ve kıyı gittikçe belirginleşmeye başladı. Atış menziline girmeye başlamıştık. Pladani Limanı o kadar küçük ki, onu bulmakta güçlük çekiyoruz. Haritada 400 m. genişliğinde gördüğümüz plaj, sağ tarafındaki ufak ada ve sol tarafındaki kayalıklarla 50-60 metreye kadar daralmıştı. Karşıdan üzerimize tek tük atışlar gelmeye başladı. LCM'lerin 12,7 mm'lik uçaksavar tüfekleri muhtemel hedefleri ateş altına almaya başladı. Bir ara bizim makineli tüfek erine baktım. Çelik başlığı gözünün üstüne düşmüş ha-bire ateş ediyordu. Gülmekten kendimi alamadım. Birden üstümüze sıcak bir su boşanmaya başladı. Bizim cefakar LCM'ler bu sürate dayanamayıp su kaynatmış ve kapağı attırmıştı. LCM'nin burnuna doğru kaçışmaya başladık. Kısa zamanda arıza tamir edildi.

Saat 08.50... Birden sarsıldığımızı hissettim. Karaya gelmiştik. LCM'nin kapağı açılır açılmaz kendimizi belimize kadar yükselen suyun içine bıraktık ve hızla sahile doğru koşmaya başladık. Takriben 10 metrelik bir kumsaldan sonra üç kademe halinde yükselen ve dikenli tellerle çevrilen bir tepeyi arkadaşlarımızın sırtına basarak, elinden çekerek aşmaya başladık. Kritik bir andı, toplu hedef teşkil etmiştik. Süratle dağılmamız lazımdı. Çok şükür ki LCM'lerin atışları civara yerleşmiş bir-iki Rum makineli tüfeği susturmuştu. Tepeyi aştık, önümüzde denize paralel uzanan bir asfalt yol ve onun arkasında Beşparmak Dağları'na doğru uzayan ağaçlıklı bir bölge vardı. Bölükler sağımdan, solumdan yıldırım gibi fırlayıp ilerliyorlardı. Daha 10-15 dakika olmuştu ki Bölük Komutanlarından aldığım telsiz raporları ile H-l hattını ele geçirmiştik bile. Etraf uçak bombalarının çıkardığı yangınlarla yer yer yanıyordu. Alışılmışın dışında bu sıcak ve alevlerle etraf adeta bir cehennemi andırıyordu. Ter ve is içinde kalmıştık. Her taraftan ateş sesleri geliyor, rüzgârın savurduğu dumanlar arasmda 25-30 metreyi zorlukla görüyorduk. Kısa bir süre sonra ilerden geriye doğru 5'erli 10'arh gruplar halinde esir ve yaralılar gelmeye başladı. Bizim için yeni bir problem doğmuştu. Bunları ne yapacaktık? Normal planlamaya göre bizden yedi dakika sonra çıkacak olan 50'nci R Alayından 25 dakika geçtiği halde hiçbir haber çıkmamıştı. Anlaşılan yine kendi yağımızla l^vrnlacaktık. Personel Subayım Ütğm. Savaş Tarcan'la Astsb. Niyazi Korlu'yu ve Dr. Atğm. Veli Eroğlu'nun yanlarına 20 silahlı er vererek derhal ilk yardım ve esir toplama yerlerini kurmalarını emrettim.

Sonradan öğrendiğime göre sayılan birden artan ölü yaralı er ve esirlerimiz karşısında her türlü tıbbi imkân ve malzemelerden mahrum 10 günlük asker dahiliye mütehassısı Dr. Asteğmen Veli Eroğlu çaresizlik içinde şoke olmuştu. On gün sonra Anavatan'dan gelen başka bir Dr. Asteğmenle değiştirilmesi istenmişti. Kendisine bayağı alışmış ve çok faydalanmıştık. İstemiye istemiye iade etmek mecburiyetinde kaldık. İlk 25 dakika içindeki durum;
Plaj başı emniyete alındı. Bir erimiz şehit, düşman zayiatı 22 Ölü, 35 esir ve yaralı.

Saat 09.35... Planlanmış ikinci dalga LCM'lerle sahile kapak attı. 50'nci Piyade Alayı dağınık düzende ilerlemeye başladılar. Erlerin başında telaşla sağa sola koşan birkaç asteğmenden başka kimse göremiyorum. İkinci dalga ile birlikte 4 tank ve 3 zırhlı araç da çıkıyor. Bunlar bize iyi bir destek oldu. Zira Rumların T-34 tankları ağaçlar arasından yavaş yavaş üzerimize gelmeye başladılar. Taburun Girne, yani sol tarafında 1. Bölük vardı ve o taraf düşmana tamamen açık ve tehlikeli bir yaklaşma istikametiydi. Nitekim içi düşman askeri ile dolu minibüsler çıkarma bölgesine doğru süratle geliyorlardı. İlk etapta biri minik geri tepmesiz toplarla imha edildi ve yolun yan tarafına devrilerek kaldı. Akabinde tanklar taarruza başladı. Geri tepmesiz top kısım Komutam Astsb. Ahmet Muhtar (Şimdi Teğmen olup cesareti ve çalışkanlığı ile hepimizin takdirini kazanmıştır.) iki adet 57 mm'lik geri tepmesiz top ve roketatarlar ile Gir-ne-Omorfo yolunu kapatmaya çalışıyordu.

Slh.Tk.K'nı Ütğm. Raif Sümer'in o anla ilgili hatıralarını aynen naklediyorum:

"İnancıma göre burada Taburumuzun belki Alayımızın başarısına tesir edebilecek bir tehlike. Er Hasan Dutlu ve Hüseyin Ersoy'un kahramanca hayatlarım vererek önleniyordu. 81 mm'lik havanlarla düşman mevzilerine ateş ederken bir ara soldan Ahmet Astsubayın yanında roketatar ve top mangalarından biriyle geriye çekildiğini gördüm. Üzerine doğru iki Rum tankı geliyordu. GTT'un biri ateş almadı, fakat yolun kenarına mevzilendirdiği ikinci GTT daha henüz mevzi değiştirmemişti. Attığı altı mermi ile tankın paletlerini kırarak durdurmuş fakat içindeki personeli öldürememişti. Tankın topu yavaş yavaş Hasan ve Hüseyin'in mevziine doğruldu. Makineli ile beraber ateş kustu. Bir anda Hüseyin Ersoy'un başı bir top gibi havaya fırladı. Hasan ise o anda makineli tüfek mermilerine hedef olmaktan kurtulamayarak şehitlik mertebesine yükseldiler. Henüz 4 aylık askerdiler fakat çok iyi yetişmiş, silahını kullanmasını ve vatan için ölmeleri gerektiğini biliyorlardı. Elimizde yeterli tanksavar silahlarımız yoktu. Şayet iki tank Birliğin içine dalmış olsalardı belki de harekâtın sonucuna tesir edebi-lirlerdi. Bu iki kahraman askerimiz için yapabileceğimiz tek şey o gün ancak üstlerine iki battaniye örtebilmek oldu.".

1. Bölük Komutanı Muhsin Ergene ise o anki anılarını şöyle dile getiriyor:

"Etraf bir toz duman ve alev bulutu içindeydi. Taburun sol kanadını kapayarak keçi boynuzlan arasında ateş ede ede ilerliyorduk. Düşman çarpışmaktan ziyade ateş ederek geri çekilmeyi yeğlemişti.

Bir ara Girne istikametinde patika yol üzerinde üstümüze doğru gelmekte olan içi sivillerle dolu bir minibüs gördük. Derhal Erler'e mevzi aldırdım. İçindekiler, 'Biz Türküz, size yardıma geldik/ diye bağırıyorlardı. Kalktım, minibüse doğru yürümeye başladım. Bir anda kulaklarımın dibinden geçen şiddetli bir makineli tüfek atışı duyarak kendimi yere atam. Başımı kaldırdığımda minibüsün her tarafından kanlar sızdığım ve delik deşik olduğunu gördüm. İçinde hiçbir hayat belirtisi yoktu, ayağa kalkıp makineli tüfek sesinin geldiği tarafa baktım. Makineli tüfek nişancısı Mehmet Öz de kalkıp yanıma doğru yürüdü. Niye ateş ettiğini sordum. 'Komutanım, arkada oturanlardan birisinin tabancasını size doğrulttuğunu gördüm, o yüzden ateş ettim/ dedi. Minibüsün içine baktığımızda hepsi hemen hemen ölmüştü. Ceplerini aradığımızda Kıbrıslı Rum mücahitler olduğunu gördük. Bu uyanık vatan evladı sayesinde hayatım kurtulmuştu.

Düşman tanklarına karşı içimizde büyük bir kin belirmişti. Tanklar üzerine her taraftan tanksavar mermileri yağdırmaya başlamıştık. Bunların tesirleri kısa zamanda gözüktü. İsabet alan tank personelinden bir kısmı kaçmaya çalışırken vuruldu, diğerleri de daha yeni sahile çıkmış olan tanklarımız tarafından imha edildi.

2'nci Bölük komutan vekili üsteğmen Aykut Seçen ve 3'ncü Bölük komutanı üsteğmen Ocaklı'yı telsizle arayıp nereye kadar ilerlediklerini sordum. Her ikisi de Beşparmak dağı eteklerine vardıklarını söylediler. Çok ilerlemişlerdi. Görüş şartları ağaçlar yüzünden yok denecek kadar azalmıştı. Gece baskına uğrayıp fazla zayiat verebilirdik. Onlara sahile 1 kilometre kalıncaya kadar çekilmelerini söyledim.

50'nci Piyade Alayı başlarında Alay Komutanı Albay İbrahim Karaoğlanoğlu olduğu halde ikinci dalga da sahile çıkmıştı. Kendisiyle daha önce birçok Amfibi Tatbikatlarda beraber çalışmıştık. Tecrübeli ve babacan bir komutandı. Fırsat bulup yanına gitmeyi çok arzu ediyordum. Ne yazık ki kısa bir müddet soma onun şehit olduğunu duydum. Vaktin nasıl geçtiğini anlayamamıştık. Güneş yavaş yavaş Beşparmak dağlarının gerisinde ufku kırmızıya boyayarak batmaya başlamıştı. Günün batışıyla beraber ateşler de azalmaya başlamıştı. Bütün düşüncemiz bu geceyi ve yarını atlatmaktı. Obürsü gün nasılsa Anavatan'dan takviye kuvvetleri gelirdi.

Harekât Subayım üsteğmen Yıldır Yoro ile portatif küreklerimizi çıkartıp kendimize mevzi kazmaya başladık. Bir saat içinde ikimizi de koruyacak bir çukura sahip olmuştuk. Gece münavebe ile uyuyacaktık. Bilahare on sekiz gün aynı şekilde her gün 2-3 mevzi kazarak beraberce sabahladık. Tam çukurumuzu hazırlamıştık ki bizi üzen ikinci bir acı haber aldık. 2. Tabur Komutam Tahsin Güven öğleye doğru ağır yaralanmış ve Türkiye'ye gönderilmiş. Yerine üsteğmen Mehmet Aras vekalet ediyormuş. Gözlerim açık çukura uzandım. Gözlerimin önünden Albay İbrahim'le Binbaşı Tahsin'in hayalleri gitmiyordu.

Biraz sonra telsizin gittikçe yavaşlayan sesinden Bölük Komutanlarından tekmiller gelmeye başladı. Bugünkü zayiatımız üç şehit beş yaralıydı. Her türlü emniyet tertibatı alınmış, devriye ve emniyet nöbetçileri çıkartılmış, erler iki kişilik mevkilerde biri uyanık, diğeri istirahat durumundaydı.

Çalışma gece yarısına kadar aralıklarla devam etti. İzli mermiler havada patlayan ihtiraklı ve aydınlatma mermileri muharebe meydanını bir bayram yerine döndürüyordu. Yegâne fark bu maytapların ölüm kusmasıydı. Sabaha karşı düşmanın amansız bir hücumuna uğradık. Etraf o kadar ağaçlık ki kimseyi görmemize imkân yok. Her iki taraf da olanca kuvvetiyle mermi harcıyor. Bilhassa 2. Tabur bölgesinden çok bağrışmalar geliyor. Kafamızda binbir düşünce, elimizde telsiz 2. Tabur ile irtibat kurmaya çalışıyorum. Heyhat yaşlı piller artık bizi konuşturma imkânına sahip değildi. Yedekleririnizi de harcamıştık. Onları itina ile bir köşeye saklamaktan başka yapacak bir şeyimiz kalmamıştı. O andan itibaren en yavaş fakat en emin haberleşme sistemine dönük. Gözüpek bir Erim'i 2. Tabura gönderdim. Sabaha karşı düşmanın 50'nci P. Alayının sağ tarafta deniz kenarında bıraktığı bir boşluktan sızarak saldırdığım fakat Taburun şiddetle karşı koyması sonucu geri çekilmek mecburiyetinde kaldıklarını ve tahminimden çok daha az şehit ve yaralı verdiklerini öğrendim. Sabahın ilk ışıklarıyla beraber ateşlerin şiddeti de azalmaya başladı. Beşparmak dağlan yanan ormanlar yüzünden kıpkırmızıydı. Ve sıcaklığı yüzümüze kadar vuruyordu. Çok şükür ilk gecemizi atlatmıştık. Dün sabahtan beri ağzımıza bir lokma koymamıştık. Açlıktan ziyade bu cehennemi sıcakta susuzluk bizi düşündürüyordu. Kuyulardaki suların zehirli olma ihtimaline karşı içilmelerini şiddetle yasaklamıştık. Her tarafımız yanık ot ve dallardan simsiyah olmuştu. Dudaklarımız kabarmış, ağzımız pas içindeydi.

Sabah bir ekip teşkil ederek işgalimiz altında bulunan civar evlere göndererek su ve meşrubat arattırdım. Biraz soma erler bol miktarda konserve, gazoz ve portakal suyu ile döndüler. Hepimiz biraz ferahladık.
Erlerin büyük bir kısmı ishal olmuştu, onlara verecek bir ilacımız maalesef yoktu. Açlıktan biraz da oyalanmaktan etrafımızda bol miktarda bulunan henüz olgunlaşmamış hafif bir buruk tadı olan keçi boynuzlarından yiyorduk. Ertesi günü çoğumuzun ishali geçmişti. İshale karşı yeni bir ilaç keşfetmiştik. (Keçi Boynuzu)
Bugünkü zayiatımız, 20.7.1974
Şehitler,
1.1. Bl. İzmitli Raşit oğlu 1953 doğumlu Hüseyin Ersoy (73/3-529) 2.1. Bl. Çanakkaleli 1954 doğumlu Hüseyin Beceren (74/1-1170) 3. 2. Bl. Muğlah 1953 doğumlu Mehmet Tapan (73/3-....) 4.1. Bl. Muğlalı 1953 doğumlu Süleyman Çolak (73-1/997) 5.1. Bl. Sinoplu 1954 doğumlu Hüseyin Kapılı (74/1-245)

Mataramın dibinde kalan birkaç damla suyla yüzümü ıslattım ve hasıl olan çamuru da mendilimle silerek biraz serinledim. Daha sabah olmasına rağmen ortalık şimdiden yanmaya başlamıştı. İkinci dalgada kıyıya çıkan 50'nci R Alayının bir top bataryası hemen sağ gerimizde mevzilenmiş olup Beşparmak dağlarındaki düşman obürleriyle karşılıklı atış teadisinde bulunuyordu.

Düşman çok iyi mevzilenmiş olup arazi ve örtü bakımından avantajlıydı. Aynı zamanda görerek ateş etme imkânına da sahipti. Bir ara Bataryanın tam ortasına bir havan mermisi düştü. Toz duman bulutu içinde, Şair Mehmet Akif in dediği gibi havada uçuşan kol gövde ve bacaklar gördük. Çok değil bir iki dakika soma geri kalan 10-15 erle bataryalarımız yine ateşe başlamışlardı.

Saat 10.00'a doğru her iki taraf da ateş kesti. Bir anda etraf bir ölüm sessizliğine büründü. Yıldır'la beraber mevzilerimizden çıkarak 1.B1. Komutanı Ütğm. Muhsin'in yanma gittik. Daha henüz bir ağaç dibine oturmuştuk ki nereden geldiği belli olmayan 3-4 mermi sağımıza solumuza saplandı. Hemen bir çukura kendimizi attık. Muhsin'e baktım, umursamaz bir hali vardı. Arkamızdaki evlerde bir-iki kişi var, böyle arada sırada bizi rahatsız ediyorlar dedi. Bilahare Ütğm. Raif in anlattığına göre 1'nci Bölüğün Atilla Uzunkuşlar ve Mustafa Otamış adlı iki gözüpek onbaşısı kimseye bir şey söylemeden bu Rum askerlerini ele geçirmek için devamlı evleri göz altında tutmaya başlamışlar, eve geldiklerini tahmin ettikleri anda da eve baskın yapmayı planlamışlar. Atilla evin kapısında mevzilenip içeriye sürünerek girecek olan Mustafa Otamış'ı ateşiyle koruyacak, içeriye giren Otamış salondaki banka yaklaşıyor ve görüntüye ateş etmeye hazırlanırken daha önce atılan mermi miğferine isabet edip miğferi deliyor fakat fiber başlıktan geçip onbaşımızı öldüremiyor. Sırtüstü yere düşen Otamış ilk şaşkınlığı geçer geçmez el bombalarım kullanıyor ve sürünerek evden çıkıyor ve durumu Bölük Komutanlarına bildiriyorlar. Geniş bir arama yapıldığı halde kimse bulunamıyor. Fakat ertesi gün bu iki Rum askeri su kuyusunda Atğm. Halil Kolağası ve Astsb. Muhtardur tarafından sıkıştırılarak kısa bir çarpışmadan sonra öldürüldüler. Otamış'ın delik miğferi şimdi Amfibi Alayının müzesini süslüyor.

Öğleye doğru mevzi değiştirmemiz için emir verildi. 500 metre kadar ilerdeki tepeye doğru ilerlemeye başladık. Düşman devamlı olarak yakın muharebeden kaçıyor, daha ziyade uzak mesafeden obüs atışlarıyla zayiat verdirme yolunu seçiyordu.
Yeni mevzilerimiz taşlık ve kayalık bir bölgedeydi, epey uğraşarak içine girebileceğimiz birer çukur kazabildik. Uçaklarımızın zaman Zaman Beşparmak dağlarındaki düşman mevzilerine açtıkları ateş sonucu çıkan yangınlarla etraf alev ve duman içindeydi. Alışılmışın dışında bir sıcak vardı, nefes almakta bile güçlük çekiyorduk. Gün yakın temas olmaksızın karşılıklı ateşlerle geçti.

22 Temmuz 02.00'de aynen dün de olduğu gibi şiddetti bir karşı taarruzla karşılaştık. O kadar çok mermi atılıyor ki, etrafımızda yağmur gibi mermilerin toprağa saplandıklarını duyuyoruz. Etraf zifiri karanlık ve sık narenciye bahçeleri ile dolu. On adım ilerimizi görmeye imkân yok. Dolayısıyla düşmanın kuvvetini anlamamız da imkânsız oluyor. Adeta bir kör dövüşü içindeyiz. Günün ilk ışıklarıyla beraber ateşler de azalmaya başladı. Daha sabahın serinliğini hissetmeden üzerimize kâbus gibi buğulu ve sıcak bir hava çökmeye başladı. En zor iki geceyi atlatmıştık. Bugün takviye kuvvetlerimizi bekliyoruz. Saat 10.00 sıralarında ileriye doğru mevzi değiştirmemiz emredildi. Bölükler 1 km. kadar ilerdeki mevzilerine hareket etmeye başladılar. Düşman obüs ve havanları bütün şiddetiyle üzerimize ateş etmeye başladı. Bilhassa havan mermilerine çok alışmıştık. Onu gelişinden sesinden tanıyor ve hatta nereye düşeceğini bilebiliyorduk. Saat 11.00'e doğru Bölükler yeni mevzilerini işgal etmiş ve mevzilerini kazmaya başlamışlardı. Geride Bölüklerin ilerleyişini destekleyen Tb. Kh.Des.Bl. ile Tb.Kh.'ı kalmıştı. Bulunduğumuz yerden deniz gözükmüyordu, onun için yüksek bir ağaca gözcü çıkarmak mecburiyetinde kalmıştık. Biraz sonra çocuğun heyecanla "Çıkarma araçları göründü bizimkiler geliyor Komutanım" diye bağırdıklarını duyduk. O anda bütün üzüntü ve yorgunluklarımızın yerini coşkun bir sevinç kaplamıştı. Hepimiz ağaçlara tırmanmamak için kendimizi zor tutuyorduk. Başına gelecek felaketi hisseden düşman obüs alışları ile çıkarma araçlarına, havanlarla da bize ateş yağdırmaya başlamıştı. Bir ara kalınca bir ağacın gövdesini kendime siber ederek denizi görecek şekilde ilk dallarına kadar çıktım. Gördüğüm manzara karşısında hayretten dona kalmıştım. Çıkarma araçlarımız Pladani limanına tam yol ilerliyorlardı. Üstlerine yağmur gibi top ve obüs mermileri yağdığı halde hiçbir isabet almamıştı. Bunu ancak Allah'ın bir lütfü olarak değerlendirebiliriz. Havan alışları bütün şiddetiyle devam ediyor. Karargâh Destek Bölük Komutanı Üsteğmen Hasan Volkan'ın havan takımı düşmanın tesir atışı altında. Hasan'ın ateş kestirip tam siper yapmaktan başka çaresi kalmıyor.
Ben Ütğm. Yıldır ve bir Er ufacık bir çukurun içine sığmaya çalışıyoruz. Üstümüze parçalanan bir özel otonun motor kapağını örterek havan mermi parçalarının tesirinden kendimizi korumaya çalışıyoruz. Hayatta kalışımız tam manasıyla bir tesadüf. Etraf hallaç pamuğu gibi atılıyor. Çok şükür ki Bölükleri daha evvelden bu bölgeden uzaklaştırmıştık.

Saat 12.20 sıralarında Tümgeneral Bedrettin Demirel ve Tuğgeneral Hakkı Borataş komutasında Bora Özel Görev Kuvveti Pladani'ye çıkıyor. Çıkan kuvvet bu şiddetli ateş karşısında derhal Girne istikametine doğru ilerlemeye başladılar.

Tabur Karargâh Destek Bölüğü'ne yeni mevzilerine hareket etmesi için emir verdim. Bilahare harekât Subayım Ütğm. Yıldır Yoro ve Karargâhındaki 10-15 askerle biz de yeni mevzilerimize doğru hareket etmeye başladık.

Mermilerin tutuşturduğu fundalıklar arasından atlayıp sıçrayarak ilerliyorduk. Her tarafımız ter ve is içerisinde kalmıştı. Adeta birbirimizi tanımakta bile güçlük çekiyorduk. Düşman ateşleri azalmıştı. Yemyeşil bir vadinin içinden geçiyorduk. Otlar belimize kadar geliyordu. Birden o meşhur havan ıslaklarını duymaya başladık. Yanılmıyordu mermiler üstümüze doğru geliyordu. Derhal dağılarak tam siper yaptık. Düşman Beşparmak dağlarından bizi görmüş olmalıydı. Etrafımızda 8-10 tane mermi birden patladı. Düşman dahi olsa hakkını vermek lazım, tanzim atışı yapmadan derhal tesir atışına geçiyor ve bunda da muvaffak oluyorlardı. Bir müddet ateşler devam etti, kısa bir aradan faydalanarak yamaca doğru koşarak tırmanmaya başladık, bir iki ağacı kendimize siper ederek biraz dinlendik. Bu arada tamam olup olmadığımızı kontrol ettim. Kimse yaralanmamıştı. Yalnız Yıldır yoktu ağzımız çıktığı kadar bağırarak Yüdır'ı aradık. Hiç ses seda yoktu. Başımdan aşağı kaynar suların indiğini hissettim. Canım kadar sevdiğim Ütğm. Yıldır Yoro'ya acaba bir şey mi olmuştu. Onu bulmadan buradan ayrılamazdık. Ben etrafı gözetlemek için biraz derimizdeki tepeye tırmanmaya başladım. Henüz on adım atmıştım ki başımın üstünden ıslık çalarak bir havan mermisi geçti ve bir dakika evvel oturduğum ağacın dibine düşerek yırtıcı bir sesle patladı. Başımı kaldırdığım zaman gördüğüm manzaradan tüylerim diken diken olmuştu. Mermi tam Erlerimizin ortasına düşmüş ve yedi Erimiz çeşitli yerlerinden yaralanmıştı. Bunlar; Zonguldaklı Necati Solmaz, Tekirdağh Niyazi Erten, Samsunlu Ekrem Var, İzmirli Nevzat Özsa-bunca, Samsunlu Ünal Uslu, Giresunlu Muzaffer Patar ve Nihat Akçil'di. İlk bakışta ağır yaralı içlerinde pek yoktu. Yanlarına elimde kalan 6-7 Erden 3'ünü vererek onları ilk yardım istasyonuna sevk ettim. Diğer Erlerle birlikte tepeyi aşarak Yıldır Yoro'yu aramaya başladık. Biraz ilerlerimizde bizle beraber yer değiştiren 2'nci Amfibi Tabur Erlerini gördük. Az ilerde de Yıldır bir ağacın dibinde oturuyordu. O da bizi kaybetmiş sesimizi duymamış. Çok sevindik, kucaklaştık ve bize emredilen yeni mevzilerimize gittik. Henüz mevzilerimizi kazmaya başlamıştık ki 6-7 kişilik bir ekibin bize doğru geldiğini gördük. Yaklaşınca bunların Mersin'de silah almak için bıraktığımız Subay Astsubaylarımız olduğunu gördük. Hasret ve sevinçle boyunlarına sarıldık.

Ütğm. Mustafa Oğan Astsb. Harun Doğdu Astsb. Cemil Can Astsb. Mustafa Edebali

Şimdi bir kat daha kuvvetlenmiştik. Kısa bir sohbetten sonra arkadaşları Birhklerine gönderdim. Saat 17.00 sıralarında portatif radyolarımızdan Birleşmiş Milletler tarafından ateş kes ilan edildiğini duyduk. Bu bizim üzerimizde soğuk bir tesir yapmıştı. Çünkü henüz gayemize ulaşamamış, LAPTA, KARAVA gibi hayati önem taşıyan hedeflere el atamamıştık. Bununla beraber bu karara uymak mecburiyetindeydik. Akşam Bölük Komutanlarım toplayarak çok dikkatli olmalarını, düşman saldırmadıkça ateş etmemelerini ve bilhassa ateş disiplinine riayet etmelerim tembihledim. Şu durumu da burada belirtmeden geçemiyeceğim. Bilhassa gece etraf çok karanlık ve ağaçlıklı olduğundan görüş sahası yok denecek kadar azalıyor. Herkes kulakları ile ayak seslerini dinliyor. Bulunduğumuz yerler oldukça meskun sayılır. Civarda başı boş gezen hayvanlar, bilhassa evcil domuzlar çok kez bizleri aldatarak boş yere mermi sarf etmemize sebep olmuşlardır. Gece oldukça sakin geçti. Sabaha karşı yine bir çatışma çıktıysa da kısa zamanda ateşkes sağlandı.

24 Temmuz Çarşamba sabahı etrafımızı saran yüzlerce sinek ve rüzgârın tesiri ile zaman zaman burnumuza gelen pis bir koku ile karşılaştık. Etrafımızdaki Rum asker, sivil ölüleri çürümeye başlamıştı. Öğleye doğru sinek ve kokular dayanılmaz bir hal almaya başladı. 100-150 metre kadar ilerimizde Rumlar mevzi kazarak Havan ve Geri tepmesiz toplarını mevzilendiriyorlardı. İçlerinde çoğu Türkçe biliyordu. Onlara megafonla seslenerek ateş etmeyeceğimizi, gelip ölülerini almalarını veya gömmelerini söyledik, hiç cevap vermediler. Bunun üzerine yanımda bulunan Muhabere Astsubayım Sezgin Girgin'e 10 kişilik bir grupla mezar kazıp bunları gömmelerini emrettim. Biz de mevziye girerek onları korumaya başladık. Az sonra Astsubayım telsizle Ölülerin taşınamayacak kadar çürüdüğünü, neresinden tutarsak ellerinde kaldığını söyledi. Bunun üzerine etraftan toprak atarak üstlerini bulundukları yerde örtmelerini söyledim. Emrim yerine getirildi. Rumlar da hiçbir müdahalede bulunmadılar. Koku ve sinek biraz azaldıysa da kaybolmadı, zira fundalıklar arasında daha bulamadığımız epey Rum cesedi vardı.

iaşemizi daha ziyade Rum evlerinden aldığımız konservelerle sağlamaya çalışıyoruz. Elimizde seyyar mutfak takımları yok. Çoban ateşi yakıp yemek pişirmemiz de sakıncalı ve tehlikeli oluyor. Astsubay Turan Aydın'ı iaşe işine memur ettim ve ele geçirdiğimiz bir aracı boyayıp bu maksat için hizmete soktuk. Su bidonu, çorap, postal ve sigaraya çok ihtiyacımız vardı. Ele geçirdiğimiz sigaraları eşit miktarda Erlere dağıtıyorduk. Ganimet ve alkollü içkilerin her türlüsü üzerine kesin bir yasak koymuştum ve bunu büyük bir titizlikle takip ediyordum. Bütün evler çeşitli içkilerle doluydu. En ufak bir gevşetme Taburun mahvı olabilirdi. Çok şükür emirlerimi büyük bir anlayışla uygulayan personelim bu hususta da beni hiç üzmedi. Gece sakin geçti.

25 Temmuz 1974, anavatandan ikinci kafile de çıkarma araçları ile Pladani Limanı'na gelmeye başladı. Teğmen Ömer Kurt ve Astsubay Osman Kalay Birliğe katıldı. Bütün gün mevzilerimizi geliştirmekle geçti. Düşmanın aramıza sızmaması için gerekli her türlü emniyet tertibi alındı. Sağ tarafımıza (Deniz) 2. Amfibi Tabur, sol tarafımıza Kara Kuvvetlerinden bir İstihkam Bölüğü yerleştirildi.

Gece Türk asker elbisesi giyen bir Rum EOKA'cı karargâhımın civarında bulunan cephanelik yakınına ışık çakan ayarlı bir cisim bırakmış olacak ki saat 22.00 sıralarında cephanelik civarından parlak bir ışık gözükmeye başladı. Yanımda bulunan Astsubay Abdullah Hünkâroğlu derhal fırlayarak bir battaniye ile bunun üzerini örttü.

Kaynakça
Kitap: KIBRIS BARIŞ HAREKÂTININ BİLİNMEYEN YÖNLERİ
SATILIK ADA KIBRIS
Yazar: EROL MÜTERCİMLER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İLHAN ALOĞLU'NUN KIBRIS TÜRK BARIŞ HAREKÂTI ANILARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 18:07

26 Temmuz sabaha karşı yine başlayan şiddetli bir obüs ve havan atışları ile makineli tüfekler, öten horozların yerine bize günaydın dediler. Çok şükür ki Erlerimiz iyi mevzilendikleri için ve her iki taraf da görmeyerek atış yaptığından ölü ve yaralımız yok. Bugün Taburumuza üç adet değişik ebatta yer dürbünü, el dürbünü ve tüfek gece dürbünü verdiler. Bunları kullanmak için geceyi sabırsızlıkla bekliyoruz. Öğleden sonra TCG Ertuğrul geldi. Onun gelişi hepimiz üzerinde bir bayram tesiri yapıyor. Anavatanla yegâne irtibat vasıtamız oydu, evden iyi haberler aldım ve mektup yazdım. 150 m. kadar ilerimizde Rum askerleri mevzu kazıp yerleşiyorlar, hareketlerini gayet rahat izleyebiliyoruz. Havan Geri tepmesiz top ve Makineli Tüfeklerimizi bu hedeflere ayarladık. Gece ateş açılırsa aynı yerleri ateş altına alacağız. Akşam serinliği ile beraber gece bastırdı. Dürbünler ümit ettiğimizden çok daha iyi çıktı. Hedefleri gündüz gibi görüp hareketlerini izleyebiliyorduk. Gece yarısından sonra çarpışmalar daha ziyade Beşparmak tepelerinde cereyan etti. Rumlar Batı'ya doğru çekiliyorlar.

27 Temmuz, Bugün ilk defa sakin bir şekilde Güneş'in doğuşunu seyrederek mevzilerimizden doğrulduk. Saat 07.00 sularında Üsteğmen Savaş Tarcan esir ve yarak toplama yerindeki görevini devrederek aramıza katıldı. Bunu kutlamak için bir keçi kesip pişirerek yedik.

28 Temmuz Pazar, 07.00 TCG Ertuğrul - Truva İki şilep ve çıkarma araçları geldi. Alay Komutanı'ndan müsaade alarak gemileri karşılamaya sahile indim. Bir haftadır arkadaşları görmemiştim. Karşılaşıp kucaklaşmalarımız yılların ayrılığını dile getirir gibiydi. Bir ara gözlerim TCG Ertuğrul'un güvertesinden bize doğru seslenip elini sallayan zayıf bir subaya ilişti. Evet yanılmıyordum Mesut Günsev gelmişti. Uçar gibi geminin merdivenlerinden çıkıp Ütğm. Mesut'a sarıldım. Çok zayıflamıştı çok halsizdi. Ama gözleri sanki bütün enerjisi orada toplanmış gibi pırıl pırıldı. Kendisini Mayıs ayında yaptığımız Nato Tatbikatında sarılığa yakalandığı için Sardunya Adasında bırakmak zorunda kalmıştık. Birkaç cümle ile kendi imkân ve gayreti ile hastaneden ve İtalya'dan nasıl kaçtığını anlattı. Onun mütevazı olarak anlattığı hikâyesini gururla ve iftihar ederek dinledim.

Bir müddet sonra jeeplerimize binerek tekrar mevzilerimize beraberce döndük. Etraf oldukça sakindi. Bu fırsatı değerlendirerek (Güneş ısısından faydalanılarak yapılan tesisler sayesinde Rum everinin çoğunda sıcak su bulma imkânı vardı. Gerekli emniyet tertibatlarını aldırarak beşerli gruplar halinde Erlerimizi yıkattık. Akşam Bölük Komutanlarını toplayarak Seyir Hidrografiden gelen Kıbrıs haritalarım dağıttım. Böylece büyük bir eksiğimiz tamamlanmış oldu. 1. Bölük takım komutanı üsteğmen Raif Sümer böbreklerinden rahatsızdı, acı içinde kıvrandığını görüyor fakat doktora çıkartamıyorduk. Günbegün zayıflıyor ve bir şey yemiyordu. Israr ederek Kolordu Hastanesine sevk ettim. Oradan da durumunu acil görüp derhal Türkiye'ye göndermişler.

29 Temmuz, Bugün umumiyetle sakin seçti. Sabah 06.30'da yanıma Topçu tabur komutam istihkâm bölük komutanını ve harekât subayım Üsteğmen Yıldır Yoro'yu alarak Elya tepesine çıkıp mevzileri dolaşıp keşif yaphk. Erler gayet iyi mevzilenmişler ve gizlemelerini yapmışlar, su ihtiyaçlarmı Elya tepesi eteklerindeki bir kaynaktan temin ediyorlar. Burası düşman mevzilerine çok yakın olduğu için her an vurulma tehlikesi var. (Bilhassa gündüz her iki taraf da ateşkese riayet ediyor.) Yine de gerekli emniyet tedbirlerini almalarını Bölük Komutam üsteğmen Muhsin Ergene'den rica ediyorum.
Saat 10.00'da Tugay Komutanı Tuğgeneral Süleyman Tuncer bir toplantı yaptı, son durumlar ve ihtiyaçlarımız hakkında kendisine brifing verildi.

30 Temmuz, Günlerdir beynimizde tek bir düşünce belirlenmeye başlamıştı. Karava-Lapta ve Vasilya'yı alıp, ateşkesten faydalanarak 150 metre ilerimizde ellerini kollarını sallayarak serbestçe dolaşan Rum askerlerine gereken dersi vermekti. Tugay Komutanımız bugün bu müjdeyi verdi. Taarruz hazırlıklarına başladık. Parola verilir verilmez sabah erkenden taarruza geçecektik. Gece saat 23.00'de radyodan kesin ateşkese uyulması hakkında anlaşmaya varıldığını duyunca bütün ümitlerimiz boşa çıktı.

31 Temmuz, Alay Komutanı Yarbay Neşet İkiz'le beraber saat 09.30'da Tugay Tümen ve Kolordu Komutanlarını ziyarete gittik. İlk defa Boğaz Bölgesine gidiyordum. Her tarafta harbin izleri görülüyordu. Evlerin duvarları delik deşik olmuş, yollar tahrip edilmiş tank ve vasıtalarla dolu idi. Yollarda ağır silahların açtığı sayısız çukurlara girmemek için zikzaklar çizerek Kolordu Karargâhı'nın bulunduğu St.Hilarion kalesine çıktık. Manzaramn güzelliği hepimizi büyülemişti. Kolordu Komutanı Korgeneral Nurettin Ersin'i mütevazı karargâhında ziyaret ederek mevzilerimizin son durumu hakkında kendilerine malumat verdik. Bizi büyük bir dikkatle dinledi ve yavaş yavaş elini Lapta ve Karava üzerine koyarak bu bölgenin ateş açılmadan derhal alınması lazım dedi. Alay Komutanı ile karşılıklı bakıştık. Bizim de istediğimiz buydu ama ateş etmeden bu nasıl mümkün olacaktı.

Bu husustaki tereddütümüzü dile getirerek mevzilenmiş düşman kuvvetlerinin buna imkân vermeyeceğini belirttik. Sonuçta biz ateş etmeden ilerleyecektik. Rumlar ateşle karşı koyarsa biz de ateş açacaktık. Öğleye doğru tekrar mevzilerimize döndük. Akşama doğru Beşparmak dağlarında Komandolarımız ile Rum askerleri arasında şiddetli bir çatışma başladı. Spotofolos köyü bölgesindeki düşman havanlarını ateş altına aldık. Rumlar ateş kesmek, geri çekilmek mecburiyetinde kaldılar.
1 Ağustos 1974, Dün akşam başlayan çatışma sabaha kadar devam etti. Komandolarımız çetin arazi şartlan altında her türlü güçlüğe göğüs gererek kahramanca ilerliyorlar. Yanık otel diye adlandırdığımız sahildeki meşhur Zephyros oteli halen Rumların elindeydi. Çatı katına yerleştirdikleri havanlarla zaman zaman mevzilerimizi ateş altına alıyorlardı. Sabah erken saatlerden itibaren Donanma topçusu, sahra topçusu ve havanlarımızla ateş altına alınarak bu muhteşem otel imha edildi. Rumlar üç zırhlı oto ile bölgeyi terk ederek Lapta'ya doğru çekildiler. Öğleye doğru Elya ve Fteriha köylerine doğru taarruza geçtik. Düşman çatışmayı kabul etmeden geri çekiliyordu. Köyde yaptığımız aramalar sonucu 5 Rum askeri, bol miktarda silah cephane ve telsiz ele geçirdik. Düşman her şeyini bırakarak kaçıyordu. Batı hududumuz Spotofolos köyüne kadar dayandı.

Akşam serinliği Üe birlikte yeni mevzilerimizi kazmaya başladık. Erat oldukça yorgundu. Dr. Atğm. Veli Eroğlu'nu Anavatan'a yolcu ettik, yerine Dr. Atğm. Ayhan Duman göreve başladı. Burada yegâne eğlencemizi TCG Ertuğrul'un getirdiği gazete ve mektuplar teşkil ediyor. Gemi geldiği gün hepimizi bir sevinç dalgası kaplıyor. Anavatandan ve yakınlarımızdan gelen haberler hepimizin göğsünü kabartıyor. Bütün yorgunluklarımızı alıp götürüyor.

Yemeklerimiz bölüklerde ayrı ayrı pişiyor. Erzaktan yana sıkıntımız yok. Yaktığımız çoban ateşleri ile tencerelerde nefis yemeklerimiz oluyor. Biraz is kokuyor ama kimsenin buna aldırdığı yok. Erlerin moral ve sıhhatleri yerinde, artık savaşın iyice havasına girdiler. Ateş disiplinine çok sıkı riayet ediliyor. Artık ilk günler gibi gece etrafta dolaşan evcil domuz ve koyunlara düşman askeri sanıp ateş edilmeler tatlı bir am olarak gerilerde kaldı. Sık sık mevzi değiştirmelerimiz yüzünden günde 2-3 defa avcı boy çukuru kazmak mecburiyetinde kalıyoruz. Hepimizin elleri nasır içinde kaldı. İçinde bulunduğumuz şartlar Erlere mevzi kazması için emir vermemizi gerektirmiyor. Herkes bir saat içinde mevzilerini kendiliğinden kazıyor. Gölcük'teyken eğitim maksadıyla 2 kişilik bir avcı çukurunu 4 Erle iki günde zor bitirişimizi anımsıyorum da gülmekten kendimi alamıyorum.

TCG Ertuğrul'dan 10 tane G-3 P. Tüfeği getirttim. İlk defa kullandım, çok hoşuma gitti. Bölük Komutanlarım da bu silahları arzu ettikçe eğitimlerini yaptırtarak peyderpey silahları M-l Piyade Tüfekleri ile değiştirmeye başladık. Sahile ilk çıktığım gün belimde Kolt tabanca vardı. İkinci günü bunun bir fayda sağlamadığını görerek M-l Piyade Tüfeği almıştım. Şimdi ise G-3 Piyade Tüfeğini kullanmaya başladım ve Kıbrıs'tan ayrılıncaya kadar da 104 no'lu G-3 Piyade Tüfeğimi elimden bırakmadım.
6 Ağustos Salı, Üç gündür her gece verilecek taarruz emrini bekliyorum. Zira artık Lapta-Karava'yı almak bizim için vazgeçilmez bir arzu halini almaya başladı. 3 Ağustos'ta 2. Bölük Komutanı Mustafa Kılıç'ın da Tabura katılmasıyla yeni bir güç kazanmıştık, ayakları oldukça iyileşmişti. O gece kendisini yanımda alıkoyarak gerekli bilgileri vererek araziyi kendisine tanıttım.

Sabahleyin yapacağımız taarruzun planlamasını Bölük Komutanları ile uzun uzun inceleyerek bitirmiştik. Artık herkes ne yapacağını gayet iyi biliyordu. Beni en çok düşündüren bunun bir meskun yer muharebesi olmasıydı. Çok değişik ve sürprizli durumlarla karşılaşabilirdik. Her Er müstakil, dövüşmek zorunda kalacaktı. Erlerimin eğitim ve cesaretlerine güveniyordum ama yine de bir tuzağa düşmelerinden ve birbirlerini vurmalarından korkuyordum.

Sabah 04.00'de beklediğimiz harekât emrini aldık. Daha evvel planladığımız şekilde büyük bir sessizlik içinde patika ve yamaçlardan ilerleyerek Karava'ya doğru yaklaşmaya başladık. Üç bölük birinci hatta ilerliyorduk. Ben karargâhımla birlikte soldaki Birinci Bölük gerisinden ilerliyordum. Karava'nın ilk evlerine vardığımız zaman tan yeri ağarmaya başlamıştı. Yüksekçe bir tepenin üstünden harekâtı izlemeye başladım. Havan ve top ateşleri Lapta ve Karava'yı dövmeye başlamıştı. Bölükler yavaş yavaş sokak aralarından kaybolmaya başladı. Şimdi yalnız Bölük Komutanlarından irtibatım vardı. Onların ise takımları ile hiçbir irtibatı kalmamıştı. Korktuğum bu andı, dudaklarımdan dökülen dualarımın kabul olması için Allah'a yalvardım. Biraz sonra bütün Karava'nın sokaklarından tüfek-makineli tüfek ve el bomba sesleri gelmeye başladı. Etraf bir anda toz duman içinde kaldı. Saniyeler asırlar gibi uzun geliyordu. Dürbünümle bütün dikkatim ile incelediğim halde hiçbir şey göremiyordum.

Havan ve top ateşlerini gerilere doğru kaydırdık. Hava iyiden iyiye aydınlanmaya başlamıştı. Karava'nm evlerinin çatısına yerleşmiş olan Rum askerleri seçiliyordu. Çatışma üç saat kadar sürdü. Yavaş yavaş ateş sesleri azalmaya başladı. Birkaç evin üstüne çekilen Türk Bayraklarını görünce gözlerimden bir iki damla yaşın Büzülmesine mani olamadım. Bölük Komutanlarımdan raporlar gelmeye başlamıştı. Hepsi pür neş'e içindeydi. Karava'yı almıştık. Fakat beynimi kurcalayan ve dilimin ucuna gelip de soramadığım bir şey vardı. Zayiat raporlarını niçin vermiyorlardı. Biraz sonra sedye içinde mermilerle her yanı delik deşik olmuş Birinci Bölükten 73/3 tertipli onbaşı Osman Dağlı'yı getirdiler. Osman'a ilk yardımı yaparken (Evelallah benim işim tamam siz onları kaçırmayın komutanım.) diyordu. Vücudunda beş mermi vardı. Fethiye'li Tahir oğlu 1953 doğumlu onbaşı Osman Dağlı ilk adım atan manga komutanıydı ve Bölüğünün de son şehidi oldu. Nur içinde yatsın. Onbaşı Osman Lapta taarruzundan bir gece önce, içinde şehit olacağına dair bir his duyduğunu söylemiş. Takım Komutam Ütğm. Mesut Günsev'in ifadesine göre borç ve alacaklarını bir pusulaya yazarak vermiş, şayet bu topraklarda kalacak olursam o gece Kur'an okunmasını istemişti. Bu pusula Amfibi Alay müzesindedir. O gece ele geçirilen Rum mevzilerinden onun ruhuna yanık sesli bir Erin okuduğu Kur'an sesi dalga dalga Beşparmak dağlarına doğru yayılıyordu.

Onbaşı Osman Dağlı'yı şehit eden düşman otomatik tüfeği muharebenin sonuna kadar en yakın arkadaşı Mustafa Reis tarafından taşındı ve düşmana ölüm kustu.
Çok şükür ki bundan başka bir yaralı ve şehidimiz olmadı. Rum askerleri daha evvelden hazırladıkları vasıtalarla yaranlarını da alarak Vasilya istikametinde kaçmaya muvaffak oldular. Bölüklerden aldığımız raporlara göre çok sayıda Makineli piyade tüfeği, roket, telsiz ve cephane ele geçirmiştir.

Bölüklere temizleme harekâtı için emrimi verdim. Buna göre 2'nci Bölük takama mevziine ihtiyat olarak kalacak ve çıkaracağı bir keşif kolu ile 61'nci Piyade alayı ile irtibatı sağlayacak, 1 ve 3'ncü Bölükler de denize kadar olan kısmın son taramasını yapacaklardı. Saat 13.30'da temizleme harekâtının vukuatsız olarak bitirildiği raporunu aldım ve Bölüklere mevzilerine dönmelerini emrettim.

2'nci Bölükten keşif kolu Komutam olarak giden Astsubay Cemil Çan'ın verdiği rapora göre 61'nci Piyade alayı ile aramızda 1,5 km'lik bir boşluk var. Ara hattını yanlış geçirmişler durum Alay ve Tugay Komutanı'na bildirilerek düzeltilmesi sağlandı.
Gece sabaha kadar sızan düşman askeri ile çatışma devam etti. Bu adadaki 18'nci gecemizdi. Er'in yorgunluk ve bilhassa uykusuzluktan tahammülü azalmaya başlamıştı. Gece uyanık tutabilmek için biz hiç uyuyamıyorduk.
9 Ağustos Cuma, TCG Ertuğrul'un erken saatlerde gelmesi Taburda bir hareket ve sevinç yaratmıştı. Derhal bir ekip teşkil ederek gemiye gönderdik. Tabii çabuk dönmelerini Erilerden bana kadar herkesin tembihlediğini söylemeye lüzum yok. Hakikaten de biraz sonra çocuklar döndü. Hepsinin yüzü üzüntülü ve ağızlarını bıçak açmıyordu. Acı haber kısa sürede yayıldı. İkmal üsteğmen Sarper Atay'ın hanımı doğum yaparken vefat etmişti. Kaç gündür beklediği mutlu haberin heyecanı ile uyuyamıyan Sarper'e bu haberi benim vermem uygun görüldü. Kendileri ile ailece konuşurduk. 5 yaşlarında sevimli bir kızı da vardı. Ter içinde kalarak ve gözümden sızan yaşları belli etmemeye çalışarak 2-3 kelime ile durumu kendisine anlattım ve baş sağlığı diledim. Gözleri yerde, çok sakin bir şekilde beni dinledi ve sanki beni teselli edercesine "mukadderat Komutanım dostlar sağolsun" dedi. TCG Ertuğrul'un dönüşü ile arkadaşımızı Mersin'e gönderdik. Saat 15.00'de aldığımız bir emirle 2'nci Amfibi Deniz Piyade Taburu Girne doğusuna Çatalköy bölgesine hareket etti. Biz de yanık otelle Paleosofoş hattını batıya karşı savunmak üzere yeni mevzilerimizi işgal etmeye başladık. Tabur Karargâhını eski Alay Karargâhının boşalttığı bir eve taşıdık. İlk işim sıcak bir banyo alarak yatağa uzanmak oldu. yirmi gündür bu ilk yatağa girişimdi. Kendimi kuş gibi hissetmeye başlamıştım. Akşam Lapta ve Karava bölgelerine keşif kolları gönderdim. Bölgemizde durum sakin. Bizimle birlikte bu bölgede Kara Kuvvetlerinden emrimize verilen bir İstihkâm takımı da vardı. Bu takımın çok faydasını görmüştük. 11 Ağustos günü bir emirle bu takım da bölüğüne katılmak üzere emrinizden ayrıldı. 3 no'lu Bölükten bir takımı İstihkâm Takımının boşalttığı mevzilere yerleştirdim. Taburumuz 5 km'yi geçen bir cepheyi tutmak mecburiyetinde kalmıştı, arazinin Örtülü ve engebeli oluşu kontrolümüzü son derece zorlaştırıyordu. Önümüzdeki Vasilya bölgesine bir Jandarma Taburu yerleştirilmişti. Öğle olmasına rağmen düşman her an bir sızma yapabilirdi. Aradaki boşlukları gözetleme, dinleme postaları ve keşif kolları ile kapatmaya çalıştık. Yol güzergâhının tam olarak emniyetini aldık. Bugünden itibaren günlük eğitimlerimize başladık. Er7in kondüsyonunu üst seviyede tutabilmek için spora ve atış eğitimlerine bilhassa önem veriyoruz. Bugün Anavatan'dan çorap çamaşır gibi malzemeler geldi. Erlere dağıttık.

14 Ağustos Çarşamba, sabah saat 05.30'da 2'nci harekâtı uygulayın mesajını aldık. W E 37 kotuna göre A-B-C tıkama mevzileri işgal edildi, telli hatlar çekildi. Saat 10.00'da topçular ateşe başladı. Harekât bütün şiddeti ile devam ediyor. Daha ziyade Magosa-Lefkoşe ve Omorfo civarında çarpışmalar oluyor. Jetlerimizden çok isabetli atışlar yaptığını duyuyoruz. Çıkarma Birliklerinden gelen bir mesajla asteğmen Halil Kolağası Mersin'e gönderildi. Kendi arzusu ile aramıza katılan bu gözüpek arkadaşımızın gidişine hepimiz ve bilhassa kendisi çok üzülmüştü.

15 Ağustos Perşembe, 09.00'da Boğaz Bölgesindeki Kömürcü köyü civarına Hava İndirme Komando Tugayı'nın ihtiyatı olarak görevlendirildiğimiz emrini aldık. Gerekli ön emirleri Bölüklere vererek Üsteğmen Savaş Tarcan'ı konakçı heyetinin başı olarak görevlendirdim. 30 km'lik bir yürüyüş mesafesine gitmemiz icap ediyordu. Elimizde kâfi miktarda araç olmadığı için muhtemelen yaya yürüyüş yapmamız gerekecekti. Muharebe şartları altında bu çok güç ve tehlikeliydi. Bölüklere Tabur Karargâhının bulunduğu bölgeye taktik yürüyüşle intikal etmelerini emrettim. Saat 10.30'da intikal tamamlandı. Eldeki mevcut imkânlarımızla 3 jeep 2 Dodge ve bir sivil kamyonla Destek Bölüğü'nün bir kısmını yeni bölgeye hareket ettirdim.
3'ncü Deniz Piyade Bölüğü taktik yürüyüşe başladığı zaman beklenmedik bir kaza oldu. 09.40'da Onbaşı Halil Aydemir (731/953 Çanakkale) elbisesine asılı olan el bombasının pimini kazara çıkarıyor. Bombanın infilakıyla Halil Onbaşı boğazından, ayağından ağır, Er Yılmaz Güneş (74-1 954 doğumlu İzmit) hafif yaralanıyorlar. Derhal yaralıları bir jeep'e koyarak yanıma getirdiler. Halil onbaşıyı kucağıma aldığımda son nefesini vermek üzereydi. Bir ara gözlerim açarak bana bakü, anlayamadığım bir şeyler fısıldadı ve başı yana düşerek Şehitlik Mertebesine yükseldi. Diğer yaralıyı Girne'deki revire kaldırdık.

15.00 sıralarında Kıyı Bölge Komutanlığindan gönderilen sivil araçlarla Taburun tümünü iki kadene halinde Kömürcü-Pınarbaşı köyleri arasındaki çamlık kesimine intikal ettirdik.

17.30'da intikalimiz tamamlanmış ve mevzilerimizi kazmaya başlamıştık. Bulunduğumuz yer Beşparmak dağlarının güney yamaçları olup çam ağaçları ile kaplıydı. Toprak sert ve kayalık olduğundan mevzi kazmakta zorluk çektik. Güneye doğru dümdüz çorak bir arazinin sonunda Lefkoşe duman ve ateşler içinde yanıyordu. Jetlerimiz bilhassa hava alam bölgesine dalışlar yaparak çok isabetli atışlar yapıyorlardı. Bir film sahnesi seyreder gibi elimizde dürbünlerle karşılıklı yapılan bu çarpışmayı seyrediyor, bir yandan da radyo haberlerini dinliyoruz. Kıbrıs Rum radyosu Türk'lerden ağır bir lisanla bahsediyor ve Kıbrıs Türklerini bize karşı kışkırtıyor. Memleketimizi işgal eden barbarlar Türkler demeye fırsat kalmadan uçaklarımızın isabetli bir atışıyla radyo evinin havaya uçarak seslerinin kesildiğim duyuyoruz.

Gece geç vakitlere kadar yanan Lefkoşe'nin ışıklarını seyrederek geçirdik. 19.00'da ateş kesildi.
16 Ağustos Cuma, sabah saat 05.30'da Yılmaz köyüne vardık ve derhal mevzilerimizi kazmaya başladık. Ben emrine girdiğimiz Hava İndirme Tugay Komutam Tuğgeneral Sabri Demirbağ'dan emir almak üzere Karargâhına gittim. Kendisi Harp Okulundan hocamız olurdu. Kendimi tanıttım. Çok sevindi, oturup son durumlar hakkında bana gerekli bilgileri verdi. Birliğimi derhal Dağyolu (Fota Köyüne) götürüp mevzilendirmemi emretti. Daha henüz terimiz soğumamıştı. Müsaadesini isteyerek yanından ayrıldım. Yılmaz köye geldiğimde Piyade Yüzbaşı Hasan Yerli komutasında bir ağır makineli bölüğünün 11.00'de gelerek emrimize katıldığın öğrendim. Bu Bölüğün mevcudu ve silahları: 229'ncu Piyade Alayının 1. Tabur Karargâh ve Destek Bölüğü (Katılış 16.8.1974, Ayrılış 9.10.1974)

9 Jeep
6 Geri Tepmesiz Top ( 106 mm'lik Jeep'e monte)
4 Dodge (12,7 mm'lik UÇS. Yüklü)
4 Kayzer (106 mm'lik Havan yüklü)
2Reo
1 Trailler
(9 Ton cephane yüklü)

Gözlerime inanamıyordum. Bir hazine bulmuş gibi sevinçliydim. Kısa zamanda birbirimize alıştık ve aylarca bu bölükle beraber çalıştık. Emri kendilerine tebliğ edip dönüş hazırlıklarına başladık. Yılmaz Köy ile 3 km kadar batısındaki Gürpınar köyü arasında her iki tarafın tankları arasında amansız bir savaş başlamıştı. Yunan Rum tankları çıplak gözle bile görülüyordu. Yılmaz köyün biraz üzerindeki Prastio çiftliği istikametinde taktik yürüyüşe geçtik. Napolyon'un 'en kısa yol en iyi yoldur7 sözüne uyarak araziye girmeden yolu takiben ilerliyorduk. Bu şekilde ne büyük bir felaketi önlediğimizi bir hafta sonra İstihkâm Bölüğü tarafından bu bölgede yapılan bir aramadan sonra öğrenecektik. Geçtiğimiz yolun her iki tarafındaki tarlalara bol miktarda mayın döşenmişti. Araziden yürüseydik Taburun büyük bir zaiyat vermesi içten bile değildi.

Akşam karardığı basarken Fota köyü batısındaki Mücahit Tepe (259 rakımlı) civarında mevzilenip geceyi geçirdik.

17 Ağustos Cumartesi, güneşin ilk ışıklarıyla beraber amansız bir sıcak ve karasinek akınıyla karşılaştık. Fota köyü civarı tam bir çöl havasım andırıyordu. Etrafta tek bir dikili ağaç bile yoktu. Saatler ilerledikçe sıcaklık dayanılmaz bir hal almaya başlamıştı. En serin yer kazdığımız çukurlardı. Su bulmak da çok zordu. Sabahleyin köyü dılaşmaya çıktım. Güney Doğu Anadolu'daki Türk köylerine benziyordu. Burada köylüler hayvanlar ile aynı çatı altında kalıyor ve büyük bir mahrumiyet içinde yaşamlarını sürdürüyorlardı. Hepsi Türk asıllıydı. Onlarla oturup dertleştik. Konuştukça Kıbrıs Türklerinin içinde bulunduğu acıklı durum bütün açıklığı ilme daha iyi gözlerimizin önüne seriliyordu.

Öğleden sonra Alay Komutanı Güverte Yarbay Neşet İkiz'in yanma gittim, yarın Deniz Kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan'ın geleceğini Öğrendim. Bu çok sevdiğimiz kıymetli Komutanımızın veda ziyaretiydi. Ütğm. Muhsin Ergene'nin komutasında Takım Komutanı Ütğm. Mesun Günsev, Ütğm. Nabi Duru, Tğm. Ömer Kurt güzel bir Merasim Bölüğü hazırlattım.

18 Ağustos Pazar, Deniz Kuvvetleri Komutam ve maiyeti saat 12.00'de Kırnı havaalanma indiler, beraberlerinde Harp Filo Komutanı Tümamiral Nejat Tümer, Çıkarma Birlikleri Komutanı Tuğamiral Emin Göksan, Emir Subayı Turgut Albay ve Yarbay Güngör geldiler. Coşkun bir sevinçle Komutanlarımızı karşıladık. Alay Komutanı Neşet İkiz'in Rumlardan ele geçirdiğimiz bir otomatik tabancayı Deniz Kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan'a hediyesi onu çok duygulandırdı. Mutat ziyaretlerden sonra saat 16.00'da Komutanı uğurladık.

20 Ağustos Sah, Bugün üç gündür Fota köyündeyiz. Erler güneşten kapkara oldular. Su yok denecek kadar az. Gece de oldukça soğuk oluyor. Hepimiz bir an evvel Girne'ye dönmeye can atıyoruz. 14.30'da tugaya gittim. Muhafız Alayından çok samimi arkadaşım olan Kur.Bnb. Cumhur Evcil'le karşüaştım. İçinde bulunduğumuz durumu anlattım. Beraberce Tugay Kurmay Başkanına çıktık. Bizi anlayışla karşıladı. Gerekli vasıtaları temin ederek o akşam 17.30'da Girne'ye doğru hareket ettik.
Akşam tekrar eski mevzilerimize yerleştik. Herkes buraya dönmenin sevinci içindeydi. Kısa zamanda eski tertibatlarımızı almış olduk.

21 Ağustos 1974, 5 gün gibi kısa bir süre içinde bölgemizden ayrılmamız dönüşümüzde başımıza çok iş çıkarmıştı. Götüremeyip bıraktığımız malzemeler adeta talan olmuştu. Her şeye yeniden başladık. Bölükler mevzilerini geliştirip yerleşme hazırlıklarını yaparken ben de Bölük Komutanlarını yanıma alarak Lapta-Karava bölgesinde keşfe çıktık. Karava'daki Rum topçu taburunun binası kullanışlı olmakla beraber yerleşmemiz için biraz ufaktı. Taburun hemen yakınındaki Ayayorgi Kilisesini gezdik. Buraya henüz kimse girmemişti. Camekan içinde altın ve gümüş paralardan yapılmış haçlar vardı. Bunları Ütğm. Mustafa Kılıç'ın çelik başlığının içine doldurduk. Şu anda bunları saklayacak veya teslim edecek emin bir yerimiz yoktu. Bir yanlış anlamaya veya dedikoduya sebebiyet verebilir, dolayısıyla üzerinde hassasiyetle durduğmuz ganimet almama fikrini zedelemiş olabilirdik. Karar vermemiz uzun sürmedi, kısa bir süre sonra bunları balıklara yem yaparak denize attık. Bu hareketimizi daha sonraları arama yaptığımız birçok evde de uyguladık. Bizi bu şekilde harekete zorlayan sebeplerden birisi de sorumluluğumuz altına verilen bu meskun yerlerde Erlerimizin bu gibi kıymetli mallarla karşılaşıp bir zaafa kapılmamaları içindi. 40 günlük bu muharebe içinde çok şeyler öğrenmiştik. Erlerimizin beyninde bir tek düşünce yer etmeliydi. (Yavru Vatanı kurtarma) gerisi bizim için hiçbir mana ifade etmezdi ve iftiharla söyleyebilirim ki.etmedi de. Zaman zaman terhis olan Erlerimiz büyük bir vakar içinde elleri boş kollarını sallayarak ve marşlar söyleyerek Anavatana döndüler. Keza biz de Taburca Anavatana .dönerken aynı duygunun tesiri altında ve ısrarla eşyalarımızı aratarak aynı pak alınlıkla gemimize bindik. Bunları Kıbrıs'ta 9,5 ay ter ve kan döken kahraman taburumun, şehit ve gazi Erlerinin ruhları şad olup hatıraları aziz kalması için yazıyorum. Çok şükür ki aradan dokuz sene geçtiği halde l'nci Amfibi Dz. P.Taburu için hiç kimse aleyhte bir laf söylemedi ve söyleyemez de. Kıbrıs'ta üç şeye el süremedik, ırza, ganimete, içkiye ve bunun mükafahnı da çok az şehit ve yaralı vermekle gördük. Kıbrıs'a ilk çıkan birlik olarak meskun yerlerin çoğuna ilk defa biz girdik. Fakat şunu da belirtmeden geçemeyeceğim ki girdiğimiz her ev aranmıştı ve bütün eşyalar yerlere saçılmıştı.

Öldürdüğümüz Rum erlerinin yanında da boş viski şişeleri doluydu ve leş gibi içki kokuyorlardı. Kıbrıs'lı Rumların terk ettiği evlere savunma için yerleştirilen Yunan ve Rum askerleri belli ki buralarda gerekli ilk aramaları yapmış ve ele geçirdiği mallan kendi bölgelerine götürmüşlerdi. (Nitekim toplanıp bohçalanmış bir kısım mallar bilahare ele geçirilmiştir.) ve kahraman askerlerimiz karşısında cesaretlerini toplayabilmek için de yegâne çareyi sızıncaya kadar içmekte bulmuşlardı.
24 Ağustos Cumartesi sabah erkenden Karmi ve Tirimiti köylerine keşif kolu çıkardım. Rumlar bu bölgedeki suları zehirlemişler, içen.bir ingiliz çocuğu zehirlenmiş tam zamanında çocuk hastaneye kaldırılarak kurtarıldı. Anne ve babasının minnet dolu bakışları tatlı bir anı olarak kalacaktı.

Rumlar araziyi iyi bildiklerinden bilhassa gece küçük gruplar halinde birliklerimize sızmaya çalışıyorlar. Nitekim Pladani Limarunda bulunan cephaneliğimizi sabote etmek istediler. Derhal fark edilerek ateş açıldı, kaçmak mecburiyetinde kaldılar.
Bugün Kolordu Komutam Korgeneral Nurettin Ersin görevini Tümgeneral Bedrettin Demirel'e devrederek veda ziyaretine geldi ve Tuğgeneral Hakkı Borataş Kıyı Bölge Komutanhğı görevine başladı.

25 Ağustos Pazar, Sabahleyin yanıma iki Er alarak Jeep'e atladım ve bizi çok uğraştıran Paleosofos köyüne keşfe gittim. Rumlar bu köyü adeta bir ordugâh ve cephanelik olarak kullanmışlardı. Bütün bahçelere mevziler kazılmış ve her yerde mekanizmaları alınmış silah ve cephaneler yığılmıştı. Burdan bakışta aşağıdaki bizim mevziler kuş bakışı görülüyordu. Eğer Rumların biraz mücadele kabiliyeti olsaydı burada bize epey zayiat verdirirlerdi. Vefakar bir Anadolu çocuğu olan şoförüm Er Tufan'ın bana ikazı üzerine yandaki bir eve girdim gördüğüm manzara korkunçtu. Mezara gömülmek üzere son hazırlıkları yapılmış yaşlı bir Rum kadınının cesedi üzerinde 10-15 tavuk üşüşmüş göz ve beynini yiyorlardı. Etrafta dayanılması güç bir koku vardı. Gagaları ve pençeleri kan içinde olan tavukları kovaladık ve cesedin üzerine biraz toprak atarak örtmeye çalıştık. Uzun süre tavuk eti yemekten nefret ettim.

26 Ağustos Pazartesi, Sabah 08.00'de Kıyı Bölge Komutanlığı'ndan aldığımız bir emir üzerine ikinci Amfibi Tabur Magosa'ya hareket etti. Biz de 1'nci Amfibi Tabur olarak Girne'nin doğu ve batısında 18 km'lik bir saha içine yayılmak mecburiyetinde kaldık. Tabur Karargâhını Ertuğrul Limanı civarında iki katlı bir villaya taşıdım. Girne civan diyorum ama esasında Beşparmak dağlarının kuzeyinde bizim Taburdan başka bir Birlik kalmamıştı ve bu boşlukları keşif ve gözetlemelerle kapatmak mecburiyetindeydik. Üç gün içinde yerleşerek bölgeyi kontrolümüz altına aldık. Bölük Komutanları ile toplantı yaparak sorumluluk bölgelerini belirttim.

Bölükler arasında hayli uzaklık vardı ve sorumluluk sahaları da çok genişti. Bir komuta altında onları idare etmek, sık sık değişen ve ani meydana gelen olaylar nedeniyle bazı aksaklık ve gecikmelere sebebiyet verebilirdi. Bu nedenle her bakım itimat ve güvenimi kazanmış olan Bölük Komutanlarıma geniş bir inisiyatif tanıdım. Kıbrıs'tan ayrılıncaya kadar da bu idare şeklini değiştirmedim. Sık sık Bölüklere yaptığım ziyaretlerde onları görevleri başlarında eğitimlerine çalışır vaziyette görmek ve bölgedeki Rum ve Kıbrıslı Türklerle tam bir anlaşma içinde olmaları bana doyumsuz bir mutluluk veriyordu. Her Bölük Komutanı bölgesindeki köyleri kardeş köy ilan etmiş ve onlara doktor, ilaç, araç, gereç gibi türlü yardımda bulunuyorlardı. Köylere yaptığım ziyaretlerde Bölük Komutanlarıma gösterilen yakınlık ve sevgi dolu bakışlar bunun en canlı misalini teşkil ediyordu.

Artık yeni bir dönemin hazırlıkları içindeydik. Girne'ye ilk girdiğimiz zaman bir tek Türk ismine rastlamamıştık. Şimdi ise karşımızda sokak isimleri, vitrinleri, otelleri ile yavaş yavaş Türkleşen bir şehir vardı. Civardan gelen Kıbrıs'lı Türkleri evlere yerleştiriyor, ticari hayata atılmalarına yardımcı oluyorduk. Düzen yavaş yavaş yerine oturmaya başlamıştı. Akın akın Türkiye'den vatandaşlarımız geliyor, muharebe sahalarını geziyor ve alışveriş edip yurda dönüyorlardı.
Mart 1975 Kıbrıs'ta oldukça sakin geçen aylar vatan hasretini burcu burcu burnumda tüttürmeye başlamıştı. Artık hepimiz dönüş haberini bekliyorduk. 9 Mart Pazar günü dönüş için hazırlık emrini aldık.

Alay karargâhı ve 1'nci Tabur 16 Mart saat 18.00'de TCG Ertuğrul, 2'nci Tabur da 17 Mart'ta İskenderun'a dönüş yapacaktı. Hazırlıklarımızı süratle bitirdik. Ele geçirdiğimiz silahları, cephanemizi, haritalarımızı ve bütün kullandığımız eşyaları teslim ettik. Bir tek kutsal görevimiz kalmıştı, şehitlerimize veda ziyareti yapmak. Bölüklerden aldığımız temsilci Erlerle Subay, astsubay kalabalık bir grup halinde Girne ve Boğaz'daki şehitlerimizi ziyaret ederek mübarek ruhlarına Fatiha okuyup gözyaşlarımızı içimize akıta akıta ayrıldık, ruhları şad olsun.

16 Mart saat 18.00'de vefakar Ertuğrul gemimizle Magosa'dan hareket ettik. Hepimizde coşkun bir sevinç ve sabırsızlık vardı.

Görevini yapmış bir insanın iç huzuru içinde kendimizi kuşlar gibi hafif hissediyorduk. Sabahın ilk ışıkları ile 06.00'da İskenderun Limanı'na yanaştık. Hareketimiz gizli tutulduğu için karşılamaya görevlilerden ve kamyonlardan başka yok denecek kadar kimse gelmemişti. Sebebini bildiğimiz halde yine de bu şekilde karşılanma hepimizin içinde bir burukluk yaratmıştı. Aynı sessizlik içinde vasıtalarımıza binerek İskenderun Er Eğitim Alayına gittik. Yemekhanede Akdeniz Bölge Komutanı Tuğamiral Oğuz Karaca'nın kısa ve veciz bir konuşmasından sonra Bölükleri bize gösterilen koğuşlara sevk ettik. 15 Nisan'a kadar burada kaldık. Bilahare yine geçici olarak İzmir 2'nci Er Eğitim Alayına nakledildik. Alayın biz Kıbrıs'tayken kurulan 3'ncü Taburu Uzun adada, 1'nci ve 2'nci Taburları da Poligon'da yerleşti. Henüz ailevi problemlerimiz halledilmemişti. Foça'daki Amfibi Alayın temelleri atılmaya başlanmıştı. Bütün arzumuz inşaatların bir an evvel biterek Foça'da bir çatı altında toylanmamızdı. Bunun için uzun adadaki 3'nücü Taburu Foça'ya sevk ettik. Yarı bitmiş binalarda bu arkadaşlarımızın çeşitli mahrumiyetler arasında çalışmaları takdire şayandır.

Olaylar zamanın akışı içinde cereyan etti. Arkadaşlarımızın hemen hepsi diğer birliklere atandılar.
Yıl 1983, bu satırları yazarken hayallerimizde yaşattığımız Amfibi Alay Çıkarma Birlikleri ile birlikte Foça'dan en modern bir şekilde yerleşmesini tamamlamış olup dosta gurur, düşmana korku salmaktadır.
Satırlarıma burada son verirken Yavru Vatan'da yatan aziz şehitlerimizin ruhlarına hürmetle yad eder, saygılar sunarım.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İlhan Aloğlu'nun Kıbrıs Türk Barış Harekâti Anıları

Mesajgönderen sarperturan » 23 Ağu 2011, 10:15

Kendisi öz dayımdır. Anı defterinde bulunan bu yazıları bu sitede görmek beni çok duygulandırdı."YAŞASIN VATAN YAŞASIN TÜRK MİLLETİ" NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE...
sarperturan
Kısa Dönem Er
 
Mesajlar: 9
Kayıt: 23 Ağu 2011, 10:13

Re: İlhan Aloğlu'nun Kıbrıs Türk Barış Harekâti Anıları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ağu 2011, 17:45

Sitemize hoşgeldiniz ve çok sağolun, hedefimiz tüm önemli konular hakkında ayrıntılı bilgileri Türk Milletimizle paylaşarak, Türk Milletimizin doğrular hakkında haberdar olmasını sağlamaktır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İlhan Aloğlu'nun Kıbrıs Türk Barış Harekâti Anıları

Mesajgönderen sarperturan » 27 Ağu 2011, 12:41

"Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır." Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
sarperturan
Kısa Dönem Er
 
Mesajlar: 9
Kayıt: 23 Ağu 2011, 10:13

Re: İlhan Aloğlu'nun Kıbrıs Türk Barış Harekâti Anıları

Mesajgönderen tarık eski » 28 Eyl 2012, 10:37

Sayın,ALOĞLU 1987-88 yıllarında 2.Dz.Er.Eğt.Al.Kom olarak Alay Komutanlığımızı yapmıştır.Kendisinin emir ve komutasında olmakla her zaman onur ve gurur duymuşuzdur.Babacan hali,tecrübeleri ve askerlik töresindeki hassasiyetleri ile astlarına her zaman örnek teşkil etmiş olan çok değerli komutanımıza birkez daha saygı ve hürmetlerimi bu vesile ile sunmaktan kıvanç duyuyorum.Anılarında sıkça bahsettiği,20.Temmuz 1974 günü en yakın silah arkadaşı olan Sayın Yıldır Yoro ne mutlu ki kendisinden sonra Alay Komutanlığımızı devralmıştır.Dz.P.Kur.Yrb Yıldır Yoro emir ve komutasında da görev yapmak,askeri disiplinin ve hele hele bahriyede Dz.P. olmanın anlamını,gururunu ve onurunu bize tam manası ile kavratmayı başararak şerefli Türk Dz.Piyadesi olmanın ayrıcalığına varmamızı sağlamıştır.Her iki komutanımında ellerinden öpüyorum.Saygılarımla.
tarık eski
Kısa Dönem Er
 
Mesajlar: 1
Kayıt: 28 Eyl 2012, 10:16


Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Google [Bot] ve 2 misafir