Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Helsinki Doruğu ve Kıbrıs

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

Helsinki Doruğu ve Kıbrıs

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 21:30

Helsinki Doruğu ve Kıbrıs

Helsinki doruğunu iyi görebilmek ve anlayabilmek için 1995-1999 döneminde,

* AB'nin Türkiye ve Kıbrıs Politikasını
* Ve Yunanistan'ın Türkiye ve Kıbrıs politikasını incelemek gerekir. a. AB'nin Türkiye ve Kıbrıs Politikası

A.B. Türkiye'yi "Gümrük Birliği anlaşması ile tek yanlı bağlarken, AB ile GKRY arasında tam üyelik görüşmelerini başlatmak istiyordu". AB(ve Yunanistan), 1995'te Ankara'daki hükümetin gösterdiği zaaf sonucu, "iki avantajı da birlikte sağladı".

Ancak AB'nin (ve Yunanistan'ın) ummadıkları bir şey oldu; İşin perde arkası açığa çıkmaya başlayınca Milli Güvenlik Kurulu ise el koymuş ve arkasından da 28 Aralık 1995 Demirel-Denktaş deklarasyonu, hükümete rağmen gelmişti. Türkiye, AB'nin Kıbrıs'ı içeri alma operasyonunu engelliyordu. AB işin üzerine fazla gidemedi. Çünkü haksızdı, hukuk dışına çıkıyordu. Buna rağmen girişimlerini sürdürdü Yunanistan da Türkiye'nin bu konuda, "son anda sağlam durma kararından" hiç memnun olmamıştı.

AB 1997 Lüksemburg doruğunda Türkiye'ye karşı "samimi davrandı ve gerçek düşüncelerini ortaya koydu". Ancak büyük bir hata yapmıştı; Türkiye'yi uyandırmıştı.

* AB Türkiye'yi içine almayacaksa Gümrük Birliği niye imzalanmıştı? Türkiye boşu boşuna mı tek yanlı bağlanmıştı.
* 1.1.1996'dan itibaren Gümrük Birliği'nin olumsuz etkileri dağ gibi çökmüştü; AB ile dış ticaret açığı patlamıştı, yatırım gelmiyordu, Türkiye'nin üçüncü ülkelerle ilişkileri ipotek altına alınmıştı, iş çevrelerinin eli-kolu bağlanmıştı. AB söz verdiği para yardımını yapmıyordu.

Bu gerçekler gün ışığına çıktığı gibi AB'nin "Türkiye üzerinde baskı yapma olasılığı da kalmamıştı" Türkiye nasıl olsa AB'ye alınmayacaktı, onun için de AB'nin istekleri (dayatmaları) geçerli değildi.

* AB artık Kıbrıs konusunda "bastıramazdı".
* Diğer Türk-Yunan ilişkilerinde (Ege) ödün isteyemezdi.
* Güneydoğu konusunda dayatma yapamazdı. 1977'de Türkiye'yi içine alamaycağını açık olarak göstermekle AB elindeki "kozları kaybetmişti". Açık ve samimi davranması Avrupa'ya pahalıya patlamıştı. Üstelik Türk-Amerikan ilişkileri "stratejik ortaklığı" doğru gidiyordu. Almanya, Fransa, İtalya bundan hoşnut değildiler, ABD Türkiye ve yakın çevresine tamamen yerleşiyordu.

AB taktiğini değiştirmeli ve Türkiye'ye "umut vermeli idi" O zaman kaybetiği kozlar yeniden AB'nin eline geçecek, Türkiye geleceğinin Avrupa'da olduğuna inanacak ve "Avrupa perspektifi" oluşacaktı. Türkiye'ye "sen adaysın" diyerek umut vermenin AB'ye getireceği hiçbir yükümlülük ve sorumluluk da yoktu.

Öte yandan 1995'te kurulan Gümrük Birliği düzeni, Türkiye'yi tek yanlı AB'ye bağlı kılıyor ve AB için "ideal" bir yapılanma yaratıyordu. Türkiye'nin adaylığı kabul edilince, 1995'te kurulan bu yapıyı çok uzun yıllar sürdürme olanağı doğuyordu.

AB bu yaklaşım içinde, 1999'da Türkiye'ye ilişkin politikasını değiştirdi ve aday yapmaya karar verdi. Bu arada önlemini de aldı, Ekim 1999'da AB Komisyonu genişleme raporunda "adaylığın" statüsünü aşağı indirdi.

* Adaylık, otomotik görüşme sürecine başlamayı gerektirmez
* Aday ev ödevini yapsa da, "AB'ye girişi AB'nin iç dengelerini bozuyorsa yine de içeri alınmaz" diyerek, sanki Türkiye'nin adaylığına göre hazırlanmış yeni "genişleme politikasını" açıkladı. Bu "ayrıntılar" Türkiye'deki medyada ne yer aldı, ne de tartışmaya açıldı.

b. Helsinki Öncesi Yunanistan'ın Türkiye Politikası

Mayıs 1999'da AB Ankara'ya sıcak mesajlar (mektuplar) göndermeye başladı. Arkasından Öcalan krizi patlak vermişti ve Atina suçüstü yakalanmıştı. PKK ve Öcalan Atina'dan her türlü destek almışlardı. Öcalan'ın ağzından kamuoyuna açıklandı.

Atina'da AB'nin politikası paralelinde Ankara'ya sıcak mesajlar göndermeye başladı. Hükümet hem dış, hem de iç (bazı büyük sermaye çevreleri) telkinlerle Atina'yı Öcalan konusunda köşeye sıkıştırmak yerine dostluk mesajına olumlu yanıt verdi.

Atina hem suçluluktan (köşeye sıkıştırılmaktan) kurtuluyor, hem de AB'nin yeni Türkiye yaklaşımı beraberinde, önce Kıbrıs sonra da Ege konusunda ödün sağlamayı umut ediyordu. Ve arkasından deprem felâketi geldi. Toplumsal psikoloji açından ortam çok uygundu. Ödün sağlama olanağı artıyordu.

Bu ortam içinde başlayacak Helsinki doruğu öncesinde, Atina AB'nin diğer 14 tam üyesi ile pazarlığa oturdu. Türkiye'nin adaylığı konusunda veto'yu kaldıracaktı ama karşılığında Kıbrıs ve Ege konusunda ödün istiyordu.

Ödün neydi?

a. Kıbrıs uyuşmazlığı çözülmese de GKRY (Kıbrıs Cumhuriyeti) AB'ye tam üye yapılacaktı.
b. Ege konusunda iki taraf anlaşamazlarsa Lahey'e gidilecekti. 10-11 Aralık 1999 Helsinki doruğunda Türkiye 13) adaydır denirken, aynı metin içinde koşullar sıralanıyordu. Ankara'ya "sen ancak bu koşulları kabul edersen aday olabilirsin (kalabilirsin)" dayatması getiriliyordu.

Başbakan Ecevit Helsinki öncesinde 1 hafta boyunca hemen her gün "adaylık koşullu gelirse kabul etmeyiz" dedi. Ancak koşullu gelen adaylığı, bazı iç ve dış çevrelerin baskısı ile kabul etti. Ve bütün bunlar, Amerika'da Denktaş-Klerides dolaylı görüşmeleri sürerken oldu. Dolaylı görüşme tarihi de önceden Helsinki'nin birkaç gün öncesine takvimlenmişti. Amaç açıktı, baskı yaratıp ödün almak istiyorlardı.

AB Helsinki'de Türkiye'nin karşısına , "ya Kıbrıs ve Ege'de ödün, ya da AB adaylığı" diye geldi.AB (ve Yunanistan) istediğini aldı.

Başbakan Ecevit basına sürekli olarak, "Bizim Kıbrıs politikamızda bir değişiklik yok ve olmayacak" dedi. Ancak bu tutumunu bir (nota) ile AB'ye bildirmedi. AB 1995'de Ankara hükümetine oynadığı oyunun aynını 1999'da bu sefer Ecevit hükümetine oynuyordu.

Yunanistan'ın 1999 Ağustosundan 1999 Aralık sonuna kadar Türkiye'ye karşı dostluk ifadelerine rağmen, izlediği politikanın hiç değişmediğini şunlardan anlıyoruz:

* Başbakan Smitis müteaddit defalar (en az 5 defa) Kıbrıs politikalarının değişmediğini ve hiçbir değişiklik de yapılmayacağını açıkladı.
* Aynı ifadeler Papandreu tarafından Yunanistan, Türkiye ve GKRY'de tekrarlandı.
* Yunanistan GKRY'de askeri manevralarını 1999 sonbaharında da sürdürdü. Savunma bakanı, Türkiye'ye ağır ifadelerle saldırdı.
* Yunanistan Cumhurbaşkanı Kıbrıs ve Ege konularında Türkiye'yi suçlayan açıklamalarda bulundu.
* Ağustos 1999'da Yunan Meclisi, belirli bir günü, Türklerin Rumlara karşı soykırım günü ilân eden kararı aldı.
* 1999 sonbaharında, BatıTrakya Türklerine yönelik saldırılar yapıldı.
* 1999 sonbaharında Yunanistan'dan Ermenistan'a gizlice silâh taşıyan bir Yunan kargo uçağı tespit edildi.

Yunanistan vitrinde dostluk havası estirirken, mutfakta bildiği eski politikasını yürütüyordu. Ellerindeki en önemli silâh da, arkasında bazı işadamları bulunan bazı Türk medya çevrelerinin, Atina'nın bu tutumuna alet olmaları idi.

Yayılmak istenen hava şuydu; Kıbrıs, Türk-Yunan dostluğunu önlüyor, Türkiye ödün verirse hem dostluk kurulur, hem de Türkiye AB'ye girer. Yakın gelecekte "bu mesajın" ne kadar yanlış olduğu ve Türkiye'nin ulusal çıkarlarına ne kadar zarar verdiği görülecektir.

Türkiye'nin AB'ye aday olmasından sonra ortaya çıkan gelişmeler, yukarıdaki değerlendirmelerin geçerli olduğunu ortaya koymaktadır.

Şöyle ki:

a. AB, Türkiye dışındaki ülkelerle tam üyelik görüşmelerine başlayacağını Şubat 2000'de açıkladı. Bulgaristan, Romanya, Slovakya, Polonya, GKRY gibi adayların hepsinin adı geçiyordu ama Türkiye'nin adı yoktu. Türkiye, AB'nin tam üyelik görüşmelerine başlayacağı ülkelerin bir çoğundan çok daha ileri düzeydeydi.

Helsinki'nin hemen ertesinde, AB'nin genişlemeden sorumlu komisyonun başkan yardımcısı Brüksel'de basına yaptığı açıklamada şunları söylüyordu, "Türkiye sadece adaydır, üyelik konusunda hiçbir garanti bulunmuyor, biz zaten Türkiye'yi, Avrupa'ya gücenmesin diye aday yaptık.

Bu çok önemli açıklamaya da maalesef Türk medyasında yer verilmedi.

b. AB ülkeleri, geçen yıl kararını NATO'dan çıkarttıkları ve Batı Avrupa Birliği (BAB)'ın yerini alacak savunma örgütü Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimligi'ne Türkiye'yi almama kararı verdiler. Bu karar 2000 yılının ilk haftaları içinde Brüksel'de çıktı.

c. Helsinki doruğundan Mart 2000'e kadar AB ülkelerinin birçok hükümet yetkilisi, iktidar ve muhalefet partileri yöneticileri, sendikaları, Türkiye'nin ileride de tam üye yapılmayacağı konusunda çok sayıda değerlendirme yaptılar. Bunlar ajans haberlerinde yayınlandı.

Helsinki'de Türkiye'nin adaylığı, AB'nin Türkiye'ye karşı elinde tutuğu kozları kaybetmemek ve bazı iç ve dış politika konularında baskı yapıp ödün sağlamak için bir düzenlemedir. Bunlara Kıbrıs da dahildir. Geleceğin Avrupa Birleşik Devletleri'nde AB'nin Türkiye'ye yer vermesi, AB için çok büyük siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel bedel getirmektedir. AB'nin bu büyük bedele katlanmak için hiçbir akılcı nedeni yoktur.

AB Türkiye'den alacağı herşeyi 6 Mart 1995 belgesi ile almıştır. Hem de hiçbir yük altına girmeden.

Kaynakça
Kitap: DÜNDEN BUGÜNE KIBRIS
Yazar: EROL MANİSALI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir