Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkiye-Kıbrıs İlişkileri

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

Türkiye-Kıbrıs İlişkileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 21:29

Türkiye-Kıbrıs İlişkileri

Türkiye'nin Kıbrıs'a ilişkin politikaları 1960'ta Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşundan başlayarak bugüne kadar ele alındığında,

* Türkiye ile Kıbrıs'taki Türkler (Türk Yönetimleri) arasındaki izlediği politikalar,
* Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler
* Türkiye'nin KKTC'ye destek vermek ama bir üçüncü ülke gibi izlediği politikalar
* Zürih ve Londra antlaşmalarına göre Kıbrıs adasının bütününden "bir garantör ülke olarak" izlediği politikalar olarak alt-başlıklara ayrılır.

a. Türkiye 1960-1963 döneminde anayasının işlemesi için her türlü yardımı yapmıştır. Garantör ülke olarak Kıbrıs'ta Türk askeri (Türk alayı) bulundurmuştur. 1962 yılında Makarios'u Anayasa'yı değiştirme konusunda ilk girişimleri başlayınca, Kıbrıs'taki Türk tarafı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr.Fazıl Küçük ile birlikte, Ankara da gerekli uyarıları yapmıştır.

1960-1963 dönemi, Rumlar henüz saldırılara başlamadan önce, Ankara Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmuş olmasından çok memnundu.

Çünkü bu anlaşmalarla,

* Kıbrıs Türkleri, aynen Rumlar gibi, bir taraf olarak, yeni Cumhuriyet'in "ortağı" durumuna geldiler. Kendi bağımsız idari, mali, adli ve polis yönetimleri de vardı. Hükümetleri 10 bakandan (3)ü Türk idi. Türk olan Cumhurbaşkanı Yardımcısının "veto" hakkı bulunuyordu.

Anayasa mahkemesi bile tarafsız bir başkandan meydana geliyordu.

Ve Türkiye'nin "garantörlük" hakkı bulunduğu gibi, antlaşmalara göre bir Türk alayı da Kıbrıs'ta sürekli olarak konuşlandırılmıştır.

Ankara'nın bu yapılanmadan hoşnuttu ve iki tarafın iyi niyeti ile bunun işletilmesini bekliyordu.

b. 1963'te Rumlar Türklere saldırdılar ve işler bozuldu. Makarios ve Rum tarafı anayasası çalıştırmak istemiyordu. Nedeni çok açıktı; Bu anayasa ve yasalar uygulandığı taktirde Rumların Türkler üzerinde egemenlik sağlamaları olanak dışı idi. Makarios zaten Londra'da antlaşmayı "baskılar sonucu" ve istemeyerek imzalamıştı. Bunu açık açık da söylemişti.

1963'den itibaren Rumların Türklere silâhla saldırmaları ve anayasayı ortadan kaldırmalarından sonra Ankara'nın Kıbrıs politikası 1974'e kadar şu çizgide seyretti,

* Türklere karşı silâhlı saldırıların engellenmesi. Birkaç defa jet uçaklarının havadan fiili müdahalesi yanında 1464'de Erenköy'de gönüllülerin Kıbrıs'a çıkmalarına yardımcı oldu.
* Birleşmiş Milletlere çok sayıda başvuru yapılarak Rum silâhlı saldırılarının önlenmesi istendi.
* Bir müdahale girişimi oldu, ancak ABD Başkanı Johnson'un İnönü'ye mektubu (ültimatonu), bu girişimi durdurdu, Ankara geri adım attı.
* Türk alayının "değiştirilmesi" dönemlerinde, Makarios'un engelleme ve zorluk çıkarma girişimlerini çözmeye çalıştı.

1963-1974 döneminde Ankara hükümetlerinin Kıbrıs politikası, ağırlıklı olarak, Rumların ve Eoka'nın Türklere olan saldırılarını önlemeye çalışma çabaları olarak değerlendirilebilir.

c. 1974'te toplu saldırılar ve Nikos Samson'un Enosis'i sağlama girişimi karşısındaki müdahale, 1963-1974 döneminin politikasından farklıdır. 1963-1974 döneminde Ankara BM'den ve ABD'den "yardım istemiştir". Buna karşılık 20 Temmuz 1974'te onbir yıllık yaşananlar ile ortaya çıkan gerçekler doğrultusunda, "yardıma kendisi gitmiştir". Hatta gitmeden önce de İngiltere'ye "birlikte müdahale" için çağrıda bulundu. Ancak Londra, Ankara'nın çağrısını kabul etmedi.

d. 1974'den sonra Türkiye, garantör ülke olarak, "Kıbrıs Türklerinin iç yapılanmasında her türlü mali ve idari desteği" yaptı. 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulduktan sonra da Kıbrıs içinde ve uluslararası alanda KTFD ile tam bir işbirliği içinde kaldı.

Bir taraftan KTFD içinde "teşkilatlanmalara" yardımcı olurken, Öte yandan uluslararası alanda, KTFD'nin ticari ve siyasi ilişkilerine katkı sağladı.

KTFD kendi yasaları, kurumları olan otonamdan öteye bağımsız çalışan bir teşkilatlanma oluşturdu. Adı "federe" olmasına karşın bir "devlet" gibi çalışan sistem vardı.

* Sınırları TSK'nin güvencesi altına alınmış
* Türkiye ile çok yakın işbirliği içinde
* Türkiye'den mali destek alan
* Dünyanın tanımaması dolayısıyla Türkiye ile "özel bir ilişki düzeni" içine oturtulmuş bir yapılanma vardı.

1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti yerine, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilânını savunanlar çoğunluktadır. Bunlar 1975'den 1983 sekiz yılı, kayıp olarak değerlendirirler.

e. KKTC ile başlayan yeni dönem.

15 Kasım 1983'te Kıbrıs Türk Federe Meclisi'nin 40 milletvekili, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ilân ediyordu. Ankara KKTC'yi derhal tanıdı.

Türkiye KKTC ile ilişkilerinde idari, mali, siyasi askeri tam bir işbirliğine giriyordu. KKTC'nin Cumhurbaşkanlığı, Cumhuriyet Meclisi, Yüksek Mahkemeleri ve diğer idari kurumları oluştukça, Türkiye'deki mütekabil kurumlar, KKTC'nin kurumları ile anlaşmalar yapıyor, politika oluşturuyorlardı.

Adada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin oluşumu kadar doğal bir şey olamazdı. Adanın güneyinde bir Rum devleti (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) bulunuyordu. Türklerin halâ, 1975'te ilân ettikleri Kıbrıs Türk Federe Devleti'ni sürdürmeleri bir anlam taşımıyordu. Güneydeki devlete karışılık kuzeyde de Türklerin zaten yıllırdan beri fiilen sürdürdükleri bağımsızlıklarını bir devlet çatısı altına sokmaları çok doğaldı. Artık 1960'daki Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki "iki ortak" ayrılmışlar ve kendi devletlerini kurmuşlardır.

Önce Rumlar, mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti'ni işgal ederek kendilerini dünyaya meşru bir devlet olarak kabul ettirmişler, sonra da kuzeydeki Türk yönetimi bağımsız devletini kurmuştur.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan, özel ilişkiler içindedir. Şöyle ki:

* GKRY'de Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağından çok Yunan bayrağı çekilidir.Kıbrıs bayrağını, uluslararası ilişkilerde ve B.M.de, ayrı bir devlet olduklarını göstermek için kullanırlar. Rumların Kıbrıs'ta yapay olarak yarattıkları sınır ihlâllerinde, ellerinde hep Yunan bayrağı taşırlar.
* GKRY askerleri, Yunanlı subayların denetimi altındadır. GKRY'deki askeri tesislerde Yunanistan komuta zincirinin başındadır.
* GKRY'de 10.000 dolayında Yunan askeri ve subayı vardır.
* GKRY yöneticileri, bütün önemli kararlarda Atina'nın onayını alır.
* Uluslararası politik ve diplomatik ilişklerde, Yunanistan ve GKRY tek bir devlet gibi çalışır ve hareket eder.

Aynı şekilde Türkiye KKTC arasında "çok yakın bir ilişki düzeni" kurulmuştur. Hem KKTC hem de GKRY, kendi anavatanları ile "özel ilişki" içindedirler. AB'nin

Devreye Girmesi ve Değişen Parametreler

1995'te AB'nin GKRY ile Kıbrıs Cumhuriyeti olarak görüşmelere başlayacağını açıklaması Ankara'nın KKTC ile ilişkilerini etkiledi. 28 Aralık 1995 Demirel-Denktaş Deklarasyonu, Brüksel'e gönderilen bir mesaj niteliğinde idi.

* Türkiye'nin içinde bulunmadığı AB'ye Kıbrıs (GKRY) giremez .
* AB'nin GKRY'ye ilişkilerini geliştirdiği ve bütünleştiği oranda , Türkiye de KKTC ile bütünleşecektir.
* Türkiye KKTC'ye desteğini sürdürecektir.

1995'i izleyen yıllarda AB, GKRY ile ilişkilerini (siyasal) geliştirdi. Bu arada Yunanistan'ın da GKRY ile, askeri alandaki ortaklığı ve işbirliği arttı.

Türkiye, KKTC'nin altındaki zeminin kaymaması için, KKTC ile bütünleşme çabalarını yoğunlaştırdı.
AB ve Atina artık Zürih ve Londra antlaşmalarını "tanımadıklarını" uygulamaları ile çok açık gösteriyorlardı. Bu durumda Türkiye'nin ve KKTC'nin kendi yakınlaşmaları yönünde "daha bağımsız" hareket etmeleri çok doğaldı. Zaten Türkiye ve KKTC'ye başka bir seçenek de bırakılmamıştı.
AB ve Yunanistan bütün parametreleri değiştirmişlerdi. Türkiye'nin Kıbrıs politikasını belirleyen temel çizgiler,

* TBMM'den
* Cumhurbaşkanları deklarasyonlarından,
* Milli Güvenlik Kurulu kararlarından,
* Hükümet kararlarından,

ardarda gelmeye başlamıştı. 28 Aralık 1995'ten sonra Türkiye ile KKTC arasında 20 Ocak 1977'de (iki hükümet arasında) anlaşma imzalandı, 21 Ocak 1977'de de TBMM çok önemli kararlar aldı.

AB ve Atina, adada Rumların adanının bütününde egemenlik sağlamaları için kapıları aralamaya çalışırken Türkiye de bu yolu açmayacağını en üst kurumları ile dünyaya ilân ediyordu.

Siyasi ve dipolmatik çalışma sürerken Kıbrıs'ta iki ayrı devlet, tüm demokratik kurumları ile içerde kendi işlerini yürütüyorlardı. Adada bir sorun yoktu, çatışma yoktu, 1974'den beri barış vardı. Temmuz 1977 Türkiye'nin KKTC ile ilişkileri ve Kıbrıs politikası açısından bir dönüm noktasıdır. Hükümetler arası yapılan anlaşma ile,

* Türkiye ve KKTC "bütünleşme" yolunda yeni adımlar atmaya başlıyordu.
* Türkiye ile KKTC arasında ortak savunma konsepti oluşturulmuştu. Fiili durum, bir anlaşma ile "hukuki statüye" kavuşuyurdu.
* Ağustos 1997'de ise Türkiye-KKTC Ortaklık Konseyi kuruluyordu.

Türkiye'nin ve KKTC'nin uyuşmazlığa yaklaşımlarında, Türk tarafınının ayrı egemenlik hakkının tanınması yaklaşımı, 1995 sonrası AB'nin tutumu ile daha da önem kazanmaya başlamıştı.

KKTC Cumhurbaşkanı R.Denktaş başta olmak üzere "ayrı egemenliğin" ve "görüşmelerde mutlak eşitliğin" öne çıkarılmaya başlaması, çok doğal olarak, görüşmelerin (ve ilişkilerin), adada iki devlet arasında yapılması sonucunu doğuracaktı. Olması gereken de buydu.

Eşitlik olmaz ise, taraflardan birisi devlet, diğeri ise azınlık statüsünde kalıyorlardı. "Devlet" konumunda görülen kendi egemenliğini hiçbir zaman "paylaşmaya" razı olmayacaktı.

Anlaşma zemini oluşturulması, iki eşit taraf arasında sağlanabilirdi. Rum tarafı devlet ise, Türk tarafı da aynı statüde masaya oturmalı idi.

1963'te Rumların Türklere saldırarak başlattıkları süreç bugün gelinen durumu hazırlamıştır.
Realpolitik ve AB'nin bütün parametreleri değiştirmesi, KKTC'nin GKRY ile eşit konumda algılanması politikasını kaçınılmaz olarak gündeme getirecekti. Görüşme olacaksa, artık " konfederasyon" görüşülecekti.

Kaynakça
Kitap: DÜNDEN BUGÜNE KIBRIS
Yazar: EROL MANİSALI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir