Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkiye'nin Uluslararası İlişkileri ve Kıbrıs

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

Türkiye'nin Uluslararası İlişkileri ve Kıbrıs

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 21:28

Türkiye'nin Uluslararası İlişkileri ve Kıbrıs

İkinci Dünya Şavaşı sonrasında Batı Bloku içinde yer alan Türkiye, bu "yer almayı" iyi değerlendirememiştir. Türkiye'nin "iyi değerlendirememesinde" kendi kabahatleri yanında Batı'nın Türkiye'ye bakış açısı da etkili oldu. Türkiye bölgede daha çok, "ileri bir karakol" olarak değerlendirildi.

Savunmamız "tamamen" ABD ve NATO'ya bırakıldı. Öylesine bırakıldı ki Türkiye'ye haber bile verilmeden Türkiye üzerinde ABD, Rusya ile pazarlık yaptı. Küba krizinde Türkiye içinde ABD (ve NATO) denetiminde olan füzelerin pazarlığı yapılırken Türkiye'nin bundan haberi yoktu. Türkiye'den kalkan U2 casus uçağı, Türkiye'yi de zor durumda bıraktı.

Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki tarihi hakları ve adanın Türkiye için taşıdığı önem Batı'ya iyi anlatılmadığı gibi, Batı da bunu anlamak istemedi. Batı (Avrupa ve ABD) Kıbrıs uyuşmazlığını değerlendirirken, "Türkiye'ye karşı tarihi ön yargılarından" hiçbir zaman kurtulamadılar. Dünya medyası olayları daha çok Yunanlıların ve Rumların gözlüğü ile gördü.

1963 yılına kadar Türkiye kendisini "normal bir Batılı ülke" gibi görüyor ve Batı'nın da kendisini öyle gördüğünü zannediyordu. Türk halkı ilk defa 1963, 1964 ve 1967 olaylarında gerçeği görmeye başladı. Kıbrıs'ta Türkler Rumların saldırılarına uğrarken,

* Türkiye'nin eli kolu bağlanıyor, "müdahale" engelleniyordu,
* BM ve NATO da Rum saldırılarının önlenmesi konusunda "sonuç alıcı" eylemlerden kaçınıyorlardı.

Johnson Başbakan İnönü'ye "Kıbrıs'a müdahale edemessiniz, ederseniz karşınızda bizi bulursunuz" diye mektup (ültimatom) gönderdiği zaman, Türkiye ilk defa gerçeği görmeye başladı. ABD, Yunan lobisinin ve diğer etkenlerin doğrultusunda hareket ederek, Türklere saldıran Rumları (ve Yunanistan'ı) koruyordu.

Türkiye işte o zaman Batı tarafından, "farklı algılandığını" anlamaya başlamıştı.
Hele 1974'te Türkiye'nin çok haklı olarak ve uluslararası anlaşmalara dayanarak, Kıbrıs'ta Türkleri Rum saldırılarından kurtarmak ve Enosis'i önlemek için "müdahale" etmesinden sonra Türkiye gerçeklerle yüz yüze geliyordu.

Türkiye bir rüyadan uyanıyordu; İkinci Dünya Savaşı sonrasında "kendisini teslim ettiği Batı" Türkiye'yi kendi içinde görmüyor, "dışardaki bir ülke gibi" bakıyordu.

* ABD, NATO sadık üyesi Türkiye'ye silâh ambargosu koymuştu.
* Güvenlik Konseyi, 1964 Mart'ında yaptığı bilinçli hatayı inatla sürdürüyor, suçlu Rumları "meşru Kıbrıs yönetimi" olarak tanıyorlardı.
* Kıbrıs'taki Türk yönetimini tanıyan Bengaldeş'e ABD büyük baskı yaparak, kararını geri aldırıyor. Tanıma hazırlığındaki Pakistan tehdit ediliyordu.
* Amerikan Kongresi Rum lobisinin maşası gibi hareket ederek Türkiye'ye karşı kararlar çıkartıyordu.
* Ortodoks (ve Hristiyan) Dünyası, Kıbrıs'ta , Ortodoksların (Rumların) egemen olduğunu görmek için Türkiye'ye karşı savaş açıyordu.
Türkiye, "gerçekten yanlız olduğunu" işte o zaman analamaya başladı.
* Türkiye hukuka saygılı idi
* Türkiye adada soykırımı engelleniyordu
* Türkiye, Atina'daki Albaylar Juntasının Enosis girişimini önlüyordu.

Bütün bunları yaptığı için de ABD ve Batı Avrupa tarafından, hatta Sovyetler Birliği tarafından suçlanıyordu.
Ulusal çıkarlarını uluslararası anlaşmalara dayanarak korumak isteyen Türkiye yalnız bırakılabiliyordu.

Kıbrıs Alayları Türkiye'nin gözünü açtı. Türkiye bundan sonra iki konuda değişiklik yaptı:

* Uluslararası ilişkilerde çeşitlenmeye gidilecekti. Bütün dünya devletleri ve değişik bölgelerle yeni ilişkiler kurulacak, uluslararası ilişkilerde "tek boyutluluk" azaltılacaktı.
* Türkiye savunma sanayiini geliştirecek, ulusal çıkarların korunmasında görülen "zaaflar" ortadan kaldırılacaktı.

Ancak soğuk savaş sürüyordu ve Türkiye "Batı Bloku" içindeki yerini koruyordu. 1975-1980 döneminde tırmanan iç istikrarsızlıklar ve koalisyon hükümetlerinin zaafları uluslar arası ilişkilere de yansıyor ve zorluklar giderilemiyordu. Üstelik petrol krizi de büyük bir ekonomik bunalım yaratmıştı.

Kıbrıs uyuşmazlığı sonucu ABD'nin ve Batı Avrupa'nın uyuşmazlık karşısında "Yunanistan'ın yanında yer almaları" Türkiye'nin dış politikasını değiştirmese de, Türkiye'nin gerçekleri görmesine yol açtı.

Dr.Andrew Mango 1999 yılında yaptığımız bir görüşmede şu gözlemini ortaya koyuyordu; Türkiye Marshall Yardımı ile başlayan dönemde, 1950'li yıllarda Batı ile ilişkilerinde borçlanma politikasını iyi idare edemedi.

Dr.Mango'nun söylemek istediği şuydu; Borçlanma ile Türkiye aşırı bağımlı duruma geldi ve Batı ile tek yanlı bir ilişki düzeni kuruldu" Kuşkusuz, bunun sonucu olarak da Türkiye, "fazlaca yönlendirilen" bir ülke konumuna geldi, ulusal çıkarlarını yeteri kadar koruyamadı.

Ve 1974'de kendi "inisiyatifi" ile ulusal çıkarlarını korumaya kalkıştığı zaman da Batı Türkiye'ye "çizilen çizginin dışına çıktığını" söylüyor ve baskı yapıyordu.

Kıbrıs konusu Türkiye'nin uluslararası ilişkilerinde çok önemli köşe taşlarından birisidir. Çünkü Türkiye Kıbrıs'ta, "Atatürk döneminden beri ilk defa, inisiyatif kullanmış ve kendi ulusal çıkarlarını korumayı başarmıştır.

Bu yönü ile Kıbrıs Türkiye'nin uluslararası ilişkilerinde bir dönüm noktasıdır. 1974'e kadar "hep kendisine söyleneni yapan" Türkiye ilk defa 1974'te "dış politikada bağımsız davranmıştır".

Batı'da olaya tarafsız bakabilen bazı düşünürler ve stratejistler Türkiye'nin bu tutumunu takdir etmişler, haklı bulmuşlardır. Öte yandan Türkiye'nin ulusal çıkarlarını "kendi inisiyatifi ile" koruma girişimi, yeni bağımsızlıklarını kazanmakta olan veya mücadele eden az-gelişmiş dünyada da "yeni bir pırıltı, yeni bir umut ışığı" olmuştur.Güçlü büyük devletlerin baskısı altında bulunan ülkeler ve insanlar, "bu zircirlerin kırılabileceğini" görmüşlerdir.

Kaynakça
Kitap: DÜNDEN BUGÜNE KIBRIS
Yazar: EROL MANİSALI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir