Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dolaylı "Enosis"e Götürülen Yol: GKRY-AB ilişkileri

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

Dolaylı "Enosis"e Götürülen Yol: GKRY-AB ilişkileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 21:26

Dolaylı "Enosis"e Götürülen Yol: GKRY-AB ilişkileri

Avrupa Birliği 1990'dan başlayarak safha safha:


* 1993'te GKRY'nin başvurusunu kabul ederek
* 1995'te tam üyelik görüşmelerine başlayarak

Güney Kıbrıs Rum Yönetimini (Kıbrıs'ı), yalnızca AB içine alma girişiminde bulunmuyor, aynı zamanda da "dolaylı enosisin yolunu" açmaya çalışıyordu. Yunanistan AB içinde idi. GKRY'nin (Kıbrıs) AB içine alınması demek, AB şemsiyesi altında GKRY'nin Yunanistan ile birleştirilmesi demekti. Türkiye ise dışarda bulunuyordu.

1964'den beri Birleşmiş Milletler gözetimi altında yürütülen görüşmeler, BM.in genelde tek yanlı kararlarına rağmen Ankara tarafından destekleniyordu. Belirli bir ölçüde de olsa denge vardı. Bazı Güvenlik Konseyi kararlarında da, "iki tarafın siyasal eşitliğine yakın değerlendirmeler" ortaya konuyordu.

AB'nin Kıbrıs konusunda devreye girmesi bütün parametreleri değiştiriyordu. AB(ve Yunanistan) hem hakim, hem de savcı konumuna geliyorlardı. Türkiye'nin yalnız Yunanistan ile değil AB ile de "çekişmesi" zorunluluğu ortaya çıkıyordu.

Oysa Türkiye'nin öte yandan AB ile ikili ilişkileri vardı. Bu ikili ilişkiler 1995'te Gümrük Birliği belgesi ile tek yanlı bir bağımlılığa dönüşmüştü. Ankara'nın AB karşısındaki bu "zayıf konumu", AB'nin (ve Yunanistan'ın) eline koz veriyordu.

Buna rağmen AB (ve Yunanistan) Türkiye'nin kararlı tutumu karşısında, "adanın bütününü Rum çoğunluğun egemenliği altında AB'ye sokacak bir yolu" açamadılar.

Bunun nedenleri şunlardır:

a. Türkiye Kıbrıs konusunda haklıydı ve kararlı idi. Adada, Türkiye ve Yunanistan arasında, GKRY ve KKTC arasında "bir denge" kurulmasını, Enosis(dolaylı Enosis) yolunun kapanmasını istiyordu.

b. Uluslararası hukuk açısından Türkiye (ve KKTC) haklıydı. Zürih ve Londra antlaşmaları, Kıbrıs'ta iki halk arasında bir denge kurmuştu. Türkiye garantör bir ülke idi. Ada üzerinde hakları vardı ve Kıbrıs Türkleri Türkiye'nin güvencesi altında idi.

c. 1974'te Türkiye'nin Enosis'i önleme "müdahalesi"nden sonra adada iki devlet oluşmuştu. Zürih ve Londra anlaşmaları açısından bakıldığında ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni 1963'te Rum tarafının ortadan kaldırdığı göz önüne alındığında; GKRY bir devlet olarak ne kadar "meşru" ise KKTC'de o kadar meşrudur.
Mart 1964'te Güvenlik Konseyi'nin haksız ve yanlış bir kararla, yanlızca Rumları "meşru yönetim" kabul etmesi, bu gerçekleri değiştiremezdi.

d. 1963-1974 döneminin sıkıntılı yıllarında bile Türkler, silâh baskısı altında bile, kendi yönetimlerini sürdürdü. 1974'den sonra ise, daha düzenli ve bütünlük içinde (kuzeyde) tamamen bağımsız hale geldi. Ortada artık bir KKTC gerçeği vardı. Anayasası, Meclisi, Hükümeti, ve tüm devlet kurumları ile B.Avrupa demokrasilerine benzer bir sistem işlemekteydi.

Bu durumda AB'nin KKTC'yi "yok varsayması" siyasal, hukuki, ekonomik, sosyal ve insani bakımlardan olanak dışıydı.
AB'nin (ve Yunanistan'ın), bu gerçeklere rağmen, GKRY'ni, Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında ve Kıbrıs'ın bütününü "temsilen" AB buna rağmen, bu yolu seçti. Çünkü 1990 sonrasının Yeni Dünya Düzeni içinde, Doğu Akdeniz'deki bu stratejik adayı, Rum çoğunluğun egemenliği altında, AB'nin bir parçası yapmak istiyordu. AB için Kıbrıs'taki halklar da önemli değildi. Özellikle Kıt'a Avrupa'sının "büyükleri", adaya göz dikmişlerdi. Onlar da AB şemsiyesi altında, Kıbrıs'ta söz sahibi olmak istiyorlardı. AB soruna; "ben öyle istediğim için olacak"gözü ile baktı.

Türkiye ve Türkler Kıbrıs'tan "tecrid" edilmeli, adanın Anadolu ile siyasi ve askeri bağları koparmalıydı. Çünkü Türkiye "geleceğin Avrupa Birleşik Devletlerinde yer almayacaktı". Türkiye AB içinde yer alacak olsa, zaten sorunu çözmek çok kolaydı.GKRY ve KKTC birkaç yıl sonra, Türkiye ile birlikte AB'ye girerler ve geleceğin Avrupa Birleşik Devletleri içinde

Türkiye, Yunanistan, GKRY ve KKTC, birbirleri ile bütünleşmiş olarak yaşarlardı. Ancak AB böyle düşünmüyordu.
AB'nin Kıbrıs politikası, AB'nin Türkiye politakasını da bir "turnusol kağıdı" gibi açığa çıkarmaktadır. AB'nin ısrarla, "adada iki devlet yoktur" demesinin arkasında bu yatmaktadır.

Kaynakça
Kitap: DÜNDEN BUGÜNE KIBRIS
Yazar: EROL MANİSALI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir