Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Demirel-Denktaş Deklarasyonunun Önemi

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

Demirel-Denktaş Deklarasyonunun Önemi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 21:25

Demirel-Denktaş Deklarasyonunun Önemi

28 Aralık 1995 Demirel-Denktaş deklarasyonu, sadece dünyaya değil içerdeki bazı çevrelere de yöneliktir.
1995 yılındaki hükümetin, Türkiye'yi AB'ye tek yanlı bağlayan Gümrük Birliği'ni, kamuoyunda iç politika malzemesi yaparak yanlış tanıtması yalnız Türkiye-AB ilişkilerinde değil, Ankara'nın Kıbrıs politikasında da çelişkiler doğurmuştu. Hükümetin bu belirsiz ve kaypak politikasını düzeltmek de M.G.K.na düşmüştü.

M.G.K. kararları doğrultusunda, 28 Aralık 1995'te Cumhurbaşkanları(Demirel-Denktaş) deklarasyonları ile Türkiye yapılan yanlışı düzeltiyordu.

a. Kıbrıs'ta çözüm sağlanmadan AB'ye katılma söz konusu olamaz
b. Türkiye'nin ada üzerinde garantörlüğü sürecektir
c. Adada Rumlar ne kadar "egemenliğe" sahipseler Türkler de o kadar egemenliğe sahiptir. (egemen eşitlik)
d. Türkiye AB içinde değil ise Kıbrıs da giremez denmekteydi

Arkasından 1996'da, TBMM'nin Kıbrıs uyuşmazlığına ve KKTC'ye ilişkin açıklamaları geldi. AB çevreleri ve Yunanistan 1994 ve 1995'te Kıbrıs konusunda oynadıkları oyuna, Türkiye'nin katılmayacağını görüyorlardı.

Buna rağmen Brüksel daha sonraki yıllarda, 1995 yılındaki Ankara hükümetinin "sözlü olarak kabul ettikleri" şeyleri, 24 Şubat 1995 Avrupa Birliği Komisyon Başkanlığı bildirgesine dayanarak referans verdiler ve kullandılar.

Bir taraftan Denktaş-Klerides görüşmeleri Newyork'ta sürerken öte yandan Brüksel açıklama yapıyor ve "Rumlarla görüşme sürecinin sürdürüleceğini" Komisyon başkanı basına açıklıyordu. Dayanak (gerekçe) olarak da; 1995 yılındaki Ankara hükümetinin Şubat 1995'te kendilerine söz verdiklerini basın önünde söylüyordu.

Ortada ilginç bir durum vardı:

* Ankara, TBMM başta olmak üzere bütün devlet kurumları ile Türkiye'nin Kıbrıs politikasını ortaya koyuyordu. KKTC'nin varlığının sürdürüleceği açıklanıyordu. Türkiye bildiğini okuyordu.

Buna karşılık AB de 1995'te başlattığı, "Rumlarla tam üyelik görüşme sürecinin kesilmeyeceğini", uygulamaları ile ortaya koyuyordu. AB'de GKRY ile ilişkilerinde kendi bildiği yolda yürüyordu.

Bu durum devam ederse, AB GKRY ile görüşmeleri ilerleterek güneyi AB'ye alacak, kuzeydeki KKTC'de Türkiye ile daha da yakınlaşacaktı.

1997 yılında, Mesut Yılmaz hükümeti döneminde Başbakan Yardımcısı Ecevit'in Denktaş ile ortak açıklamaları ve Türkiye-KKTC hükümetleri arası yeni anlaşmaların yapılmaya başlaması AB'yi ve Yunanistan'ı korkuttu.

Adada iki devlet vardı ve AB Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile tam üyelik görüşmelerini sürdürüyordu. GKRY'nin adına Kıbrıs Cumhuriyeti deseler ve adanın bütününü temsil ettiğini söyleseler bile bu tamamen kağıt üzerinde idi ve KKTC'yi bağlamıyordu.

AB güneyi içeri alırsa adayı kendisi bölmüş ve bir bakıma da KKTC'yi meşrulaştırmış olacaktı.
Avrupa Birliği, "Kıbrıs'ta uyuşmazlık çözülmeden ada AB'ye tam üye yapılamaz" demeye başladı. Birçok AB üyesi bu görüşte idiler. Sorunlu ve bölünmüş bir adanın güneydeki parçasını bir devlet olarak içeri almak büyük bir kaosa neden olacaktı. AB, GKRY ile tam üyelik görüşmelerini yavaşlattı. Bir bakıma askıya aldı.

1997 yılı sonunda Avrupa Birliği Lüksemburg doruğunda Türkiye ile ilgili olarak yapılan açıklama hem Türkiye-AB ilişkilerine, hem de Brüksel-GKRY ilişkilerine darbe indirdi.

Türkiye'nin AB dışında tutulacağı, aday bile olmadığı Lüksemburg doruğunda açıklandı.

- Türkiye artık KKTC ile "bütünleşme" sürecini hızlandırıyordu.
- AB GKRY ile "hangi ölçüde yakınlaşırsa, Türkiye de KKTC ile aynı ölçüde bütüleşecek" ifadesi bütün ortak deklarasyonlarda, TBMM kararlarında, Milli Güvenlik Kurulu kararlarında görülmeye başladı.

AB, 1995'te GKRY ile başlattığı ve "yakaladığını sandığı fırsatın", Brüksel ve Rumlar için çıkmaz bir yol olduğunu görmeğe başlamıştı. 1997'de Türkiye'yi tam üye yapamayacağını açıklamış, Rumları da AB içine almak istediğini söylemişti.

Bu durumda Türkiye ve KKTC'nin önünde "tek yol" bırakmış oluyordu; Türkiye ve KKTC bütünleşecekti. AB bu hatasını anladı ve taktiğini 1999'da değiştirdi; Lüksemburg doruğu yalnızca AB'nin Kıbrıs politikası bakımından değil Türkiye-AB ilişkileri bakımından da AB'ye zarar vermeye başlamıştı.
Türkiye'nin KKTC ile bütünleşme sürecinin "kesilebilmesi"için Türkiye'nin "denetim altına alınması" gerekiyordu.

Bunun için de 10-11 Aralık 1999'a kadar beklemek gerekti; Türkiye'ye "sen de adaysın denecek" ve bununla:

* Hem Türkiye-KKTC ilişkilerinin gelişmesine "müdahale" olanağı yaratılacak,
* Hem de KKTC içinde sarsıntı yaşanacağı için "iç parametreler" değişecekti.

Kaynakça
Kitap: DÜNDEN BUGÜNE KIBRIS
Yazar: EROL MANİSALI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir