Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

AB Devreye Giriyor

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

AB Devreye Giriyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 21:24

AB Devreye Giriyor

O zaman bu adayı "koparıp AB içine almak" gerekiyordu. AB bu stratejisini hemen uygulamaya koydu ve B.M. şemsiyesi altında yürütülen görüşmeleri gözardı ederek AB ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (Kıbrıs Cumhuriyeti) arasında yeni köprüler kurdu.

* 3 Temmuz 1990'da G.K.R.Y. tam üyelik için AB'ye başvurdu. Ankara buna karşı çıktı çünkü; Zürich ve Londra antlaşmalarına göre Kıbrıs, "Türkiye'nin ve Yunanistan'ın birlikte içinde bulunmadıkları bir topluluğa (burada AB'ye) giremezdi". 1960-1963 döneminde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Anayasa Mahkemesi başkanının yardımcısı olan Alman hukukçu Dr.Christian Heinze, GKRY ve AB'nin, nasıl uluslararası anlaşmaları tanımadığını ayrıntılı bir biçimde ortaya koymaktadır.

* AB Rumlara 30.6.1993'te olumlu yanıt verdi. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), hem de Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB'ye tam üye yapabilecekti. AB, Rumlarla görüşmelerin 1995'te yapılacağını belirtiyordu. Çünkü 1995'te Türkiye ile Gümrük Birliği belgesi imzalanacaktı. Ankara, Türkiye'yi tek yanlı AB'ye bağlayan bu belgeye "çok istekli" olduğu için, Kıbrıs, pazarlık konusu yapılacaktı.

Türkiye uluslararası hukuk otoritelerine "Rum başvurusunun ve AB'nin bu başvuruya evet demesinin uluslararası antlaşmalara aykırı olduğunu" gösteren raporlar hazırlattı. Bu raporları B.M.üyelerine, Güvenlik Konseyi üyelerine ve AB'ye gönderdi. Ama "hukuk düzeni" çalışmıyor ve haklar tanınmıyordu. AB'nin çıkarları bunun önünde idi.

Bu açık "ihlâl'e karşın realpolitik işliyordu". "Uluslararası topluluk" Yunanistan'ın ve Rumların yanında idi.
AB GKRY ile tam üyelik görüşmelerine başlayacağını Brüksel'de açıkladığı zaman, bu karara B.M. Genel Sekreteri Perez de Cuellar bile isyan etmişti. "AB, Kıbrıs uyuşmazlığında bütün parametreleri değiştiriyor ve sorunun çözümünü daha da zorlaştırıyor" demişti.

Genel Sekreterin bu çıkışı, ABD'yi de, AB'yi de etkilemedi.

* Londra ve Zürih antlaşmaları Türkiye'ye "Garantörlük hakkını"da tanımıştı. Türkiye'nin Kıbrıs üzerinde "söz hakkı" vardı. Türkiye sözünü söyledi ama, GKRY'nin AB ile ilişkilerinde bunun da etkisi olmadı.

* Ve 1994 geldi; Bu yılın sonuna doğru, Yunanistan, "Türkiye'nin AB ile imzalayacağı Gümrük Birliği belgesini veto edeceğini" açıkladı. AB'nin amacı, "veto"yu Ankara karşısında bir koz olarak kullanmak ve Ankara'yı Gümrük Birliği karşısında, "Rum-AB ilişkilerini kabule zorlamaktı".

İşin daha da ilginç yanı, bu belge Türkiye'ye değil AB'ye yarar sağlıyordu. Türkiye tek yanlı olarak AB vesayeti altına giriyordu. Uygar dünyada, AB ile bu tür anlaşma imzalayan başka bir ülke yoktu.

Ama Ankara'daki hükümet bu belgeyi, "Sanki Türkiye AB'ye tam üye yapılıyormuş" gibi kamu oyuna sunmuştu. İçerde bazı çevrelerin de büyük desteği ile Türk kamuoyu yanıltılmıştı. Hükümet bu hava içinde Yunan vetosunun kalkmasına karşılık, AB'nin Rumlarla (Kıbrıs Cumhuriyeti olarak), tam üyelik görüşmelerine başlamasına "göz yummuştu". Zaten imzalanan Gümrük Birliği belgesinin 16 maddesine ilişkin (ek) de, durum, Kıbrıs'ın adı da anılarak, açık olarak ortaya konmaktaydı.

Öte yandan 6 Mart 1995'te Gümrük Birliği anlaşması imzalanmadan birkaç gün önce, 24 Şubat 1995'te Brüksel'de Komisyon başkanı, Rumlarla (Kıbrıs ile) tam üyelik görüşmelerine başlayacağını açıklıyordu ve Ankara'dan buna hiçbir "resmi tepki" gelmiyordu. Çünkü Atina, Ankara'nın tepki vermemesi (işi kabullenmesi) karşılığında (veto)sunu kaldıracaktı.

Bunlar hep kamuoyunun ve ilgili çevrelerin bilgisi dışında gelişti. TBMM ne olup bittiğinin farkında değildi. Belirli çevrelerin denetimindeki medya bunları yazamıyordu.
Türkiye kendi hükümetiyle, kendi medyası ile ve belirli sermaye çevrelerinin katkısı ile "kendi kendisini bağlıyordu".

* Haziran 1995'te GKRY ile AB "ortaklık konseyi"ni Brüksel'de topluyor ve tam üyelik görüşmeleri başlıyordu.

Bütün bu gelişmelerin yavaş yavaş açığa çıkmaya başlaması Milli Güvenlik Kurulunun 1995 sonlarına doğru, Türkiye'nin Kıbrıs politikası konusunda "karar almasına" yol açtı. M.G.K. konuya elkoydu ve bu tutum sonucu olarak da 28 Aralık 1995'te, Hükümetin göstermesi gerekirken gösteremediği "tepki", MGK kararı sonucu, 28 Aralık 1995'te Demirel-Denktaş deklarasyonu yayınlandı.

Hükümetin Şubat 1995'te, göstermesi gerekirken gösteremediği "tepki", MGK. kararı sonucu, 28 Aralık 1995'te Demirel-Denktaş deklarasyonu ile ortaya konuyordu.

Kaynakça
Kitap: DÜNDEN BUGÜNE KIBRIS
Yazar: EROL MANİSALI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir