Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ulusal Çıkarları Korumanın Bedeli

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

Ulusal Çıkarları Korumanın Bedeli

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 21:21

Ulusal Çıkarları Korumanın Bedeli

1974 müdahalesi Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde bir dönüm noktasıdır.

1938'de Hatay'ın bağımsızlığı ve 1939'da Türkiye'ye katılımı Türkiye'nin bir üçüncü ülkeyi işgali değildi. Fransa'nın sömürlerinden çekilişi ve Hatay'da Türk varlığının korunması bunu gerektirmişti. Kıbrıs'ta da, farklı koşullar altında olmasına rağmen, temelde aynı durum söz konusu idi. İngiltere'nin çekilmesi ile oluşan boşluk KKTC ile dolduruluyordu.

Kıbrıs'ta İngiltere sömürgelerini bırakırken Türkiye, buradaki Türk varlığını koruyordu. Türkiye, bir başka ülke toprağını işgal etmiyordu. Aksine, Kıbrıs'ta kurulan dengenin silâhla bozulması karışsında, "uluslararası anlaşmalardan doğan garantörlük hakkını" kullanıyordu. Türkiye'nin müdahalesi "meşru ve kaçınılmazdı" Aslında geç bile kalınmıştı. 1963-1974 arasında 11 yıl boyunca ada Türkleri Rumların hukuk dışı ve silâhlı baskısı altında bırakılmıştı.

Başbakan Ecevit 20 Temmuz sabahı oldukça "makûl ve masum" bir açıklama ile müdahalenin gerekçelerini Türk ve Dünya Kamuoyuna açıklıyordu:

* Türkiye adada düzeni ve barışı sağlamak için,
* kan dökülmesini önlemek amacı ile
* anlaşmalardan doğan hakkını kullanıyordu.
Türkiye Kıbrıs'ın tamamını denetim altına almak için değil, belirli bir bölgesinde denetimi sağlamak için çıkıyordu. Temelde, adada Türklerle Rumlar, Türkiye ile Yunanistan arasında bir denge kurulması ve ada Türkleri'nin daha fazla "zarar görmemesi" amaçlanıyordu.

Bu politikanın iki ayağı vardı:

* Türkiye'nin 40 mil güneyinde, içinde Türk Halkının da yoğun bir biçimde bulunduğu Kıbrıs'ta, adanın tamamının Rum (ve Yunan) egemenliği altına girmesini önlüyordu.
* Kıbrıs Türkleri'nin 11 yıldır yaşadığı haksızlıklara son veriyordu.

Türkiye'nin bu denizaşırı "müdahalesi" Dünya'da bir bomba gibi patladı. Ancak uluslararası konjonktör Türkiye'nin lehine idi.

Şöyle ki:

a. Esas amacı Enosis olan 15 Temmuz 1974 Rum (Nikos Samson) saldırısının arkasında, Atina'daki Askeri Yönetim (Albaylar Cuntası) vardı ve Albaylar Cuntası Batı tarafından "soğuk bakılan" bir yönetimdi. Fransa'da bulunan muhalif Karamanlis, Avrupa'nın manevi desteğini arkasına almıştı.
b. ABD'de ise "yönetim boşluğu" vardı. ABD ve Washington büyük skandallarla çalkalanıyordu. Dışişleri bakanı Kissinger de Kıbrıs'ta 1974 öncesi gelişmelerden rahatsızlığını açık açık ortaya koyan bir kişiliğe sahipti

ABD'nin en büyük korkusu, "Türkiye ile Yunanistan arasında bir savaşın patlak vermesi" idi. Türkiye müdahale etmese,

* Adada kanlı olayların yaygınlaşacağı,
* Türk-Yunan savaşı olasılığının artacağı ve bunun bütün Ege'ye yayılacağı kuşkusu hakimdi.

Washington için Türkiye'nin müdahalesi, "kaosun büyümesini önleyen ama riskler taşıyan" bir oluşum olarak görülüyordu. Bir bakıma "ehven-i şer" idi.

Washington bu defa, 1964'de Johson'un yaptığı hatayı yapmadı. Yapamadı desek daha doğru olur. Çünkü böyle bir girişim bölgedeki ABD çıkarlarına daha büyük zarar verebilirdi.

ABD somut olarak bir girişimde bulundu; Atina'daki Albaylar Juntası üzerinde, "Türkiye ile savaşa girmemeleri konusunda" baskı yaptı.

* Sovyetler Birliği de Atina'daki yönetime karşı idi. EOKA Batı'nın ve Nikos Sampson'un Atina'nın güdümünde olduğu ise açıkca görülüyordu. Bu nedenle Moskova'da Türkiye'nin müdahalesine sessiz kaldı.
Bu uluslararası konjonktör içinde Türkiye tarihsel süreç içinde "boşluğu, geçikme ile de olsa dolduruyordu". Türkiye uluslararası konjonktörün sağladığı avantajı iyi kullanmadı.
* Hem ulusal çıkarlarını koruyor,
* Hem de Kıbrıs'taki kaosun genişlemesini ve Enosis'in gerçekleşmesini önlüyordu.

Kaynakça
Kitap: DÜNDEN BUGÜNE KIBRIS
Yazar: EROL MANİSALI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir