Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Belirsizlik, Haksızlık ve Acılı Yıllar: 1964-1974

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

Belirsizlik, Haksızlık ve Acılı Yıllar: 1964-1974

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 21:19

Belirsizlik, Haksızlık ve Acılı Yıllar: 1964-1974

103 köye yayılmış, büyük kentlerde etrafları tel örgülerle çevrilmiş yokluklar ve ızdıraplar dönemi başlıyordu. Rum saldırıları da, her fırsatta sürüyordu. Rumlar sürekli silâhlandıkları gibi Yunanıstan'dan da adaya asker ve silâh geliyordu.

Adada İngiliz askerleri (üsleri) vardı ve bunlar Türkleri koruyamıyordu. Ortadan kaldırılan anayasaya göre başkan yardımcısı olan Dr.Fazıl Küçük Türkiye'den yardım istiyordu.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Prof. Forsthoff bir açıklama yaparak Rum tarafını, "Anayasayı işlemez duruma soktuklarını belirterek" suçladı.

Çok sayıda ölü, yaralı ve kayıp Türk vardı. Adada tam bir kaos yaşanıyordu. Yaşananlar dünya basınında da çıkıyordu.Türkiye'de ise büyük heyecan vardı. Rumların Türklere saldırmaları ve anayasayı ortadan kaldırmaları büyük tepki doğurmuştu. Büyük gösteriler yapılıyor, gazeteler manşetlerini bu haberlerle dolduruyordu. Kıbrıs'taki Türk alayı da "mahsur" durumdaydı. Çok kritik günler yaşanıyordu.

1964'te B.M.Barış Gücü askerleri adaya geldi. Bunların Rum saldırılarını engellemekten çok Rum tarafına "büyük gelir sağladığını" görüyoruz. Barış gücü, daha çok ara bölgelerde ve iki tarafı ayıran Yeşil Hat üzerinde görev yapıyordu. Etkili bir askeri güç olmaktan çok, üniformalı turistler durumundaydılar. Esas olarak Rum tarafına "muhatap" oluyorlardı.

BM, iki taraf arasındaki sorunları çözmek üzere, bir de gözlemci atamıştı.

Türklere silâhlı saldırılar yanında tam bir ekonomik ambargo uygulanmaktaydı. Açlık tehlikesi baş göstermişti. İlaç ve gerekli maddeler bulunamıyordu.Türkler tam bir sefaletin içine itilmişlerdi.

Türkler bölge bölge direnişe başlamışlardı. Bunların en önemlisi Erenköy bölgesinde oluştu. Burada küçük bir Türk kantonu kurulmuştu. Türkiye'den de gönüllü destek geliyordu. Daha çok, Türkiye'deki Kıbrıslı Türklerden oluşan gençler, Rum baskısına rağmen, Anadolu'dan bu bölgeye gizlice geliyorlardı.

Grivas 10.000 kişilik bir ordu ve zırhlı birlikler ile bazı Türk bölgelerine saldırdı. Türkiye de jet uçaklarını göndererek buna karşılık verdi. Yunanistan'dan sonra Türkiye de artık "işin içindeydi". Türkiye'nin bu sınırlı müdahalesi bile Rumları biraz sindirdi.

1964 yılında şiddetlenen ve 1974'e sürecek olan olaylarda 1964 bir köşe taşıdır. (10) yıllık esaret dönemini belirleyen öğelerin çoğu bu yıl ortaya konmuştur.

1964'te neler oldu?

* Rumlar adada fiili bir denetim sağladı, çünkü silâhlıydılar ve Türklerden çok fazlaydılar. Ayrıca hazırlıkları vardı.
* Ankara hükümeti pasif kaldı. Fiili olarak Türk jetlerinin "sınırlı hareketi" ve Erenköy'e destek göze batan gelişmelerdi.
* Yunanistan adaya çok sayıda asker ve silâh soktu. Yunan jetleri de Türklere saldırdı.
* Türkiye'de sivil örgütler büyük eylemler yaptılar. Ancak bunlar, hükümete yansımadı.
* Amerika ve İngiltere aktif olarak devredeydiler.
* Makarios, Sovyetler Birliği'ni ve Bağlantısız Ülkeleri kendi taraflarına çektiler.
* Rumlar Türklere hem saldırdılar, hem de ekonomik ambargo getirdiler. İstedikleri oluyordu. Bunun için bu gidişi durduracak bir "dış müdahaleye" karşı çıktılar.
* İnönü Hükümeti, diplomatik girişimlerden yarar sağlayamadı, Kıbrıs Türkleri ezildiler, saldırılara uğradılar. Oysa Türkiye garantör ülke idi.
* B.M.de, ABD ve İngiltere ile ikili ilişkilerde NATO'da çok sayıda görüşmeler yapıldı. Türklerin durumunu düzeltecek ve Rumları durduracak bir sonuç alınamadı.
* Batı Dünya'sı genellikle kayıtsız kaldı. Ortaya çıkan tepkiler, olayların boyutunun çok altında idi.
* Rumların saldırgan tutumuna karşın BM ve Batı, Mart 1964'de yaptığı hatayı sürdürdü. Kıbrıs Cumhuriyeti'ni işgal eden iki taraftan birini, "meşru yönetim" olarak kabul etti. Zaten bu haksız ve yanlış tutum, Rumların saldırganlığını da özendirdi.
* Makarios ile Atina ve Eoka arasında, bazen görüş ayrılıkları olmasına rağmen, esas amaçları olan "Enosis"te birleşiyorlardı. Makarios "adayı Helenleştirmekten" söz ederken, bazen, Yunanistan'la bütünleşme amacından biraz ayrılıyordu. Aradaki fark, birinde iki Helen devleti, diğerinde ise tek bir devlet anlayışı bulunması idi.

B.M. gözetiminde 10 yıl sürecek ve Türklerin adada "bir açık hava hapishanesi" konumunda tutulmalarına yol açacak olan sürecin temel taşları 1964 yılında atılıyordu.

Rumların hedefi çok açıktı; 1963 yılında hazırlanan Akritas Plânı doğrultusunda, Türkleri Kıbrıs'tan kaçırtarak "Enosis'e varmak istiyorlardı.

Bu amaç için de:

* Uluslararası anlaşmaları hiçe sayıyorlar,
* Türklere karşı, sürekli olarak insanlık dışı eylemlerde bulunuyorlardı.

Batı, gereken sonuç alıcı teptkiyi vermiyor, Ankara hükümetleri de "pasif" bir politikayı benimsiyordu.
Ve bu arada olan, Kıbrıs Türklerine oluyordu. 1967-1974 döneminde, Atina'da, Batı'nın itibar etmediği Albaylar Cuntası bulunmasına rağmen Ankara, sonuç alıcı gereken hamleleri yapamamıştı.

Bunu yapması için, Eokacı Nikos Samson'un, işi kısa yoldan halletmek için büyük bir çılgınlık girişiminde bulunması gerekmişti. Bu çılgınlığın arkasında ise; Atina'daki Albaylar Cuntası vardı.

Zayıflayan konumlarını güçlendirmek için, Makarios'un "sabırlı ve dengeli bir biçimde yürüttüğü, adayı Helenleştirme politikasını" bozdular ve işi kestirmeden çözmek istediler.
Bu ise, hem kendilerinin, hem de adadaki Rum denetiminin sonunu hazırlayan bir serüven oldu.

Türkiye Hazırlanma Gereğini Duyuyor

1963 olaylarından başlayarak Makarios'un ve Rumların amaçlarının Enosis olduğunun 63'ü izleyen yıllarda iyiden iyiye açığa çıkması, Kıbrıs Türklerinin çaresizliği, Türkiye'nin "müdahale olanaklarının" sınırlı oluşu, Türkiye'de hem orduyu, hem de hükümetleri "hazırlanmaya götürdü". 1964'te Başkan Johnson'un İnönü'ye yazdığı mektup bunda etkili olmuştu.

Türkiye Enosis'e izin vermeyecek ve Kıbrıs Türklerinin adada ki "varoluşlarının sürmesini" sağlayacaktı. Ufuktaki büyük tehlike açık açık görülmeye başlamıştı.

Türkiye Kıbrıs'ın bir Yunan (veya Rum) adası olmasına izin veremezdi.

Tırmanmakta olan Rum saldırılarının "durdurulması" için "fiili müdahale" olasılığı giderek artıyordu. Önünde sonunda, Enosis'e set çekmek için askeri müdahale hazırlıkları başladı. Ordu, çıkarma gemileri yapımını sürdürüyordu.

Zürih ve Londra antlaşmalarına göre Türkiye, İngiltere ve Yunanistan ile birlikte, "Kıbrıs üzerinde garantörlük hakkı olan bir ülkeydi. Üstelik Kıbrıs Anadolu'ya 40 mil yakınlıkta, Doğu Akdeniz'de olağanüstü stratejik bir konuma sahipti. Bölgenin en büyük ölçekli ülkesi olan Türkiye, güneyindeki "ulusal çıkar alanına" sahip çıkmak zorundaydı.

Ege adaları zaten kaybedilmişti. İmroz ve Bozcaada dışındaki tüm adalarda Yunan bayrağı dalgalanıyordu.Kaş'ın birkaç mil yanındaki Meis bile bunlardan birisi idi. Oniki ada ise, bir hediye olarak 1947'de Yunanistan'ın çebine konmuştu.

Türkiye yanıbaşındaki koskoca Kıbrıs adasını da Yunanistan'a (Rumlara) kaptıramazdı. Batı'da Ege yavaş yavaş, Yunanistan tarafından tamamen kapatılmıştı. Türkiye, hiç olmazsa güneyden, Akdeniz'den "nefes" almak istiyordu. Enosis, Türkiye'nin güney çıkışının da kapatılması demekti.

Türkiye, geçen yüzyıldan beri süren "megali idea" ya dur demek gereksinimin, duyuyordu. Yunanistan ile sürekli sorun yaşanmıştı ve yaşanıyordu da. Atina'nın içten içe yürüttüğü Türkiye karşıtı, politika, 1963 olaylarından başlayarak "fiili bir baskıya" dönüşmüştü.

Bütün bu değerlendirmeler, Türkiye'nin "Kıbrıs işini sıkı tutması" sonucunu doğuruyordu. Ordu, bu konuda, hükümetlerin bir adım önünde bulunuyordu.

Öte yandan Dr.Andrew Mango'nun da belirttiği gibi(15) İngiltere Kıbrıs'ın idari ve siyasi yönetiminden, bir sömürgesinden geri çekilmişti. Kıbrıs'taki Türk varlığının siyasal, askeri, sosyal ve kültürel olarak korunması Türkiye'nin en doğal hakkı idi. Üstelik Zürih ve Londra antlaşmalarından kaynaklanan garantörlük hakkı vardı.

Türkiye'de, Kıbrıs'tan kaçmak ve göçmek zorunda kalan Kıbrıslı Türklerin sayısı, adadakilerden daha fazla idi. Ada yalnız Türkiye'nin değil, Türkiye'deki Kıbrıs Türklerinin de bir parçası ve uzantısı idi.

BM; ABD ve Avrupa ise, daha çok, öz evlatları olarak gördükleri Rumlara meylediyorlardı. Bu haksızlığa karşı durabilecek tek ülke ise Türkiye idi. Türkiye Girit'te; oniki adalarda, Batı Trakya'da yaşadığı haksızlıkları bir daha yaşamak istemiyordu.

Kıbrıs Türkleri konusunda yavaş yavaş bilinçlenen Türk kamuoyu da Ankara'daki siyasileri etkiliyordu. Sivil toplum örgütleri büyük bir "refleks" gösteriyorlardı. Kıbrıs Türklerine yapılan saldırılar ve Enosis çabaları Kıbrıs sorununu "ulusal bir sorun" yapmıştı. Ordunun duyarlılığı yanında, Meclis ve hükümetler de Kıbrıs sorununa duyarsız kalamazlardı.

Bütün bunlar, Türkiye'nin yaklaşan tehlike karşısında "hazırlık yapmasını" zorunlu kıldı. Türkiye artık Yunanistan'ın Ege'den sonra Doğu Akdeniz'de de genişlemesini sürdürmesine evet demeyecekti

Kıbrıs üzerinde, Türkiye ve Yunanistan arasında 1960'da kurulan "denge" Türkiye aleyhine bozulmamalı idi.

Kaynakça
Kitap: DÜNDEN BUGÜNE KIBRIS
Yazar: EROL MANİSALI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir