Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

"Nakşibendi Kardeşliği"nin zorlu sınavı

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

"Nakşibendi Kardeşliği"nin zorlu sınavı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 01:44

"Nakşibendi Kardeşliği"nin zorlu sınavı

Mesud Barzani, Nakşibendi tarikatına bağlı Sünni Müslüman bir Kürt politikacı. PKK ise Marksist kökenden gelen milliyetçi/Kürtçü bir terör örgütü.
Peki, Barzani nasıl oluyor da, iktidarında Nakşibendilerin olduğu, büyük çoğunluğu Sünni Müslüman Türkiye'nin değil de PKK'nın yanında duruyor? Barzani'nin safı belli, duruşu net; peki Türkiye'deki Nakşibendilerin tavrı nedir?

Önce tespitlerimizi sıralayalım:

1) 2007 yılında şehit Mehmetçikleri anma ve terörü lanetleme yürüyüşlerinde, tarikatların "resmi kıyafeti" türbanlı-pardesülü kadın sayısının azlığı medyada tartışma konusu oldu.
Türkiye'deki çoğu kişi gibi ben de "absürd bir tartışma" deyip üzerinde durmadım.

2) Bu şehit yürüyüşlerini/cenazelerini tüm gazeteler birinci sayfalarından verdi. Bir İslami gazete (Yeni Şafak) ise yayın politikasına hiç uymayacak şekilde, bu haberleri verirken ana sayfasında görsel malzeme olarak hep kocaman başı açık kadın fotoğrafları kullandı. Şaşırdım.

3) Ertuğrul Özkök, Hürriyet gazetesinde Mesud Barzani'ye bir çağrıda bulundu: Ya komşumuz ol, ya hedefimiz! Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'tan CHP lideri Deniz Baykal'a kadar birçok çevre, bu tepkinin haklılığından bahsederken, bazı İslamcı köşe yazarları gazeteci Özkök'e ağır eleştiriler yöneltti. "Ya komşumuz ol, ya hedefimiz" uyarısının tepki almasına anlam veremedim.

4) Türkiye tek vücut olmuş Mehmetçik operasyonlarını eli yüreğinde beklerken, bazı dinci gazeteler, "Asker 'Allah Allah' sesleriyle savaşıyor; Genelkurmay onların türbanıyla uğraşıyor" gibi döneme hiç uygun olmayan, insanı hayretler içinde bulunduran yorumlar yazmaya başladı. "Ne oluyor?" demeye başladım.

5) Ve sonunda bu dinci gazetelerin bazı köşe yazarları, sanki aynı kalemden çıkmış gibi benzer yorumlarda bulundu:
Bunlara göre, Mehmetçik yürüyüşleri ile Cumhuriyet mitingleri benzerdi ve bunun nedeni Mehmetçik mitinglerini ulusalcıların organize etmeleriydi! Amaçları ise Türk Ordusu'nu Kuzey Irak'a sokarak AKP iktidarını zayıflatmaktı! Önce böyle bir komplo teorisi olamaz dedim. Sonra diğer olguları da alt alta sıralayınca "manzarayı" net görmeye başladım. Bunların derdi başkaydı...

Bunlar Türk Ordusu'nun Kuzey Irak'a operasyon yapmasını istemiyordu! Meselenin AKP Hükümeti'nin yıpratılmasıyla filan pek ilgisi yoktu: Bunlar Mesud Barzani'yi koruyorlardı! Peki, ama neden? Nedeni tarihin derinliklerindeydi...

Bugün Türkiye'nin en büyük sorunu olan Kürt isyanlarının başlangıç tarihi XIX. yüzyıldır. Osmanlı Devleti'nin zayıflığını fark eder hale gelen tebaa halklar, birer birer isyan ettiler. Ancak Osmanlı yüzlerce yıllık askeri ve siyasi geleneğe sahip bir miras üzerinde oturuyordu. Kendisini imparator yapan özelliklerini/ faziletlerini tamamen kaybetmemişti. Tanzimat'la önce sivil-askeri reformları gerçekleştirdi. Ardından, giderek güvenilmez olan ve çıkardığı isyanlarla tehlike oluşturan, yarı-otonom Kürt derebeylerinin (ayan) ortadan kaldırılmasına karar verdi.

Kuzey Irak'taki, Soran Emirliği'ni (1834), Bahdinan Emirliği'ni (1839), Botan Emirliği'ni (1847) ve Baban Emirliği'ni (1850) sindirdi.

Osmanlı, yarı-otonom Kürt beyliklerini dağıtıp bölgenin siyasi yapısını değiştirirken, aynı dönemde bölgede dinsel açıdan bir başka değişim daha yaşandı.
Bu değişimin öncüsü bir din adamıydı: Şeyh Halid-i Bağdadi.

Şeyh Halid-i Bağdadi, 1779'da Kuzey Irak-Süleymaniye'de doğdu. Babası Pir Mikail bölgenin en büyük Kürt aşireti Caf'a mensuptu. Bağdadi'nin soyunun baba tarafından Hz. Osman'a ulaştığı rivayet ediliyordu. (İlginçtir; bölgedeki Kürt şeyhler "kutsal soy aristokrasisine" girebilmek için soylarını hep Hz. Muhammed'in ailesi Ehl-i Beyt'e dayandırmaya çalışırlar. Ama diğer yandan Kürt olduklarına da vurgu yaparlar! Ne yani Kürtleşmiş Araplar mı? Komik.)
Şeyh Halid-i Bağdadi, Kuzey Irak'ın en güçlü âlim ailelerinden, Kadiri Berzenci Ailesinden dersler aldı. Daha sonra Bağdat'a gitti. Hocası Şeyh Abdülkerim Berzenci'nin vefatı üzerine, onun Süleymaniye'deki medresesinin sorumluluğunu aldı.

1809'da Süleymaniye'yi ziyaret eden Mirza Rahimullah Azima-badi adındaki Hindistanlı bir derviş hayatını değiştirdi. Onun önerisiyle, Hindistan'a gidip Nakşibendi Şeyhi Abdullahi Dehlevi'den el aldı. Süleymaniye'ye Dehlevi'nin halifesi olarak döndü. Yani artık Kadiri değil, Nakşibendi'ydi.
Ancak başta Kadiriler olmak üzere (Örneğin, Talabani aşireti tarafından) istenmeyen adam ilan edildi.
Hatta Kadiri Şeyhi Maruf Berzenci, Bağdadiyi, "sahtekâr, sapık, yogi" olmakla suçladı! Valiye bile şikâyet edildi. Tersine Bağdat Valisi Said'in koruması altına girdi.

Süleymaniye'de ilk Halidiye Tekkesi'ni kurdu. Sonraki yıllarda, başta Kuzey Irak olmak üzere kurduğu tüm dergâhlarda, medreselerde Kürtçeyi eğitim dili olarak kullandı.

Bu süreçte, Osmanlı, Kadiri Kürt Beyliği Berzenciler'e karşı hep Bağdadinin yanında oldu. Ve Osmanlı'nın da desteğiyle Bağdadi, Kuzey Irak'ta Kadiri tarikatının etkisini epey azalttı.

1826'da hac dönüşü Şam'da koleradan ölümüne kadar binlerce müride sahip oldu. Halifeleri, şeyhlerinin ölümünden sonra da irşat çalışmalarına devam ettiler. Şanslıydılar; Osmanlı, Yeniçerileri ve Bektaşileri ezerken Nakşibendiliği "resmi tarikat" olarak benimsedi.
Osmanlı, Horasan'dan Yesevilik'ten gelen Bektaşiliğin karşısına aynı koldan gelen Nakşibendiliği çıkarmıştı!

Keza, Kürt derebeylerinin de tarikatı Kadiriydi. Bu tarikatın yerini de, her fırsatta devlete bağımlılığım vurgulayan Nakşibendiliğin alması şaşırtıcı değildi.
Bugün Kuzey Irak ve Türkiye'de en güçlü tarikat "Nakşibendi-ye Halidiye" olmasının altında bu tür tarihsel olaylar vardır. Türkiye bölümüne geleceğiz; ama önce Kuzey Irak'taki "Nakşibendi-ye Halidiye" tarikatına bağlı bir aşiretten bahsetmeliyiz: Barzaniler!

Osmanlı, merkezi idaresini güçlendirmek amacıyla "Kürt prenslikleri"ni bertaraf edince, bölgedeki küçük aşiretlere fırsat doğdu; Kürt beyliklere ait toprakları yağmaladılar. Kürt beyliklerinden boşalan iktidar koltuklarına, garip ve bilinmeyen şeyh figürleri sahip çıkmaya başladı. Bu küçük aşiretlerden biri de Barzaniler'di.

Barzaniler önce Baban Emirliği'ne ait Zibar yurduna el koydular. Aşirete "soyluluk" katmak için bölgenin tanınmış beyliklerinden Bahdinan ve Zibar gibi ailelerle bir dizi evlilik yaptılar. Örneğin, Mesud Barzani'nin annesi Zibar aşiretindendi. (Türkiye'deki büyük Kürt beylikleriyle de akraba olmak için -örneğin Cemilpaşazadeler"e- kız alıp verdiler.)

Barzani aşireti bölgedeki dinsel dönüşümden de yararlandı; Bağdadi'nin halifesi Barzani Şeyh Taceddin sayesinde Nakşibendiye Halidiye koluna mensup oldu.
Ancak Nakşibendilik ortodoks tarikat olmasına rağmen Barzani aşiretinde İslami olmayan pek çok töre ve uygulama vardı.
Dinsel bağnazlıkları o kadar ileri götürdüler ki, Barzani Şeyhi Abdüsselam kendini "mehdi" ilan etti!

Tek dini sapkınlığı olan Barzani o değildi. Barzani Şeyh Ahmed ise kendini "Tanrı" mertebesine çıkardı! Şeyh Ahmed'in Molla Juj adındaki ateşli bir taraftarı, tüm Barzan bölgesini dolaşarak Şeyh Ahmed'in "Tanrı", kendisinin de onun "peygamberi" olduğunu iddia etti.
Müritlerinin Barzani şeyhlerine körü körüne bağlılıkları o kadar güçlüydü ki, bu müritlere "divana" ya da "deh" ismi verildi!
Sonuçta: Uygarlığın doğduğu bölge, kültürlü "Kürt prensle-ıfnin ikametgâhından çıkıp, politik maceralar peşinde koşan fanatik, hırslı küçük aşiret şeyhlerinin eline kaldı.

Barzani aşireti her fırsatta Osmanlı'ya isyan etti.
Türkiye'yle ilişkileri ise inişli çıkışlı oldu.
Ancak Nakşibendi Barzaniler, başta Güneydoğu olmak üzere Türkiye'deki Nakşibendiler ile hep iyi ilişkiler içinde oldu.

Halidiye.com adlı internet sitesine göre, Halid-i Bağdadi'ye bağlı Türkiye'de dört büyük Nakşibendi tekkesi vardır:

1) Gümüşhanevi Tekkesi
2) İsmet Efendi Tekkesi
3) Kelami Dergâhı
4) Kaşgari Tekkesi

Said-i Kürdi (Nursi) Van'da Nakşibendi Arvasi Tekkesi'nde eğitim almıştı.

Bu ana dört kol dışında, Erzincan'daki Abdurrahim Reyhani'den, Adıyaman'daki Mehmet Raşit Erol'a kadar onlarca şeyhin kurduğu Halidiye tekkeleri vardır.

Tamam artık uzatmayalım, soralım:

Türkiye'deki Nakşibendi Halidiye koluna mensup Türkler, Nakşibendi Barzani'nin Türkiye karşıtı tavırlarına tepkili midir?

Yazının başlangıcındaki tespitlere rastlantı diyebilir miyiz? Kendi adıma yanılmayı çok isterim.
Bırakın yoksul Kürtleri, aydın Kürtlerin bile, dar kafalı şeyhleri, aşiret reislerini, ağaları "kurtarıcı", "saygın", "lider" olarak görmeleri çok acıdır.
Bunun nedeni, Kürt aydınlarının siyasal geçmişlerini ancak XIX. yüzyıla kadar, yani bölgenin en karanlık dönemine kadar götürebilmelerinden kaynaklanmaktadır. Orada da bula bula Barzani gibi, Şeyh Said gibi isimleri bulabilmektedirler.
Kürt aydınlarımızdan Naci Kutlay, Kürtler kitabında şu soruyu yöneltiyor:

Kürt başkaldırı önderlerinin çoğunlukla Nakşibendi olmaları ilginç ve incelenmesi gereken bir noktadır:

Bırakın Osmanlı'yı, Şeyh Said'den, Menemen'deki ayaklanmayı organize ettiği iddia edilen Şeyh Esad Erbili'ye kadar Cumhuriyet Türkiyesi'nde de isyana kalkışanlar hep Nakşibendi Halidiye Kürt şeyhleriydi!
Tıpkı Osmanlı'da olduğu gibi gerek "dini" gerekse "milli" nedenlerle Nakşibendi Kürt şeyhler ayaklanmalara önderlik yaptı.

Peki biz de şunu soralım:

Nakşibendi Kürtler, Osmanlı ve Türkiye merkezi hükümetine karşı isyan ederken, Türk Nakşibendiler neden hiç ayaklanmadı?

"Türk Nakşibendiler'in siyasetle ilgileri yoktu" diyebilir miyiz? Hayır. Kürt Nakşibendi gibi Türk Nakşibendi de nüfuz ve siyasal iktidar istiyordu.
Bu "hipotezi" güçlendirmek için önce akademik dünyaya hâkim olan bir anlayışı yıkmalıyız.
Sanılanın aksine Nakşibendi tarikatı, kendi dünyalarına dönük, hayattan kopuk, gönül ve ruh haliyle ilgili mistik tarikat filan değildi. Ya da en azından 200 yıldır öyle değildir.

Size günümüzden bir örnek vereyim: Irak'ta ABD'ye karşı mücadele veren dini gruplardan birinin adı ne biliyor musunuz: Nakşibendi Tarikatı Bağlıları Ordusu.

Bize dönersek:

Sadece Kürt değil Türk Nakşibendiler (ve hatta Kafkas Kartalı Şeyh Şamil) sanılanın aksine hep siyasetin içinde oldular.

II. Mahmud'un yeniçerileri yok eden ve Bektaşileri sindiren kanlı hareketinin destekçisi Nakşibendilerdi. Peki ama neden?..

Kaynakça
Kitap: Behçet Cantürk'ün Anıları
Yazar: Soner YALÇIN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir

cron