Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Bomba Davası

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

Bomba Davası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 22:11

Bomba Davası

Tarih, 6 Mayıs 1972.
Bombalı bir eylem sırasında elleri ve ayaklan kopan İbrahim Çenet adlı öğrencinin ifadesiyle başlayan soruşturma, bir anda bambaşka gelişmelere neden oldu.
Türkiye gündeminden aylarca düşmeyen ve "Bomba Davası" adı veri len soruşturma kapsamında eski polis müdürlerinden doktorlara, avukatlardan üniversite öğrencilerine, bürokratlardan emekli askerlere kadar elli yedi kişi gözaltına alınıp anayasal düzeni yıkmak iddiasıyla tutuklandı.

Bomba Davası sanıkları, bir askeri ihtilal hazırlamak amacıyla, soygun ve bombalı saldırılar düzenlemek ve Boğaz Köprüsü'nü havaya uçurmak gibi uyduruk iddiala r-la İstanbul'daki Ziverbey Köşkü'nde işkenceli sorgulamalardan geçirildiler. "Kontrgerilla" adı ilk kez bu köşkte dile getirildi. Sorgulamayı yapanlar kendilerini "kontrgerilla" diye tanımlıyordu.

Ziverbey Köşkü'nden çıkan ifadeler doğruymuş gibi gazete manşetlerine taşındı. Bu yalan haberlerle kamuoyu oluşturulmaya çalışıldı.
Örneğin, güya sanıklardan Orhan Kabibay, gemi batırmak için Bülent Ecevit'ten 4 500 lira almıştı!
Peki, soruşturma neden birdenbire büyümüş ve başka kanallara doğru gitmişti? Talat Turhan mahkemede şöyle diyordu:

Yapılmak istenen Atatürkçülerin ve 27 Mayısçıların tasfiyesidir. Huzurunuzdaki sanıkların çoğu ve ben, o tarihte kuvvet komutanı olan Orgeneral Gürler, Orgeneral Muhsin Batur ve Oramiral Kemal Kayacan'ı suçlanmaya zorlandık. Bunu yapanlar, bazı hallerde bu en değerli komutanların kendilerine ve ailelerine açıkça küfrediyorlardı. Çünkü bizi bir iktidar kavgasında kullanmak isteyen gayrimeşru bir örgüt esir almıştı; tabir benim değil onlarındır.

Bomba Davası büyük gürültülerle sürdü, ama sessizce bitti. Yargısal süreç, beraat ya da mahkûmiyetle son bulmadı. 1974 yılında çıkardan afla dava düştü. Sanıklar davanın düşmesine itiraz ettiler; suçsuzluklarının mahkeme tarafından kabul edilmesini istediler. Dosya Askeri Yargıtay'a gitti, ama karar değişmedi.
Bomba Davası, siyasal amacın gerçekleşmesine yaradı mı? Evet, en önemlisi, suçlanan Faruk Gürler cumhurbaşkanı seçilemedi.

Bomba Davası üzerine araştırmalar yapan rahmetli Uğur Mumcu şöyle diyordu:

Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Faik Türün üçlüsünde simgelenen emperyalistlerle bütünleşmiş işbirlikçi iç güçler, ulusalcı Faruk Gürler-Muhsin Batur-Kemal Kayacan üçlüsünü buna engel görüyorlar ve onları bertaraf etmek istiyorlardı.

Bugünü anlamak için fazla söze gerek var mı?

Bomba Davası'nın hedefinde komutanlar da vardı. Peki, iktidar klikleri arasındaki çatışmanın temelinde ne yatıyordu? Emekli Tümgeneral Celil Gürkan yaşadığı işkenceli sorgulamayı anlatarak buna yanıt verdi:

Gözlerim bantlı, ellerim ve ayaklarım zincirli ve pijamalı halde sorgucunun karşısındayım. Sivil olmalarına rağmen herkes birbirine "Albayım", "Yarbayım" diyor, gerçek kimliklerini saklamak istiyorlar. Beni son derece şaşırtan bir soruyla başladık. "Paşam siz son derece değerli bir

subay idiniz, komutan idiniz, seviliyordunuz. Neden o... Gürler'e, o... Batur'a (burada yinelemek istemediğim bazı kaba sözcükler kullanarak) alet oldunuz, onların oyunlarına geldiniz?"

Sorgucunun bu sözleri söylediği tarihte, (Faruk) Gürler Genelkurmay başkanlığından yeni ayrılmış olmakla beraber cumhurbaşkanlığına adaylığım koymuş fakat kazanamamıştı. (Muhsin) Batur ise fiilen Hava Kuvvetleri komutanıydı.

Sorgulama çok ilginç bir önsözle başlamıştı. Sözde "albay", benden Adapazarı'nda 2. Tümen komutanlığım dönemimden başlayarak son güne kadar geçen olayları anlatmamı istedi. Başladım anlatmaya. Araya giriyordu. "Yoo Paşam öyle değil, gerçeği söyleyiniz. Biz her şeyi biliyoruz. Sonra külahları değiştiririz!" Ben anlatıyordum, o araya girip, "Cuntaları anlatın, cuntaları" diyordu.

Cunta falan yoktu. Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri'ndeki silah arkadaşlarımız, kendi aralarında olsun, komutanlarıyla beraber olsun, olağan görevleri gereği zaman zaman bir araya gelerek, 12 Mart öncesi tehlikeli gidiş üzerinde durmuşlar, ordunun uyarıcı görev yapması üzerinde görüş alışverişinde bulunmuşlar, ne gibi önlemlerin alınabileceğinin değerlendirmesini yapmışlardır.

"Albay"14 elindeki yazılı bir metinden okuduğu izlenimi veren bir tonla sordu:

"Paşam, siz emekli olduktan sonra, 16 Mart 1972 tarihinde emekliye sevk edilen beş general/amiral ve sekiz albay eşlerinizle birlikte Ankara Kent Oteli'nin meyhanesinde, daha doğrusu gece kulübünde toplanmışsınız. Aranızda bir de üniformalı kurmay albay varmış. Bu toplantıda sizi emekli ettikleri için Silahlı Kuvvetler'den intikam almaya yemin etmişsiniz. Bunu anlatın."

Bu suçlama karşısında sarsıldığımı hissettim. Aklıma, vaktiyle bir yerde okuduğum ve beğendiğim şu söz geldi: Ben size insanım diyorum, oysa siz benden eşek olmadığımı ispatlamamı istiyorsunuz!

Emekli olmuş, ellerinde hiçbir güç, kuvvet bulunmayan, sadece içinde yaşadıkları memleketin refahını isteyen on üç emekli subay adına benden, niçin Türk Silahlı Kuvvetleri'nden intikam alma andı içtiğimizi açıklamamı istiyorlardı.

"Albayım" dedim, "size bu bilgileri veren kaynağın kim, neresi olduğunu bilmiyorum. Öğrenmek de istemiyorum. Şayet resmi bir kaynak ise, ülkenin güvenliği açısından üzülerek karşılarım. Her birini çok yakından tanıdığım arkadaşlarımın, içinden yetiştiğimiz ve her türlü nimetlerini gördüğümüz aziz Silahlı Kuvvetlerimizden sırf emekli edildik diye intikam andı içecek derecede serseri, sağduyudan yoksun kişiler olmadıklarını biliyorum. Elhamdülillah sağduyumuzu, aklımızı yitirmiş değiliz. Bu suçlamayı nefretle reddederim. Kent Oteli'nin gece kulübü ya da meyhanesi, yerli yabancı, dost düşman, casus, istihbaratçı, hırlı hırsız her türlü insanın bulunduğu bir yer. Eğer cahilce bir ant içme söz konu su olsaydı bunu herkesin gözü önünde yapmazdık."

Sorgumun ikinci günü ifademi yazılı olarak vermem istendi. Beyaz kâğıtlar verdiler. 12 Mart (1971 askeri darbesi) öncesi, Silahlı Kuvvetler içindeki örgütlenme çalışmalarını yazacaktım! Ne ilginçti. Eğer benim de içinde bulunduğum örgütlenme çalışmaları "cuntacılık" sayılıyorsa, bu "cuntaya" liderlik etmiş iki kişiden biri Silahlı Kuvvetlerin hava gücünün başındaydı. Öteki de daha düne kadar Silahlı Kuvvetler'in tümünün başındaydı. Eski Genelkurmay başkanı ile fiilen hava gücüne komuta etmekte olan bir Hava Kuvvetleri komutanını suçlayacak bir dosya hazırlanıyordu demek.

Sürekli soruyorlardı:

"Başınızda kimler var? Sizi kullananların içyüzünü açıklayın da bitsin bu iş."

Yazdıklarım beğenilmedi. Vaki olmayan bir cuntadan, ihtilal ya da darbe girişiminden ve cunta üyeliğinden söz etmemi istiyorlardı.

"Albay" sürekli tehdit ediyordu:

"Yoksa külahları değişiriz... "

Yazdım beğenmediler, yazdım beğenmediler. İstediklerini alamadılar. Konforlu köşkteki konukluğumun altıncı günü saat 10.00 sıralarında gözlüklü bir yüzbaşı geldi. "Paşam bugün öğle yemeğinden sonra sizi serbest bırakacağız. Şimdi elbiselerinizi gönderiyorum, hazırlarım" dedi. Sevinmedim dersem yalan olur.

Diyeceksiniz ki cuntaya katılmış hiç mi subay yok? Olmaz olur mu?
Doğan Yurdakul'la birlikte kaleme aldığımız Bay Pipo'da. Ayrıntılarıyla ordu içindeki cuntacıları yazdık. Diğer yanda...
Osmanlı'dan günümüze ferdi hareketler içinde olan subaylar da yok değildir.
Mahkeme ne karar verir bilmeyiz, ama bugün bir Veli Paşa konuşulup tartışılıyorsa, dün de Vehib Paşa merak edilirdi...

Kaynakça
Kitap: BU DİNCİLER O MÜSLÜMANLARA BENZEMİYOR
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir