Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Uçak kaçıran solcular

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

Uçak kaçıran solcular

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 22:10

Uçak kaçıran solcular

Türkiye son üç yıldır sık sık Ergenekon "dalgalarına" tanık oluyor. Evet, benzer operasyonlar bu ülke topraklarından hiç eksik olmadı. 12 Mart 1971 darbesinden so n-ra yapılan Şafak Operasyonu'nda önce eli silahlı isimler yakalandı.

Ardından başlayan Şafak Operasyonu ikinci dalgasının hedefinde aydınlar vardı. Muhalif aydınlar geceyarıları evlerine yapılan baskınlarla alınıp sorgusuz sualsiz cezaevine tıkıldılar.

Hepsi "düşünce suçlusu"ydu!
Ancak bu "suç" kamuoyunu ikna etmezdi.

Daha inanılır bir "suç" bulundu:

Yasadışı örgüt kurup uçak kaçırmak!
Zülfü Livaneli, Altan Öymen, Onat Kutlar, Erdal Öz gibi aydınlar bakın o yıllarda hangi örgütün üyesiydiler ve nasıl uçak kaçırdılar!

Tarih, 3 Mayıs 1972.

Türkiye'de ilk kez bir uçak kaçırıldı. Ankara-İstanbul seferini yapan Boğaziçi adlı uçak zorla Sofya'ya götürüldü.
Uçak, Sofya Havaalanı'na indiğinde, iki ülkenin yetkilileri görüşmelere başlamıştı bile. Yolcular, uçuş ekibi ve dört eylemci uçakta otuz al tı saat beklediler.
Görüşmeler umulan sonucu vermeyince dört "hava korsanı" Sefer Şimşek, Aynullah Akça, Mehmet Yılmaz, Yaşar Aydın teslim oldu. Uçak boşaltıldı. Eylemciler, havaalanında düzenledikleri basın toplantısında Türkiye'de olup bitenleri bütün dünyaya duyurmak istediklerini söylediler.

Duyurmak istedikleri, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idam cezalarının durdurulmasıydı.
Zülfü Livaneli uçak kaçırıldığı haberini dolmuşla Karaköy'e giderken minibüsün radyosundan duydu. Yanındaki arkadaşı Akay Sayılır'a, "Bu çılgınlığı hangi sivri akıllılar yaptı?" diye sitem etti.
İkisi de bir süre sonra bu olayın sanıkları arasında olacağını bilmiyordu.

Altan Öymen o günlerde sık sık Erdal Öz'ün Ankara'daki Sergi Kitabevi'ne gidiyordu. Başını İstanbul'da Onat Kutlar ve Yaşar Kemal'in, Ankara'da Altan Öymen, Em il Galip Sandalcı, Uğur Mumcu'nun çektiği aydınlar, idam cezalarının durdurulması için imza topluyorlardı.

Ankara'daki imzacılar Sergi Kitabevi'nde bir araya geliyordu. Altan Öymen toplanan 12 bin imzayı TBMM başkanvekiline ve cumhurbaşkanı özel kalem müdürüne elden götürüp teslim etmişti. CHP milletvekilleriyle, önemli gazetecilerle, İsmet İnönü'yle görüşmeler yapıyorlardı. Bir kişi bile öldürmemiş gencecik üç fidanın idamı nı önlemeye çalışıyorlardı.

İdam cezasının önlenmesi için bir uçağın Sofya'ya kaçırıldığını duyunca şaşırıp kaldılar. Aylardır uğraştıkları çabalar şimdi boşa mı gidecekti?
Türkiye'de İlk kez bir uçak kaçırma olayının gerçekleşmesi kamu oyunu sarstı.

Psikolojik savaş araçları hemen devreye sokuldu:

"Nasıl olabilirdi böyle bir şey? Bu teröristler ne kadar tehlikeliydi!"

Halkın desteğiyle operasyonlara hız verildi. Cezaevlerindeki ranzalar artık yetmiyordu. Birçok genç, öğrenci, hukukçu, yazar, gazeteci hapisteydi. Yetmiyor, sürekli yeni tutuklular getiriliyordu.

Gözaltına almanlar işkenceli sorgulardan geçiriliyordu.
Ve bu işkence tezgâhlarına yatırılanlardan biri de Mustafa Beşgen adlı genç bir resim öğretmeniydi.
Yapılan eziyetlere fazla dayanamadı. "Tamam" dedi, "konuşacağım." Hemen örgütünün adını sordular.
O dönemdeki örgüt adları, THKO, THKP/C, TİİKP gibiydi. "THO" dedi. Hemen açılımını sordular.
Diğer örgütlerin ismini biliyordu ama o zor koşullarda yeni bir örgüt adı bulması zordu. Hemen bulamadı. Tekrar işkence yapacakları nı söylediler. Korktu. Bir isim bulmalıydı. Trabzonluydu.

Nereden aklına geldiyse, "Titrek Hamsi Örgütü" dedi. Sorgucular rahatladı. Ha t-ta içlerinden uyanık biri, "Örgütü mü, ordusu mu" diye sordu.
Düşündü, "ordu" militan sayısı olarak büyük olabilirdi; "Örgütü" dedi.

Sorgucular diğer gizli örgüt isimlerinin yanma yazdılar:

"Titrek Hamsi Örgütü."

Benzer olaylar çoktu. Birini anlatmalıyım:

Gözaltına alınan bir üsteğmene işkence sırasında "Hangi örgütten sin?" diye soruyorlar.
Üsteğmen siyasi konularla ilgisi olmadığı için bilemiyor, "Bana örgüt isimlerini sayın" diyor. Sayıyorlar.
Bu kez "Hangisinin cezası daha az?" diye soruyor.

Yanıt veriyorlar:

"Türkiye İhtilalci işçi Köylü Partisi'ne üyelikten yedi buçuk yılla kurtarırsın."

"Tamam, ben o örgüttenim öyleyse" diyor.
Ve bu davadan tutuklanıp cezaevine konuluyor.

Gelelim işin en hazin bölümüne:

Üsteğmen afla tahliye olduktan sonra, kendisini başka bir subay arkadaşının, bir kızla ilişkisini kıskandığı için ihbar etmiş olduğunu öğreniyor!

Konumuza dönersek, Şafak Operasyonları korku yaratmaya devam ediyordu.
Herkes bir gün sıranın kendisine gelmesini bekliyordu. Yazar Sevgi Soysal, arkadaşlarıyla meyhanede yemek yerken askeri darbeyi eleştirdiği için lokantadan alınıp doğruca cezaevine konulmuştu. Herkes tedirgindi.

Gözaltına alınmaktan, cezaevine tıkılmaktan çok işkenceye maruz kalmaktan tedirginlik duyuluyordu.
Gözaltı sırasının bir gün kendisine de geleceğini düşünen Zülfü Livaneli, eşi Ülker ve kızı Aylin'i alarak kayınvalidesine gitti. Karıkoca bir geceyarısı kapılarının çalınıp gözaltına alınma korkusu taşıdıkları nı söylemediler. Her şey, olağan bir aile ziyareti havasındaydı. Bir süre orada kalacaklardı.
Birkaç gün sonra radyoda akşam haberlerini dinlerken birçok "şehir eşkiyasının yakalandığını duydular.

Spiker isimleri okumaya başladı:

Uğur Mumcu, Emil Galip Sandalcı, Erdal Öz, Altan Öymen...
Ve son isim olarak, Zülfü Livaneli.

Nişantaşı'nda kayınvalidesinin evindeydi, oysa radyoda yakalandığı haberi vardı.
Anlam veremedi. Ne yapacağını bilemedi. Çaresizdi. Kendim kıstırılmış bir av hayvanı gibi hissetti. Livaneli'nin aklına bin bir soru geldi. "Yakalanmadığı halde, n eden yakalandığı duyurulmuştu? Yoksa sokak ortasında vurup "K açarken vuruldu" mu diyeceklerdi?" Ürperdiğini hissetti...
Zülfü Livaneli ve eşi Ülker kendilerini sokağa atmışlardı. Ne yapacaklarını konuşuyorlardı.
Zülfü Livaneli'nin babası ağır ceza reisiydi. Babası aracılığıyla "işkence yapılmayacağı" garantisiyle teslim olmaya karar verdi.

O saatlerde Ankara'da Altan Öymen gözleri, elleri bağlı, polis otosuyla emniyete getirildi.
Sorgusunun alınabilmesi için tam sekiz gün hücrede bekletildi.

Altan Öymen sonunda "suçunu" öğrendi: Titrek Hamsi Örgütü'nün üyesi olmak ve Sofya'ya uçak kaçırma olayını planlamak! Polis her şeyi öğrenmişti:

Altan Öymen'in Türk Hava Yolları'nda ve Ankara Esenboğa Havaalanı'nda tanıdıkları vardı. Biri yer hostesi Leyla'ydı. Öteki kargo memuru Diyarbakırlı Mahmut'tu. Onlar uçakla ilgili bilgiler vermişler, Altan Öymen de o bilgilerle birlikte uçak kaçırma işini planlamıştı. Altan Öymen şaşırdı kaldı. Ne diyeceğini bilemedi. "Titrek Hamsi Örgütü"nün mucidi(!) Mustafa Beşgen de, sorgusunda hangi aydının adını biliyorsa onu örgüte katmıştı. Üstelik örgüt olarak uçak kaçırma eylemini de üstlenmişti.

Altan Öymen'in avukatları, iddiaların asılsız olduğunu tek tek ortaya çıkardı. THY'nin Esenboğa kadrosunda ne yer hostesi olarak çalışan bir Leyla vardı ne de başka bir görevde çalışan Leyla.
Diyarbakırlı Mahmut'a gelince, kargo servisi dahil, tüm kadro içinde ne bir Mahmut vardı ne de bir Diyarbakırlı.

Aslında...
12 Mart sorgucuları da olayın absürd olduğunun farkındaydılar. Zaten Titrek Hamsi Örgütü "mensuplarına" uçak kaçırma eyleminden çok, idam cezalarının önlenmesi için kimlerden imza topladıkları sorulmuştu. Örgüt ve uçak kaçırma, operasyonun bahanesiydi. Amaç muhalif aydınları cezaevine sokup seslerini kesmekti.

Titrek Hamsi Örgütü "mensuplarının" suçsuz oldukları anlaşılmıştı. Tahliye edilmeyi bekliyorlardı artık.
Soruyorlardı: "Ne zaman serbest kalabiliriz ?"
Aldıkları yanıt tıpkı cezaevlerine sokulma nedenleri gibi trajikomikti : "Sizlerin uçak kaçırma suçuyla yakalandığınızı radyodan duyurduk. Bu nede n-le biraz vakit geçmesi lazım ki olay unutulsun."

Aylar sonra serbest bırakıldılar. Kamuoyu bu davayı ancak unutabilmişti. Mesleğimizin duayenlerinden Altan Öymen salıverildikten sonra yaşadıklarını bakın nasıl anlattı:

"Çıktığım gün gözaltına alındığımı z günlerin gazetelerine baktım. Arkadaşlarımla beraber 'uçak kaçırmamız manşetlerdeydi. Tahliye edilişim ise, iç sayfalardaki tek sütun başlıklı, üç dört cümlelik bir haberle geçiştirilmişti."

Evet, aydın olmak, gazeteci olmak bu ülkede dün de zordu, bugün de. Oynanan oyun ise hep bildik. Yerseniz...
Madem geçmiş yıllara gittik bir örnek olay daha yazmalıyım. Bunlar bilinmeden, anımsanmadan bugün anlaşılamaz...

Kaynakça
Kitap: BU DİNCİLER O MÜSLÜMANLARA BENZEMİYOR
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir