Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Anıtkabir'de İnönü

Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı Döneminde, Kahraman Bülent Ecevit, Kıbrıs'ta Rauf Denktaş Gibi Kahramanların Önderliğindeki Türkler İle Birlikte, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nı Başarıyla sonuçlandırarak İngiltereyi ve Amerikayı mağlup etmiştir. İngiltere ve Amerikanın kontolü altında olan Kıbrıs'lı Rumların Kıbrıs'lı Türklere karşı Soykırım Teşebbüsü Kıbrıs Türk Barış Harekâtı ile engellenmiştir.
Bu mağlubiyet karşısında Amerika ve İngiltere'nin verebildiği yanıt, sadece "uluslararası ambargo" ile sınırlıydı.
Bu Başarıdan bir sonuç çıkartmak gerekirse: "Görüldüki, dünyayı yöneten Amerika ve İngiltere, ASLA VE ASLA Türkiye Cumhuriyeti'mizi ve Türk Soyumuzu savaşla mağlup edecek güce sahip DEĞİLDİR. Bu yüzdende yıllardır emperyalist entrikalarla içimize sızmaya çalışıyorlar"!!!

Anıtkabir'de İnönü

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Tem 2012, 01:53

Anıtkabir'de İnönü

Ölümünün birinci yıldönümünde İnönü Anıtkabir'de resmi bir törenle anıldı. Ürkek ve tedirgin bir resmi tören. Devlet katılmak istemiş, yarısıyla katılabilmiş. Saygı duruşu yapmak istemişler, ancak yan durmayı göze alabilmişler. Partiler de olsun istenmiş, vaktiyle kendisiyle siyasal çatışma içinde olan partiler temsilci göndermekten kaçınmışlar. Halk, bu tür törenleri duygulu, anlamlı, içten yapan, orada yatanların gerek sahibi, kendiliğinden gidip dua eden ya da önlerinde saygıyla eğilen halk törende hesaba alınmamış.

Bütün bu şaşkınlığın nedeni ne şu, ne de bu. Gerçek neden kafamızdaki kavram kargaşası.

Atatürk'e engin bir minnet, çok içten bir saygı duymuştuk; ölünce bu duygularımızı anıtlaştırmak istedik. Ulusun bu ortaklaşa isteğinin sonunda Anıtkabir yapıldı. Anıtkabir bir bakıma tümüyle Kurtuluş Savaşı kuşağına saygınınm bir simgesiydi.

Bu arada çok partili hayat başlamıştı. Yalnız devrimlerin değil, Atatürk'ün de her türlü eleştirinin dışında tutulması zorunlu görüldü. Atatürk'ü övmek artık bir çeşit yasal görev olmuştu. Anıtkabir'de hiç yanılmamış, hiç yenilmemiş, hiçbir özürü ve eksiği olmayan, eşsiz, erişilmez bir üstün insan yatıyordu.

Yıllar geçti. Toplum yapısı değişti. Halk eskisinin üç katı çoğaldı, şehirlerde oturmaya başladı; yeni yerlerde yeni ilişkiler içinde yeni ürünler yaratarak yaşar oldu. Köyün ihtiyarlarının, komşuların, kasabadaki eşrafın etkileri de, yerleri de değişmeye başladı. Köyünün dışında olup bitenleri bilmeyenlerin yerini evlerinden dünyada olup bitenleri izleyenler aldılar. Düşündüğünü açıkça söylemek, beğenmediğini korkmadan eleştirmek önce hak oldu, şimdi eğitim oluyor, yakında töre olacak.

Toplumun gerisinde kalanlar, daha doğrusu eski toplum yapısında köklü çıkarları olanlar Atatürk'ün eski toplum yapısına göre, günün koşulları gereğince söylediklerinin bazılarını "değişmez gerçekler" olarak kabul ettirmek istediler.

Önce "erişilmez" yapılan Atatürk, sonraları böylece "anlaşılmaz" hale getirildi.

Artık Atatürk büyük, çok büyük ama uzak, erişilmez, halkın dışında bir soyut kişiliğe bürünüyor. Bir şair Atatürk üzerine yeni çıkan bir kitabında'1 bakınız ne diyor:

Soranlar vardı dün:
— Sultan mı Atatürk, Padişah mı?

Soracaklar bir gün:
— Atatürk essah mı?

Hayır Gelmez

Bir gün Kurtuluş Savaşı kuşağının ikinci büyük kişisi, İnönü de öldü. Onu Anıtkabir’e almamak olmazdı, aldılar. Ama bu yeni gelen, arkadaşının yanma otuz beş yıl sonra geliyordu. Bu otuz beş yılın son yirmi üç yılını halkla, halkın arasında, halktan biri gibi geçirmişti. Aramızda kendisini kıyasıya eleştiriyorduk. Özürleri, eksikleri, yanılgıları olan, bazan kızıp yerdiğimiz, bazan sevdiğimiz, övdüğümüz, gizliden gizliye de hep güvendiğimiz biriydi.

Otuz beş yılın toplumda yaptığı değişiklikleri anlamak, izlemek ve bunları siyasal yapıya yansıtmak için yene yenile, yara bere içinde kavga veriyordu.

Bir gün anılarını anlatırken İnönü bu konulara da değinmişti:

"Soyadı Kanunu 'nu çıkardığımız günlerdeydi. Mustafa Kemal'e ad arıyorduk. Bir kurul kurduk, çalışmaya başladılar. Baktım, adamların aklına O'nu Haklaştıran, putlaştıran laflar geliyor. Kendilerine dedim ki: Düşündüğünüz adların hiçbiri olmaz. O insandır, değerli büyük bir insan. O kadar öteye gitmeyin, çok çektik tarih boyunca bundan yeter. İnsanların putlaşmasından hayır gelmez...

İnönü, düşüncesini geliştirerek sözlerine sonra şöyle devam etmişti:

"Efendim, benim bu konuda görüşüm açıktır. İnsanların kusurları, eksikleri vardır, tıpkı yetenekleri, güçleri olduğu gibi. İnfallible (yanılmaz) insan yoktur. İnsan büyükse bütün kusurlarının, eksikliklerinin içinde büyüktür. Bunların olması, büyüklüğe engel değildir. Bunların olması tabiidir..."

Yine bir gün İnönü İstanbul'da 26 Ağustos'ta Malul Gaziler Yurdu'nda konuşurken tarihte büyük girişimler ve bunların başarı olasılıkları üzerinde durmuştu:

"Sonuç olumlu çıkarsa büyük kararlar, büyük girişimle/ tarihte kalır. Çıkmazsa insaf sahipleri hakkını verir. Büyük kararlarda umut zafer biçiminde görülmez. Siz canınızı verinceye kadar çalışırsınız, uğraşırsınız. Öyle yapmalıdır. Zaferin bir saat sonra geleceğini bilemezsiniz. Gelince: -Bir saat varmış, dersiniz. Gelmeyince: -Herkes demişti, olmayacaktı, diye söylenir."

Bir Sade İnsanın Büyüklüğü

1970'lerde bir gün uzun süren bir toplantının sonunda tartışılan konuya O, İnönü açıklık getirmiş ve herkesin beğendiği bir çözüm önermişti. Toplantıda bulunanlar kendisini övdüler, büyüklüğünü belirtenler de oldu. Toplantı dağıldıktan sonra, biraz da kendi kendine konuşur gibi:


"Kendimde hiç üstünlük görmedim. Kendimin bir sade insan olduğunu düşünmüşümdür. Önüme gelen konuyu ayrıntılarıyla inceler, sonra da üstünde düşünürüm. Dün gece şu koltukta sabahladım ve bu konuyu düşündüm. Aradaki fark bu" demişti.

İnönü, Kurtuluş Savaşı’nın dar günlerinde Atatürk'le olan bir konuşmasını o günleri yeniden yaşar gibi anlatırdı:

"Bir gün Atatürk'le konuşuyordum. Kendisine dert yanarak dedim ki: Muharebede bazan bunalıyorum, çaresizlik içinde kalıyorum. O zaman canımdan beziyor, ölmek istiyorum. Her şeye atılıyorum. Her şeyi zorluyorum. Ölümü arıyorum. Ne dersin? Atatürk: Bu senin söylediğin büyük kumandanlık hasletidir. Bütün büyük kumandanlar umutsuzluk anında ölüme koşmuşlar ve ancak böylece umutsuzluk anını zafere dönüştürmüşlerdir, diye cevap vermişti."

Daha Niceleri Gelecek

Anıtkabir ya da benzeri yerlerin yalnız eksiksiz, yanılgısız, eşsiz üstün insanlar için olduğunu sananlar böyle insan olmadığını, insanları böyle göstermenin de topluma hiçbir yarar sağlamadığını artık öğrenmelidirler.

Örneğin Atatürk'ü insan olarak olduğu gibi özürleri ve yetenekleri, yanılgıları ve başarılarıyla birlikte ortaya koyunuz. İçinden şimdikinden daha büyük bir insan çıkacaktır. Hem bizim gibi, hem bizden üstün. Hem özürlü, hem ulu. Bizim dünyamızdan çıkmış ve biz O'na büyük demişiz. Canlı ve gerçek büyük.

İnönü de orada. Eksikleri, yanılgılarıyle, ama bütün bunların gerisinden gittikçe beliren büyüklüğüyle orada. Yadırgamadan, tedirgin olmadan O'na tören yapınız. Ya da daha iyisi bırakınız halk kendi saygısını kendince göstersin...

Daha aramızdan niceleri kendilerini insanlara adayabildikleri için eksikleri, yanılgıları da olsa oraya, oralara gidecekler.

Oralarda onlara baktıkça kendimizi yenmeyi, kendimizi aşmayı, kendimizi insanlara adamayı öğreneceğiz. Onlara saygı biraz da içimizdeki insanın büyüklüğüne saygıdır.

Kaynakça
Kitap: İsmet İnönü
Yazar: Necdet Uğur
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1971-1974: Cumhuriyetimizin 2. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir