Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Uyarı Mektubu ve MİT Olayı

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Uyarı Mektubu ve MİT Olayı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Nis 2011, 01:11

UYARI MEKTUBU.

Çok partili yaşama adımımızı attığımız tarih olarak kabul edilen 1950 yılından bu yana, bir ihtilal, üç ihtilal girişimi yaşadık. 27 Mayıs 1960 ihtilali, bunun arkasından 22 Şubat ve 21 Mayıs ihtilal girişimlerine tanık olundu..
21 Mayıs 1963 ihtilal girişiminden sekiz yıl sonra 9 Mart ihtilal girişimi, bunun hemen ertesinde de 9 Mart kalkışmasına karşı bir eylem olarak 12 Mart Muhtırası ile karşılaşıldı...
1950 yılından bu yana, tam sekiz Sıkıyönetim ilan edildi. Otuz yıllık çok partili hayatımız, bir ihtilal, üç ihtilal girişimi ve sekiz Sıkıyönetim ile birlikte gelişip, bugünkü aşamasına ulaştı.

Demek oluyor ki, ortalama her on yılda bir, anayasal düzen, bu çalkantılar içinde askıya alınıyor! Her on yılda bir demokrasiye "Nokta" olmasa da bir "Noktalı virgül" konuluyor..

Demokrasimizin, çok partili yaşamımızın. Anayasal düzenimizin işleyiş süreci, demek ki böyle...
Genelkurmay Başkanı ile üç Kuvvet Komutam ve Jandarma Genel Komutanı'nın kaygı ve önerilerini içeren son uyarı mektubunu bu süreç içinde yeni bir aşama olarak görmek, sanırız, doğru bir gözlem olacaktır.

Bu uyan mektubu acaba kimin adresine postalanmıştır? Şimdi herkes bu soruyu soruyor.
Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Genelkurmay Başkanı ve Komutanlarca imzalanan uyan mektubunu, CHP ve AP Genel Başkanlarına iletmiştir. Sayın Korutürk, bu mektubu iletirken, iki büyük siyasi parti liderine herhangi bir "Telkin" yapmaktan ısrarla kaçınmıştır.

Parlamentoda temsilcisi bulunan öteki siyasal partilerin genel baş-kanları, bu arada MSP Genel Başkanı Erbakan ile MHP Genel Başkanı Türkeş, bu uyan mektubunu, sıradan yurttaşlar gibi, Türkiye radyolarından dinlemişlerdir. Uyan mektubunda yeralan "Şeriat düzeni davetçileri" ile "Her türlü faşizmi getirmek isteyenler" tanımlarının MSP ve MHP ile ilgili olduğu açıkça belli olmaktadır.

Uyan mektubu, parlamentonun yeni bir sürece girmesini, bu süreç içinde MHP ve MSP'ye yer verilmemesini isterken, bir CHP-AP işbirliğıni de zorlar görünmektedir. Bu işbirliği, bir CHP-AP ortaklığı olmayabilir. Herhalde istenen, bunun da dışında, birbirlerine destek biçiminde belirecek geniş bir işbirliğidir.

AP, uyan mektubunu daha dar açıdan yorumlamak eğilimindedir. Demirel'e göre, bu uyarının amacı, parlamentoda sıra bekleyen terör ile ilgili yasaların bir an önce çıkmasını sağlamaktır.

Sayın Genelkurmay Başkanı ve Komutanların uyan mektuplarında, yalnızca bu konuyu amaçlamadıklarını sanıyoruz. Gerçi uyan, bu yasaların çıkmasını da içermektedir. Ancak uyarıyı bu denli basitleştirmek, böylesine siyasal sonuçlar doğuracak bir davranışı çok dar açıdan yorumlamak olur. Uyan, Türk siyasal yaşamının yarını ile ilgilidir ve bu gelecekte, açıkça CHP-AP işbirliği önermekte, öteki Anayasal kuruluşların da bu işbirliğini desteklemelerini istemektedir.
Otuz yıllık çok partili deneyinde, bir ihtilal, üç ihtilal girişimi, sonuncusuyla beraber iki "Silahlı Kuvvetler Muhtırası" ve de sekiz Sıkıyönetim yaşamış bulunan bir ülkede, sorunlara çok daha başka açıdan bakmak gerekmektedir.

12 Mart dönemi Anayasa maddelerinin hemen hemen yansını değiştirmekle işe başladı, bunun arkasından bazı yasalar da değişti. Eğer Anayasa değişiklikleri çare olsaydı, eğer yasa değişiklikleriyle terör engel-lenseydi, bu değişikliklerden sonra, bu kanlı serüvenlere sürüklenmiş olur muyduk?
Öyleyse, olaylara, gelişmelere çok değişik açılardan bakmak ve toplumu derinden sarsan olayların kökenine, eski ve alışılmış reçetelerin dışında, başka reçeteler ve başka ilaçlar bularak eğilmek, kaçınılmaz bir zorunluluk olmuştur.
Büyük sancılan, ağrı kesici ilaçların aldatıcı ve geçici etkileriyle gidermeye çalışmak, sancılan kesip atmaz, belki daha büyük sancılara yol açar...

4 Ocak 1980

MİT OLAYI.

"MİT Raporu" konusu ortalığı iyice karıştırdı. Ne oldu? Ne oluyor? Neler olacak? MİT ile ilgili söylentilerin ardı arkası kesilmiyor.
Bu arada, MİT Müsteşarı Korgeneral Hayri Ündül'ün yerine emekli Korgeneral Rüştü M. Naipoğlu'nun getirileceği söyleniyor.
Naipoğlu, şu anda, başbakanlıkta danışman... Eski adıyla "müşavir". Özal'ın Naipoğlu'na danıştığı konu, güvenlik...
Naipoğlu (P141-B-MU-2) adı 12 Mart günleri sırasında duyulmaya başlandı.

12 Mart 1971 tarihli askeri müdahaleden sonra yönetimi ele alan cunta, "Anayasa Komisyonu Başkanlığı"na o zamanki rütbesi ile Tümgeneral Naipoğlu'nu getirmişti:

1961 ve 1965 yıllarında iki kez Genelkurmay Başkanı Sunay'ın Özel Kalem Müdürlüğü'nü yapan Naipoğlu, 1965 yılında generalliğe yükseltilmiş, Genelkurmay Plan ve Prensipler Daire Başkanlığı görevinde bulunmuş, 12 Mart askeri müdahalesinde de etkili roller üstlenmiştir.
Brüksel'de NATO Karargâhı'nda görev yapan Harita Genel Müdürlüğü görevinde de bulunan Naipoğlu, Korgeneral rütbesinden emekli olmuş, olur olmaz da AP Genel Başkanı Demirel'in çevresinde görünmeye başlamıştı.

12 Eylül müdahalesinden sonra Naipoğlu, Özal'a yanaşmış ve Özal'ın "güvenlik" işlerine bakan danışmanı olmuştur. Naipoğlu yaklaşık beş yıldır bu görevdedir.
12 Mart askeri yönetiminin "Anayasa Komisyonu Başkanı" şimdi de MİT Müsteşarlığına aday...

Olur mu? Olmaz mı? Bilinmez.

Ama herhalde, Naipoğlu'nun "Gönlünden geçen arslan" MİT Müsteşarlığı, peki Özal'ın kafasındaki "MİTİ sivilleştirme formülü" de bu mudur dersiniz?
Buysa, 12 Mart askeri yönetiminde "Anayasa Komisyonu Başkanlığı" yapan bir emekli generali MİT'in başına geçirmekle MİT acaba nasıl "sivilleşmiş" olacaktır?
Naipoğlu'nun MİT Müsteşarı olmasıyla MİT "sivilleşmiş" olmaz; sivilleşme, "demokratikleşme" demektir. Naipoğlu'nun MİT Müsteşarlığı'na getirilmesi ile MİT Özal'ın emrine ve egemenliğine daha çok girmiş olur.

Ülkede demokrasi olmazsa insanlar, siyasal düşünceleri ve felsefi inançlarından ötürü binbir türlü baskı altında tutulurlarsa, basını susturmak için yasa üzerine yasa getirilirse, bu ülkede güvenlik örgütlerinin başına ister "muvazzaf korgeneral", ister "emekli korgeneral" getirin, sonuç değişmez.
"MİT Raporu" ile birlikte iki MİT görevlisinin adı günlerdir gazetelerin birinci sayfalarındadır. Bu adlardan biri, MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas'tır, ikincisi de Mehmet Eymür.

Hiram Abas ve Mehmet Eymür adlan, ilk kez 12 Mart günlerinde İstanbul'da Sıkıyönetim Komutanı Faik Türün'ün emri ile kurulan, Tümgeneral Memduh Ünlütürk'ün yönetimindeki ünlü işkenceevi "Ziverbey Köşkü sorgucuları" olarak geçmişti.
Merhum solcu gazetecilerden Emin Karakuş'un damadı olan Hiram Abas, son yıllarda MİT'ten ayrılmış, bir ara işadamı Halit Narin'in yanında çalışmış, sonra ANAP hükümeti döneminde yeniden MİT'e dönmüştü.

Mehmet Eymür, CHP hükümeti döneminde Erzincan Milletvekili Nurettin Karsu'nun çocuklarının Ankara'da Hoşdere Caddesi'nde dövülmesi olayına adı karıştığı için Başbakan Ecevit tarafından görevinden alınmış ve İstatistik Genel Müdürlüğü emrine verilmişti.
Eymür'ün daha sonra MİT'e döndüğü ve etkin görevlere getirildiği anlaşılmaktadır.
Bu MİT raporunun ortaya çıkmasından sonra yapılması gerekenler nelerdir?

Araştırılması gereken ilk konu, bu raporun hazırlanması emrinin ilk kez kimden geldiğidir. Başbakan'dan mı? MİT Müsteşarı'ndan mı?
İkinci konu, bu raporun hangi MİT görevlisi tarafından "sızdırıldığı"... Tabii ki, bu konu araştırılacak... Bu konunun araştırılması ve "ceza soruşturulması" açılması Başbakan'ın iznine bağlıdır...

Araştırılması gereken üçüncü konu, raporun içeriğidir. Hangi polis şefi ve general, yeraltı dünyası ile nasıl ilişki kurmuş? DYP'nin "Banker Bako" ile ne ilişkisi varmış? Altın kaçakçılığı davası, Jaguar olayı, adı açıklanmayan bir devlet bakanı... Bütün bunlar, kanıtları ile birlikte ortaya çıkarılmalıdır.
"Polis devleti" miyiz? Yoksa bir "hukuk devleti" mi? Devleti, kim-likleri bizlerce bilinmeyen "gizli yargıçlar" mı yönetiyor, yoksa halkın oyu ile seçilenler mi?
Hangileri?

(20 Şubat 1988)

Kaynakça
Kitap: UĞUR MUMCU KİTABI
Yazar: Hürriyet
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir