Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Radikal İslamcı Teşkilatlar

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Radikal İslamcı Teşkilatlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 23:12

Radikal İslamcı Teşkilatlar

Kanuni İslamcı partiler ve yarı-kanuni tarikatlar İslamcı hareketin gelenekçi çoğunluğuna mensuptur. Radikal azınlığın teşkilat yapısı daha küçüktür. Haklarında gazetelerde ara sıra çıkan haberlerden başka hiçbir şey bilinmeyen bir kısım gizli örgütler vardır. Bu yeraltı örgütlerinin en çok bilinenleri Hizbut-Tahrir ve Hizb-ul İslam'dır. Her ikisinin de çok az sayıda üyesi olduğu ve büyük çapta şiddet olayları çıkaramayacak kadar zayıf oldukları sanılıyor. Hizb-ut-Tahrir bu iki örgütün en eskisi olup, 1950'Ii yılların başında Ürdün'de kurulmuştur.

Türk yetkililere göre bu grup çeşitli komşu ülkelerde faaliyet göstermektedir. Hizb-ul-İslam, yeni kurulmuştur ve İran, Irak, Türkiye ve Suriye'deki Kürt grupları İslam bayrağı altında toplamayı amaçlar. Türk askeri yetkililerine göre bu örgüt, Suriye ve Libya vasıtasıyla Sovyetler Birliği'nden yardım görmektedir. Diğer radikal İslamcı teşkilatlar bazı yayınevlerinde üslenmişlerdir. Bu yayınevlerinde çalışanların sayısı çok küçük orandadır. Şu ana kadar bu genç İslamcılar'ın düzenli bir teşkilat kurabildikleri sanılmıyor. Şimdilik arkadaşlık, akrabalık ilişkileriyle, İslami çalışma gruplarıyla ve üniversite teşkilatlarıyla İslam davasına gençleri kazandırmaya çalışıyorlar. Günümüzde radikal İslamcı örgütlerin asıl kaleleri Batı Avrupa'daki Türk işçileri arasındadır.

1961-1973 arasında Avrupa'ya göç eden yaklaşık 800 bin işçi, şimdi nüfusu iki milyona ulaşan büyük bir Türk toplumu oluşturmuştur.' 72 'Bu işçilerin yüzde 80'i Almanya'da bulunuyor. Bu büyük çapta işçi göçü. Batı Avrupa'daki radikal İslamcı örgütlerin yükselmesinde önemli rol oynamıştır. Avrupa'ya yerleştikten sonra birçok Türk'ün dini yönelişleri kuvvetlenmiştir. Bunun sosyal ve psikolojik sebepleri vardır. Yabancı bir çevrede yurdundan ayrı kalma duygusunu giderme ihtiyacı, milli kültürü devam ettirme isteği, sosyal ve ahlaki değerler için İslami eğitimin gerekli olduğu inancı gibi. Aynı oranda önemli bir faktör de, Avrupa'da yaşadıkları için yetkililer tarafından cezalandırılmaktan korkmadan İslam'a bağlılıklarını en tutucu şekliyle serbestçe ifade edebildikleri gerçeğidir. Türk gazetelerinde yayınlanan bir Alman hükümet raporuna göre, Almanya'daki aşırı İslamcı örgütlere 1985'te 19 bin kişi üyeydi. Avrupa'daki İslamcılar üç ana grupta toplanır. Avrupa Milli Görüş Teşkilatı, MSP'liler tarafından 1975'te Berlin'de kuruldu.

Bugün 8 diğer Alman şehri ile Hollanda, İsviçre, Avusturya ve Fransa'da da mahalli teşkilatları bulunuyor. Milli görüş Teşkilatı, Türkiye'de şeriat esaslarına göre bir İslam devleti kurulmasını öngören radikal bir programa sahiptir; Teşkilat içindeki Suudi yanlıları ile İran yanlıları arasında çıkan fraksiyon çatışmalarından sonra bugün teşkilat daha ılımlı İslamcılar tarafından yönetiliyor.

İslam Kültür Merkezleri, Milli Görüş Teşkilatı'ndan kopmuştur. Süleymancı tarikatı tarafından kontrol edilmektedir ve Kur'an kurslarında aktif bir şekilde gençleri "eğitmektedir." Hamburg ve Köln'deki İslam Kültür Merkezlerinin çok sayıda üyesi bulunuyor Süleymancıların, yeni müridler aramak için Türkiye'den Avrupa'ya taşınan tarikatlar içinde en güçlü olduğu sanılıyor. Avrupa'daki en radikal İslamcı örgüt, İslam Cemiyet ve Cemaatler Birliği'dir.

Bu teşkilat, 1966'dan 1981'e kadar Adana Müftülüğü yapan ve 1977 seçimlerinde MSP milletvekili olarak parlamentoya seçilemeyen Cemalettin Kaplan tarafından 1985'te kuruldu. Cemalettin Kaplan, Türkiye'de İran stili bir devrim yapmak istiyor. Kaplan ve teşkilatının görüşleri, Tahran'daki sertlik yanlısı Ayetullah'ların tutumunu yansıtır. Kaplan'ın grubunun İran hükümetinden yüklü bir para yardımı aldığı söyleniyor. Bu teşkilat, işçiler tarafından Türkiye'ye gizlice sokulan kaset ve video da üretiyor. Hakkında Türk hükümeti tarafından tutuklanma emri çıkarıldığı için Kaplan, yurt dışında kalmayı tercih ediyor. Avrupa'daki bir grup sertlik yanlısı militanın desteğini almış olmasına rağmen Kaplan'ın, Almanya ve Türkiye içindeki taraftarları oldukça sınırlı sayıda. Yeniden canlanan İslamcı kuvvetler Türkiye'nin laik hükümet şekline bir tehdit oluşturuyor mu?

Amerika'nın Ortadoğu'daki en yakın müttefiklerinden birinde siyasi ve sosyal bir istikrarsızlık mı sözkonusu? Türkiye'deki ABD varlığı açısından ne gibi neticeler doğurabilir? Bazılarına göre İslam'ın büyüyen rolü Türkiye'nin laik devletine ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bazılarına göre dinci faaliyetlerin canlanması büyük siyasi sonuçları olmayan kültürel ve sosyal bir olgudan ibarettir. Başka bir grup için ise İslami uyanış şimdilik bir tehdit oluşturmuyor ama, şartların değişmesi durumunda gelecekte olabilir. Daha önceki bölümlerde görüldüğü gibi, İslam, Türkiye'de 1980'lerde kuvvetini arttırdı. En büyük etkisini ülkenin kültürel ve sosyal hayatında göstermiş olmasına rağmen siyasi etkilerini önemsiz saymak yanlış olur.

Bugün İslamcılar parlamentoda ve iktidardaki Anavatan Partisi'nin önemli mevkilerinde bulunuyorlar. Böylece bürokrasiyi de yavaş yavaş hakimiyetlerine alıyorlar. Silahlı Kuvvetler'e sızma teşebbüsleri bugüne kadar başarısız kalmasına rağmen, bu imkanı zorlamaya devam edeceklerdir. Refah Partisi 1989 mahalli seçimlerinde 2 milyondan fazla oy aldı (tam olarak. 2.165.029). Bu oran, toplam oyların sadece yüzde 9.8'ini temsil etmekle birlikte, parti ve ideolojisi çok sayıda Türk tarafından destekleniyor. İslamcı hareket içindeki bölünmeler ve özellikle tarikatlar arası rekabet yüzünden RP'nin bütün İslamcı oylan alamadığı da bir gerçek. Bu oylar çeşitli merkez -sağ partilere dağıldı. Genel olarak Türkiye'deki İslamcı hareket adım adım ve barışçı bir şekilde İslamlaştırma çabalarında oldukça etkili oldu. Hareket içindeki radikal unsurlar, gelenekçi güçler tarafından sayıca bertaraf edildi ve şu an için Türkiye'de bir İslam devrimi tehlikesi yok. Tehlike daha ziyade, İslamcılar'ın ideallerine doğru uzun vadeli bir devrimden kaynaklanıyor. Ancak Türkiye'de bugün faaliyet gösteren İslamcı hareket içindeki engelleri de dikkate almakta fayda var. İlk önce; İslamcılar bile çok dar çizilmiş yasal ve anayasal sınırlar içerisinde hareket etmek zorunda.

Türk Ceza Kanunu'nun 163. maddesi, İslamcıların hedeflerine ulaşmasını engelliyor. Yetkililer kolaylıkla İslamcı teşkilatlara karşı operasyonlara girişerek, liderlerini cezalandırabilirler. Ayrıca laiklik prensipleri Türk Anayasası tarafından da teminat altına alındığı için, anti-laik faaliyetlerde bulunanlar da aynı şekilde cezalandırılabilirler. İkinci olarak; İslamcı gruplar arasında çok sayıda fraksiyonlar ve bölünmeler bulunduğu için, hareketin etkinliği ve gücü büyük oranda zayıflıyor. Değişik partiler, tarikatlar ve dini gruplar arasında dini stratejiler konusunda görüş ayrılıkları bulunması, yakın vadede daha güçlü bir İslamcı hareketin oluşması için büyük bir engel teşkil ediyor.

İslamcı hareketin karşı karşıya bulunduğu problemlerle ilgili bir döküm yapmak da mümkündür. Bu problemler aşağıdaki şekilde sıralanabilir:

1. Birçok Türk, İslami uyanış vasıtasıyla kültür miraslarını yeniden keşfetmekle ilgileniyor. Fakat bunların çoğu, aşırı dinciliği savunmuyor ve Medeni Kanun yerine şeriatın getirilmesi gibi tedbirlere karşı çıkıyorlar.

2. Laiklik, Türk nüfusunun büyük çoğunluğu tarafından, destekleniyor. Bu laik dayanışma içinde politikacı, asker, hukukçu, memur ve akademisyenler arasından birçok kişi bulunuyor. Bu kişiler kitle iletişimini kolayca etkileyebildikleri için, aşırı dinci akımlara karşı kamuoyu yaratmakta zorluk çekmiyorlar.

3. İslam, demokratik sosyalizm ve Türk milliyetçiliği gibi laik ideolojilerin güçlü rekabeti ile karşı karşıya bulunuyor. Buna ek olarak Sünni fundamantalizm ideolojisi, popüler çekiciliğini artırma yolunda, toplumdaki etnik ve mezhep ayrılıklarının üstesinden gelmek zorunda.

4. Ulema (İslami hukuk uzmanları) sınıfının ve/veya devletten bağımsız bir dini otorite grubunun bulunmayışı, Türkiye'deki dinci kuvvetleri, İran'daki İslam devriminin gerçekleştirilmesinde önemli rol oynayan güçlü Şii dini müessesesi gibi dini güçlerden mahrum ediyor.

5. Türkiye'de laikliğin başlıca direklerinden biri Türk Medeni Kanunu. 1925'te İsviçre Medeni Kanunu'ndan adapte edildiğinden bu yana bu kanun, Türkiye'nin bütün hususi hukukunun da temelini teşkil etmektedir. Sosyal hayatın her yanını etkileyen hukuki uygulamaların geniş bir şekilde kullanıldığı gözönüne alınırsa, çağdaş Türkiye'de şeriat yönetimine dönüş, imkansız değilse bile çok zor olacaktır.

6. Türkiye'nin demokratik sistemi İslamcı güçlere, çoğulcu çerçeve içinde politikaya katılma şansı verir. Teşkilatlanmış müslümanlar, kanuni yollardan taleplerini açıklayabilir ve kamu politikasını etkileyebilir. Demokratik rejim, İslamcı muhalefeti sistemin bir parçası yapmak suretiyle, İran'daki senaryonun tekrarlanması ihtimalini sınırlar. Yani, hiçbir kanuni muhalefet yolu bırakmayan baskıcı bir rejime karşı, dini ayaklanma önlenmiş olur.

7. Türk Silahlı Kuvvetleri, kendisini Atatürk'ün ilkeleri ve reformlarının bekçisi sayıyor ve bundan dolayı çok güçlü laik görünüme sahip. Silahlı Kuvvetler, İslam'ın sosyal ve siyasi hayatta ki etkisinin büyümesini istemeyerek de olsa kabul etmesine rağmen, Türkiye'nin laik anayasa düzeninden radikal bir sapmaya asla izin vermeyecektir. Hepsi birarada ele alındığında dün belirttiğimiz hususlar, Türkiye'de laiklikten radikal bir sapmaya karşı güçlü bir zemin oluşturuyor. Ancak, yakın gelecekteki muhtemel gelişmelerin bir ön değerlendirmesi yapılacak olursa aşağıdaki etkenlerin de dikkate alınması gerekir:

Her şeyden önce, İslamcı hareketin geleceği Türkiye'de istikrarlı bir demokratik rejim kurulmasına bağlıdır. İslamcı hareketin mevcut sistemin parçası olması ya da sistem aleyhtarı bir güç haline gelerek kitleleri yasa dışı yollardan harekete geçirmesi, açık, çoğulcu ve rekabetçi bir siyasi düzenin devam edip etmemesine bağlıdır. Teşkilatlanmış Müslümanların siyasi sisteme katılması, siyasi istikrar açısından olumlu bazı faktörler getirir. Onları demokratik siyasi sisteme alıştırır ve bunu muhafaza etmek için bir şans verir, onları çatışmaya değil uzlaşmaya iter ve küçük radikal azınlığı ılımlı çoğunluktan tecrit eder. Aksi durumda, demokratik rejim çöker ve yerine diktatörlük gelirse o zaman İslamcı teşkilatlara uygulanacak muhtemel baskı, dini ifadesi için önemli bir kanalı tıkamış olur. Sonuçta bu da İslamcı hareket içindeki ılımlı çoğunluğu radikalize edebilir ve onları yönetime karşı şiddet eylemlerine katılmaya itebilir. Gelenekçi İslami entelektüellerin çoğunun aksine, küçük radikal grup, Türk demokrasisini kendi yollarında büyük bir engel olarak görür.

Böylece, siyasi ve sosyal gerilimi yükseltecek eylemlere girişebilir ve muhtemelen yeni bir askeri müdahaleye davet çıkarabilirler. Bu stratejiyi sürdürmeyi seçerlerse, diğer aşın gruplar arasından da müttefik bulabilirler (Marksist yeraltı örgütleri, aşın sağcı militan grupların kalıntıları, Kürt militanlar. Bu gruplar da radikal İslamcılarla aynı oranda Türk demokrasisinin yıkılmasını ve yerine askeri rejimin gelmesini istemektedirler. Geçmişte Türk demokratik sisteminin aşırı grupların saldırılarına karşı savunmasız kaldığı görülmüştür.

Bu senaryonun yakın bir gelecekte tekrarlanması İslamcı hareket açısından önemli sonuçlara yol açabilir. Ülkedeki laik ve İslamcı güçler arasındaki çatışmanın barışçı yollardan çözülebilmesi için en iyisi Türkiye'deki parlamenter demokratik rejimin sürdürülmesidir. Devlet ve din arasındaki ilişkileri ilgilendiren temel konularda çatışma ve baskıdan ziyade, uzlaşma ve anlaşma, demokratik sistemin işlemesi için mümkün olan tek yoldur. Eğer Türkiye'nin deneyi başarıya ulaşır ve İslamcılar siyasi iktidarı kuvvet kullanarak ele geçirmeyi hedeflemek yerine demokratik hükümet şeklinin bir parçası olursa, o zaman Türkiye bölgede İran örneğine alternatif bir model olarak ortaya çıkar. Bunun başarısızlığa uğraması, ılımlı İslamcı güçlere parlamento ve seçimler yoluyla siyasete dahil etmeye çalışan Mısır gibi diğer bölge ülkelerinin çabalarını da olumsuz etkileyecektir.

Kaynakça
Kitap: Amerikan Gizli Belgelerinde Türkiye de İslamcı Akımlar
Yazar: Yılmaz Polat
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir