Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Demokrasi, Dürüstlük ve Devrimcilik

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Demokrasi, Dürüstlük ve Devrimcilik

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:34

DEMOKRASİ, DÜRÜSTLÜK VE DEVRİMCİLİK

Ortanın solu, eğer CHP'nin 1965 seçim yenilgisinde rol oynadı ise daha çok kapsadığı veya kapsayabileceği reformlar dolayısıyla oynamıştır.

Bir söz tek başına ne seçim kazandırır ne seçim kaybettirir. Ama bir sözden dönmek, bir partiye çok şey kaybettirebilir:

"CHP ortanın solu tutumundan, bu tutum gereğince yapılacak reformlardan vazgeçmesin ama bu reformları tanımlayan sözden vazgeçsin!"

O zaman, hem bu reformlar dolayısıyla karşısına geçen çıkarcı zümreler gene karşısında kalır hem de bu reformlar dolayısıyla CHP'yi destekleyenlerden veya destekleyebilecek olanlardan çoğu, partiye güvenini yitirir.

"Mademki oy getirmiyor, öyleyse CHP, reformcu tutumundan da vazgeçsin!"

O zaman da CHP kimliğini ve Türk toplumundaki anlamını yitirir.
Elbette bir parti yeterince oy alıp seçim kazanarak iktidara gelebilmeyi ister, istemelidir. Ama iktidara gelmeyi belirli şeyler yapabilmek için istemelidir.
Partiler için seçim kazanıp iktidara gelmekten başka bir amaç bulunmasaydı, yapılacak şey pek basit olurdu: Her parti, seçmen çoğunluğunun hangi tutum ve görüşlere daha kolaylıkla oy verdiğini tespit eder ve o tutum ve görüşleri benimserdi. Bütün partiler, o tutum ve görüşler yönünden birbirleriyle yarışa girerlerdi.
Fakat o zaman demokratik toplumlar ilerleyemezdi.

Çünkü halk, birçok konularda, bir süre için tutucudur. Kendi çıkarları mevcut durumun muhafazasına bağlı olanlar, halkta tutuculuğu körüklerler. Onun için halk, kendisine yararlı olacak değişiklik ve yenilikleri bile biraz geç ve güç benimser.
Geç ve güç, ama eninde sonunda benimser. Yeter ki bu değişiklik ve yeniliklerin niçin gerekli, niçin yararlı olduğunu halka sabırla anlatacak, bu değişiklik ve yenilikleri kendi çıkarlarına aykırı bulanların engellemelerine karşı yılmadan mücadele edecek öncü kişiler ve topluluklar bulunsun.

Demokrasinin üstünlüklerinden biri, halka bunların serbestçe anlatılabilmesine, tutuculukta ve gericilikte çıkarları bulunanlara karşı mücadelenin özgürlük içinde ve barışçı yoldan yapılabilmesine imkân vermesidir.
Bu imkânı kullanacak karakterde partiler ve politikacılar, seçim yenilgisinden yılmazlar, "Halk çoğunluğu bizim tutumumuzu, bizim ilke ve ülkülerimizi benimsemedi, öyleyse onlardan vazgeçmeliyiz!" demezler.
Bir partinin, topluma yararsızlığını anladığı bir tutumda, sırf "oy getiriyor" diye direnmesi, dürüstlüğe ne kadar aykırı ise topluma yararlı olduğuna inandığı bir tutumdan, "oy getirmiyor" diye vazgeçmesi de dürüstlüğe o kadar aykırıdır.
Eğer bir ülkede böyle bir dürüstlük kuralını benimseyen partiler bulunmazsa, o ülkede demokrasi, hiçbir reformun, hiçbir yeniliğin yapılmasına elvermez. O zaman da demokrasi, toplum için bir canlılık unsuru, bir gelişme etkeni olmaktan çıkar. Aydın ve uyanık güçler demokrasiden umut keserler. Aydın ve uyanık güçlerin umut kestiği bir demokrasi de ya göçer gider ya da tutucuların, gericilerin ve çıkarları mevcut durumun sürüp gitmesine bağlı sömürücü zümrelerin, halkı uyuşturma ve soyma aracı haline gelerek soysuzlaşır. Hele geri kalmış ülkelerin, geri kalmışlıktan demokrasi ile kurtulabilmeleri imkânsız olur.

Siyasette dürüstlüğü bütün kuralların üstünde tutan İnönü, 1965 seçimlerinden sonra, "İlân etmiş olduğumuz prensiplerin hiçbirinden vazgeçmeyiz" demiştir. "Niçin vazgeçmeyiz? Bu bir inat meselesi değil. Bizim prensiplerimizin memleket ihtiyacına tamamıyla mutabık olduğu kanaatinde samimiyiz."

Aynı konuşmasında İnönü, CHP'li gençlere şunları da söylemiştir:

"Seçimi... şu meseleden veya bu meseleden kaybettik diye bir üzüntüye kapılmayın. Vazifesini bilen bir siyasi parti olarak biz vazifemizi yaptık... Eğer biz, memleketin büyük meselelerini, esas meselelerini, anladığımız gibi ve memleketin hayrına, faydasına hangi yolu tutmak lâzım geldiğini söylememiş bir parti olsak, ciddiyetimizi kaybederiz.".

Amaçlar ve Araçlar

"CHP asıl düşüncelerini bir süre saklı tutup, seçmen çoğunluğunun desteklediği düşünceleri benimser görünsün; o şekilde çoğunluğun oylarını alıp iktidara geldikten sonra asıl düşüncelerini gerçekleştirmek, asıl istediklerini yapmak fırsatını bulur!" diyenler de olabilir.*

Fakat böyle bir davranış, hem ahlâka uymaz hem de sakıncalarla doludur.
Amaçların araçları haklı kılmadığını, tarih türlü örnekleriyle göstermiştir. Bazı politikacıların, belki de bazı yüce amaçlara çabuk ulaşabilmek için söyledikleri yalanlar, sonra onların ayaklarına dolanmıştır; onları amaçlarından, ülkülerinden uzaklaştırmıştır. Tutumlarının karakteri, kendi karakterlerini de etkilemiştir.
Politikada, tutuma göre yol izlenir ve ancak o yolun götürebileceği yere gidilir. Tutum, varılmak istenen ülküye uygun olmazsa, izlenecek yol da politikacıyı ve partiyi, o ülküye ulaştırmaz.
Küçültücü araçlarla, yüceltici amaçlara erişilebildiği görülmemiştir.
CHP, elbette iktidara gelmek için uğraşmalıdır. Ama büyük bir devrimci stratejiyi küçük taktiklere feda etmeden, buna uğraşmalıdır.

Bu cümlenin, "seçmen çoğunluğunun desteklediği düşünceleri benimser görünsün" kısmı son baskıda yer almamaktadır, e.n.

CHP'nin amacı, her ne pahasına olursa olsun iktidar değildir. Öyle olsa idi, CHP kendisini iktidardan hukuki bir şekilde indirebilecek demokratik mekanizmayı kendi isteğiyle ve kendi eliyle kurmazdı.

CHP'nin Öncülüğü

CHP bir öncü partidir. Tarihin her çağında, bütün toplumlarda her öncü kişinin ve örgütün karşılaştığı güçlük ve engellerle karşılaşması da olağandır.
CHP, öncü olarak ve öncülük ödeviyle doğmuştur. Bazen bocaladığı, kendi içinde çelişmelere düştüğü, yolunda kısa sürelerle duraladığı olmuş, fakat öncülük ödevinin çizdiği karaktere daima bağlı kalmıştır.
CHP için bu karakterini değiştirmeye kalkışmak, kendisini canlı tutan unsurların inanç ve desteğini ve kendi kimliğini yitirmek olur.
CHP'nin devrimciliği, yapılmış devrimlerle sınırlı değil, sürekli devrimciliktir.
Onun için her hamlesini bir başka hamle izlemiştir. Bir hamleden ötekine geçişte de kendi dışında veya içinde bazı tepkilerle karşılaşmış; her yeni hamle noktasında, içindeki bazı unsurların tereddütler geçirdiği, direndiği, hattâ kopup gittiği olmuştur. Kopup gitmiş, hattâ CHP'nin karşısına geçmişlerdir.
Önemli olan, CHP içinde her yeni hamle safhasında, böyle tepki ve direnişlerin görülmesi ve bu tepki ve direnişlerin, parti içinde kısa süreli bocalama, duralama veya çekişmeleri doğurması değil; CHP'nin bu tepki ve direnişleri daima yenip aşabilmiş olmasıdır.
Devrimci bir partide, ileri atılışlara ayak uyduramayanlar elbette bulunabilir.
CHP'nin gücü ve bugüne kadar güçlü bir parti olarak yaşayabilmiş olmasının sırrı, böylelerinin tutuculuğundan, geriye çekiciliğinden, hız kesiciliğinden, zamanında silkinip kurtulabilmesindedir.

Kurtuluştan sonra altı yüz yıllık bir saltanatın yerine Cumhuriyet'i kurabilmek, bir büyük devrimdi. CHP içinde bu devrime karşı direnenler çıkmıştı. Eğer CHP birliği sarsılmasın diye, böylelerine boyun eğse idi, kendisi de kurmaya çalıştığı devlet de daha o günlerde çöküp giderdi.

Cumhuriyet'ten sonra yüzlerce yıllık teokratik düzenden kopup lâik düzene geçebilmek de en az o kadar güç bir devrimdi. Parti içinde bu devrimi de istemeyenler vardı. Eğer CHP birliği sarsılmasın diye lâiklikten vazgeçseydi, CHP de Cumhuriyet de yaşayamazdı. CHP, lâikliğe direnişi içinde tutmaktansa karşısına aldı ve lâik düzeni ancak öyle kurabildi. Cumhuriyet de CHP de o sayede ayakta durabildi.
Lâikliği başka devrimler izledi. Bunlar, Türk toplumu ile çağdaş uygarlık ve dünya görüşü arasındaki duvarları yıkıcı devrimlerdi. Çağdaş düşünce akımlarına kafaların kepenklerini açan devrimlerdi. CHP içinde bu devrimlerden de ürkenler vardı. Eğer CHP birliği sarsılmasın diye, bu devrimlerden vazgeçseydi, kendisi de Türkiye de bugüne erişemezdi.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra CHP Atatürk'ün de vasiyetine uyarak,2 toprak reformuna girişti. Bazı çıkarlara dokunan bu devrime karşı, CHP'nin içinde büyük direniş belirdi. Demokrat Parti o direnişten doğdu. Eğer CHP, birliği sarsılmasın diye, bu yüzden karşısında bir başka parti kurulmasın diye, o direniş önünde eğilseydi, çok partili düzene geçmekten çekinseydi, Demokrat Parti'yi öldüren zehir, CHP'nin içinde kalıp onun bünyesini kemirir ve CHP de Demokrat Parti gibi çöküp gidebilirdi. Üstelik CHP'nin çöküşü, devlet düzeninin de çöküşü olabilirdi.

Sosyal ve Ekonomik Reformlar Dönemi

Şimdi CHP, o zamanlar yarım kalmış toprak reformu ile birlikte, halkçı tutumunun gereği olan bütün sosyal ve ekonomik reform ve devrimleri gerçekleştirme dönemindedir.
"Ortanın solu", bu dönemde CHP'nin tutum ve davranışını doğru olarak anlatan, tanımlayan bir sözdür.

CHP, ortanın solunda olduğunu belirtecek noktaya, bilinçsiz olarak, gereksiz olarak veya programına aykırı olarak gelmiş değildir.
27 Mayıs 1960 Devrimi, Türkiye'de bir sosyal uyanış ve değişim dönemi açmıştı. Bu dönem, CHP ilkelerinin ve programının sosyal yönünü ön plâna çıkarıyordu.

CHP Genel Başkanı Sayın İsmet İnönü, partinin TBMM grubunda yaptığı bir konuşmada bu gerçeği şöyle belirtmiştir:

"Ortanın solu, kırk küsur yıllık muhtelif tatbikat safhalarıyla ve bundan sonraki hedefleriyle programımızın vasfını ifade eder. Şimdi programımızın sosyal ıslâhat devri içindeyiz. Bunu takip ediyoruz."

İşte ortanın solu, CHP'nin, bu öncü ve devrimci partinin, çeşitli uygulama safhalarından, gerçekleşme devirlerinden geçmiş programının, şimdi içinde bulunduğu "sosyal ıslahat" devriyle ortaya çıkan belirgin duruma gelen vasfıdır.
"Ortanın solu" CHP için kendi program ve kimliğini, sosyal ıslâhat alanında idrak ediştir. Bunun dile getirilişidir.
Bu dönemde yapılacak devrim ve reformlar, bir bakıma geçmişte yapılanların birçoğundan daha çetindir. Çünkü bunlar, devleti soymayı ve halkı aldatarak sömürmeyi verimli bir kazanç yolu olarak görenlerin olanca güçleriyle karşı koyacakları reform ve devrimlerdir. Çünkü bunlar, Türkiye gibi az gelişmiş bir ülkeyi iktisadi sömürge durumuna getirmek için oyunlar çevirenlerin bu oyunlarını bozacak; Kurtuluş Savaşı'nda topraklarımızın üstünden kovulan çıkarcı güçlerin, şimdi topraklarımızın altından yurda sızmalarını önleyecek reform ve devrimlerdir. Onun için böyle devrim ve reformlara karşı, yerli sömürücülerin yurt içinde kuracakları cephe, yurt dışından da desteklenir.
Şimdi, CHP gene bir kesin karar ve hareket noktasındadır.

Bu devrim ve reformları demokratik düzen içinde gerçekleştirebilmenin, bu devrim ve reformları tutarlı, sistemli olarak yapabilmenin yolu olan ortanın solu yolunda cesaretle yürüyecek midir; yoksa tutucu, kendisini ileri atılmaktan alıkoyucu birtakım güçlere boyun eğmek veya birtakım yanlış birlik ve tesanüt hesaplarına girmek yüzünden duralayacakmıdır?

Ortanın Solunda Direniş

Elbette duralamayacaktır!
29 Ekim 1965 tarihli Parti Meclisi Bildirisi'yle, ondan daha açık olarak, parti örgütünün görüşlerini yansıtan İl Başkan ve temsilcilerinin 20 Aralık 1965 tarihli Bildirisi'yle, 23 Aralık 1965 tarihli Grup Bildirisi'yle ve Genel Başkan Sayın İsmet İnönü'nün sözleriyle4 CHP, duralamayacağını, ortanın solunda yürüdüğünü ve yürüyeceğini, seçimler ertesinde de kesinlikle açıklamıştır.
Gerçi, 1966 Senato Seçimleri'ndeki tutumu, bu bakımdan bir kararsızlık ve duralama izlenimi uyandırmıştır. Ama parti içinde sonraki tartışma ve gelişmeler, CHP'de ortanın solu hareketinin daha da güçlendiğini ve bilenip bilinçlendiğini, teşkilâtta daha geniş ölçüde yayılıp kökleştiğini ortaya çıkarmıştır.
12 Ağustos 1966 tarihli Parti Meclisi Bildirisi, CHP'nin "ortanın solu tabiatında" bir parti olduğunu, kuşkuya yer bırakmayacak bir açıklıkla belirtmiştir.

Genel Başkan Sayın İnönü de 24 Eylül 1966 günü, CHP İstanbul İl Kongresi'nde, bu açıklığı ve kararlılığı daha da kesin bir ifade ile belirten şu sözleri söylemiştir:

"'Ortanın solu' deyimi, CHP'nin bilinen yazılı programının, seçim beyannameleriyle aldığı vaziyetin ilim lisanındaki adıdır. Böyle bir adın konması, aşırı sağ ve aşırı sol tarafından CHP'ye yöneltilen haksız isnat ve ithamlar karşısında elzem hale gelmiştir.".

"Partimiz, memleketin bütün ilerici ve reformcu unsurları için tek ümit ışığı olarak kalacak ve bütün aşırı cereyanlara, aşırı sola ve sağa karşı denge unsuru olacaktır. İyi anlamamaktan bunda tereddüt edenler olabilir. İyi anladıkları halde aslında bizim programımızdaki ve seçim beyannamelerimizdeki elzem sosyal ve ekonomik reformlara karşı bulunduklarından dolayı anlamak istemeyenler, artık parti bünyesindeki rollerini kaybedeceklerdir. Parti programı ve seçim beyannamelerimizdeki bu reformları kabul etmeyenlerin, ortanın solu deyiminde sol kelimesi olduğunu bahane ederek, vaziyet almaları asla mazur görülemez.".

Harekette Birlik

CHP, ortanın solu yolunda duralamayacaktır.
Bir devrimci parti duralarsa yıkılır. Bir devrimci partide birlik ve tesanıit, ancak hareketsizlikle veya aşırı tereddütle bozulur.
Onun için CHP, bu yolda cesaretle yürüyecektir.
Cesaretini de her şeyden önce yürüdüğü yolun adını söyleyerek gösterecektir ve göstermektedir.
Bu yolun adı, "ortanın solu" yoludur.

Tutumunun adını koymaktan, yolunun yönünü açıklamaktan çekinen bir parti, o adın veya yönün belki bir süre için uyandırabileceği şüphelerden çok daha ağırlarını üzerine çekmiş olur. Üstelik o yönde yürümek isteyenlerin inancını, güvenini yitirir.
Devrimci bir partinin üyeleri olarak CHP'liler, bu partinin yalnız geçmişte yaptıkları üzerinde birleşerek birlik ve tesanüt sağlayamazlar. Halkın mutluluğu ve ülkenin geleceği için bundan böyle yapılması gerekenlerde de birleşmelidirler.
Atatürk'ün gerçekleştirmeye vakit ve imkân bulabildiği büyük devrimlerde birleşmek, elbette Cumhuriyet Halk Partililiğin temel şartıdır. Ama tek şartı değildir. Yalnız Atatürk devrimlerini benimsemek, yalnız Atatürk devrimlerinde birleşmek, Atatürk'ün devrimciliğinden ayrılmak olur.* Bu, Atatürk'ü eğer yaşasa idi, başka hiçbir devrim, hiçbir hamle yapmayacak kadar tutucu sanmak olur.
Devrimci bir parti, ancak harekette birlik sağlayabilir.

Ortanın solu hareketinin CHP'yi bölebileceğinden kaygılananların kaygısı yersizdir. Bir parti, kimliğini değiştirmek isterse, yolundan ayrılırsa bölünebilir.
Oysa CHP'deki hareket, CHP'nin kimliğinden, karakter ve "tabiatından, tarihi ödevinden doğan bir harekettir.
Kurucusu olduğu Türk Devleti'ni, Türk demokrasisini ve ülküsünü belirttiği Türk toplumunu yaşatmak, geliştirmek, o ülküye doğru ilerlemek için gerekli devrim ve reformları yapabildiği ölçüde, CHP kimliğini ve karakterini, birliğini ve canlılığını koruyabilir.

Bu cümlenin, "Yalnız Atatürk devrimlerini benimsemek" kısmı son baskıda yer almamaktadır. e.n.

Çöken Taban

Türkiye, çağdaş uygarlık düzeyine ve gelişmiş ülkeler hizasına erişebilmek için devrimci atılışlarını sürdürmek zorundadır. Türkiye'de, bu zorunluluğa uymayan hiçbir parti uzun ömürlü olamamıştır ve olamayacaktır. Bu zorunluluğa uymayan partiler, her devrimci atılışa karşı toplumda geçici olarak doğması tabii olan muhalefet ve direnişlerini bir süre için temsil edecekler, fakat devrimler tutunup kökleştikçe, o muhalefet ve direnişlerle birlikte kendileri de çöküp gideceklerdir.
Demokrat Parti'nin çöküşü bir tesadüf değildi. Bu kuralın mantıki ve kaçınılmaz sonucu idi. İhtilâl olmasaydı da Demokrat Parti çökmekteydi.
Onun yerini almaya çalışan Adalet Partisi de günden güne çöken bir taban üzerinde, Demokrat Parti'den daha büyük bir hızla erimektedir.
1954'e göre seçmen sayısı, 1965'de 3.500.000 arttığı halde, 1965'de Adalet Partisi, Demokrat Parti'nin 1954'de aldığından 230.000 eksik oy almıştır.
1965'de tüm seçmen sayısının, ancak üçte birinin desteğiyle iktidara gelebilen Adalet Partisi'nin, 1966 Senato Seçimleri'ndeki desteği dörtte bire düşmüştür. Adalet Partisi'ne oy veren seçmenlerden çok daha fazla sayıda seçmen, hiçbir partiye oy vermemiştir.

Küsen Oylar

Seçimlerde hiçbir partiye oy vermeyen seçmenlerin oyları, "yüzen oylar" değil, daha çok "küsen oylar"dır. "Yüzen oylar" olsalardı, bir kıyıya yanaşır, bir partiye yönelirlerdi.
Oy kullanmayanlar arasında, ilgisizler, sorumsuzlar vardır. Partilerden parti beğenmemeyi bir üstünlük kompleksi haline getirenler vardır. Demokrasiden umut kestikleri için oy kullanma zahmetine katlanmayıp, seçim günü evde pijamalarıyla oturarak "bir şeyler" olmasını bekleyenler vardır.

Fakat oy vermeyenlerden bir büyük topluluk da CHP'ye küsen, ama bir başka partiye de gitmeyenlerdir. CHP'ye küsen oylar üç gruba ayrılabilir:

1. CHP'nin yaptığı veya yapacağı reformlarla kendi durumları bir ölçüde sarsılabilecek olan bazı CHP'lilerin oyları... Toprak reformuyla bir kısım toprakları alınabilecek bazı büyük topraklılar; tarımsal gelir vergisiyle, ilk defa vergi ödemeye başlayan bazı yüksek gelirli çiftçiler; vergi açıklaması dolayısıyla çok vergi ödemek zorunda kalanlar, bu arada sayılabilir.

2. CHP'nin yaptığı veya yapacağı reformlarla durumları sarsılmayacağı, hattâ belki daha iyileşeceği halde, iç ve dış çıkarcı çevrelerden gelen yalan ve olumsuz propagandaların etkisinde kalarak, yersiz kuşkulara kapılan bazı CHP'lilerin oyları.

3. CHP'yi ortanın solu yolunda, reformculukta, yeteri kadar cesur, kararlı ve ileri görmeyen bazı CHP'lilerin oyları.

Bu üç gruptan, sayıca en küçük olanı birinci gruptur.
Kaldı ki CHP'nin yaptığı veya yapacağı reformlarla durumları sarsılabilecek olan bu CHP'lilerin hepsi de partiye küsmüş ve ondan oylarını esirgemiş değildir. Bazı büyük toprak sahipleri, toprak reformuyla topraklarının bir ölçüde eksilebileceğini bildikleri halde, bunu doğru buldukları, toplum yararına gördükleri için CHP'ye bağlı kalmışlardır. Bazı yüksek gelirliler, kazançları oranında vergi ödemeyi bir yurttaşlık ödevi saydıkları için vergi reformlarına rağmen CHP'yi desteklemişlerdir.
Böylelerinin CHP'yi desteklemeye devam etmeleri, kendileri adına da CHP adına da insanlık adına da övünülecek bir ülkücülük ve sosyal sorumluluk örneğidir.
Ama elbette her varlıklıdan, her büyük topraklıdan bu ölçüde bir ülkücülük ve sosyal sorumluluk beklenemezdi.

İkinci gruptakilerin sayıları daha çoktur. Bunlar, haksız olarak CHP'den kuşkulanmış ve oylarını esirgemişlerdir.
Böyleleri arasında bazı sanayiciler vardır, bazı esnaf ve sanatkârlar vardır, bazı köylüler vardır.

Bunların kuşkuları, bir ölçüde yalan ve olumsuz propagandalardan, bir ölçüde de CHP'nin, kendini yeteri kadar açıklıkla anlatamamasından ileri gelmektedir.
CHP son iktidarı döneminde, özel kesim sanayicilerine, daha önce görülmemiş ölçüde kredi kaynakları ve kolaylıkları sağlamıştır. Sanayicileri Gider Vergisi yükünden kurtarmıştır. Dışsatım maddelerine giren ham maddeler için gümrük düşürümü hakkı tanımıştır. Plân çerçevesine giren yatırımlar için vergi bağışıklığı müessesesini kurmuştur. Plânla, özel yatırımların da güvenliğini artırmıştır.
CHP son iktidarı döneminde, esnaf ve sanatkârların da kendi kaynaklarını geniş ölçüde artırmıştır. Meslek kanunlarını çıkartmıştır. Sanayi çarşıları yapımını hızlandırmıştır. Büyük sanayi ile küçük sanayi ve atölyeler arasında bir işbirliği ve dayanışma düzeni kurmaya başlamıştır. Esnaf ve sanatkârları da Sosyal Sigortalar kapsamına almak, öylelikle onları, hem sosyal güvenliğe hem de Sosyal Sigortalar Kurumu'nun sanayi kredisinden yararlanma imkânlarına kavuşturmak için kanun hazırlıklarını yapmıştır.

Gene son iktidarı döneminde CHP, köylü ürünlerinden birçoğunun değerini büyük ölçüde yükseltmiştir. Köylü, ürünlerinin karşılığında hem daha çek para kazanmış hem de kazandığı paranın satın alma gücü artmıştır. Köye her zamankinden daha çok hizmet götürülmüştür. Tohumluk ve suni gübre mümkün olan en iyi şartlarla en uzak yerlere kadar ulaştırılmıştır. Nihayet, topraksız veya az topraklı köylüyü yeterli toprağa kavuşturmak için verimli işletmecilik imkânlarına ve güçlü kooperatiflere kavuşturmak için bir toprak reformu hazırlanmıştır. Köylünün, kendi ürünlerini kendi kooperatifleri yoluyla dışa satabilmesi, öylelikle büyük aracılardan kurtulabilmesi için hazırlığa başlanmıştır.
Bu zümrelerden hiçbirinin, CHP'den kuşkulanıp ürkmeleri için sebep yoktu, tersine CHP'yi desteklemeleri için sebepler vardı.
Ama onlar da yalan propagandaların, çıkarları sarsılabilecek bazı çevrelerden yayılan olumsuz havanın etkisinde kalmışlardır.

Üçüncü gruptakilerin hem sayıları çoktur hem de bunlar CHP gibi devrimci bir partinin dinamik gücünü teşkil ettikleri için desteklerini esirgemekle CHP'ye verebilecekleri zarar, sayılarıyla hesaplanamayacak kadar büyüktür.

CHP, birinci gruptaki küsen oyları geri kazanabilmek için ortanın solu tutumunun özünden veya sözünden dönerse, hem onları yaptığı dönüşe kolay kolay inandıramaz hem de üçüncü grubun oylarından ve desteğinden bütün bütün ve daha geniş ölçüde yoksun kalır. Devrimci bir parti olma niteliğini ve kimliğini yitirir. Erir gider.
Ama devrimci olduğu kadar açık sözlü de olursa, bütün üyeleri bir dili konuşursa, üçüncü grubun desteğini ve oylarını yeniden kazanacağı gibi reformculuğunun gerçek anlam ve ölçüsünü yoğun bir çabayla anlatarak, ikinci gruptakilerin yersiz ve haksız kuşkularını da giderebilir ve onları da kendine yeniden bağlayabilir. Üstelik böylelikle, demokratik düzende devrim ve reform yapılabileceğinden, memlekete iyi ve dürüstçe hizmet edilebileceğinden umut kestikleri için demokrasiye küsenlerin ve o sebeple oy kullanmayanların seçim günü evlerinde oturup "bir şeyler" olmasını bekleyenlerin de güven ve oylarını büyük ölçüde kazanabilir.
Bütün bu çevrelerden alabileceği oylar da CHP'yi rahat bir çoğunlukla iktidara getirmeye yeter.

AP Oyları mı, Küsen Oylar mı?

CHP'nin iktidara gelebilmek üzere AP'den oy almak için özel bir çaba göstermesine hiç ihtiyaç yoktur.
Çünkü AP oyları, daha önce de belirttiğimiz gibi başka partilerin oylarına göre yüksek görünmekle beraber, gerçekte eski DP oylarına göre düşmektedir. Tüm seçmen oylarının ancak üçte biriyle (1965'de seçime katılan yüzde 71,26 seçmenin, yüzde 52,87'sinin oyları ile) iktidara gelebilen AP'nin 1966'da oy gücü dörtte bire inmiştir.
Bu durumda, CHP'nin AP'den hiç oy almaksızın iktidara gelmesi mümkündür.

"CHP, hem AP'ye oy verenlerden henı de CHP'ye veya demokrasiye küsenlerden oy almaya çalışsın" diye de düşünenler olabilir.
Fakat bu düşünceye uygun, tutarlı ve başarılı bir politika izlenemez. Çünkü AP'ye giden oylardan çelmek için izlenecek tutumla, küsen oyları kazanmak için izlenecek tutum birbirinden 180 derece ayrıdır.
Birincisi için izlenecek tutum, tavizci olacaktır: Atatürkçülükten taviz verecektir... Devrimcilikten, lâiklikten tâviz verecektir... 27 Mayıs'ı kötiileyecektir... Halkı kurtarmaya değil, halkı aldatmaya çalışacaktır.
Birincisi için izlenecek tutum, CHP'yi CHP olmaktan çıkaracaktır.

Ama ikincisi için küsen oylardan bir kısmını alabilmek için izlenecek tutum, açık sözlülüğe, dürüstlüğe dayanan bir tutum olacaktır. Devrimci, reformcu olacaktır. Atatürkçü, 27 Mayısçı olacaktır. Halkçı olacaktır. Lâik olacaktır.
Kısacası, biri ortanın iyiden iyiye sağında, öbürü de ortanın solunda tutum olacaktır.
CHP'nin geleneğine, tarihi ödevine, program ve kimliğine uygun tutum, şüphesiz ikincisidir.
Kaldı ki Adalet Partisi'ni destekleyen bazı halk toplulukları arasında sosyal uyanış ve bilinçleniş oldukça, bu ikinci tutumla, Adalet Partisi oylarından da bir kısmı, kendiliğinden CHP'ye gelebilecektir.
Bu tutum; hem CHP'yi daha kolaylıkla iktidara getirmesi mümkün olan, hem CHP'ye yaraşan, hem de memlekete ve halka yararlı olan tutumdur.

Güven Buhranı

Bugün oy kullanmayan ve sayıları gitgide artan yurttaşlardan çoğu, güven buhranı içinde kimselerdir. Partilere güvenlerini, demokrasiye güvenlerini yitirmiş veya yitirmektedirler.
Kendilerine ışık, kendilerine umut, kendilerine yeterince güven verecek bir parti beklemektedirler. Kendilerine bir ileri Türkiye ülküsü gösterecek ve o ülküye giden yolda hedefini, yönünü bilerek cesaretle yürüyecek; demokratik düzen içinde Türk toplumunun sorunlarını çözebilecek bir parti beklemektedirler.
Bu kimselerdeki güven buhranı, ancak CHP'nin ortanın solunda tutumuyla ve bu tutum etrafında yaratılacak inanç ve heyecanla giderilebilir.

Yol Kavşağı

Böyle kimselerin, önümüzdeki yol kavşağında bekledikleri parti, Cumhuriyet Halk Partisi olabilir. Çünkü onlarda o bekleyişi uyandıran, Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Onlar bu devrimci ve lâik, bu devletçi ve halkçı, bu cumhuriyetçi ve milliyetçi partinin Türkiye'de açtığı yeni çığırın, Türkiye'ye getirdiği yeni dünya görüşünün yetiştirdiği kuşaklar, etkilediği yurttaşlardır. Onun için o yol kavşağına varmışlardır.
O yol kavşağında iki yol ayrılır: Bu yollardan biri umut, öbürü umutsuzluk yoludur. Biri, demokrasi içinde halk yararına devrimler, reformlar yapılabileceğine, hızlı kalkınma sağlanabileceğine inananların aydınlık yolu; öbürü, bu inancı yitirerek demokrasiden umut kesenlerin, uçurumlarla dolu, sonu belirsiz ve karanlık yoludur. Biri ortanın solu, öbürü faşist veya komünist diktatörlüğün yolu...
Cumhuriyet Halk Partisi, o yol kavşağında o insanları yalnız ve umutsuz bırakamaz.

İktidardaki Muhalefet Partisi

Türkiye'nin kesinlikle muhtaç olduğu devrimci atılışları reddeden partilerin, ancak her devrimci atılışa karşı doğması tabii olan geçici muhalefet ve direnişleri bir süre için temsil edebileceklerini, fakat devrimler tutunup kökleştikçe, o muhalefet ve direnişlerle birlikte çöküp gideceklerini söylemiştim.
Adalet Partisi, bugün işte böyle bir muhalefet ve direnişi temsil etmektedir.

Onun içindir ki Adalet Partisi, şimdilik şeklen iktidarda olsa da bir muhalefet partisi davranış ve kimliğinden kurtulamamaktadır.
Adalet Partisi iktidardadır; fakat bu Devleti ayakta tutan, bu Ulusu bir ve diri, bu toplumu canlı tutan her şeye muhaliftir.
Adalet Partisi iktidardadır; fakat kendisine iktidar yetkisi veren Anayasa'ya karşıdır.
Adalet Partisi iktidardadır; fakat bu Anayasa'nın kaynağı olan 27 Mayıs devrimine karşıdır.
Adalet Partisi iktidardadır; fakat bu Anayasa'nın kurduğu ve devletin ve toplum düzeninin yönetiminde geniş yetkiler tanıdığı bütün bağımsız kurumlara karşıdır... Danıştay'a karşıdır... Yargıtay'a karşıdır... Devlet radyosuna, Türk üniversitelerine karşıdır.

Adalet Partisi iktidarda ve Cumhuriyet Hükümeti'nin başındadır. Fakat Cumhuriyet'e karşı olanları, Cumhuriyet'in temel direklerinden biri olan lâikliği yıkmaya çalışanları, siyasal gücünün başlıca dayanaklarından saymaktadır.
Adalet Partisi iktidardadır; fakat "iktidarın dediği olur" gerekçesiyle, beğenmediği ve gücünün yettiği bütün kanunları çiğneyecek kadar, hukuk düzenine karşıdır.
Halkı sömürmek isteyenlere kul köle olacak, kendinden önce tanınmış işçi haklarını fırsat düştükçe ayaklar altına alacak kadar halka karşıdır.
Adalet Partisi iktidarda ve memleketin başındadır; fakat memleketin yeraltı kaynaklarını yabancı sömürücülüğünden korumak isteyen yurtsever insanları işlerinden atacak kadar memlekete karşıdır.
Bir avuç çıkarcıya devleti soyduracak kadar, devlete karşıdır.

Yeni Çağ'ın yeni sömürgecilik usûllerine karşı bağımsızlığımızı korumaya çalışanları "ihanet"le suçlayacak kadar bağımsızlığa ve milliyetçiliğe karşıdır.
İktidarda tutunabilmek uğrunda, parti ve mezhep ayrılıklarını, ulusal birliği bozacak ölçülere vardıracak kadar, ulusal birliğe karşıdır.
Kendi memurlarına karşıdır... Subaylara karşıdır... Öğretmenler ve öğrencilere karşıdır.

Bir devleti ayakta tutan, bir ulusu ulus yapan, bir toplumu canlı kılan her şeye karşı, her şeye muhalif bir kuruluş, uzun süre iktidarda kalamaz.
Sonunda ya devlet, ulus ve toplum yıkılır, ya da o siyasal kuruluş yıkılır.
Yıkılacak olan, elbette, nice çetin sınavlardan geçmiş bu Devlet, bu Ulus, bu toplum değildir. Yıkılacak olan, Adalet Partisi'dir. Adalet Partisi yıkılacak ve yıkıldıktan sonra da belki yok olup gidecektir. Çünkü dünyanın ve halk çoğunluğundaki uyanışın bu kadar gerisinde, devletin, ulusun ve halkın bu kadar karşısında yer alan bir parti, değil iktidarda, muhalefette bile uzun süre yaşayamaz.
Devletin ve demokrasinin kurucusu olarak Cumhuriyet Halk Partisi'ne düşen ödev, iktidardaki bu muhalefet partisinin mukadder yıkılışının demokratik yöntemler içinde olmasını sağlamaktır; bu partinin kendisi yıkılırken, demokratik rejimi de birlikte yıkmasını; devletin, ulusal bağımsızlık ve birliğin, toplum yapısının ve esenliğinin fazla örselenmesini önlemektir.
Bunun için CHP, tahrip edilmek istenen bütün ulusal, toplumsal ve kurumsal varlık ve değerlere, muhalefette iken de gerçek bir iktidar sorumluluğu ile sahip çıkmalıdır.

Kulübeyi Yakmadan

"Ne diye 'ortanın solundayız' gibi ürkütücü sözler söyleyelim; ne diye yapacağımız reformları açıklayarak bazı çıkarcı çevreleri karşımıza alalım? AP nasıl olsa bu gidiş ile halkı öyle sıkıntıya düşürecek, memleketi öylesine felâketin eşiğine sürükleyecektir ki halk, sonunda gene bize umut bağlayacak, bize oy verecektir. O zaman iktidara gelir, istediklerimizi yaparız!"
Böyle düşünenler de belki bulunabilir.
Bu da çok yanlış ve yakışıksız bir düşünce tarzıdır; yakışıksız ve yararsız bir taktiktir.
AP iktidarının, memleketi felâketin eşiğine kadar sürüklemesine rejim dayanamaz. O zamana kadar demokratik rejim çöküp gidebilir.

Kaldı ki bir partinin iktidara gelme şansı, başka bir partinin memleketi batırmasına, felâkete doğru sürüklemesine bağlı olmamalıdır.
Bir parti, daha az kötü göründüğü için değil, daha çok umut ve güven verdiği için çoğunluktan oy alabilmeli ve iktidara gelebilmelidir.
Demokrasi ancak öyle yaşayabilir.
Demokrasi memlekete ancak öyle yararlı olabilir.
İkinci Dünya Savaşı sonunda İngiltere'de İşçi Partisi, Muhafazakârlar memleketi felakete sürükledikleri için iktidara gelmemişti. Muhafazakârlar ve Muhafazakâr Parti önderi Churchill, İngiltere'yi felakete sürüklemek şöyle dursun, büyük bir zafere ulaştırmıştı.
İşçi Partisi, o tarihte Muhafazakârlardan daha iyi, daha yapıcı ve tutarlı bir barış dönemi programıyla ortaya çıktığı içindir ki itibarlarının en yüksek olması gereken bir dönemde, Muhafazakârlardan daha çok oy almış ve iktidara gelebilmişti.

Evvel zaman içinde, Çin'de, bir yoksul köylünün, bir kulübesiyle bir de kuzusu varmış. Kuzuyu kulübenin içinde bırakıp da tarlaya gittiği bir gün, kulübe de kuzu da yanmış. Köylü, yangın yerinde üzüntüsünden ağlarken, yanık kuzudan hoş bir koku gelmeye başlamış. Parmağını değdirip tadına bakmış, pek beğenmiş. Rivayet olunur ki Çin'de, "fırında kuzu" yemeği böyle bulunmuş. Sonra bir süre, Çin'de fırında kuzu yemek isteyenler, bir kulübenin içine bir kuzu bağlayıp, kulübeyi yakmayı âdet edinmişler. Fakat zamanla, kulübe yakmadan da fırında kuzu yemenin mümkün olduğu öğrenilmiş.

CHP de Türkiye'de demokrasiyi yaşatabilmek ve demokrasiyi memlekete ve halka yararlı kılabilmek için iktidardaki parti memleketi felâketin eşiğine sürüklemeden, rejim yanıp gitmeden, yurttaşlara güven ve umut verip iktidara gelebilmenin yolunu bulmalıdır.
Başka türlü ne demokrasi, ne CHP, ne de Türk Devleti yaşayabilir.

Koruyucular

Ne mutlu ki şimdi, tahrip edilmek istenen değer ve varlıkların koruyuculuğu yalnız CHP gibi siyasal kuruluşlara da kalmamaktadır.
Bugün artık devlet düzeninin temeline yönelen tehlikelere karşı en güçlü ve etkili ses, bağımsız adaletin başındakilerden gelebilmektedir.
Lâiklik, devrimler veya özgürlükler tehlikeye düşünce, özerk üniversiteler, ânında, topluca seslerini yükseltebilmektedir.
Bugün artık yalanın, halkı aldatma çabalarının karşısında, bir ulusal radyonun tarafsız ve yalansız sesi vardır.

Anayasa Mahkemesi ile, Yargıtayı ile, Danıştayı ile bağımsız mahkemeleriyle, üniversiteleri ve radyosu ile Anayasa'nın özerklik ve bağımsızlık verdiği kurumlar, kâğıt üstünde kalmayan canlı birer varlık olarak koruyuculuk ödevlerini yapmaktadırlar.
Bir gazetecinin uğradığı saldırı, bütün haysiyetli basının ve basın kuruluşlarının protestolarıyla karşılaşmaktadır.
Bugün artık, hakları uğrunda açlığa katlanan, ölümü bile göze alan işçiler vardır. Sorumsuz davranışlara ve kanunsuz işlemlere karşı yüksek sesle uyanda bulunabilen, gerekince iktidardakilere hukuk devleti dersi verebilen sendikacılar vardır.
Bundan altı yıl önce, bir rejim buhranında, demokrasiye bağlı ordusundan başka örgütlü bir koruyucu güç bulamayan Türk Ulusu, şimdi, bütün bu güçlü ve bilinçli kurum ve kuruluşların koruyuculuğuna kavuşmaktadır.
Fakat sonunda, demokrasiyi yaşatacak ve demokrasi içinde devleti yönetecek olanlar, halkta ve bu kurum ve kuruluşların üyelerinde demokrasiye bağlılığı devam ettirecek olanlar, gene de siyasal partilerdir.
Onun için CHP muhalefette iken de bütün bu kurum ve kuruluşlara güven, halka umut ve inanç verebilmelidir.
Halk, CHP'nin devrimci yolunda kendi dertlerinin, sorunlarının çözümünü görebilmeli ve CHP'nin bu yolda inançla ve azimle yürüdüğüne inanabilmelidir.

Halka Gitmek

CHP bunun için halka gitmelidir.
Kendini halka daha iyi anlatabilmeli; halkta kendi gerçek kimliğine daha uygun bir CHP imajı yaratabilmelidir. Bürokratik ve soğuk yüzlü devlet imajını; Osmanlı Devleti'nin çöküntü dönemindeki aydın-halk ikiliğinden kalma, halktan uzaklık imajını üstünden atabilmelidir.
Muhalefette olmak, yani devletin başında bulunmamak, bu imaj değişimi için fırsattır.

CHP halka gitmelidir.
Ama halka gittiğinde, yalnız uzatacak eli değil, söyleyecek sözü de olmalıdır. Halkta bir umut ışığı, bir inanç ateşi yakabilmelidir. Halk için yapacaklarının doğrusunu, bu konuda söylenen yalanlardan daha inandırıcı bir davranış ve dille anlatabilmelidir.

CHP halka gitmelidir.
Ama her üyesi ayrı bir türkü tutturarak değil, uyumlu bir koro halinde, bir insanlık ve toplum ülküsüyle halka seslenebilmelidir. Halkta, kendi haklarının bilincini uyandırabilmelidir.

Halk Gönüllüleri

Gençlik ve Kadın Kolları'ndan yararlanarak, CHP bir "Halk Gönüllüleri" örgütü kurmalıdır. Bu örgütle, daha muhalefette iken sosyal hizmet çalışmalarına başlamalıdır. "Sosyal yardım" değil, "sosyal hizmet"... CHP halka, "yardım"ın da ötesinde, hizmet ruhu ile gitmelidir.
CHP'nin Halk Gönüllüleri, dar gelirli halk topluluklarına, geçim zorluklarını azaltabilmeleri için daha verimli üretim yollan bulabilmeleri için toplu çabalarıyla ve dayanışma yoluyla, sömürücü zümrelerin elinden kurtulabilmeleri ve kalkınabilmeleri için meslek eğitimlerini ve kültürlerini geliştirebilmeleri için hizmet etmeli, bilgi vermeli, yol göstermelidir.

Amerika'dan gelen "Barış Gönüllüleri"nin yaptığını, kurslar düzenlenerek yetiştirilecek Halk Gönüllüleri çok daha iyi, çok daha başarılı ve Türkiye'ye çok da yararlı bir şekilde ve daha fazlasıyla yapabilirler.
Şimdiye kadar daha çok devlet gücüyle halka hizmet götürdüğü için devlet imajı ile karıştırılan Cumhuriyet Halk Partisi; şimdi muhalefette iken devlet gücünü kullanmaksızın, devlete sırtını dayamaksızın, halkın hizmetine giderse ve gerektiğinde haksız veya kötü bir şekilde kullanılan devlet gücüne karşı, halkla birlikte, halkın içinde, meşru yollardan vaziyet alırsa, halkın bağrında lâyık olduğu yeri de bulabilir.

Halk Desteğiyle Devrimcilik

Demokrasiye geçişten önce CHP'nin tek parti olma tabiatından doğan bir zaafı, her devrimci hareketi merkezden çevreye doğru yaymaya çalışmasıydı.
Fakat demokraside devrimcilik, merkezden çevreye olduğu kadar (ve gerektiğinde gene merkezden başlamakla beraber), çevreden merkeze doğru da işleyen bir hareket niteliğini kazanmalıdır.
Onun için yapılacak devrim ve reformlar halka benimsetilmelidir.
Devrimler, reformlar, hele Türk toplumu gibi (III. Bölüm'de değindiğimiz nedenlerle) baskıya gelmeyen bir toplumda, ancak halk benimseyip desteklediği ölçüde başarılı ve köklü olur. Devrimlerin halka en güvenilir şekilde benimsetilebileceği düzen de demokratik düzendir.

İktidarda değilken, sırtını devlet gücüne dayamaksızın, halk yararına devrimlerin, reformların öncüsü olarak halka gidecek bir CHP, muhalefet yıllarını en verimli biçimde değerlendirmiş ve kısaltmış olacaktır.
1965 seçimlerinde, reformlar dolayısıyla oylarını CHP'den esirgeyenlerin büyük kısmı, o reformlardan zarara uğrayacakları için değil, o reformlar hakkındaki yalanlara kanarak yersiz kuruntulara düştükleri için öyle davranmışlardı.

CHP muhalefet dönemini iyi değerlendirirse, bu kuruntuları giderebilir. Ortanın solunda direnmekle, Türk halkının geleneklerine, tabiatına, ihtiyaçlarına en uygun bu insanlık anlayışını ve toplum ülküsünü daha muhalefette iken halka benimsetebilir.
Bunu başarırsa, CHP, en sağlam bir zemin üzerinde, en elverişli bir ortam içinde, devrim ve reformları halkın desteğiyle gerçekleştirme gücünü edinmiş olarak iktidara gelebilir.

Söz ve Söz

Bazıları derler ki,
"Mesele sözde değil, özdedir..." CHP, ortanın solunda olduğunu söylemeden de bu sözün özüne, muhtevasına bağlı kalabilir, reformcu olabilir.
Bu tez, inandırıcılık açısından da dil ve düşünce ilişkileri açısından da doğru değildir.
CHP, ortanın solunda olduğunu söyleyerek 1965 seçimlerine girmiştir. Uğradığı seçim yenilgisi üstüne bu sözden dönerse, kendisine bilinçli olarak bağlanan veya umut bağlayanlardan büyük bir kısmı üzerindeki inandırıcılığını yitirir.
CHP yeniden iktidara gelince, toprak reformu yapacağını söylemektedir. Ama iktidara gelmeden, bu konudaki içtenliğini (samimiliğini) yeterince ispat edemez.
CHP yeniden iktidara gelince, petrolü kademeli olarak millileştireceğini söylemektedir. Ama iktidara gelmeden, bu konuda da içtenliğini yeterince ispat edemez.
Fakat eğer CHP yapacağı reformları tüm olarak tutarlı bir düşünce sistemi içinde ve kesin bir yön göstergesiyle anlatan bir sözü, seçimde oy kaybettirdiği iddialarına rağmen, cesaretle ve inançla söylemekte direnir ve açıklığa kavuşturursa, o zaman iktidara gelmeden de devrimcilikteki, reformculuktaki içtenliğinin, güvenilir, inanılır bir belgesini vermiş olacaktır.

Bir ünlü dilci, "Dil, bilinçler arasında bir bağlantıdır", der.

CHP'de de bilinçler arası bağlantı, en sıkı ve köklü biçimde, "ortanın solu" sözü ile kurulmaktadır.
1965 sonunda Ankara'da toplanan CHP il başkan ve temsilcilerinin konuşmaları, bunun açık belirtisi idi.
Ortanın soluna bilinçli ve inançlı olarak bağlananlardaki kadar tutarlı ve uyumlu bir düşünüş ve davranış, belki de şimdiye kadar CHP'de görülmemişti.
Bütün CHP'liler her zaman "lâik" ve "devrimci" idiler... Bütün CHP'liler her zaman "halkçı" ve "devletçi" idiler... Ama bütün CHP'lilerin her zaman bu kavramlardan aynı şeyi anladıkları, bu ilkelere aynı değeri verdikleri söylenemezdi.
Önemli memleket sorunları karşısında, çelişkenliğe varacak kadar ayrı düşünen, ayrı tutum izleyen CHP'liler, ister istemez, bazen sorumlu mevkilerde yan yana veya birbiri ardından görülebilirdi.
Fakat şimdi, ortanın solu benimsenip bilinçleştikçe pek çok CHP'linin çeşitli sorunlara bakışları bir açıda birleşmeye başlamıştır.
Yan yana, fakat bazısı ayrı yönlerde insanlardan kurulu bir birliğin yerini, şimdi, yan yana ve bir yönde insanların gerçek ve dinamik birliği almaktadır.

Yörünge

CHP, artık düşünsel dağınıklık ve tutarsızlıklardan kurtularak, belirli bir yörüngeye girmektedir.
Belki düşüncelerini bu yörüngeye uyduramayanlar olacaktır. Fakat Genel Başkan İnönü'nün deyişiyle, öyleleri, "Parti bünyesindeki rollerini kaybedeceklerdir".
Öylelerinin, "parti bünyesindeki rollerini" kaybetmeleri, CHP'nin hareket gücünü ve inandırıcılığını artıracaktır.
Ortanın solu çekimiyle CHP yörüngesine katılacak olanlar, öylelerinin yerini fazlasıyla dolduracaklardır.
Birtakım küçük hesaplarla veya aşırı ürkeklik ve kuruntularla, "ortanın solu"nu bırakmak veya bırakmış görünmekse, CHP'yi

yörüngeden çıkarıp boşluğa fırlatmaktan, çözüp dağıtmaktan, Türk toplumundaki oluşun ve uyanışın uzağına atmaktan başka sonuç vermeyecektir.
Cumhuriyet Halk Partisi, "ortanın solu"nun artık ne özünden ne sözünden dönebilir.
Cumhuriyet Halk Partisi, kendi kaderiyle birlikte Türkiye'nin de kaderini, ortanın solu anlayışının, bu insanlık ışığının yörüngesinde çizmektedir.

Büyük Türk Devrimi

Bazı kimseler, ortanın solu için "bu bir deyimden, kelimeden ibarettir" diyerek, CHP'de yeni bir şey olmadığı havasını vermeye çalışmaktadırlar.
Oysa CHP'de yeni bir şey vardır. CHP'deki yenilik, Türkiye'deki yeniliği de yansıtmaktadır.
Kurtuluş Savaşı'nda bağımsızlığımız sağlanmış; fakat Türkiye'yi yaşatmaya yalnız bağımsızlığın yetmeyeceği görülmüştür.
Devrimci atılışlar yapılmış, fakat Türkiye'yi kalkındırmaya yalnız o atılışların yetmediği görülmüştür.
Demokrasi ve özgürlük savaşı kazanılmış; fakat halkı yoksulluktan kurtarmaya ve mutlu kılmaya, yalnız demokrasi ve özgürlüğün yetmediği de görülmüştür.
Şimdi, sosyal adalet ve sosyal demokrasi savaşı verilmekte; kalkınmamızın sosyal adalet ve sosyal demokrasi içinde hızlandırılması savunulmaktadır. Bundan önceki zaferler, ancak bu savaş da kazanılmakla teminata kavuşmuş, amacına ulaşmış olacaktır.

Türkiye'deki yenilik, işte bu savaşın bilinçli olarak açılmış bulunmasıdır. Bundan öncekilerde olduğu gibi bu yeni savaşta da öncülük, CHP'ye düşmektedir.
Ortanın solu hareketi, bu yeni savaşın adıdır. Bu hareket, CHP Programı'ndan ayrılış anlamına gelmez, fakat bu programın yeni ve ileri bir uygulama dönemine girildiğini ifade eder.
Ortanın solu hareketi başarıya ulaşmadıkça, büyük Türk Devrimi tamamlanmış olmayacaktır.

Kaynakça
Kitap: Ortanın Solu
Yazar: Bülent Ecevit
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Google [Bot] ve 1 misafir