Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Demokratik Geleneğimizin Eksik Kalan Yönleri

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Demokratik Geleneğimizin Eksik Kalan Yönleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:33

DEMOKRATİK GELENEĞİMİZİN EKSİK KALAN YÖNÜ: DÜŞÜNCE VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ

"Neden Demokrasi?" başlıklı bölümde, Türk halkının, bir ölçü ve anlamda (iktidarın sınırlılığı anlamında) demokratik bir gelenekten geldiğini; "Neden Sosyal Demokrasi?" başlıklı bölümde de gene Türk halkının geleneksel bir eşitlik ve adalet duygusuna sahip olduğunu belirttim ve onun için Türk halkının, siyasal ve sosyal yönleriyle demokratik olmayan bir devlet düzenine katlanamayacağını, böyle olmayan bir devlet düzeniyle yeteri kadar işbirliği yapamayacağını ve kalkınamayacağını öne sürdüm.
Öne sürdüğüm bu iddia şöyle çürütülmek istenebilir: "Bu iddia doğru olsaydı, Meşrutiyet ve Tanzimat'tan önceki toplum ve devlet düzeniyle Türkler kalkınabilirdi" denebilir.
Fakat o düzenle, Türk devleti ve toplumu bir ara dünyanın en güçlü devleti, en canlı toplumu olabilmiş, iki-üç yüz yıl öyle kalabilmiştir.
Ancak bir süre sonra zayıflamaya, gerilemeye başlamıştır.
Bunun başlıca nedeni, Osmanlı Türk toplumunun demokratik geleneğinde bir temel unsurun eksik kalmış olmasıdır: O da düşünce ve vicdan özgürlüğüdür.
Düşünce ve vicdan özgürlüğü olmaksızın -sadece iktidarın sınırlanması ile- demokrasi kurulmuş olamazdı; devletin güçlülüğü ve toplumun canlılığı, kendi kendini yenileyebilme yeteneği uzun süre devam ettirilemezdi.

Osmanlı demokratik geleneği, seçim serbestliği unsurundan da yoksundu. Bu da şüphesiz, düşünce ve vicdan özgürlüğünün bulunmayışı kadar büyük bir yoksunluktu, demokrasi bakımından o kadar büyük bir eksiklikti. Fakat seçim serbestliği kısa zamanda kurulabileceği ve halk bu serbestliğe kısa bir bocalama ve tecrübe döneminden sonra alışabileceği halde, düşünce ve vicdan özgürlüğünün bir topluma yerleşebilmesi daha uzun zaman ister.

Baskının Kaynağı

Osmanlı düzeninde, düşünce ve vicdan özgürlüğünü kısan, siyasal iktidardan çok toplumun bazı kesimleri idi. Daha doğrusu, bir kısım kamuoyunu yakından etkileyen ilmiye sınıfının ve din adamlarının çoğunluğu idi.
Osmanlı Devleti'ni ve Osmanlı Türk toplumunu, dünyadaki yenilik ve değişmelere ayak uydurabilir duruma getirici yeni düşünceler, yeni hamle istekleri, hemen daima baştakilerden, padişahtan veya onun yakın çevresindeki bazı yüksek yöneticilerden gelirdi. Fakat ulemadan çoğunun ve başka din adamlarının etkilediği, baskı altına alıp kışkırttığı bazı çevreler tarafından, o arada özellikle askeri güç (Yeniçeri) tarafından önlenirdi.

Ağaçsız Meyva

Batı'da, önce düşünce ve vicdan özgürlüğü gelişip yerleşmiş, sonra bu özgürlüğün tabii sonucu olarak demokrasi oluşmuştur. Eğer Batı dünyası, Ortaçağ'da düşünce alanında bir rönesans, din alanında bir reform hareketi geçirmiş olmasaydı, Batı'da demokrasi kurulamaz ve yaşayamazdı.
Batı demokrasisi, yüzyıllar önce dikilen düşünce ve vicdan özgürlüğü ağacının meyvesidir.
Çağımız Türkiyesinde ise Batılı anlam ve ölçüde bir demokrasi kurmaya çalışırken bir düşünce ve vicdan özgürlüğü geleneğimiz olmadığı için Batı'dan birkaç kez demokrasi meyvesi alındı; ama bu meyveyi yetiştiren ağaç, düşünce ve vicdan özgürlüğü ağacı, Türkiye'de olmadığı için her seferinde meyve kısa zamanda tükendi.
1876'da, 1908'de böyle oldu; 1925'de, 1930'da ve 1945-60 arasında böyle oldu.
Demokrasimizin verimli ve ömürlü olamayışının bir nedeni, "Neden Sosyal Demokrasi?" başlıklı bölümde göstermeye çalıştığım gibi sosyal özden yoksun kalışı ise en az onun kadar önemli bir başka nedeni de bu idi: Bir düşünce ve vicdan özgürlüğü geleneğine dayanamayışı idi.
Zaten demokrasimize sosyal öz katabilmenin güçlüğü de sosyal sorunları tartışıp çözebilmek için gerekli düşünce özgürlüğü ortamının bulunmayışından doğuyordu.

Özgürlük Ortamının Hazırlanışı

Cumhuriyet hareketinin önderleri, özellikle Atatürk'le İnönü, bu eksikliği ve aksaklığı görmüşlerdir. Onun için de Türkiye'de düşünce ve vicdan özgürlüğüne elverişli bir ortam kurmaya çalışmışlardır.
Kafaları çağdaş dünya görüşüne ve çağdaş düşünceye açmaya ve alıştırmaya yardım edici devrimler, Türk halkını Batı'nın düşünce özgürlüğünü benimseyebilir duruma getirmek içindi. Lâiklik, Türk toplumunda, Batı'daki vicdan özgürlüğünü ve geniş görürlü-ğü geliştirebilmek içindi. Kadın-erkek eşitliği bile demokratik düşünce özgürlüğünün ve genişgörürlüğün, evlerde, aile ocaklarında yeşermeye ve yeni yetişecek kuşaklarda filiz vermeye başlamasını sağlamak içindi.
Bütün o ön hazırlıkların ve 1950-60 arasında yapılan mücadelenin sonucu olarak, Türkiye'de demokrasiyi yaşatabilmek için gerekli düşünce ve vicdan özgürlüğünü, bu özgürlüklere dayanan genişgörürlüğü, kafalarına, içlerine sindirebilen insanlar yetişmiştir. Fakat toplumumuzda genişgörürlük, henüz demokrasiyi güvenlik altında saymamıza yetecek kadar yaygınlaşmış ve kökleşmiş değildir.

Baskıyı Kışkırtanlar

Türkiye'de hâlâ düşünce ve vicdanlara karşı, devletten çok toplumun bazı kesimlerinden gelen -daha doğrusu, halkın aydınlanıp uyanmasını önlemek için bazı din adamlarının ve bazı çıkarcı çevrelerin toplumda kışkırtıp körüklediği- bir baskı ve direniş vardır.
Gerçek demokrasilerde olağan sayılabilecek durum, muhalefetin iktidardaki genişgörürlüğü, iktidar tarafından düşünce ve vicdan özgürlüğüne gösterilen saygıyı yetersiz bulmasıdır. Muhalefetin, iktidarı, düşünce akımlarına aşırı derecede müsamaha göstermekle suçlandırması gibi dünyanın hiçbir gerçek demokrasisinde rastlanamayacak bir ters durum, ancak 1962-65 arasında, CHP iktidarı zamanında Türkiye'de görülmüştür. O yılların ana muhalefet partisi olan AP, her vesilede CHP iktidarını, aşırı hürriyetçilikle, düşünce ve yayın hayatına aşırı müsamaha göstermekle suçlamıştır; düşünce özgürlüğüne karşı baskı tedbirleri almaya, baskı kanunları çıkartmaya teşvik etmiştir.

Havasız Demokrasi

Bugün, söylemek istediğiniz bazı basit doğruları, bazı bilimsel gerçekleri, kanun yasakladığı için değil, devlet önleyebileceği için değil, toplumda uyandırabileceği tepkiden çekindiğiniz için söyle-yemiyorsanız... Halk yararına gördüğünüz hem de Anayasa'ya uygun bazı çözüm yollarını, bir kısım halkın baskısından ürktüğünüz için açıklayamıyorsanız, Türkiye henüz, demokrasinin havası demek olan düşünce ve vicdan özgürlüğünden yoksun demektir.
Bu havasızlıkta, demokrasinin nefessiz kalmasından, daha önceki denemelerde olduğu gibi kısa zamanda, gene göçüp gitmesinden tabii bir şey olamaz.
Oysa Türk halkı kendi haline bırakılsa, dünyanın en geniş görüşlü, düşünce ve vicdan özgürlüğüne en yatkın ve saygılı halkıdır. Ama bir kısım halk oyunu etkileyebilen çıkarcı çevreler, o arada bazı din adamları ve şimdi de o çevrelerden ve o din adamlarından kuvvet almaya çalışan birtakım politikacılar; türlü oyunlarla, demagojilerle ve baskılarla, bir kısım halkı da baskıcılığa yöneltmeye uğraşmaktadırlar. Bir ölçüde de bunu başarmış gibi görünürler.
Tarikatlardan birçoğu, geçmişte bu türlü din adamlarının baskısına karşı, halkın genişgörürlük arayışından, özgürlük özleminden doğmuştu. Ama gitgide o tarikatların da çoğu, düşünce ve vicdan özgürlüğünü kendi çıkarlarına aykırı görenlerin baskısı altına girmişti.
Demokrasiyi yaşatabilmek için yüzeysellikten, biçimsellikten kurtarabilmek için, gerçekliğe kavuşturabilmek için önce Türk toplumunda düşünce ve vicdan özgürlüğünü kökleştirebilmek gerekir. Demokrasi, ancak kökleşmiş bir düşünce ve vicdan özgürlüğü ağacının dalında olursa tabii olur, yaşar ve işe yarar.

Baskının Üstüne Yürünmelidir

Bunu sağlayabilmek için bazen, elbette baskıların, tepkilerin üstüne yürünecektir.
Türkiye'de hak çoğunluğu "sol"lu sözleri hazmedemezmiş de onun için CHP, "ortanın solunda" olduğunu söylememeli imiş!
Eğer Türkiye, ortanın solunda bir partinin "ortanın solunda" olduğunu söylemekten çekineceği kadar düşünce özgürlüğünden, genişgörürlükten yoksun bir ülke ise o ülkede demokrasinin yaşamasını beklemek boşunadır.
CHP'nin, programıyla, kendisini bağlayan başka belgeleriyle ve genel tutum ve eğilimiyle, ortanın solunda bulunduğu, bir bilimsel gerçek olacak, fakat CHP bunu söylemekten çekinecek...
Anayasa ortanın solunda bir Anayasa olacak ve ortanın solunda bir parti, "ortanın solundayım" demekten ürkecek...
Eğer Türkiye bu durumda ise Anayasamızın öngördüğü toplum düzeninin gerçekleşmesini ummak boşunadır.
Eğer Türkiye bu durumda ise ve CHP demokrasiye bağlılıkta samimi ise CHP'ye düşen ödev, her şeyden önce Türkiye'yi, ortanın solunda bir partinin hiç korkmadan "ORTANIN SOLUNDAYIM" diye haykırabileceği bir ülke haline getirmektir.

Eğer halk çoğunluğu bunun ne demek olduğunu anlamıyorsa, yapılacak şey, "halk anlamaz" deyip susmak değil, halka bunu anlatmaktır.
Siyasal ve sosyal yön ve eğim ifade eden kavramların, terimlerin bilinmediği, anlaşılmadığı bir toplumun, o bilgisizliğine tevekkülle boyun eğmek değil, o bilgisizliği gidermeye çalışmak gerekir.

Melekler ve Şeytanlar

Yok, eğer bunlar yapılamayacaksa ortanın solunda bir parti "ortanın solundayım" demekten korkacaksa, açıkça ve dürüstçe, "Türkiye'de bu iş yürümez" deyip, demokrasiden umut kesilmelidir.
Hele birtakım politikacılar çıkacaklar, hem de halkın önünde, "efendim, ortanın solundayız ama bizim halk bunu anlamaz, çünkü bizim halk, melekleri sağ omuzda, şeytanları sol omuzda bilir. Onun için 'ortanın solunda' olduğumuzu söylemeyelim, halkın hissiyatına saygı gösterelim!" diyecek ve halk da böylece, o politikacının kendisine saygı gösterdiğini sanacak...
Eğer böyle oyunlarla, böyle kandırmacalarla, böyle melek-şey-tan hesaplarıyla demokrasimizi yürütmeye kalkışacaksak, bu sevdadan şimdiden vazgeçilmelidir.

Örümcek Ağları

Demokrasiyi yaşatmaya, demokratik bir Anayasa ile o Anayasa'yı koruyucu ve iktidarı sınırlayıcı birkaç özerk kurum yetse idi, her ülkede demokrasi yaşayabilirdi.
Oysa dünyanın düşünce ve vicdan özgürlüğü geleneği bulunmayan bütün ülkelerinde görülüyor ki yalnız kâğıt üstünde, anayasalarda ve yasalarda sağlanan güvencelerle demokrasi yaşayamamaktadır.
Değil mi ki Türk halkı demokrasisiz yaşayamaz duruma gelmiştir, öyleyse demokrasiyi yaşatmaya yetecek kadar, düşünce ve vicdan özgürlüğüne saygı gösterecektir.

Üstelik bu, Türk halkı için göründüğü kadar güç de değildir. Çünkü gerçekte genişgörürlükten yoksun olan, düşünce ve vicdan özgürlüğüne tahammülsüz ve saygısız olan Türk halkı değil; bu halkla özgür düşünceliler arasında örümcek ağları örmeye çalışan birtakım çıkarcılar ve o örümcek ağlarına takılıp kalan birtakım basit ve güçsüz politikacılardır.

Nefesliler

Bu ağlar, bir güçlü nefesle dağıtılabilir.
Yeter ki Türkiye'nin hiç değilse bir kısım düşünürlerinde ve politikacılarında o nefes olsun!
Nitekim o nefes, artık Türkiye'nin pek çok düşünüründe, pek çok politikacısında, daha da önemlisi özerk kurumlarını yönetenlerden birçoğunda vardır.
İşte, vicdan özgürlüğünü örtmek isteyen örümcek ağı, bir Yargıtay başkanının güçlü nefesiyle dağılmaya başlamıştır.
Düşündüğünü, doğru bildiğini söylemekten çekinmeyi, insanlık onuruna yediremeyen bir dürüst kuşak yetişmiştir.
Türkiye'de demokrasiyi kökleştirmek için bunca çaba gösteren, bunca fedakârlığa katlanan, demokrasi için gerekli ortamı hazırlayacak devrimleri yapan parti de Cumhuriyet Halk Partisi de ne olduğunu, yolunu ve yönünü, adı ile sanı ile açık açık söyleyebilmelidir ve söylemektedir.

CHP'nin Gerçek Sesi

CHP içinde bunu söyleyenlerin sesi, bazılarının iddia ettikleri gibi "çatlak ses" değil, CHP'nin, bu devrimci ve demokratik partinin gerçek sesidir.
Bu parti "Halk Fırkası" olarak, "cumhuriyetçiyim" dediği günlerde, Türkiye'de cumhuriyetçi olduğunu söyleyebilmek, bugün ortanın solunda olduğunu söyleyebilmekten çok daha güçtü.
Bu parti, hilâfeti kaldırıp da lâik olduğunu söylediği günlerde, lâik olduğunu söyleyebilmek, gene bugün ortanın solunda olduğunu söyleyebilmekten çok daha güçtü.

Kırk küsur yıl önce saltanata karşı cumhuriyetçi olduğunu, Hilâfete karşı lâik olduğunu söylemekten çekinmeyen bir parti, şimdi tutuculuğa ve gericiliğe karşı, iç ve dış sömürücülüğe karşı, faşizm ve komünizme karşı, ortanın solunda olduğunu söylemekten çekinemez ve çekinmemektedir.
Bundan çekinen bir parti, Türkiye'de demokrasinin kuruculuğu ile övünemez.
Bundan çekinen bir parti, gerçekleri görüp öğrenenlere güven veremez, inanç veremez.
CHP, kurucusu olduğu Türk demokrasisini yaşatabilmek için onun yaşayabilmesi ve halka yararlı olabilmesi bakımından muhtaç bulunduğu sosyal öze ve özgürlük ortamına kavuşturabilmek için devrimci tabiatının ve geleneğinin gerektirdiği kadar cesur ve açık sözlü olmak zorundadır.

Kaynakça
Kitap: Ortanın Solu
Yazar: Bülent Ecevit
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir