Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sol Basınçlar Altında Türkiye

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Sol Basınçlar Altında Türkiye

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:30

SOL BASINÇLAR ALTINDA TÜRKİYE

Dört Yönlü Basınç

Türkiye, üç yönlü bir sol akımlar basıncı ahır dadır:


1. Kuzeyden gelen sol basınç:
Bu, Rusya'da ve Rusya'yı izleyen bazı Doğu Avrupa ülkelerinde oluşan aşırı sol akımların basıncıdır.

2. Güneyden gelen sol basınç:
Bu, bazı Arap ülkelerinde, özellikle Mısır ve Suriye'de oluşan sol akımların basıncıdır.

3. Batıdan gelen sol basınç:
Bu, demokratik Batı ülkelerinde oluşan sosyal demokrasi hareketlerinin basıncıdır.

Coğrafi bakımdan uzaklığına rağmen bunlara, şimdi bir dördüncüsü de eklenebilir:

4. Uzak Doğu'dan gelen sol basınç:
Bu da Komünist Çin'in, Rusya'daki ve Arnavutluk hariç Doğu Avrupa ülkelerindeki komünizm gelişmelerini "revisionisf, hatta "deviationist"** bularak kötüleyen, daha dogmatik bir komünizm anlayışının (fakat hızlı bir nüfus artışının güçlükleri altında ezilen az gelişmiş ülkelerin daha çok ilgisini çekebilecek bir komünizm anlayışının) basıncıdır.

Sağdaki Solcular

Dört yanından, değişik ölçü ve anlamlarda sol basınçlarla çevrili Türkiye gibi gelişme dönemindeki bir yoksul ülke, elbette bu basınçların etki alanı dışına çıkamazdı.
Kaldı ki Kurtuluş Savaşı'yla başlayan ve Cumhuriyet'le oluşan Türk devrim hareketinin kendisi de bir sol hareketti.
Nitekim işte açıkça "muhafazakâr" (tutucu) olduğunu söyleyen, gerçekte bazı bakımlardan, tutucunun da ötesinde gerici olan bir parti bile, Adalet Partisi bile bu basınçların etkisinde kalmakta; bu partinin bazı bakımlardan (özellikle din ve ahlâk anlayışı bakımından) aşırı sağda yer alan veya öyle görünen unsurlarından bir kısmı dinsel bir üslûpla onun için de bazı halk topluluklarına, şimdilik devrimci ve ilerici aydınlarınkinden daha etkili olabilecek bir üslûpla aşırı solda düşünceler yaymaya başlamış bulunmaktadırlar.

AP içinde bu düşünceleri benimsemeye ve yaymaya başlayanlar; din ve ahlâk anlayışları bakımından çok sağda bulunmakla beraber, yoksul halkın çektiklerini yakından bilen ve duyan, halkla ilişkilerini yitirmemiş, halkla duygu bağlarını koparmamış kimseler olabilirler. Eğer öyle iseler, ekonomik ve sosyal görüşlerinin, birdenbire herkesi şaşırtacak kadar sola kaymasına, Adalet Partisi'nin halkı nasıl aldatıp ezdirdiğini, bu partinin içinden görmenin kendilerinde uyandırdığı tiksinti, vicdan azabı ve tepki sebep olsa gerekir.

Yok, eğer bu kimseler, gerici ve tutucuları destekleyen bir kısım halkta bile bilinçli veya bilinçsiz olarak güçlü sol eğilimler başladığını sezmişlerse, ekonomik ve sosyal görüşlerinin birdenbire bu ölçüde aşırı sola kayması, o eğilimlere uyma veya hakim olma isteğinden ileri geliyor olabilir.
Şimdilik bu "sağdaki solcular", ancak komünizmin "materyalizm"ini reddettikleri için komünizme karşı görünebilmektedirler; sosyal ve ekonomik görüşlerini "sağcı" olarak nitelendirmeyi ancak bu gerekçeye dayandırabilmektedirler. Fakat Marx'ın "materyalizm"inin, halk arasında hattâ birçok aydınlar arasında sanıldığından bambaşka bir felsefi anlama geldiği (herhalde maddi zenginlik ve zevklere aşırı bağlılıkla hiçbir ilişiği bulunmadığı) öğrenildikçe, böyle bir gerekçeden de yoksun kalacaklardır.

Bu durum bir tehlikeyi göstermektedir:

Aldatılan, ezilen ve sömürülen halk toplulukları, aldatıldıklarının, ezildiklerinin, sömürüldüklerinin farkına varınca, duyacakları onur kırgınlığı ve isyan duygusu ile kendileri bile farkına varmadan, ansızın aşırı sola kayabilirler. Bunun dinsel ve metafizik gerekçelerini de çağdaş bazı Arap düşünce akımlarında ve siyasal eylemlerinde bulabilirler.
Bize ümmetçilik Arap âleminden geldiğine göre, bize milliyetçilik Arap âleminden geldiğine göre, bize komünizmin de Arap âleminden gelmesi mümkündür.
Yargıtay Başkanı Sayın İmran Öktem'in, 1966 Adalet Yılını Açış Konuşması'nda, bu konuda yaptığı uyarı, bu bakımdan çok yerinde ve gerçekçidir.

Sağcı Materyalizm

Yukarıda sözünü ettiğimiz yeni ortaya çıkan "sağdaki solcular" dışında birçok sağcılar, o arada birçok AP'liler, şimdilik yoksul halkı, kendisinin ezilmesine ve sömürülmesine sebep olan düzen ve ortamı desteklemeye ikna edebilmek için şöyle bir taktik kullanmaktadırlar: Yoksullara, kendilerini ezenler, sömürenler kadar varlıklı ve güçlü olma heves ve hayalini aşılamak istemekte; bu heves ve hayalle, halkı, "yapan yapsın, geçen geçsin" felsefesine dayanan vurgunculuk imkânlarından yararlanmaya özendirmekte; böylece güya Marxist "materyalizm"le mücadele için yoksul halkta, maddi zenginlik ve zevklere aşırı ölçüde önem verme ve özenme anlamında bir "materyalist" eğim (temayül) tahrik etmeye, böyle bir eğimi toplumda yaygınlaştırıp şiddetlendirmeye çalışmaktadırlar. Bazı sağcılar, o arada bazı AP'liler ise bu dünyadaki maddi nimetlerin değersiz ve geçici olduğunu; bu dünyada o nimetlerden yoksun kalmanın, öteki dünyada en geniş maddi nimetlerle telâfi edileceğini telkin ederek, yoksulları, bir öteki dünya "materyalizm"i ile (gene maddi zenginlik ve zevklere aşırı ölçüde önem verme ve özenme anlamında bir "materyalizm"le) avutmaya çalışmaktadırlar.

Fakat yeryüzünde yitirebilecekleri hiçbir maddi varlıkları bulunmayan; kendilerini sömürenlerin zihinlerine aşıladıkları "kapitalist" olma, "zengin" olma, bu dünyada olmazsa öbür dünyada beyler gibi yaşama hayalleri dışında, kapitalizmle hiçbir menfaat ilişkileri bulunmayan yoksul insanlar, öyle hayallerle oyalanamaz duruma geldikleri anda, komünizmin kucağına atılmaktan, hem de bugün komünist ülkelerde uygulanan ve Marxist felsefenin olumsuz bir yönde çok ötesine giden bir komünizmin kucağına atılmaktan, hangi maddi veya manevi güçle alıkonabilirler?

Ya Uyanırlarsa?

Gene bir kısım sağcılar, o arada bir kısım AP'liler de bazı çıkarcı sömürücü çevreleri kaygılandıran sosyal adalet tedbirlerini önleyebilmek için bütün bu tedbirlerin "komünistlik" anlamına geldiği iftirasını yaymakta, komünistliğin ise din, aile, ahlâk tanımadığını iddia etmektedirler.
Daha Adalet Partisi'nin bir kanadındaki örtülü aşırı sol eğilimlerin belirmediği bir sırada, bir gün, açık görünüşlü bir genç Adalet Partili milletvekiliyle, bir tren koridorunda konuşuyordum. Adalet Partili milletvekili, kaygılarını şöyle dile getirdi:
"Şimdilik" dedi, "bizim halkımızı, komünist ülkelerde din serbestliği olmadığı, aile müessesesi ve ahlâk olmadığı iddialarıyla komünizmden koruyabiliyoruz. Fakat günün birinde, komünist ülkelerde dinin de ailenin de ahlâkın da bulunduğunu öğrenirse, bu yoksul ve aldatılan halkın son bir umutla komünizme sarılmasını nasıl önleyebiliriz?"

Tehlike

Türkiye'de kamuoyu öyle hızlı bir gelişme içindedir ki bir yıl önce Cumhuriyet Halk Partisi'ni "komünist" diye suçlayanlar arasından, bir yıl sonra "yeteri kadar solda değil" diye Cumhuriyet Halk Partisi'ni kınayacak kadar solun ilerilerine kayan kimseler çıkmaktadır. Böylelerine, aydınlar arasında da işçi, esnaf, köylü arasında da rastlanmaktadır.
AP iktidarının, sosyal görüşten yoksun, halk yararına aykırı ekonomik tutumu ile kamuoyundaki kaynaşma günden güne şiddetlenecektir. Varlıklıyı daha varlıklı, yoksulu daha yoksul yapıcı bu tutum, toplumdaki uçurumları genişlettikçe; bilinçleşme, haberleşmedeki gelişme ve köylerden kentlere akın, bu uçurumların farkına varanların sayısını arttırdıkça; şimdiki sıkıntıları veya haksızlıkları, çeyrek yüzyıl öncenin "yeşil ekin" hikayeleriyle izah ve mukayese edebilme kolaylığı ortadan kalktıkça; aldatılıp ezilenlerin ve sömürülenlerin tepkisi ve isyanı yayılacak ve bilenecek; en sağdan en sola sıçrama eğilimi çoğalacaktır.
Bu eğilim, toplumda şiddetli sarsıntı, hattâ patlamalar doğurabilir. Bu eğilim, demokrasiyi yıkabilir. Bu eğilim, Türkiye'yi en karanlık bir döneme sokabilir.

Demokratik Sol

Bu tehlikeleri önlemenin yolu, ortanın solu yoludur.
Ortanın solu, bizi dört yanımızdan saran sol basınçların, Batı'dan gelenidir. Demokrasiyle bağdaşabilenidir. Düşünce özgürlüğüne yer vereni, insan onuruna değer verenidir, en barışçısı, en güveniliridir.
Türk toplumu, solla sağ arasında veya solla orta arasında bir seçme yapmak durumunda değildir. Çünkü sağı seçmek gerilemektir, ortayı seçmek duralamaktır, Türk toplumu ise ilerlemektedir, ilerlemek zorundadır. Onun için solla sağ arasında veya solla orta arasında değil, sol akımlar arasında bir seçme yapmak durumundadır.
Demokrasiyi, düşünce özgürlüğünü ve insanlık onurlarını geçici bir süre için de olsa feda edemeyecek kimselerin, seçecekleri sol da ortanın suludur. CHP'nin temsil ettiği, temsil etmesi gereken, 27 Mayıs Anayasası'nın gereği olan ve çağımızın sosyal demokrasi anlamına uyan, demokratik sol'dur.

Kaynakça
Kitap: Ortanın Solu
Yazar: Bülent Ecevit
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir