Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ortanın Solu Siyaseti ve CHP

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Ortanın Solu Siyaseti ve CHP

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:29

Bir insanın düşüncesi baskılardan kurtulabilir ve kişiliği serbestçe gelişebilirse, eğilim ve yeteneğine göre eğitim görebilirse erişebileceği bir düzey vardır.
Herkesin o düzeye erişmesine imkân vermeyen bir devlet ve toplum düzeni insanlığa aykırıdır.
Bazı insanların o düzeye erişmelerine imkân verip bazılarını bundan alıkoyan bir devlet ve toplum düzeni ise hem insanlığa hem adalete aykırıdır.

Bir köy kahvesine gidersiniz... Devlet işlerini nice aydınlardan daha derinliğine eleştirebilen bazı okuma-yazma bilmeyen köylülerle karşılaşırsınız... Bir işçi toplantısına katılırsınız... Bilim adamlarının yazdıklarını şaşılacak bir kavrayışla değerlendiren bazı okul görmemiş işçilere rastlarsınız... Bir yol üstü lokantasına uğrarsanız... Duvarda, belki bir araba boyacısının yaptığı resimde, kimliğini ortaya çıkaramamış, yarım kalmış, olamamış bir büyük sanatçının fırça izlerini görürsünüz...
Böyle durumlar karşısında gösterilen ilk tepki, "Bizde ne köylüler, ne işçiler, ne halk sanatçıları var!" diye şaşırıp övünmek olabilir.

Bazı çok ileri toplumlarda, öyle değerlendirme veya eleştiriler yapabilen köylü veya işçilere bu kadar sık rastlanamayacağını; hemen hiçbir araba boyacısının öyle bir duvar resmi yaratamayacağını bilecek kadar dünya görmüş bir kimse, "Bizim cahil halkımız onlarınkinden daha üstün de biz niçin böyle geri kalmışız?" diye, kendi toplumunun durumunu yadırgayabilir.
Oysa ortada ne övünülecek ne de yadırganacak bir durum vardır. Köy kahvesindeki eleştirisiyle, işçi toplantısındaki sözleriyle, yol üstü lokantasının duvarındaki tablosuyla sizi şaşırtan kimseler, o daha ileri ama sosyal adalette de daha ileri toplumlarda bulunsaydılar, belki de karşınıza birer büyük bilgin, devlet adamı veya sanatçı olarak çıkarlardı. Çünkü eğilimleri yönünde ve yetenekleri ölçüsünde eğitilip yetişme imkânını bulmuş olurlardı.

Ortanın Solu Tabiatı

Eğer bu imkânı bulamamış olmalarına, hem o kimselerin kendileri hesabına hem de toplum ve insanlık hesabına isyan edebiliyorsanız, bunu insanlık için bir yoksunluk ve haksızlık olarak görebiliyorsanız; toplumda bu yoksunluğu ve haksızlığı doğuran adaletsizlikleri ve tutuklukları gidermek üzere bir şeyler yapma güdüsünü, isteğini duyabiliyorsanız, ortanın solunda bir insansınız demektir.

Ders çalışacağı saatte veya çocuk için ders kadar gerekli oyun saatinde, omzunda boyundan büyük bir sandıkla ev ev dolaşan ayakkabı boyacısı çocuğun acısını; Anayasa herkes için ilk öğrenimi gerekli ve parasız kıldığı halde, yaşayabilmek ve evindekileri yaşatabilmek için o yaşta çalışmak zorunda kalan ve okula gidemeyen ve birçok yetişkinlerin bile taşıyamayacakları bir hayat yükünü ufacık omuzlarındaki küfede taşıyan, insan olarak erişebileceği düzeye ömrü boyunca erişememeye daha çocukluğunda mahkûm olan bir hamal çocuğun yoksunluklarını, o çocuktan daha çok duyabiliyorsanız ve onun bedenini yükten, kişiliğini zincirlerden kurtarma sorumluluğunu kendinizde görebiliyorsanız, ortanın solu tabiatında bir insansınız demektir.

Yeryüzünde ekecek veya yetecek toprağı olmadığı için yerin yüzlerce metre altında, varlıklı kişilerin bir öğün yemekte verdikleri bahşiş kadar paraya çalışan ve pek azı emeklilik aylığı alabilecek kadar yaşayan maden işçilerinin ıstırabını, sobanıza her kömür atışta duyabiliyor ve onlar size oy vermeseler de onların ıstırabını azaltabilmek, onların yaşantısına biraz ışık katabilmek, onları insanca yaşama olanağına kavuşturabilmek için uğraşmaya kendinizi ödevli sayabiliyorsanız, ortanın solu tabiatında bir insansınız demektir.

Bazı kimseler, böyle duygu ve isteklerin kendilerine yüklediği sorumluluk ve ödevi hayır işleriyle, sosyal yardım çalışmalarıyla yerine getirmeye uğraşırlar.
Bu türlü çalışmalar saygıdeğerdir ve bir ihtiyaçtan doğduğuna göre yararlıdır. Ama asıl gerekli olan o ihtiyacı kaldırmak, bazı insanları hayır derneklerinin ilgisine, sosyal yardıma muhtaç olmaktan kurtarmaktır.
Sosyal yardım, insanca duygulardan doğduğu yerde, asil bir çabadır. Ama asıl gerekli olan, sosyal yardıma ihtiyaç duyurmayacak bir sosyal güvenlik ve sosyal adalet düzeni kurmaktır.
Merhamet; duyarlı insanların, iyi insanların, başkalarını düşünebilen insanların duyabilecekleri bir duygudur.
Ama asıl gerekli olan, toplumda, sosyal açıdan merhamet duyguları uyandıracak durumda insan bırakmamaktır.
Hayır işleri, sosyal yardım, merhamet... Bunlar asil davranışlardır. Ama kurtarmak ve yüceltmek istediğiniz insanların onuruna asıl saygılı davranış, onların dertlerini, sıkıntı ve yoksunluklarını temelinden giderebilecek davranış, onları bu türlü yardım ve ilgilere, kişisel merhametlere ihtiyaç duymayacakları bir toplum düzenine ulaştırmaktır.

Ortanın Solu Siyaseti

İşte, ortanın solu tabiatında insanlar, içlerindeki insanlık duygularını ve insanlık bilincini, böyle bir toplum düzeni kurmak için bir siyasal hareket haline geçirdikleri vakit, o siyaset, ortanın solunda bir siyasettir.
Böyle bir siyasetin kesin bir ilkesi, insan düşüncesini baskı altında tutmamaktır.
Çünkü insanın en büyük gücünü, insanı insan yapan gücü, düşünme gücünü baskı altında tutmak, insanlığa karşı en büyük günah ve ihanettir ve insan kişiliğinin gelişmesine, insanlığın ilerleyip yücelmesine en büyük engeldir.
Ortanın solu insanı, özgür insandır.
Özgürlüğünü, insanlığın yararına, insanlığın yücelmesi uğruna kullanan insandır.
Kendi onur ve mutluluğunu bütün insanların onur ve mutluluğunda arayan insandır.
Ortanın solu siyaseti, böyle bir insan ülküsüne yönelir.

Ortanın Solu ve CHP

Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1965 Milletvekili Seçimleri'ne "ortanın solunda" olduğunu belirterek girmesi, bazı tartışma ve kaynaşmalara yol açtı.
"Cumhuriyet Halk Partisi kimliğini, yönünü mü değiştiriyor" diye soranlar oldu.
"Ortanın solu, solun ortası" gibi tekerlemelerle zihinleri karıştırmaya, "ortanın solu, Moskova yolu" gibi taşlamalarla kafalarda kuşkular uyandırmaya uğraşanlar çıktı.
Seçimlerden sonra da "Cumhuriyet Halk Partisi 'ortanın solunda' olduğunu söylediği için bu yenilgiye uğradı" diyenlere rastlandı.
Oysa toprak reformu yapacağını açıkça söyleyerek büyük topraklıları ürküten; vergi reformlarına girişerek, kolaylıkla vergi kaçırmaya veya hiç vergi ödememeye alışmış olan bazı bol gelirlilerin canını sıkan; işçiye bütün demokratik hakları tanıyarak, işçi sömürmeyi bir hak sayanların huzurunu bozan; ulusal yararımızı ve onurumuzu koruyucu bazı dış politika değişikliklerine başlayarak birtakım büyük devletleri gocunduran; ulusal petrol davasını benimseyerek de devletler üstü dev petrol ortaklıklarını gücendiren bir parti, "ortanın solundayım" değil de "ortanın sağındayım" demiş bulunsaydı, sonuç gene de başka türlü olamazdı.

Gerçekte Cumhuriyet Halk Partisi'ne karşı son seçimlerde beliren tepki, bu partinin, halkı veya devleti sömürmeye alışmış bazı çevreleri tedirgin edici reformlara ve sosyal adalet tedbirlerine girişmiş olmasından doğuyordu.
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki devrimler, toplum yaşantımızı, dünya görüşümüzü temelinden değiştirecek nitelikte idi. Ama o devrimler dinden veya saraydan maddi çıkar sağlayanlar dışında hiçbir zümrenin maddi çıkarlarına dokunmuyordu. Örneğin Şapka Devrimi yapılınca, fes tüccarı, şapka ticaretine geçerek de hayatını kazanabilirdi. Fakat 1945'de Cumhuriyet Halk Partisi ilk toprak reformu denemesine girişince, Cumhuriyet Halk Partisi içindeki devrimci unsurlardan bile bazısı büyük gürültü kopardılar. Çünkü bu reform birçok kimselerin maddi çıkarına dokunuyordu. Demokrat Parti'yi kuranlardan bazısı, Cumhuriyet Halk Partisi içinde toprak reformuna muhalefet edenlerdendi.
196l'den sonra ise Cumhuriyet Halk Partisi, yurt içindeki ve dışındaki çeşitli zümrelerin maddi çıkarlarını sarsıcı reform ve değişikliklere girişmişti. Elbette bunlar yaygın ve yoğun tepkilere yol açacaktı. Cumhuriyet Halk Partisi "ortanın solundayım" dese de demese de bu tepkiler olacaktı.

"Ortanın solunda" sözüyle Cumhuriyet Halk Partisi, ancak 1965 siyasal ortamında, seçimlere giren altı parti arasında, bulunduğu yeri dürüstçe, açıkça tanımlayıp söylemiş oluyordu.
Bu tanımlamayı yaparken de Cumhuriyet Halk Partisi, çok partili demokrasilerde, partiler yelpazesindeki dilimlerden birini kendi program ve tutumuna en uygun olanı anlatmak için kullanılan bir deyimi kullanmıştı.
Bazı Batı parlamentolarında, tutucuların (muhafazakârların), başkana göre sağda; liberal olsun, radikal olsun, sosyalist olsun, toplumda bazı değişiklikler yapmak isteyenlerin de başkana göre solda oturmalarından çıkmış bir deyimdi bu.
Çağımızdaki birçok parlamentoda oturuş düzeni başka türlü olsa da partiler yelpazesinin dilimlerini sağdan sola sıralayarak tanımlamak, demokrasilerin evrensel bir geleneği olmuştu.
Ama "demokrat"ın "demirkırat" haline getirilip, ondan da "kırat"ın üretildiği; "referandum"un halka, dışarıdan gelecek bir gâvur papazı diye tanıtıldığı bir ortamda, bir "ortanın solu" deyiminin de veya aynı anlamı vermek üzere kullanılacak başka herhangi bir deyimin de başına her şey gelebilirdi.

Fakat Cumhuriyet Halk Partisi bundan yılmadı.
Batı'nın demokratik parlamento düzenini alıp da o düzene dinamizm katan, o düzende serbestçe tartışılan düşünce ve siyaset akımlarını ve o akımların geleneksel veya bilimsel adlandırılışını, yasaklar, tabular halinde tutmak, zaten mümkün de olmazdı. Bu deyim ve terimleri Cumhuriyet Halk Partisi kullanmasa, Cumhuriyet Halk Partisi hakkında başkaları kullanırdı.
Nitekim 27 Mayıs 1960 Devrimi'yle büyük ölçüde genişleyen özgürlük ortamında bu akımlar, yurdumuzda eskiden görülmemiş bir açıklıkla tartışılmaya, bu akımların adları söylenmeye başlandı. Cumhuriyet Halk Partisi'nin programını ve bu programı daha açıklığa kavuşturan 1965 Seçim Bildirgesi'ni inceleyen veya genel tutumunu değerlendiren aydınlar ve bilim adamları, yazarlar ve siyaset adamları, kendiliklerinden partinin yerini tanımlamaya çalışıyorlardı. O sırada, kendi görüş açılarına ve ölçülerine göre Cumhuriyet Halk Partisi'ne "komünist" diyen de "aşırı solda" diyen de "ortanın solunda", "orta yolcu", "sağcı", "tutucu" diyen de çıkıyordu.
Kamuoyu önünde tutum ve durumu bu terminoloji ile tartışılan bir partinin kendisi nerede olduğunu açıkça söylemezse; herkes onu kendi açısından değerlendirmeye devam ederdi ve halk gözünde Cumhuriyet Halk Partisi imajı büsbütün bulanıklaşırdı.

Üstelik sağda bulunanlar, sağcı olmayan her partiyi veya düşünürü, "aşırı solcu" diye tanımlıyorlardı. Buna karşı, Cumhuriyet Halk Partisi, "sol"un ayırtılarının anlatılmasına yardımcı olmaz ve kendisinin ne ölçüde solda olduğunu belirtmezse, "aşırı sol" damgası, haksız olarak, gerçeğe aykırı olarak üstünde kalabilirdi.
Onun için programıyla, 1965 Seçim Bildirgesi'yle, genel tutum ve eğimiyle ortanın solunda olan Cumhuriyet Halk Partisi bunu açık açık söylemeliydi ve söyledi.
Genel Başkan Sayın İsmet İnönü, 29 Temmuz 1965 günü Milliyet gazetesinde yayınlanan demecinde, CHP'nin ortanın solunda olduğunu söyleyerek bu ödevi yerine getirdi ve Türkiye'nin partiler yelpazesinde CHP'nin yerini belirledi.

Yelpazenin Dilimleri

Çok partili düzenin partiler yelpazesinde, partilerin durumu, sağdan sola şöyle sıralanır:

Aşırı sağ, ortanın sağı, orta veya merkez, ortanın solu, aşırı sol.

Aşırı sağ

Aşırı sağda, toplumu varmış olduğu noktadan geriye doğru çekmeye uğraşanlar vardır. Bunlar gericilerdir. Bazısı, sadece duygusal nedenlerle geçmişin özlemi içindedirler. Fakat birçoğu da halk topluluklarını taassubun karanlığında tutmak, sosyal ve ekonomik haklardan yoksun bırakmak; öylelikle halkı bir avuçluk egemen ve güçlü zümrenin baskısı altında köle gibi çalıştırmak istedikleri ve eski toplum düzenini bu isteklerine daha elverişli buldukları için geçmişi özlerler.
Böyleleri çoklukla, demokrasiden huzursuzluk duyarlar. Demokrasiyi, ancak özledikleri düzeni yeniden kurmayı kolaylaştırdığı ölçü ve biçimde isterler ve ellerine fırsat geçince demokrasiyi sona erdirirler. Demokrasinin halkı uyandırmasından, halkta özgürlük ve değişiklik, eşitlik ve adalet, duygu ve isteklerini körüklemesinden korkarlar. Bu korkularında da kendi açılarından haklıdırlar. Çünkü böyle duygular kendi kurmak istedikleri düzeni engeller. Onun için halkı, ya bir sağcı diktatörlük altında yaşatmaya ya da ekonomik ve sosyal bakımından ezilen, güçsüz bırakılan ve bu yüzden iradesini serbestçe kullanamayan halkı, biçimsel ve köksüz bir demokrasiyle avutmaya çalışırlar.
"Özel teşebbüsçülük", "özel mülkiyetçilik" maskesi altında, üretim araçlarını ve iş hayatını, sömürücü zümrelerin, büyük sermaye veya toprak sahiplerinin tekellerine veya kontrolüne bırakmak; devleti ve hukuku da bunun araçları olarak kullanmak isterler.
Eski imparatorlukları yeniden canlandırmak, dinsel taassuba veya ırkçılık temeline dayanan bir toplum ve devlet düzeni kurmak gibi hayaller besleyenler böyle gericiler arasından çıkar.

Faşizm de "sosyalizm" sözünü sırf kamuflâj için kullanan nasyonal sosyalizm de aşırı sağ akımların çağdaş türleri arasındadır.

Ortanın sağı

Ortanın sağında tutucular (muhafazakârlar) vardır. Bunlar, toplum yapısında değişiklikler olmasından ürkerler. Her şeyin olduğu gibi kalmasını isterler. Kimi doğuştan tutucu olduğu için kimi de var olan durumu güçlü ve egemen zümrelerin çıkarlarına uygun bulduğu ve o çıkarların bozulmasını istemediği için her türlü yeniliğe, devrime, reforma karşıdır.
Sosyal adaleti, ekonomi için gereksiz bir yük, kalkınma için bir engel, en azından geciktirici bir etken sayarlar.
Devletin, ekonomik ve sosyal hayatta fazla bir rol oynamamasını, oynayacağı rolün de daha çok azınlıktaki egemen zümreleri, güçlüleri koruyucu, daha da güçlendirici yönde olmasını isterler. Teşebbüs özgürlüğünde her türlü kısıntıyı, mülkiyet hakkında her türlü sınırlamayı reddederler.
Demokrasiyi, teşebbüs özgürlüğü uğrunda isteyebilir, ancak bu özgürlüğü sınırlamayacak biçimde olursa kabul edebilirler.
Toplumu bulunduğu noktadan daha geriye çekmeye çalışmadıkları için aşırı sağdakilerden bir adım ileri sayılırlar. Fakat yeniliklere, hattâ toplumun tabii tekâmülüne, evrimine karşı onlar da aşırı sağdakiler kadar, gericiler kadar direnirler.

Orta veya merkez

"Orta"dakiler veya "merkez partisi" denenler, toplumun zamanla değişmesini, toplum yapısında halk yararına bazı değişiklikler olmasını isteseler de istemeseler de tabii karşılarlar. Hattâ halkın baskısı altında, yüzeyde kalan reformlar yapmaya, istemeyerek de olsa katlanırlar.
Ama devrimci değildirler. Toplum yapısının, zaman içinde evrim yoluyla kendiliğinden değişmesini beklemeyi uygun görürler.

Onun için de köklü reformları çok zorlanmadıkça yapmaktan kaçınırlar.
Kısacası, yeniliğe, değişmeye karşı bir direnişleri yoktur. Ama bu yönde bir eğilimleri de yoktur. Pasiftirler. Tutucu da ilerici de değildirler. Durucudurlar. İşleri oluruna bırakırlar.
Demokrasiyi isterler.
Sosyal adalete az çok değer verirler. Fakat gerek ekonomide, gerek sosyal adalet sağlamada, devletin fazla ödev yüklemesinden hoşlanmazlar. Bunların da geniş bir teşebbüs özgürlüğü ve tabii oluş içinde gerçekleşmesini isterler. Özel sermaye birikimi desteklenmezse kalkınma olamayacağını düşünürler.
Oysa özellikle sınaileşmeye başlayan bir toplumda işler oluruna bırakılırsa, özel sermaye birikimi öylesine tekelciliğe yönelir, belirli ellerde toplanan servet öylesine büyür ki sosyal adalet de demokrasi de imkansızlaşır.
Genellikle plânlamaya da yatkın değildirler.
Ancak şartların zorlanmasıyla, düzenleyici ve yol gösterici, gevşek bir plânlamayı benimseyebilirler.

Ortanın solu

Ortanın solundakiler insancıdırlar. İnsana en üstün değeri verir. İnsan kişiliğinin serbestçe gelişebilmesini, herkese bu bakımdan imkân eşitliği tanınmasını; devlet ve toplum düzeninin, bu serbestliği ve imkân eşitliğini sağlayacak biçimde olmasını isterler.
Ortanın solundakiler halkçıdırlar. Geniş halk topluluklarının yararını, dar zümrelerin çıkarlarına üstün tutarlar. Halkın köklü sınıf duvarlarıyla bölünmesini, insanlık onuruna ve toplumun esenliğine aykırı sayarlar. Ama bunun için bir sınıfın başka sınıfları yok etmesini değil, gelir dağılımında denge ve adalet sağlanarak, insanlığa ve topluma yararlı bütün işlere saygınlık (itibar) kazandırılarak, her türlü ayrıcalıklar (imtiyazlar), her türlü fırsat ve imkân eşitsizlikleri kaldırılarak ve bütün sömürme kapıları kapanarak, sınıflar arasında kaynaşma olmasını, sınıf ayrılıklarının bu yoldan eritilmesini isterler.

Ortanın solundakiler bu bakımlardan, sosyal adaletçi ve sosyal güvenlikçidirler.
Sosyal adalet ve güvenlik sağlamayı, insan onuruna uygun, insan yeteneklerinin ortaya çıkıp gelişmesine elverişli ve geleceğe ait güvenlik kaygılarının insanlığı bencilliğe, sömürücülüğe ve sürtüşmeye itmesini önleyici bir toplum düzeni kurabilmenin kesin şartı sayarlar.

Önce dar bir zümrenin serbest teşebbüs yoluyla veya devlet desteğiyle varlığını artırmasını ve o zümrenin yatırım ve çabalarıyla toplumun zaman içinde kalkınmasını, ancak bunun sonucu olarak halkın refah ve güvenliğe kavuşmasını beklemeyi uygun görmezler. Bunu, halkın refah ve mutluluğunu gereksiz biçimde erteleyici, toplumda ahlâk ve uyumu engelleyici sayarlar ve adaletsiz bulurlar.
Onun için ortanın solundakiler ilerici, devrimci ve reformcudurlar.

Toplum yapısını mümkün olan en yüksek hızla değiştirerek, kendi insanlık ve halkçılık anlayışlarına uygun duruma getirmek; toplumun manevi ve maddi gücünü artırmak isterler. Ekonomik, sosyal ve kültürel kurumların düzelmesini, topluma, özellikle dar gelirli halka daha yararlı hale gelmesini oluruna ve zamana bırakmaz, bunu devrim ve reformlarla çabuklaştırmak isterler.
Ortanın solundakiler devletçidirler. Devletçilikleri halkı gözeticidir. Halkı devletin hizmetinde değil, devleti halkın hizmetinde sayıcıdır.

Ortanın solundaki devletçilik, iktisadi faaliyetin ve üretim araçlarının tümü ile devletleştirilmesini, teşebbüs özgürlüğünün yok edilmesini isteyen bir devletçilik değildir. Bu, kamu kesiminde olsun, özel kesimde olsun, iktisadi hayatın, her türlü iktisadi faaliyetin devletçe toplum yararına düzenlenmesini ve sosyal adalet ilkelerine uygun olarak yürütülmesini, üretim araçlarının toplum yararına kullanılmasını, tasarrufun ve yatırım kaynaklarının devlet müdahalesi veya devlet işletmeciliği yollarıyla da arttırılmasını öngören bir devletçiliktir. Devlet teşebbüsü yanında, özel teşebbüse de çalışma hakkı tanır. Devlet mülkiyeti veya sosyal mülkiyet yanında, özel mülkiyete de geniş yer bırakır. Fakat özel teşebbüsten, topluma karşı bazı ödev ve sorumluluklar bekler ve özel mülkiyetin, kamu yararıyla çatıştığı durumlarda, sınırlanabileceğini kabul eder. Bireysel (ferdi) teşebbüsten çok, halk teşebbüslerinin gelişmesine yardımı ödev bilir. Kısacası, teşebbüs özgürlüğü ile özel mülkiyeti, toplum yararı ve sosyal adalet sınırları içinde tutmayı ister.

Ortanın solundakiler, bunları sağlayabilmek için plâncıdırlar.
İktisadi ve sosyal gelişmeyi tesadüflere bırakmazlar. Amaçları belli, o amaçlara nasıl ve ne zaman varılacağı belirli ve bütün iktisadi faaliyeti toplum yararına yönlendirip sosyal adalete uygun olarak düzenleyici bir plânla, imkânları en iyi değerlendirmek ve gelişmeyi hızlandırmak isterler.
Ortanın solundakiler özgürlüğe bağlıdırlar. İktisadi ve sosyal amaçlarına özgürlük içinde, demokratik düzen içinde ulaşmak isterler. Bunu, o amaçlara erişebilmenin en güvenilir ve en insanca yolu sayarlar.
İnsana ve insanlığa saygılıdırlar. Gelecek kuşakların mutluluğu gerekçesiyle de olsa, insan hak ve özgürlüklerini kısmayı reddederler.
İnsanlardaki çalışma istek ve gücünün, insanlardaki yaratıcılığın, sosyal sorumluluk ve dayanışmanın, en çok demokratik düzende ortaya çıkabileceğine inanırlar.
Ortanın solundakiler sosyal demokrasiden yanadırlar. Halkın irade serbestliği ekonomik ve sosyal baskılardan kurtulmadıkça, demokrasinin halk yararına işleyemeyeceğini bilirler. Onun için demokrasinin biçimsel yönü kadar sosyal özüne de önem verirler.

Aşırı sol

Doğmalara, katı doktrinlere bağlı kalan, komünizme kadar varan aşırı sol, ortanın solundan birçok noktada ayrı ve uzaktır.
Aşırı sol, teşebbüs özgürlüğünü ve özel mülkiyeti reddeder. İhtilâlci ise bunları başlangıçtan reddeder. İhtilâlci değilse zaman içinde ve sonuç olarak bu özgürlük ve hakkın kaldırılmasını öngörür.

Tıpkı aşırı sağdakiler gibi aşırı soldakiler de demokrasiye, ancak kendi amaçlarına yararlı olduğu sürece, o ölçü ve biçimde ve kendi sistemlerinin sınırı içinde razı olurlar.
Aşırı sol, demokrasiyi her zaman açıktan reddetmese bile, bütün iktisadi hayat devletleştirilince, teşebbüs özgürlüğü tümü ile ortadan kaldırılınca ve öylelikle devlet, önünde durulmaz, karşı gelinmez bir güç kazanınca, denetlenemeyecek, sınırlanamayacak duruma gelince, demokrasi kendiliğinden ölür; özgürlük için nefes alma alanı kalmaz.
Gerçi aşırı solda, devleti eriterek tam bir halk egemenliği sağlama ülküsüne bağlananlar da vardır. Fakat uygulamada, bunu kendi formülleriyle sağlamanın yolunu bulamamışlardır.
İnsanların gelecekteki iyiliğini isterler. Fakat isteklerinin dogmatik yol ve yöntemleri uğrunda, insanları, yaşayan kuşakları feda etmekten, köle durumuna getirmekten kaçınmazlar.

Aşırı solun ve aşırı sağın tehlikelerine karşı ortanın solu

Halkı adaletsizlikten, yoksulluktan, baskıdan kurtarıcı ve toplumu sosyal adalet içinde kalkındırıcı tedbirler alınmazsa, ezilen, yoksulluk çeken insanlarda birikecek isyan duyguları, kabarıp taşma noktasına varabilir. Sınaileşmeye başlamış toplumlarda bu tehlike daha da büyüktür. İşte o zaman aşırı sol akımlar, bu isyan duygusunu, yıkıcı ve yaygın bir sel haline getirebilir.
Ortanın solu, bu sele karşı en sağlam duvar, en etkili settir. Sağdakiler, aşırı bir komünizm korkusuyla veya çıkarcı duygularla, bu duvarı, bu seti yıkarlarsa, komünizme meydanı boş bırakmış, aşırı sol akımların seline en elverişli ortamı hazırlamış olurlar.

Sağcı veya aşırı sağcı akımların, toplumu olduğu yerde tutmasına veya geriye çekmesine; sosyal özden yoksun, biçimsel bir demokrasi oyunu ile halkı oyalayıp aldatmasına ve sömürmesine karşı da en yeterli engel, gene ortanın soludur.
Özellikle, Türkiye gibi çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilmek için hızla gelişmesi gereken bir ülkede, orta (veya merkez) partilerinin duruculuğu, pasifliği, böyle bir gelişme hızını sağlayamaz, gelişmeyi hızlandırıcı en basit reform tedbirlerini bile önlemeye kalkışan, gerçek demokrasiyi ve sosyal adaleti engelleyen tutucu ve gerici güçlerin baskı ve etkisinden toplumu kurtaramaz. Bu güçlere karşı en yeterli savaş çizgisi, ortanın solundadır.

Hangi Parti Hangi Dilimde

Bugünün Türkiyesi'nde "aşırı sağ"dan "aşırı soP'a doğru açılan partiler yelpazesinde, hangi partiler hangi dilimlerde yer almaktadır?
Bugün Millet Meclisi'nde grupları bulunan altı partiden, ancak üçünün yeri az çok kesinlikle belirlenebilir. Bunlar, sağdan sola doğru sırasıyla; Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye İşçi Partisi'dir.

Adalet Partisi

Adalet Partisi, programına göre "ortanın sağında" sayılabilir. Bu partinin yetkilileri de tutucu (muhafazakâr) olduklarını söylemektedirler. Ama gitgide daha açıkça görülüyor ki henüz yeri yönü iyice belli olmamış bu parti, ortanın sağından başlayıp aşırı sağa kadar, aşırı sağın en uç noktasına kadar giden bir alanı kapsamakta ve sürekli olarak programının sağına kaymaktadır.
Ekonomik ve sosyal anlayışlarıyla Atatürk devrimleri karşısındaki, din konusundaki tutumlarıyla veya genel dünya görüşleriyle, en gerici, en sağcı akımlar, bu parti içinde yuvalanmışlardır. Bu en sağcı akımları temsil edenler, aktivist topluluklar halindedirler. Onun için azınlıkta da olsalar, Adalet Partisi'ne yön verebilecek güçtedirler. Türkiye'de, halkın karanlıkta tutulmasına ve sömürülmesine daha elverişli bir ortam arayan yerli yabancı bazı sermaye çevrelerinin tertipleri ve desteği de onların gücünü artırmaktadır.

Ortanın sağındaki bazı yöneticilerin veya "orta"da sayılabilecek az sayıdaki bazı Adalet Partili aydınların aşırı tavizciliği veya güçsüzlüğü yüzünden Adalet Partisi, Demokrat Parti'den daha çok sağa kaymaktadır. İnsaf ile söylemek gerekir ki (İngilizce " lunatic fringe" deyiminden çevirerek) "sağın kaçık uçları" diye tanımlayabileceğimiz en sağcı ve en gerici unsurlarını, Demokrat Parti kendi içinde barındırmamış, ancak çok zayıfladığı son yıllarında, yılana sarılır gibi bu unsurların bazısından destek arama yoluna gitmişti.

Oysa Adalet Partisi, aşırı sağın bütün bu "kaçık uçları"nı şimdiden, yani en güçlü zamanında bile kendine baş tacı etmektedir.
Şimdi Adalet Partisi'nin sağ kanadında, bazı çekişme ve çelişkenlikler de belirmektedir. Mülkiyet ve miras haklarını ve teşebbüs özgürlüğünü temelinden ve metafizik gerekçelerle reddeden; ama halk sömürücülüğünün ve zümre tahakkümünün başlıca aracı durumundaki din yobazlığını da körükleyen; Batıcılığı ve Batı sömürücülüğünü reddeden; ama Batı sömürücülüğünün bazı dış politika oyunlarını da destekleyen sesler, bu kanattan duyulmaya başlanmıştır. Bu sesleri yükseltenler, düştükleri çelişmelerin farkına vardıkça, aşırı sağdan aşırı sola mı sıçrayacaklardır (nitekim Adalet Partisi parlamento grubunda böylelerini, aşırı sağ ve aşırı sol uçların birleşmesine örnek diye gösterenler çıkmıştır) yoksa daha ılımlı bir noktada mı durulacaklardır, bu şimdiden kestirilemez.

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi ortanın solundadır. Programıyla ve tutumuyla, bu parti öteden beri ortanın solunda sayılırdı. Ama itiraf etmeli ki bilinçli ve tutarlı (insicamlı) olarak, kesinlikle ortanın solunda yer alışı, daha çok son yıllardadır.
Böyle kesinlikle ortanın solunda yer alışı, bu partinin kendi programını aşma değil, kendi programına her noktada ulaşma hamlesidir.
Cumhuriyet Halk Partisi ne kadar sola gidebilir?
Türkiye'de devrimlerin ve reformların öncüsü ve yapıcısı olan Cumhuriyet Halk Partisi, demokrasinin de kurucusu ve inançlı koruyucusudur. Onun için Cumhuriyet Halk Partisi'nin demokrasiye bağlılığı, bu partinin soldaki sınırını çizer.

Devrimci, ilerici bir parti olarak Cumhuriyet Halk Partisi, bu sınırı aşmaya niyetli veya razı olsaydı, demokrasiyi kurup da kendi kendine o sınırı çizmezdi.
Cumhuriyet Halk Partisi, ancak demokrasiyle, özgürlükle bağdaşabilecek ölçüde sola gidebilir.

Türkiye İşçi Partisi

Türkiye İşçi Partisi, kuşkusuz Cumhuriyet Halk Partisi'nin daha solundadır. Ama ne kadar daha solunda? Henüz bu konuda bir yargıya varmak için zaman erkendir. Nasıl, Adalet Partisi'nde ortanın sağından, hattâ "orta"dan, aşırı sağa kadar unsurlar yer alıyorsa, Türkiye İşçi Partisi'nde de Cumhuriyet Halk Partisi'nin sol sınırından, aşırı sola kadar uzanan unsurlar yer almaktadır.
Bu genç parti henüz bir oluş ve yerine oturuş, daha doğrusu yerini arayış dönemindedir. Aşırı solcu unsurlarla, demokratik sosyalizm sınırları içinde kalan unsurların çatışma veya uzlaşması, zamanla bu partinin yelpazedeki yerini daha kesinlikle belli edecektir.

Anadolu halkıyla daha yakından temas ve parlamento içi siyaset tecrübesinin, bu partideki aşırı ve sivri uçları törpüleyip, yumuşatıcı etkiler göstermesi beklenebilir. Şimdiden bu yönde belirtiler görülmeye başlanmıştır.
Fakat henüz sözcülerinin konuşmaları, yazıları arasındaki çelişmeler, ilerici ve sosyal adaletçi olmakla beraber demokrasiye de bağlı bulunanların bu parti üzerindeki tereddütlerini devam ettirecek nitelik ve ölçüdedir.

Yeri belli olmayanlar

Geriye kalan üç partinin; Millet Partisi, Yeni Türkiye Partisi ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin yelpazedeki yerlerini tanımlamak henüz mümkün görünmemektedir.
Bunlardan Yeni Türkiye Partisi'nin ağırlık noktası "orta"da, "merkez"dedir. Fakat ortanın solunda bazı unsurları da barındırmakla beraber, bu parti, sağın eritici, kendine çekici etkilerine açıktır. O yüzden bu partinin, "orta"da kalıp kalamayacağı, hattâ varlığını koruyup koruyamayacağı belirsizdir. Orta veya merkez partileri, Türkiye gibi hızla gelişmesi gereken bir ülkeyi, tutucu ve gerici güçlerin baskı ve etkisinden kolay kurtaramazlar. Yeni Türkiye Partisi'nin, bu baskı ve etkiden kendi kendini bile kurtarabileceği şüphelidir.
Millet Partisi'nde, ortanın solunda yer alan bazı aydın ve uyanık kişilerle, sağa eğilimli kimseler yan yana yer almaktadırlar. Şimdilik bu parti içindeki tek bağlayıcı unsur, önderdir. Parti, yaşama gücünü bile önderinin kişiliğinden almaktadır. Sosyal ve ekonomik konularla pek az ilgilenen bu önder, 1966 Bütçe görüşmelerinde, partisinin "mutedil sosyal liberal" olduğunu söylemiştir. Fakat bu pek karma deyimin ne anlama geldiği kestirilememektedir.
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ise yönetici kadrolarındaki kesin değişiklikten sonra henüz sonucu alınamamış bir metamorfoz içindedir. Zaten çok dar olan yeni yönetici kadrosunda, sağcısı da solcusu da aşırı sağla sol arasında bocalayanı da vardır. Bazı sözcüleri, bu partiyi "demokratik milliyetçi toplumcu" olarak tanımlamaktadırlar. "Nasyonal sosyalist"in Türkçesi olan "milliyetçi toplumcu" sözünün olumsuz çağrışımları, bu partinin üzerinde, haklı veya haksız, kuşku bulutları meydana getirmektedir. Bir bakıma da Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi son zamanlarda, Adalet Partisi'nin aşırı sağ kanadının bir bölümünde dağınık olarak beliren aşırı sağ-aşırı sol çelişkenliğini, daha yoğunlaşmış olarak yansıtıyor sayılabilir.

Genel görünüş

Kısacası, şimdi Türkiye'de genellikle bütün partilerde, bilinçli veya bilinçsiz, tutarlı veya tutarsız, sola açılma eğilimleri görülmektedir. Adalet Partisi'nde ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nde bu eğilimler, koyu bir karanlık ve sert bir çelişkenlik içindedir. Millet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi'nde dağınıktır. Türkiye İşçi Partisi'nde, demokrasiyle bağdaşabileceği şüpheli, aşırı ölçülere varmaktadır. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi ortanın solunda bir noktada, tutarlı, belirli ve bilinçli bir duruluğa erişmektedir.

Kaynakça
Kitap: Ortanın Solu
Yazar: Bülent Ecevit
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Ortanın Solu Siyaseti ve CHP

Mesajgönderen Avşaroğlu » 08 Nis 2011, 13:49

Nasyonal Sosyalist=Milliyetçi Toplumcu sözü dikkatimi çekti. Böyle birşeyin doğruluk ihtimali epey yüksek. Peki Nasyonal Sosyalizm sağda mıdır, solda mıdır, aşırı sağ mıdır, aşırı sol mudur, ortanın sağı mıdır yoksa ortanın solu mudur?

Kendini nasyonel olarak tanımlayan, ırk üzerinden siyaset yapan bir partinin sol olma ihtimali olamaz. Ancak sosyalist ismini taşıyan bir partinin de sağ olma ihtimali olamaz. Bu konu epey kafa karıştırıcı.
Kullanıcı avatarı
Avşaroğlu
Çavuş
Çavuş
 
Mesajlar: 62
Kayıt: 16 Mar 2011, 00:17

Re: Ortanın Solu Siyaseti ve CHP

Mesajgönderen TurkmenCopur » 08 Nis 2011, 16:19

Aslında günümüzde sol veya sağ diye birşey kalmadı. "Vatana/Devlete ihanet eden" vede "Vatana/Devlete ihanet etmeyen" kavramlarını kullanmak en doğrusudur.

"Nasyonal Sosyalizm" ise Atatürkçülük ile bağdaşıyor. "Nasyonal Sosyalizm" kavramı bence hem Türk Milliyetçisi olan, hem Türk kökenli olmayanları kucaklayan ve kendisinden biri olduğunu kabul eden ve onlarıda Türk Milletinin bir parçası olarak kabul eden, hemde emeğe ve emekçiye sahip çıkan anlamına geliyor. Yani hem sağ, hem sol, ama dediğim gibi günümüzde vatan hainleri okadar çoğaldıki, sağ sol kavramları çok anlamsız geliyor bana.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir