Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Avrupa Ekonomik Topluluğu İle Ilişkiler

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Avrupa Ekonomik Topluluğu İle Ilişkiler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 21:48

AVRUPA EKONOMİK TOPLULUĞU İLE İLİŞKİLER

Bir ülkenin iç sorunları, dış sorunlarıyla doğrudan doğruya bağlantılı değilse, o iç sorunların ihmali, ağırlaşması, çok büyük sakıncalar doğurmayabilir. Bazı zararlar verse de ülkeye, zaman içinde o zararlar giderilebilir veya azaltılabilir.
Fakat eğer bir ülkenin iç sorunlarıyla dış sorunları yakından bağlantılı duruma gelmişse, o iç sorunlarda en küçük bir ihmalin bile olumsuz sonuçları kolay kolay giderilemez. Türkiye'de artık ulusal ekonomi bir iç sorun olmaktan, sırf Türkiye'nin iç sorunu olmaktan çıkmıştır.
Değil mi ki Türkiye bir anlamda ve bir ölçüde bir ekonomik bütünleşme hareketi olan Ortak Pazar üyeliği yolunda adımlar atmaya karar vermiştir. Öyleyse artık Türkiye'nin ekonomisi yalnız kendi içinde çözülebilecek, dış ilişkilerinden soyutlanarak çözülebilecek bir sorun değildir. Münhasıran bir iç sorun olmaktan çıktığı için de, ekonomimizle ilgili en küçük bir ihmal, en küçük bir zaman kaybı, ileride giderilmesi olanaksız sakıncalar ortaya çıkarabilir.
Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Ankara Antlaşması 1963'te imzalandı, 1964 sonlarında yürürlüğe girdi ve 1970'teki katma protokolle de ilişkilerimiz yeni bir aşamaya ulaştı.

Türkiye bu adımları atmalı mıydı, atmamalı mıydı, Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun ortak üyesi olmalı mıydı, olmamalı mıydı?.. Bu, tartışılabilir... Aslında ikisi de geçerli olabilir, yeter ki ikisinden biri için geçerli politikalar izlenebilsin! Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu'na üye olma yolunda adımlar atmayabilirdi, ekonomisini ve dış ilişkilerini ona göre düzenlemenin yollarını bulabilirdi. Türkiye bunu yapmamıştır, Avrupa Ekonomik Topluluğu'na üyelik yolunda adımlar atmıştır. Bunun da gerekleri yapılabilirdi. Fakat o adımları atmanın gereklerini Demirel Hükümetleri yerine getirmemiştir.

Herkes Ayrı Telden Çalıyordu

Biz 1974'te hükümete geldiğimiz vakit, hükümet ortağı iki parti birbirlerine açık davrandılar bu konuda. Biz, "Ulusal yararımızı koruyucu tedbirler alınabilmek şartı ile, üyeliğimizi, ortak üyeliğimizi sürdürmeliyiz" diyorduk. Hükümetin öteki ortağı ise, ilke olarak karşıydı, fakat gerçekleşme yolunda adımların atılmış olması durumuyla karşı karşıya bulunduğu için, herhangi bir direniş içinde değildi. Hükümete geldiğimizde nasıl bir manzara gördük? Bizden önce hepsi bütün kanatlarıyla veya tüm üyeleriyle Ortak Pazar üyeliğine kesin inanmış partiler ülkeyi yönetmişlerdi. 1974'te bizim hükümetimizin bir bölümü inanmış, bir bölümü inanmamıştı. Fakat o, Ortak Pazar üyeliğine tüm olarak inananların hükümetlerinden sonra geldik ve gördük ki, Türkiye'de devlet dairelerinin her biri, Ortak Pazar konusunda ayrı telden çalıyor, ayrı ses çıkarıyor. Hükümetler bir gün bile bu konu ile doğrudan veya yakından ilgili devlet dairelerini, kuruluşlarını bir araya getirip, Türkiye'nin bu konudaki oldukça yetişmiş uzmanlarını bir araya getirip, bu konuda nasıl bir tutum izlemeliyiz, nasıl tedbirler almalıyız, Türkiye'yi ortaklığa nasıl hazırlamalıyız, diye kafa yormamışlar. Biz geldiğimizde sanılıyordu ki, Türkiye'de, Devlet Planlama Teşkilâtı, Dışişleri Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Tarım Bakanlığı bu konuda bağdaşması olanaksız bakanlıklardır.

CHP Hükümetinin Hazırlığı

Fakat biz bir deneme yaptık, hiç de öyle olmadığını gördük. Doğrudan doğruya ilgili devlet kuruluşlarını da, konuyu bilen uzmanları, bilimadamlarını da bir araya getirdik. Uzmanları, bilimadamlarını, Cumhuriyet Halk Partili, Adalet Partili, Milli Selamet Partili diye ayrılık gözetmeden bir araya getirdik; hepsine danıştık; Devlet Planlama Teşkilâtı'na görev verdik; ve Türkiye'nin bu konuda neler yapması gerektiği konusunda bir devlet görüşü oluşturmaya başladık. Ama bu konuda hazırlanması için görev verdiğimiz rapor yayımlanacağı sırada biz hükümetten ayrıldık. O arada dışarıda da boş durmadık. Ortak Pazar yetkililerinden, üye devletlerin yetkililerinden kime rastladıysak, hepsine, Türkiye'nin sorunlarını, haklı davalarını anlattık ve Türkiye'ye, Türkiye'nin haklı isteklerine gereken ilgiyi göstermeye mecbur olduklarını onlara kabul ettirdik. Bizden gerekli girişimleri bekliyorlardı. Bunun için de, demin anlattığım gibi, Türkiye'de gereken hazırlıkları yaptık. O aşamada hükümetten ayrıldık.

Türkiye'den Görüş Bekleniyor

Aradan bunca zaman geçti, hâlâ Avrupa Ekonomik Topluluğu, Türk Hükümeti'nin açık seçik görüşlerini bekliyor; ama hâlâ bu görüşler Avrupa Ekonomik Topluluğu'na bildirilmiş değil. Onun için bekleye bekleye sabrı tükenen Avrupa Ekonomik Topluluğu şimdi kendisi Türkiye'ye akıl vermeye başladı... "Madem ki kendiniz çıkarınızı düşünmüyorsunuz, çıkarınız doğrultusunda girişimler yapmıyorsunuz o halde ben girişimleri ele alıyorum" deme havasına girdi ve tabii Türkiye açısından değil, Avrupa Ekonomik Topluluğu üyeleri açısından en uygun formüller neler ise, Türkiye'ye onları önermeye başladı.
On yıla yaklaşan Demirel ve Adalet Partisi yönetimlerinin bu konudaki ihmalciliği ve sorumsuzluğu yüzünden Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu'yla ilişkilerinde, yalnız sanayi bakımından değil, bir tarım ülkesi ola ola tarımı bakımından bile kendi varlığını koruyamaz, nerede ise tarımını bile ayakta tutamaz duruma gelmiştir veya gelmek üzeredir.
Avrupa Ekonomik Topluluğu'nda rejimin büyük önemi vardır. NATO için de nazari olarak rejimin önemi vardır, ama gerçekte pek o kadar yoktur. Avrupa Ekonomik Topluluğu'nda ise özgürlükçü demokrasiye bağlılığın kesin zorunluluk olduğu bilinmelidir. Bu koşula kesinlikle uymayanların Avrupa Ekonomik Topluluğu'nda yeri yoktur. Bu koşulun gereklerini tam olarak getirmeyen bir ülke, Avrupa Ekonomik Topluluğu içinde, saygın ve etkin bir ülke olamaz.
Bazı ekonomik büyüklükler bakımından Yunanistan maalesef bizden daha ileri durumdadır. "Maalesef" diyorum, çünkü aslında bizim olanaklarımız Yunanistan'dan çok daha geniştir. Ama henüz Yunan ekonomisi de Avrupa Ekonomik Topluluğu'nda tam üyeliğe hazır değildir. Ona rağmen niçin üyeliğe kabul ediyorlar? Verilen karar bir siyasal karardır. Nitekim soruna daha çok teknik açıdan bakan kurul, reddetmiştir Yunanistan'ın üyeliğini; ama siyasal açıdan bakan kurul kabul etmiştir. Neden? Çünkü Yunanistan, daha bir buçuk yıl önceye kadar dikta rejimi altında olduğu için herkesin ittiği Yunanistan, şimdi demokrasi yolunda çevresine umut verebilmektedir. Türkiye'ye ise bu konuda herkes kuşkuyla bakıyor:
"Acaba yine Türkiye'de rejim tehlikede mi, Türkiye'de bu olayların sonu neye varacak?" diye kuşkuyla bakıyor herkes... Bir yandan Ortak Pazar'da yerimizi alabilmek veya Ortak Pazar'da Yunanistan'ın bizden çok daha fazla avantajlı duruma geçmesini (hükümetçe ifade edilmemekle beraber belki) önleyebilmek istiyoruz. Ama bir yandan da rejime bu kadar önem veren ortaklığın başlıca üyelerinden birinin topraklarında, bir partimiz, o ülkenin yasalarına aykırı olarak parti örgütleri kuruyor ve o ülkenin yetkilileri, sendikacıları, böyle bir faşist partinin kendi ülkelerinde örgütlenmesini kendileri için bir leke gibi görüyorlar; ülkelerinde bu örgütün kapatılmasını istiyorlar. Hükümet'in umurunda değil bunlar; ve Hükümet üyesi o parti de, inadına, büyük bir umursamazlıkla, gazetelerde o ülkedeki yeni kongrelerini ilân ettiriyor. Almanya'nın Münih kentinde, Stuttgart'ında, başka kentlerinde yaptığı kongreleri ilân ediyor. Ondan sonra da Hükümet, Avrupa Ekonomik Topluluğu'ndan anlayış bekliyor. Boşuna bekliyor bu anlayışı. Eğer demokrasiye inancınız yoksa Avrupa Ekonomik Topluluğu'nda zaten yeriniz yok demektir.

Bir Çelişki

Türk Hükümeti'nin bu kayıtsızlığından yararlanarak Avrupa Ekonomik Topluluğu da, tabii, bizimle ilişkilerini kendi çıkarına göre düzenlemek istiyor. O arada, birtakım çelişkili davranışlara da düşüyor. Bir yandan Türkiye'yi Akdeniz ülkesi sayıyor; o nedenle, ortak üye olmayan bazı Akdeniz ülkelerine tanıdığı ödünleri tanıyabileceğini söylüyor. Fakat öte yandan da, "Sen onlardan farklısın; sen Ortak Pazar'ın ortak iiyesisin; ileride tam üye olmak istiyorsun; ben sana o ödünleri tanırım, ama senin de bana şu şu şu ödünleri, öteki Akdeniz ülkelerinden istemediğim, beklemediğim ödünleri tanıman şartıyla tanırım" deme havasına giriyor. Ortak Pazar'ın böyle bir çelişkili havaya girmesine, Türk Hükümeti'nin kayıtsızlığı da, konuyla ilgisizliği de fırsat veriyor. Sonuç olarak, biz Ortak Pazar'ın ortak üyesiyiz, ama ortak üye olmayan, fakat ekonomik durumları, olanakları bizden iyi olan bazı ülkeler, Avrupa Ekonomik Topluluğu'ndan, bize oranla çok daha geniş olanaklar elde etmiş durumdadırlar.

Serbest Dolaşım Hükmü Ulgulanmıyor

Avrupa Ekonomik Topluluğu'na üye ülkeler içinde Türk işçileri için serbest dolaşımın başlaması gerek. Bu konuda kesin, açık hüküm var. Fakat topluluk, bunu da uygulayamayacağını söylüyor. Üye ülkelerde de işsizlik olduğunu öne sürerek atlatıyor. Türk Hükümeti'nin sesi çıkmıyor. Çıkıyorsa da bizler duyamıyoruz, yurtta duyulmuyor. Oysa yurtta duyurup kamuoyunu oluşturmadan, yabancılara hiç duyuramazsınız isteğinizi.
Kaygım şudur: Bu konuda bir hafif umut verecektir Avrupa Ekonomik Topluluğu; "Gelin, bu serbest dolaşımı nasıl uygulayacağımızı müzakereye başlayalım" diyecektir. Ama buna karşılık, "Sen de bana şu şu şu ödünleri ver veya benden şu şu şu ödünleri istemekten vazgeç!.. " diyecektir ve serbest dolaşım müzakereleri uzadıkça uzayacaktır. Eğer Türk Hükümeti Türkiye'nin Avrupa'daki ağırlığını duyurmakta bu kadar başarısız kalmaya devam ederse, o müzakereler de bir sonuç vermeyecektir.

Topluluğun Yeni Önerisi

Şimdi, sanki çok orijinal bir düşünceymiş gibi, Avrupa Ekonomik Topluluğu, "Bırakın ilişkilerimizde yeni düzenlemeleri, biz sanayi ve teknoloji alanında işbirliği yoluyla sizin ihtiyaçlarınızı karşılayalım, meselelerinizi çözmeye yardımcı olalım" havasındadır.
Bu, elbette reddedilmez; ama Batı Avrupa ülkeleriyle sanayi ve teknoloji alanında işbirliği yapmak bir imtiyaz değildir. Bu, onların işine gelen bir şeydir. Ortak Pazar üyesi olmayan, Ortak Pazar'ın ortak üyesi olmayan pek çok ülkeyle en geri kalmışından, en gelişmişine kadar pek çok ülkeyle zaten sanayi ve teknoloji alanında işbirliği yoluna gidiyorlar. Biz elbette buna karşı olamayız. Ama bizim sorunumuzun çözümü bu değildir; bizim isteklerimizin cevabı bu değildir; bizim isteklerimizin alternatifi, karşılığı bu değildir. Biz, sanayi ve teknoloji alanında işbirliğini, istediğimiz ülkeyle yaparız. Yalnız Avrupa Ekonomik Topluluğu üyeleriyle yapmaya ve o yoldan Avrupa Ekonomik Topluluğu'na büsbütün bağımlı duruma gelip, topluluk içinde ağırlığımızı daha çok yitirmeye de razı olamayız. Buna razı olmaya hakkı yoktur Hükümet'in. Hele kendine "milliyetçi" diyen bir Hükümet'in hiç hakkı yoktur.
Biz başka ülkelerle dengeli bir şekilde teknoloji ve sanayi alanında işbirliğimizi yaparız. Bunu öyle yaparız ki, Ortak Pazar karşısında veya içinde bizim ağırlığımız artar, ekonomik ağırlığımız artar ve o şekilde pazarlık masasına daha güçlii olarak otururuz. Yoksa Topluluğa daha çok bağımlı duruma gelip onunla pazarlık edebilmek ve başarılı olabilmek, hayaldir.

Savunma Sanayiine El Atmak İstiyorlar

Düşünün şimdi, çoğu aynı zamanda NATO üyesi olan bu ülkeler, ortak güvenlik sistemi gereğince, Türk savunmasına, NATO'nun güneydoğu kanadındaki Türkiye'nin savunmasına yapmaları gereken katkıları yapmıyorlar; Türkiye ulusal güvenliği bakımından son derecede güç duruma düşüyor, o yüzden. Ondan sonra diyorlar ki, "Bunun çaresi var; siz ulusal savaş sanayii kuracağınızı söylüyorsunuz. Bizimle kurun; bizim özel sermayemizle kurun..."
Ortaya birtakım silah aracıları çıkıyor, silah spekülatörleri çıkıyor. Bir tekini duyduk, hepimiz ne kadar üzüldük, kaygı içindeyiz, ne olacak, Türkiye'de kim rüşvet almış, kim kime ne vermiş, nerelere kadar yolsuzluk girmiş, diye...
Fakat düşünün, bir yandan Batılı müttefiklerimizin bizi ihmalinin sonucu olarak ulusal savaş sanayii kuracağız diyor Hükümet, öte yandan, aynı devletlerden bazıları, ulusal savaş sanayiimizi bile kendilerine bağımlı kılmak için, Avrupa Ekonomik Topluluğu yoluyla birtakım tedbirler peşinde koşuyorlar.

Bunların hepsi düşünülebilir. Bunların hepsinin pazarlığı yapılabilir. Ama, bunlar, bizim ileri sürmemiz gereken haklı isteklerin karşılığı değildir, alternatifi değildir. Bunlar başka bir şeydir. İlkin Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu ile haklı istekleri müzakere edilir. Onun yanı sıra da, ulusal savaş sanayiimizi Alman sermayesi ile mi kuracağız, İtalyan sermayesi ile işbirliği halinde mi kuracağız, başka bir ülkeyle işbirliği halinde mi, yoksa kendi başımıza mı kuracağız savaş sanayiimizi, onu ayrıca düşünürüz. Bizim Ortak Pazar'la meselemiz bu değildir. Ortak Pazar'ın bizimle meselesi bu olsa bile...
Fakat, görebildiğimiz kadar, Hükümet'in bu konuda da belirli, açık bir politikası yok. Haydi, belki var da biz görmüyoruz, diyelim. Fakat Batılılar da görmüyor, bunu... Türkiye'de veya yabancı ülkelerde zaman zaman Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun yetkililerine, işleri en iyi bilir durumda olanlarına rastlıyoruz. "Yardımcı olmak istiyoruz, ama Türk Hükümeti'nin ne istediğini bilmiyoruz" diyorlar; ve uzun süredir bu konuda yapılması gereken görüşmeler erteleniyor.

Gerçek Milliyetçiliğin Gereği

Yunanistan, en başta siyasal nedenlerle, Ortak Pazar'a tam üyelik yolunda adımını atmış ve kabul ettirmiş. Türkiye ekonomik kaderini büyük ölçüde Avrupa Ekonomik Topluluğu'na bağlamış. Bugünkü ekonomik ve siyasal durumumuzda bu soruna ciddi olarak eğilmeyen bir hükümetin, "ben milliyetçiyim" demeye hakkı olamaz. Laf milliyetçiliği geçmez çağımızda. İlkin ekonomik milliyetçilik gereklidir. Dünyada Türkiye'nin haklarına sahip çıkabiliyor musun? Üyesi olduğun ittifak sistemlerinde, üyesi olduğun ortak ekonomik sistemlerde, ulusal çıkarlarına, ulusal haklarına sahip çıkabiliyor musun? Yoksa kendi sorumluluğun yüzünden ulusal ekonomi çıkmaza saplandığında, 500-600 milyon dolarlık astarı yüzünden pahalı proje kredisini alabilmek uğruna, onlar karşısında bütün haklı isteklerden, ulusal haklardan vazgeçiyor musun? Eğer vazgeçiyorsan, sen milliyetçi olamazsın, hele çağımızın milliyetçisi hiç olamazsın.

Bir Dönemeçteyiz

Sayın milletvekilleri, Türkiye artık şu noktaya, şu dönemece gelmiştir: Ya Ortak Pazar'dan çıkacaktır ya da Ortak Pazar'da kalacaktır. Eğer kalacaksa, şerefle kalmanın, güçlenerek kalmanın, ekonomisini güçlendirerek kalmanın yolunu, koşullarını bulmalıdır, sağlamalıdır. Bunun ikisi arası yoktur. "Kalırız ama, ne yapalım, idare ederiz" olmaz. Bu, Türkiye'nin geleceğini ipotek altına sokmak, tehlikeye atmak demektir. Hiçbir hükümetin buna hakkı yoktur. Ortak Pazar konusunda görüşü nedir, ağırlığı nedir? Türk Hükümeti bunu Türkiye'de ve dünyada artık ortaya koymaya mecburdur. Bu konuda bir gün bile yitirmeye mezun değildir. Ortak Pazar'la ilişkiler sorunumuz çözülmeden de Türkiye'nin kalkınma hızı, ekonomik bağımsızlığı, ekonomisinin yapısı, sanayinin, hatta tarımının yapısal sorunları ile ilgili sorunları çözülemez. Bunlar üzerinde düşünmek, konuşmak bile bir bakıma geçersiz kalır.

Kaynakça
Kitap: Türkiye 1965-75
Yazar: Bülent Ecevit
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir